Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kriz listesine ek: Depresyon ve anksiyete bozukluğu salgını

Kriz listesine ek: Depresyon ve anksiyete bozukluğu salgını

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) raporuna göre, dünya çapında 600 milyona yakın insan depresyon ve anksiyete bozukluğu sorunu yaşıyor.

Son 10 yılda, depresyon yaşayanlarda yüzde 20’ye yakın, anksiyete bozukluğu yaşayanlarda yüzde 15 artış görüldü.

Depresyon en sık 60-64 yaş aralığında ve Afrika kıtasında görülüyor.

Anksiyete bozukluğu, kadınlarda 40-44 yaş, erkeklerde 15-19 yaş aralığında ve Amerika kıtasında daha sık görülüyor.

Her iki rahatsızlığın da kadınlarda görülme oranı erkeklere göre daha fazla.

Giderek yaygınlaşan depresyon ve anksiyete bozukluğunun yüzde 30’unun yaşamı ciddi biçimde etkileyecek orta ve ağır seviyelerde olduğunu tahmin ediyor.

Dünya Sağlık Örgütü, son 2 yıldır dünya akıl ve ruh sağlığı için alarm veriyor. Geçtiğimiz yıllardaki raporlarında, yılda 900 bin kişinin intihar ettiğini, intiharın gençlerde ikinci ölüm nedeni haline geldiğini, artış hızı aynı şekilde sürerse 2020’de depresyonun ikinci en büyük sağlık tehdidi, 2030’da ise başlıbaşına bir toplumsal kriz nedenine dönüşeceği uyarılarında bulunmuştu.

Depresyondaki artışın nedenleri olarak da aşırı çalışma ve toplumsal-bireysel yaşamda her düzeydeki stres artışını göstermişti.

Aslında çok fazla istatiğe ihtiyaç yok. Herkes çevresinden, işyerinden, okulundan, mahallesinden, kullandığı kitle taşıma araçlarından, bulunduğu kamusal ortamlardan, avuç avuç tüketilen anti-depresanlardan, son dönemde psikolojik rahatsızlıklarda belirgin artışı görüyor, kendisinin de birkaç yılda bir en az birkaç ayını çeşitli vesilerle psikolojik sorunlarla geçirdiğini biliyordur.

Nedenleri bilmek için de psikiyatrist, psikolog, tıp uzmanı olmaya gerek yok. Neoliberal kapitalizmin çoğu ülkede açık ya da örtük ekonomik, toplumsal, siyasal, kriz ve çürümesi; kemer sıkma paketleri, aşırı çalışma, işsizlik, rekabet, gelecek güvensizliği; artan devlet, aile, egemen cinsiyet, ırk, milliyet baskıları, şiddeti ve gericilik; zamandan, mekandan, doğadan, toplumsal ve bireysel olarak çok yönlü gelişmenin her türlü olanağından yoksunluk; bilim, sanat, spor, oyun, eğlenceden yoksunluk; en fazla da örgütlü, bilinçli, istikrarlı olarak dayanışma ve mücadeleden yoksunluk…

Bu liste istendiği kadar uzatılabilir. Sonuç değişmez. Çürüyen ve bir bütün olarak emeği, insanı, doğayı tahrip ettiği gibi insanı psikolojik olarak da boğan ve çürüten bir toplumsal ilişkiler sistemi; kapitalizmdir söz konusu olan.

İsteyen tüm o ekonomik, siyasal, toplumsal krizler, eğitim, kültür krizlerine, sağlık krizine, bir de akıl ve duygu dünyasının derinleşen krizini ekleyebilir.

İngilizce dahil çoğu ülke dilinin sözlüklerinde, olumsuz duyguları belirten sözcüklerin olumlu duygu belirtenlerden tam 2 kat fazla olduğunu biliyor muydunuz?

Kapitalizmin emekle, doğayla, toplumla, akılla, duyguyla, insani olan hiçbir şeyle bağdaşmadığını, ancak daha fazla çürüyerek ve çürüterek varlığını sürdürebildiğini görelim.

Dünya Sağlık Örgütünün psikolojik rahatsızlık istatistiklerine kapitalist özel sağlık zincirleri, tıp ve ilaç tekelleri ellerini ovuştura dursun; günümüzde işçilerin, kadınların, gençlerin, ezilen ulus ve ırklardan insanların salt sağlığını ve yaşamını koruyabilmek için bile, mücadele etmekten, bu delirtici sistemi yıkmaktan başka seçeneği yok.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*