Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kot taşlama işçisinin hukuk zaferi

Kot taşlama işçisinin hukuk zaferi

Türkiye kapitalizmi işçi cesetleri üzerinden sermaye birikimini arttırıyor. Sitemizde maden, tersaneler, inşaat… çeşitli sektörlerden çok sayıda işçinin ölüm haberleri yer alıyor. İşçiler öldükçe sermaye büyüyor. Artan toplumsal duyarlılığa sübap oluşturması için son dönemde kimi sürüncemeli mahkeme kararları da nihayet sonuca varıyor, “bireysel tazminat” biçiminde toplu hak aramanın karşısına bir kanal açarak tazminatlar ödeniyor. Burjuva basında yer alan, alıntıladığımız aşağıdaki son haber, kot taşlama işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirme mücadelesi açısından kısmi bir kazanıma da işaret ediyor.

Burjuvazi, iş cinayetleri karşısında artan duyarlılığa yönelik olarak yeni bir düzenleme ile regülasyon çalışmalarını da bir yandan sürdürüyor. Parlamentonun açılışından sonra ikinci sıraya alınması düşünülen “İş Sağlığı ve Güvenliği” yasa tasarısı ile açık açık ve utanmazca gerçekleştirilen iş cinayetlerine parfümlü bir makyaj yapılmaya çalışılıyor. Bakanlık tarafından acil biçimde görüşmeye çağrılan DİSK, KESK, TTB, TMMOB gibi kurumların da onayı alınarak, “işçi sağlığı” yerine, “işin yürümesinin sağlığı” geçirilmek isteniyor. Bir diğer deyişle ölüm pahasına çalıştırma yerine uzun süreli çalıştırma ve ölümleri zamana yaymanın yasal pazarlığı yürütülüyor.

Kot taşlama işçisine mahkeme kararı ile tanınan “zafer”in haberini yayınlıyoruz:

İstanbul’da, sigortasız çalıştırıldığı kot taşlama atölyesinde meslek hastalığı “silikozis”e yakalanan işçiye, Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) açtığı dava sonucunda sürekli iş göremezlik geliri bağlandı.

Zonguldak’ın Çaycuma ilçesinden 1995’de gittiği İstanbul’da Kadir ve Hacı Osman U’ya ait atölyede 17 yaşından itibaren kot taşlama (kumlama) işinde çalışan Yılmaz Dımbır (32), askerliği sırasında ara verdiği işini 2004’e kadar 7 yıl sürdürdü.

Kot taşlamada kullanılan silisyum tozlarını uzunca süre solumasına bağlı 2001’de sağlığı bozulan Dımbır, kendisine konulan tüberküloz teşhisi doğrultusunda sosyal güvencesiz olduğundan kendi imkanlarıyla bir süre tedavi oldu.

Hastalığın ilerlemesi üzerine 2004’te İstanbul’da kaldırıldığı hastanede rahatsızlığının tüberküloz değil, silisyum tozlarının solunmasından oluşan “silikozis” olduğu belirlenen Dımbır, işinden ayrılarak memleketine döndü.

Hiçbir sosyal güvencesi olmadığından tedavisini sürdüremeyen Dımbır, tanıdıklarının yönlendirmesiyle sosyal güvencesiz çalıştığı yılların sigortalı sayılması için Avukat Ali Osman Odabaş aracılığıyla Bakırköy 2. İş Mahkemesine 2005’te dava açtı.

Mahkeme heyeti, davayı 23 Ekim 2009’da sonuçlandırarak Dımbır’ın sosyal güvencesiz çalıştığı yılların sigorta kapsamına alınmasına karar verdi. Yazışmalar sonucunda bu yılın ağustos ayından itibaren Dımbır’a iş göremezlik geliri bağlandı.

Avukat Odabaş, düzenlediği basın toplantısında, dava sonucunda hastanelerin sağlık kurulu raporlarıyla SGK’ya müracaatta bulunduklarını, kurumun 20 Ağustos 2010’da Dımbır’ın kot taşlama işinde çalışırken yakalandığı meslek hastalığı nedeniyle çalışma gücünün yüzde 59’nu kaybettiği gerekçesiyle 565 lira sürekli iş göremezlik geliri bağlanmasına karar verdiğini söyledi.

EMSAL TEŞKİL EDECEK

Kot taşlama sektöründe ilk kez sigortasız çalıştırılan işçiye sosyal güvenlik yardımı verilmesinin kabul edildiğini ifade eden Odabaş, şöyle dedi.

“Dava emsal teşkil edecektir. Sorun sadece müvekkilimi değil, çok geniş kitleyi ilgilendirmekte. Sektörde sigortasız işçi çalıştırılması üst düzeyde olmasının yanı sıra koşullar işçi sağlığına yüzde 100 aykırıdır. Dımbır, genç yaşta yakalandığı hastalık nedeniyle verdiği hukuk mücadelesini kazanmıştır. Bu iş yeri sahipleri çok sık yer değiştirdiğinden tazminat davaları konusunda kendilerine ulaşmak mümkün olmayabiliyor. Ancak, biz bu konuda da hukuki mücadele vereceğiz.”

Yılmaz Dımbır da evli ve 2 çocuk sahibi olduğunu, soluduğu toz nedeniyle ciğerlerinin büyük zarar gördüğünden merdiven bile çıkmakta zorlandığını söyledi.

Atölyede basınçlı makinelerle yaptıkları kot taşlama işi sırasında hiçbir sağlık güvencelerinin olmadığını anlatan Dımbır, şöyle konuştu.

“Merdivenleri çıkarken zorlandığımı gören iş yeri yetkilileri hastalığımdan şüphelenmişler. Ancak beni özel muayenehaneye götürüyorlardı. Daha sonra (sen köyünde dinlen biraz) diyerek memleketime gönderdiler. Benim durumumda çok sayıda arkadaşım var. İşveren tarafı bizleri korkutarak, ölümle tehdit ederek dava açmamızı engellemeye çalışıyordu. Ama ben her şeyi göze alarak verdiğim hukuk mücadelesini kazandım. Sosyal güvencem sayesinde artık tedavimi de daha rahat yaptırabileceğim.”

Dımbır, ölümcül hastalığıyla ilgili yaşadıklarını aktarırken zaman zaman ağladı.

Milliyet / 29.09.10

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*