Anasayfa » DÜNYA » Libya ve Ortadoğu’dan Afrika’ya bölgesel devrimin yeni koşulları

Libya ve Ortadoğu’dan Afrika’ya bölgesel devrimin yeni koşulları

Libya’nın jeostratejisi…

Libya küresel tekelci kapitalizmin jeostratejisi açısından Kuzey Afrika’nın en önemli ülkesidir. Ortadoğu (Mısır ve Sudan), Orta Afrika (Çad ve Nijer), Kuzey batı Afrika (Cezayir ve Tunus) ile komşuluğu; Arap, Müslüman, Ortadoğu, Afrika, Akdeniz kimliklerini, Ceberi-Tarık boğazı ve Avrupa’ya coğrafi yakınlığı kendinde birleştirmesi, onu bölgesel olduğu kadar küresel nüfuz ve egemenlik savaşımlarında öne çıkan ülkelerden biri haline getirmiştir.

Libya aynı zamanda Malta adası, İtalya ve İspanya’ya coğrafi yakınlığı nedeniyle Afrika’dan Avrupa’ya göç ve insan ticaretinin ana üssü durumundadır.

Libya’nın herkesin bildiği asıl jeostratejik önemi ise petrol ve doğal gaz yataklarından kaynaklanmaktadır. Libya dünyanın en verimli ve en kaliteli petrol kaynaklarına sahiptir. Ülkenin kıyı bölgelerinde üretilen petrolle dünya petrol üretiminin yüzde 2’sini gerçekleştiren Libya’nın çöl bölgelerinde henüz çıkartılmamış dünyanın en geniş ve en zengin petrol ve doğal gaz rezervlerinin bulunduğu tahmin edilmektedir.

Kaddafi rejiminin kısa tarihi

Albay Kaddafi, emperyalist kapitalist dünyada kriz ve isyanlar, anti-sömürgeci, anti-emperyalist ulusal kurtuluş hareketleri ile sarsıldığı, Filistin’de FKÖ’nün silahlı mücadeleyi başlattığı 196O’lı yılların sonlarında, Arap dünyasında Arap ülkelerinin anti-sömürgeci ulusal birliğini hedefleyen burjuva milliyetçisi Baas hareketinin yükselişinin son temsilcisi olarak Libya’da yönetimi darbeyle ele geçirdi. Sonradan 3 kez revize ederek her dönemde uluslar arası ve ülke içi konjenktüre göre ayarladığı, İslami motiflerini artırdığı “Yeşil Kitap”ı, küresel tekelci neoliberal ideoloji tarafından “İslami Sosyalizm” diye lanse edilmekle birlikte, Kaddafi hiçbir zaman sosyalist olmadı. Onun “Yeşil Kitabı”nın ilk biçimi, yaslandığı Sovyet revizyonizmi, esinlendiği Maoizm ve “üç dünyacılık”, “ne kapitalist ne sosyalist olmayan 3. yol” ya da “kapitalist olmayan yoldan kalkınma” adı altında bir tür ulusal korumacı devlet (feodal-rantiye) kapitalizmi ve korparatizmi, anti-sömürgeci burjuva ulusalcılığı, burjuva modernist reformlar ve popülizmdi.

Kaddafi ülkedeki emperyalist üsleri kapattı, emperyalist tekellerin denetimindeki petrolleri ulusallaştırdı. İktidarının ilk dönemlerinde feodal aşiretlerin egemenliğine karşı mücadele etti. Baasçıların iktidarda olduğu Mısır, Suriye ile birleşme çalışmaları yürüttü. ABD ve Avrupa emperyalizminin, İsrail’in baskı ve saldırılarına karşı Sovyetler Birliği ve Çin’e yaslandı, FKÖ’yü, İRA’yı, Kızıl Tugaylar’ı destekledi.

Libya-Mısır- Suriye arasında Arap Baas birliği girişimi, Mısır’da Nasır’ın öldürülmesi ile sona erdi. Kaddafi büyük aşiretlerle uzlaştı ve rejimini kendi aşiretini ayrıcalıklı hale getirerek, bakanlıkları bile aşiretler arasında paylaştırarak ve aşiretler arası rekabetleri kullanarak sürdürdü. Kaddafi ordunun çekirdiğini de paralı askerlerden oluşturduğu bir özel ordu haline getirdi, geri kalan subay ve ordu kademeleri de, tüm devlet bürokrasisinde olduğu gibi, yine Kaddafi’nin belirlediği bir aşiretler hiyerşisine göre dağıtılıyordu. Bir devlet-aile-aşiret (feodal-rantiye) kapitalizmi modeli geliştirdi.

Çad, Tunus, Cezayir, Fas ile birleşme çalışmaları yürüttü. Halkların inisiyatif ve kaynaşmasına dayanmayan, devletlerin bürokratik birleşmesini ve Kaddafi rejiminin liderliğini ve egemenliğini öngören bu bütünleşme girişimleri, hızla liderlik ve egemenlik çatışmalarına dönüştü ve Libya’nın Çad ile çatışmasına varan bu girişimler de dağıldı. Daha sonra bu kez Afrikalı kimliğini öne çıkartarak, Avrupa Birliği’ne karşılık kendi liderliği ve egemenliği altında Afrika Devletler Birliği’ni oluşturmaya çalıştı. Bu girişimleri de sonuçsuz kaldı.

Burjuva milliyetçiliğe ve anti-sömürgeciliğe dayanan cılız anti-emperyalizminin de hızlı içi boşaldı, anti-emperyalizmi bölgesel hegemonya mücadelelerinin ve ülke içi yönetimin aracı olarak kullanılan bir retoriğe dönüştürdü. Sovyet revizyonizminin çöküşünden sonra, ABD ve AB’nin daralan kıskacına karşı bir dönem daha önceki dönemdeki bölgesel güç ve etkisini, petrol silahını, “3 dünyacılık” bayrağını, Afrika, Ortadoğu ve Avrupa’daki çeşitli küçük burjuva radikal muhalefet hareketlerine desteğini kullanarak karşı koymaya çalışsa da, hareket alanı hızla daraldı ve bunu çok fazla sürdüremedi. Bir yandan ülke içinde büyüyen Müslüman Kardeşler, İslami Cihad, Hizbut Tahrir gibi radikal islamcı hareketlerin iktidarını tehdit etmeye başlaması, diğer yandan ABD ve BM’nin 1996’da uygulamaya başladığı yaptırım ve ambargoyla birlikte saldırı tehditleri karşısında geri adım attı ve ABD ve AB ile arayı düzeltmenin yollarını aramaya başladı.

Ancak yaklaşık 10 yıl süren emperyalist ambargo ve yaptırımların bütün faturasını da Kaddafi rejimi ve burjuva-feodal egemen sınıflar değil Libya halkı ödedi. Libya’nın Türkiye’den büyük yüzölçümüne karşın büyük bölümünün çöl olması, topraklarının çok küçük bir bölümünün tarıma elverişli olması, enerji dışında gıda dahil hemen her şeyde dışa bağımlılık, emperyalist ambargo ve yaptırımların sonuçlarını ağırlaştırdı. Ambargo, kıtlık, pahalılık, karaborsa vb Libya’da bir yandan yeni burjuva kesimlerin palazlanmasını, diğer yandan emekçi kitleler içinde işsizlik ve sefalet birikimini hızlandırdı. Eğitim, sağlık, konut, ortalama ömür, kadın hakları gibi konularda Afrika kıtasında açık arayla birinci sırada yer alan, Türkiye’den de bir gömlek iyi durumda bulunan yaşam koşulları, bir dönemki sosyalizm ve anti-sömürgeci ulusal kurtuluş hareketlerinin, güç dengelerinin etki ve kazanımları bu dönemde daha hızlı erimeye başladı.

Emperyalist abluka ve savaş tehditini kaldırmanın koşulları şunlardı: Kaddafi rejiminin Filistin, İRA, Afrika’daki hareketlere yardım ve desteğini çekmesi, Afrika’dan AB’ye insan göçüne karşı AB’nin Afrika’daki bekçiliğini üstlenmesi, radikal islamcı hareketlere karşı batı dostu ılımlı islam rolüne geçmesi, ekonomisini ve petrollerini dışa açması ve neoliberilize etmesi, İMF paketlerini kabul etmesi… Kaddafi rejimi hepsini birer birer yerine getirdi. Özellikle 11 Eylül’den sonra bu kez “islam birliği” çağrısıyla hızla “batıyla iyi ilişkiler içinde ılımlı müslüman” rolüne bir geçiş yaptı ve bir uluslar arası “İslama Davet Cemiyeti” kurdu.

Libya’nın küresel tekelci kapitalizm ve mali sermayeyle kaynaşması Kaddafi döneminde başladı, yeni durum için de kaldığı yerden hızlanarak sürecek

Kaddafi rejiminin başta enerji rezervlerini ve ekonomisini Rusya ve Çin dışındaki küresel ve bölgesel tekellere de açmaya başlaması, hızlı bir neoliberalizasyon sürecine geçişi, ABD ve BM’nin Libya’ya yaptırımları kaldırması ve Kaddafi rejimini giderek neoliberalizm ve mali sermaye dünyasına “otantik renk katan” bir üyesi olarak tanınmasıyla sonuçlandı.

Özellikle 2004 yılından itibaren, daha önce Rusya ve Çin’in faaliyette bulunabildiği Libya petrol-doğal gaz yataklarında, Fransa, İtalya, İspanya, hatta daha önce can düşmanı ilan ettiği ABD ve İngiltere merkezli tekeller de yoğun yatırımlar ve işletmecilik yapmaya giriştiler. Ulusal gelirinin yüzde 80’inin petrole dayandığı Libya’nın petrol üretim ve gelirleri kısa bir zaman içinde 2 kata yakın arttı. Kaddafi, Rusya ve Çin’in yanısıra, ayaklarının altına kırmızı halılar serip elini öpme kuyruğuna giren İtalya ve Fransa’dan büyük çaplı silah alımları yapıyor, ülkede başlattığı büyük çaplı altyapı yatırımlarından (enerji, iletişim, otoyollar, demiryolları, havaalanları, limanlar, alışveriş merkezleri, tesisler vd) Türkiye burjuvazisine kadar herkes yüklü paylarını alıyordu. 6 milyonluk ülke içindeki bu büyük çaplı enerji, altyapı, inşaat, tesis, maden vd yatırımlarında, çalışan göçmen işçilerin sayısı, Mısır, Sudan, Nijer’den Hindistan ve Türkiye’ye bazı dönemler 1 milyon kişiye yaklaşıyordu! Küresel ve bölgesel tekeller ile Libya Devleti’nin ve Yatırım Fonları’nın ortaklığında yürütülen bu büyük çaplı yatırımlar, neoliberal politikaların sonucu olan taşeron şirketler, simsarlık vb biçiminde, Libya’da yeni liberal -ve uluslar arasılaşmış sermaye birikiminden pay alan- bir burjuva kesiminin palazlanması da yeni bir sıçrama yaptı. Kaddafi ailesi ülke içinde büyük çaplı altyapı yatırımları hamlesinin yanısıra, kendi denetiminde oluşturmuş olduğu Libya devlet yatırım fonu ile küresel borsalarda büyük oynayan, küresel bankalarda milyar dolarlar tutan, ABD’den AB’ye, Ortadoğu ve Türkiye’den Rusya ve Çin’e kadar büyük çaplı finansal yatırımlar yapan, bir mali sermaye grubuydu ve küresel mali sermaye ile kaynaşması derinleşti. Kaddafi ve Libya Devlet Fonu’nun dünya çapındaki yatırım ve ortaklarının toplamı 70 milyar doları buluyordu. Özellikle İtalyan merkezli mali sermaye ve küresel tekellerle kaynaşması, UniCredit (Türkiye’de Yapı Kredi Bankası’nda Koç’un ortağı), Pirelli’ye ortak olmaya, İtalyan merkezli tekellerin ise Libya Devlet Fonu ile ortak bölge çapında (Libya’dan Mısır’a uzanan otoyollar, silah üretimi vd) yatırımlarına kadar genişlemişti. Libya’da iç savaş patladığı sırada, Türkiye burjuvazisi yaklaşık 30 milyar dolarlık yatırım ve taahhütleriyle Kaddafi rejimiyle sarmaş dolaş olanlar ve Libya pazarından önemli pay alanlar arasındaydı.

Ancak küresel tekelci ve mali oligarşik entegrasyon, ülke ve bölge çapında entegrasyonu artıran büyük çaplı altyapı yatırımları, tekelci sermaye yoğunlaşması ve ilişkilerinin dal budak sarması, neoliberal politikalar, Libya’nın geleneksel iç toplumsal-siyasal dengelerini sarstı ve Kaddafi rejiminin de sonunu hazırladı. Libya’daki çatırtının ekonomi-politik temelinde, artık küresel entegrasyon temelinden gelen hızlı sermaye birikimi ve yoğunlaşması, altyapı dahil toplumsal üretici güçlerin gelişimi, tekelci kapitalist üretim ve meta egemenlik ilişkilerinin hızlı yaygınlaşması ile geleneksel burjuva-feodal ilişkilerin ve dar tekçi egemenlik biçiminin çelişmesi vardı.

Küresel ve bölgesel tekellerin Libya’da daha rahat at oynatmaya başlaması, artan petrol gelirlerinin çok sınırlı bir tekçi aile-aşiret grubu elinde toplanması, dev çaplı petrol gelirlerinin dev çaplı asalaklık, silah alımları, enerji, maden, hammadde, altyapı dışında genellikle üretken yatırımlara dönüşmemesi, başta büyük çaplı iletişim-ulaşım, kentleşme yatırımlarıyla hem dünya kapitalizmi hem de ülke içindeki kapitalist entegrasyonun artması, geri kapitalizm koşullarından sermaye-meta ilişkilerinin hem hızlı yayılması hem de eski burjuva-feodal yapı tarafından engellenmesi, köşelerinde uyuklayan aşiret ilişkilerinde sarsılma, burjuva-feodal aşiret patronlarının da bu neoliberal dönüşümden sebeplenirken sefalet birikimi hızlanan büyük çoğunluğun durumu, büyüyen sermaye birikimi ve ilişkilerinin geri burjuva-feodal ilişkiler ve üstyapı kabuğuna sığmaz hale gelmesi, neoliberal düzenlemeler, özelleştirmeler, asgari ücret Türkiye’dekinin yarısı düzeyindeyken temel gıda, konut, eğitim, sağlık vbye devlet sübvansiyonlarının kaldırılması, işsizlik had safhadayken hızla büyüyen inşaat işlerinin çoğunda asgari ücretin de altında Afrikalı, Ortadoğulu, Asyalı göçmen işçilerin çok ağır koşullarda çalıştırılması, Libya’daki siyasal-toplumsal dengeleri de hızla sarsmaya başladı. Neoliberal ekonomik uygulamalara hızlı geçişle, un, şeker, pirinç fiyatları birkaç yıl içinde iki kat arttı, eğitim-sağlık dahil sosyal harcamalardan 5 milyar dolarlık kesinti yapıldı. İthalatın serbestleştirilmesi, ülke topraklarının ancak küçük bir bölümünün elverişli olduğu geleneksel tarımı ve geleneksel küçük esnafı da hızla yıkıma uğrattı.

Libya’da bir yandan küresel tekelci ve ülke içi kapitalist entegrasyon içinde islami ve liberal burjuva kesimleri, burjuva feodal bir karakter kazanan bazı büyük aşiret patronları hızla palazlandı ve petrol karları ve iktidardan daha büyük pay istemeye başladı, diğer yandan neoliberal uygulamalarla (kamu harcamalarının kısılması, kamu istihdam ve ücretlerin azaltılması, özelleştirmeler, ordu ve milislere, memurlara verilen yüksek maaşların indirilmesi, işsizlik, vd) sefalet sıçramalı biçimde yaygınlaştı. Burjuva-feodal aşiret ilişki, ayrıcalık ve dengelerinin de hızlanan kapitalist dönüşüm çerçevesinde sarsılması ve dönüşmesi, ülkenin tempolu bir kapitalist birikim içinde olan batı bölgeleriyle prekapitalist ilişkilerin daha yoğun olduğu doğu ve çöle yakın bölgeleri arasındaki eşitsizlik, toplumsal-siyasal dengeleri alt üst etti. Ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel dönüşüm, toplumsal temelleri daralan rejimin, askeri, aşırı bürokratik, hiçbir muhalefete göz açtırmayan despotik, tekçi ve tek biçimli yapısına sığmaz hale geldi.

Libya’da isyan ve iç savaşın gelişimi

Libya’da isyan Tunus’tan başlayan isyan kıvılcımların sıçraması ve rejimin cezaevi katliamını soruşturan demokrat bir avukatın öldürülmesiyle tetiklendi. İlk sokağa çıkanlar kent yoksulları, genç işsizler, öğrenciler, hızlı konum kaybı ve çözülme içindeki geleneksel küçük burjuvazi oldu. Zorbalık ve katliamlarla birlikte işsizlik, yoksulluk, zamlara karşı da kitlesel tepkiler ortaya kondu. Ancak Libya’da işçi sınıfının büyükçe bir bölümünün iki kat köleleştirilmiş göçmen işçilerden oluşması, işsizlerin göçmen işçilere tepkileri ve rekabetleri, kamu işçilerinin devlete bağımlılık ve ulusalcılık mekanizmaları, aşiretlere bölünmüşlük ve burjuva feodal bilinç ve ilişkilerin etkisi, örgütsüzlük, işçi sınıfının isyanda bir rol oynayamamasını getirdi. Kent ve kır yoksulları, gençler, işsizler, yıkım içindeki küçük burjuva kesimler isyanın ilk döneminde öne çıkmak ve ara sınıfçı, halkçı demokratik, sosyal ekonomik hak talepleriyle mücadele etmekle birlikte, onlar da ne bir program ve siyasete, ne egemen sınıflardan bağımsız hareket edecek bir sınıf konumuna ve önderliğine sahiptiler, güçlerini birleştirecek isyan örgütlülüklerini yaratamadılar ve bu ufka sahip önderler de çıkaramadılar. Libya’nın kapitalizmin ve sınıf kutuplaşmasının daha gelişmiş olduğu batı kesimlerindeki daha modern işçi, işsiz, öğrenci ve kent yoksulu ağırlıklı çıkışlar da büyümeden bastırıldılar. Ayaklanma, burjuva-feodal ilişkilerin daha yoğun olduğu doğu bölgelerinde, başlangıçtaki halkçı çizgilerinden daha da uzaklaşarak büyüdü. Emekçi kitleler yalnız Kaddafi yanlısı ve karşıtı aşiretler, batı ve doğu bölgeleri arasında değil, Kaddafi’nin anti-emperyalist, anti-siyonist soslu ulusalcı-halkçı söylem ve vaadleri ile diğer egemen sınıf ve kesimlerin burjuva demokratik söylem ve vaadleri arasında ikiye bölündü. Devlet de adeta ikiye bölündü, ve Bingazi ve doğu bölgelerindeki aşiretlerden gelen bakanlar, generaller, bürokratlar vb isyanın başına geçip “ulusal isyan konseyi”, “geçici hükümet” başkanı oluverdiler. İsyan, devlet içinde ve ülkenin batısı ile doğusunun egemen sınıfları arasında gerici bir iktidar ve rant paylaşım iç savaşına dönüştü. Palazlanmış neoliberal burjuvalar, İslami cemaat patronları, burjuva-feodal aşiret şefleri daha örgütlü, daha geniş olanak ve bağıntılara sahipti ve adım adım isyanın başına geçip kontrolleri altına almakta fazla zorlanmadılar. 20. yüzyılın ilk yarısı boyunca, Libya’da Bingazi ve doğu bölgelerindeki kavimler antisömürgeci bağımsızlık savaşlarının beşiği olmuştu. Bugün ise doğu bölgelerindeki yeni neoliberalize, burjuvalaşmış feodal egemen sınıflarının emperyalist işbirlikçisi durumu, diğer yanda ise halen onlara yedeklenmeye devam etse de işçileşme ve kent yoksulları, sınıfsal-toplumsal dönüşümü, bir yanda küresel tekelci kapitalizmin bölge çapında derinleştirdiği entegrasyon ve yeniden yapılandırma, diğer yanda işçi sınıfının da bölgeselleşmesi ve bölge çapında kazandığı geçişlilik, ulusalcı-halkçı yaklaşımların Ortadoğu’da daralmaya başlayan sınırlarını ortaya koyuyor.

Bir yanda mali sermaye efendisi Kaddafi ve paralı askerleri, diğer yanda yeni palazlanmış neoliberal burjuvalar, burjuva-feodal aşiret şefleri, kralcılar, dinciler, başını Fransa, ABD ve İngiltere’nin çektiği Nato ve kontrgerilla güçleri… İşçiler, yoksul emekçiler ikisi arasında dağılıp bölündüler ve ezildiler.

Sarsılan ve gerileyen Kaddafi Ortadoğu halklarının geleneksel anti-emperyalist ulusalcı-halkçı damarına hitap ederek, hem de Rusya, Çin, İtalya ve Türkiye’nin Nato saldırısına karşı çıkıp bir süre daha kendisini desteklemeye devam etmesiyle, fakat en çok da doğudaki ayaklanmacı aşiretlerin ve egemen güçlerin birbirine düşmesiyle, önce durumu toparladı ve onları yeniden geriletmeye ve bastırmaya başladı. (Muhtemelen ABD, İngiltere, Fransa kontrgerilla ve istihbaratlarının parmağının olduğu biçimde isyancı aşiretler vb arasındaki patronaj kavgasında isyancıların genelkurmay başkanı öldürüldü.)

Libya’ya saldırının başını Fransa, İngiltere ve ABD emperyalist mali oligarklarının çekmesi raslantı değil. Fransa, Kaddafi’nin petro milyar dolarlarından ve yatırımlarından daha az pay alabilmenin sıkıntısını yaşıyordu. Daha önemlisi Fransa içindeki neoliberal saldırganlığında işçi sınıfı ve kitlelerin direncini aşamıyor, küresel tekelci kapitalist rekabette geriliyor, yeni emperyalist “açılımlar” yapamadığı gibi geleneksel nüfuz alanları olan Kuzey Afrika’da da geriliyordu. Libya, iyice sıkışmış ve krizin daha da sıkıştıracağı Fransa için bulunmaz bir “azami kar” açılımı fırsatı oldu, ve daha dün Kaddafi’nin altına kırmızı halı seren, onunla Paris’in göbeğine kurduğu çadırında kucaklaşıp öpüşen Sarkozy, onu ilk vuran olmayı başardı. ABD ve İngiltere ise, Kaddafi’nin petrol ve yatırımlarda kendilerine daha kısıtlayıcı davranmasından rahatsız oldukları kadar, GOP stratejisi bütününde, Libya’dan en büyük desteği alan Suriye Esad rejimini daha fazla zayıflatmayı ve İran’ı yalnızlaştırıp bölgesel gücünü kırmayı hedefliyorlardı aynı zamanda. Kaddafi rejimiyle daha yoğun stratejik ilişkilere, karşılıklı yatırım ve ticaret ilişkilerine sahip İtalya, Rusya, Çin (ve Türkiye’nin) başlangıçta tereddütlü davranmasına karşın emperyalistler arası ve bölge güçleri arası çelişkilerden medet umanlar yine küresel tekelci kapitalizm ve mali oligarşisinin -iç rekabet ve pazarlıklarından sonra- tek bölgesel entegrasyon ve yeniden yapılandırma stratejisiyle karşılaştılar. Çin, Rusya, İtalya, Türkiye burjuvazilerinin her biri, bölge bütünü üzerinden yapılan bir takım pazarlıklar, karşılığında aldıkları bazı tavizler, Kaddafi sonrasında Libya’daki anlaşma ve alacaklarının güvenceye alınması, ve yeniden nükseden kriz dalgası karşısında Libya’dan ve Kaddafi’nin dünya çapındaki milyar dolarlarından her birinin boyuna göre payını alacak olması karşılığında Kaddafi’nin devrilmesine onay verdiler. Onların desteğini çekmesi, diğerlerinin isyancıları askeri olarak organize etmesi ve silahlandırmasıyla, Kaddafi güçleri üzerinde yoğun Nato bombardımanları ve saldırıları eşliğinde, Kaddafi devrildi.

Şimdi Almanya dahil hepsi, Libya’nın yeni işbirlikçi egemenleriyle birlikte, 17 bin ceset üzerinde yükselen Libya enerji kaynakları ve muazzam rezervlerinin, yakıp yıktıkları Libya’nın yeniden inşasının kanlı sofrasına kimin nasıl oturacağı pazarlıkları ve çekişmesini yapıyorlar. Libya’da milyonlar, Kaddafi rejimi üstüne emperyalist ambargo üstüne neoliberal yıkım üstüne iç savaş ve emperyalist bombardıman ile açlıktan ve hastalıktan kırılırken, hiçbiri Kaddafi ve Libya devlet yatırım fonunun dondurdukları 70 milyar dolarlık yatırım ve hesaplarından tek kuruşu Libya halkına iade etmeyi aklına bile getirmiyor, her biri Libyalı emekçilerin kanından çekilmiş bu petro-dolarları nasıl işleteceğinin hesabını yapıyor. (Doğrusu en uyanık da, daha Kaddafi’nin devrildiğinin ertesi gün Libya’da bitip kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez hesabıyla Libya’nın yeni işbirlikçi egemenlerine elden nakit 100 milyon dolar vererek, kan sofrasındaki yerini koruyup büyütmeye çalışan Türkiye burjuvazisi ve hükümeti çıktı!)

Libya’da emekçi kitlelerin bir kez daha ezildiği ve kırıldığı egemen sınıflar arasındaki iç savaşın da, emperyalist saldırganlığın da (ve muhtemelen bir süre sonra “BM barış gücü” adı altında askeri kontrolün de) merkezinde, öncelikle Libya’daki dünyanın en verimli ve kaliteli enerji kaynakları ve daha büyük rezervleri vardır. Bunu ilkokul çocukları bile bilir. Şimdi kanlı Libya pastasını büyütme ve paylaşma düzenlemelerini de. Fakat emperyalistler arasındaki çelişki ve çekişmelere bel bağlayan dar ulusalcı-halkçı yaklaşımların göremediği de, aralarındaki rekabet ve paylaşım çekişmeleri ne olursa olsun, hepsinin küresel tekelci kapitalizmin temel bölgesel ve küresel entegrasyon stratejileri aynı olduğudur.

Ortadoğu’dan Afrika’ya bölgesel devrimin sınıfsal-toplumsal içeriği güçlenmektedir!

Demokratik ve ulusal sorunların yoğun olduğu, enerji kaynakları nedeniyle emperyalistlerin, bölge ülkelerinin stratejik çatışma alanı olan bu coğrafya, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’yle -askeri, ekonomik, siyasal ve kültürel operasyonlarla- sistemik bir yeniden yapılanma sürecine sokulmuştur. Kapitalist pazar ve meta üretim alanına daha fazla sokulmaya başlanan Ortadoğu ülkelerinde kapitalist sınıf yapıları ve çelişkilerinin gelişmeye başlamasıyla işçi eylemleri de artmaktadır. Aile oligarşilerini, petro krallıkları hedefleyerek ve demokrasi istemiyle gerçekleşen Arap halk isyanları ise neoliberal toplumsal yıkıma karşı yükselen isyanlardır. Bölgede gerçekleşen toplumsal sınıfsal silkinme bundan sonraki mücadelerinin sınıf nitelikleri daha belirgin ve güçlenmiş olarak gelişeceğini de göstermektedir. Ekonomik hedefi, enerji kaynaklarının ele geçirilmesi ve tam denetimiyle birlikte, Afrika ve Ortadoğu’nun meta tüketim ve üretim alanına geniş ölçüde dahil edilmesi olan Genişletilmiş Ortadoğu Projesi, kapitalist üretim ilişkilerinin de gelişimiyle sınıfsal ve toplumsal karşıtlarını da büyüterek ilerlemektedir. Petro krallıkların, aile-kabile cemaat oligarşilerine dönüşmüş Baas kalıntılarının tedricen ve zorla değiştirilmesi, feodal kültür, aşiret ve kabile yapılarının tasfiyesi -yine onların bir bölümüne dayanarak- sürecektir. Ekonomik ve toplumsal yıkıma karşı hoşnutsuzluk ve öfkeden doğan, demokratik hak ve özgürlükler isteyen halk isyanları sönümlendirilerek, emperyalist planlara dahil edileceklerdir. Halk isyanlarının eşlik ettiği, Ortadoğu ve Afrika’daki sosyo ekonomik ve siyasal yapısal dönüşüm, kısa dönemde olmayacak olsa da, Türkiye proletaryasının bölgedeki ittifak bileşenini ve bölgesel devrim stratejisinin ufkunu değiştirmektedir. Bölgesel devrimin ittifak bileşenleri, bölgede ağırlığı oluşturan ve sosyalist devrimin gündemde olduğu Türkiye, İran, Mısır başta olmak üzere bölge proletaryası ile bu coğrafyadaki son derece yaygın kent ve kır yoksulları arasında ittifak ağırlığına geçmektedir. Demokratik devrim aşamasında bulunan ülkelerde ise, proletarya ile demokratik ve antiemperyalist ulusal güçler arasındaki temel ittifak yapısı Ortadoğu’dan Afrika’ya proletaryanın sınıf olarak sesini daha güçlü duyuracağı ve bağımsız sınıf örgütlenmeleriyle yer alacağı, diğer sınıflarla ilişkilerini de feodal dinsel ulusal karakterli yapıların, kabile düzenlerinin sınıfsal yönden ayrışarak çözüleceği bir zeminden kuracağı bir gelişim ve biçimlenme olacaktır. Kapitalist yeniden yapılanma, gerçekleşen toplumsal isyanların ortaya çıkardığı yeni koşullar, Ortadoğu’dan Afrika’ya uzanan zincirde bölgesel bir devrimin sınıfsal toplumsal içeriğini güçlendirmektedir. Bu zincir içerisinde, önündeki devrim adımı sosyalist devrim olan Türkiye’nin yer alması, devrimin demokratik aşamada olacağı ülkelerde dahi proletarya devrimine doğru bir çekim oluşturacaktır. (KDÖ Mücadele Platformu‘ndan)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*