Home » GÜNÜN İÇİNDEN » Kürtaj hakkı da saldırı altında

Kürtaj hakkı da saldırı altında

Erdoğan, 3 çocuk, 5 çocuk, çocuk işçiler, çocuk gelinler derken bir baklayı daha ağzından çıkardı ve Türkiye’de kadınların kısmi kürtaj hakkına da saldırdı ve kaldırılmasını buyurdu:

“Türkiye olarak, çocuklar konusunda da büyük bir hassasiyet içindeyiz. Çocukları çok seviyorum. Ben ülkemde en az 3 çocuk istiyorum. Çünkü genç dinamik bir nüfusa ihtiyacımız olduğunu biliyorum ve bu çalışmayı sürdürüyoruz. Şunu da açıkça söylüyorum, sezaryenle ilgili doğumlara karşı olan bir başbakanım ve bunu bir cinayet olarak görüyorum. Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum. Buna kimsenin müsaade etme hakkı olmamalı. Ha anne karnında bir çocuğu öldürürsünüz ha doğduktan sonra öldürürsünüz. Hiçbir farkı yok. Buna karşı çok daha duyarlı olmaya mecburuz. Buna karşı el birliği içinde olmak zorundayız.”

Erdoğan’ın en temel ve tarihsel kadın hakkı kazanımlarından olan kürtaj hakkını açıkça hedefe koyması, “ulusal istihdam stratejisi”, 4+4+4 yasası, okul çocuklarının resmen evlendirilmesine kapının açılması, evlilik, aile ve erkek egemenliğini restore etme yasa ve düzenlemeleri, … bütünlüğünden bağımsız değil.

Türkiye’de çok kısmi ve son yıllarda keyfi uygulamalarla büsbütün kısıtlanan ve engellenen kürtaj hakkı, tümden kaldırılmak isteniyor!

TCK kürtaj süresini evli kadınlarda ‘eşinin de izni olmak suretiyle’, bekar kadınlarda ise kendi rızaları ile 10. haftaya kadar izin verir görünüyor. TCK’nın 99. maddesine göre, tecavüzle gebe kalan kadınlarda ancak tecavüze uğradığını polis raporu ve mahkeme kararıyla kanıtladığı koşullarda ya da anne veya ceninin sağlık durumunda bir tehlikenin saptanması durumunda 20. haftaya dek kürtaj yasal sayılıyor.

Ancak bu kısıtlı hak dahi, son yıllarda mahkeme kararları ve devlet ve özel hastanelerinde keyfi uygulamalarla fiilen engelleniyor. Bir çok hastane, kürtaj için başvuran kadınlarda evli olma ve “eşinin izni” şartını istiyor. 10 haftalıktan az gebeliklerde de sağlık durumunda tehlike olması şartını dayatıyor.

Tecavüze uğrayan 17 yaşındaki kız çocuğunun davasının görüldüğü İstanbul 5. Sulh Ceza Mahkemesi hakimi Recep Baş ‘kürtaj cinayettir’ ifadesini kullanarak, kürtaja izin vermedi. Kız çocuğunun avukatının itirazı ile Cumhuriyet Başsavcısı Salih Türkyılmaz’ın görüşüne başvuruldu. Türkyılmaz’ın görüşü de keyfi bir ‘kürtaj yapılamaz’ şeklinde oldu.

Bir diğer örnekte, İzmir’de babasının zorla bir adama ‘verdiği’ 16 yaşındaki lise öğrencisi annesi tarafından kurtarılıyor. Ancak annesi kızının izini bulup onu kurtarıncaya dek kız çocuğu tecavüze uğruyor. Annesi kürtaj için kızını İzmir’de bir kliniğe götürüyor. Fakat doktor 13. haftasında olan gebeliğin ancak mahkeme kararı ile sona erdirilebileceğini ifade ediyor. Bunun üzerine Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuran anne ve kızı, buradan çıkan ‘tecavüzün gerçekleşmemesi’ kararıyla yıkılıyorlar. Çünkü Türkiye’de ceza kanunu zor yoluyla gebe kalan ve gebeliğinin 10. haftasını geride bırakmış kadınlar için rahim tahliyesini (kürtaj), tecavüzün yasal mercilerce kabul edilmesi şartıyla onaylıyor.

Küresel mali oligarşik egemenlik: Yaşamın her alanında gericilik

Afganistan’da Devlet Başkanı Hamit Karzai’nin onayladığı aile içi tecavüzü meşru sayan yasa, dünyanın pek çok yerinde artan gerici uygulamaların bir örneğini daha oluşturuyor. Söz konusu yasa, Afgan kadınlarının kocalarının izni olmadıkça sokağa çıkmalarını, çalışmalarını yasaklıyor ve 9 yaşındaki kız çocuklarının evlendirilmesini de onaylıyor. Yasanın en çok eleştirilen kısmı kocalarının tecavüzü durumunda kadınların elini kolunu bağlayan maddesi. Artık Afganistan’da eşlerine tecavüz eden kişilere hiçbir hukuki yaptırım bulunmuyor. Yasanın kabulünden bir kaç gün sonra, yasaya karşı çıkan birkaç kadın parlamenter ve devletin çıkardığı yasaya muhalif 200 kadar kadın, Kabil’de bulunan ve bu yasanın mimarı olan Şii din adamının idaresindeki caminin önünde toplanıp yasayı protesto ettiler. ‘Daha demokratik bir yasa’ talebinde bulunan kadınlar, bu yasanın ‘insan haklarına aykırı olduğunu, kadınlık onurunu bütünüyle yok ettiğini’ vurguladılar. Afganistan’da haklarını arayan kadınlara yasa savunucularının verdiği karşılık sert oldu. Meydanda toplanan yasa karşıtı 200 kadar kadına çok daha kalabalık bir grup taşlarla saldırdı. “Demokrasi ihracatçısı” ABD ve AB, Afganistan’daki bu gelişmeye karşı tahmin edileceği gibi kılını kıpırdatmadı.

İtalya’da da, Nisan 2008’den itibaren kadınların kürtaj hakkına ciddi kısıtlamalar getirildi. Gebe kalan kadın ancak 12 hafta içinde kürtaj olma talebini geçerli nedenlere dayandırabilir ve gerekli idari kuruma “geçerli” nedenleriyle başvurabilirse kürtaj hakkını elde edebiliyor.

İspanya’da da durum İtalya’dan farklı değil. Aynı tarihlerde Katolik Kilisesinin baskılarıyla İspanya’da polis tarafından kürtaj yapılan klinikler basılmış ve kürtaj yaptırmak isteyen kadınlar sorgulanmıştı. Kliniklerin basılmasına izin veren düzenlemeyle birlikte tecavüz sonucunda oluşan gebelikler için ancak 12 haftaya dek kürtaja izin veren bir düzenleme yapıldı. Annenin ya da çocuğun sağlığının tehlikede olması durumunda ise gebeliğin 22. haftasına dek kürtaja izin veriliyor.

Avrupa Birliği’ne üye olan Portekiz, Lüksemburg ve Kıbrıs Rum kesiminde kürtaja yönelik ciddi kısıtlamalar mevcutken; Malta, İrlanda, Polonya’da kürtaj olmak yasalara aykırı. Avrupa Konseyine üye Andora, Monoco gibi ülkelerde de kürtaja izin verilmiyor. Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunda ise 12. haftaya dek kadınların kürtaj hakları tanınıyor. Ancak kadınların kazanılmış hakkı olan kürtaj bu ülkelerde de artan baskı ve kısıtlamalar altında. Avrupa Hristiyan Demokratların desteklediği kararla kadına dini inancı gereği kürtaj yapmayı reddeden hastane/klinik kadının yaşayacağı sağlık sorunlarından sorumlu olamayacak. Bu gelişmelere Vatikan’dan gelen sesler eşlik ediyor; “Çamaşır makinesinin icadının doğum kontrol yöntemlerinden ve kadının çalışmasından çok daha ilerici ve önemli olduğunu” açıklayan Vatikan’ın resmi bildirisinin ardından, Papa, kürtajın ve diğer doğum kontrol yöntemlerinin Tanrının pek hoşuna gitmeyen işler olduğunu ifade etmiş ve kürtaj hakkına yeni bir saldırı dalgası başlatmıştı.

Belçika gibi bir çok Avrupa ülkesinde, sağlık sigortası kapsamındaki kürtaj klinikleri önünde gerici güruhlar düzenli gösteriler yaparak kürtaj hakkını baskı altında tutuyor ve kaldırılmasını dayatıyor. Belçika’da kürtaj hakkının kısıtlanmasının parlamentonun da gündemine gelmesi üzerine, 2 bin kadın kürtaj hakkının korunması ve genişletilmesi için gösteri yaptı.

ABD’de de Cumhuriyetçi Parti, kürtaj hakkının sağlık sigortası kapsamından çıkartılarak fiilen engellenmesi için yoğun bir kampanya yürütüyor. Ancak kadın örgütlerinin yoğun tepki ve protestolarının ardından, Obama seçim vaadi olarak kürtajın sigorta kapsamından çıkartılmayacağını açıklamak zorunda kaldı.

Burjuva demokrasinin kadın hakları ve kürtaj konusunda sınırları bir yana, son yıllarda bu alanda da kazanılmış haklara artan saldırılar ve kısıtlama çabalarıyla daha geriye gidiş kendisini gösteriyor. Muhafazakar demokrasi, sanıldığı gibi yalnız islam ülkelerinde ya da AKP’ye özgü değil. Bu gelişmeler, burjuva demokrasisinin mali oligarşik ve yaşamın her alanında artan gericilik karakterini de gözler önüne seriyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*