Anasayfa » BASINDAN » Korona virüsü ve bilim kurgu

Korona virüsü ve bilim kurgu

Şimdi birbirimize dokunmamamız, hele hele Asyalılardan uzak durmamız, mutlaka maske kullanmamız gibi, SARS, domuz gribi, … ve Kolera günlerinde aşk zamanlarını hatırlatan önlemler yayınlıyorlar. Önlemlerin de geçtiğimiz yüzyılların veba zamanlarının aynısı olması da başka bir güven unsuru doğrusu!

Bir paranoya çağında yaşıyoruz. Eğer dünya bir başka çağa kalırsa -ki ben kalacağından da kuşkuluyum oldukça- o çağ ilkokullarının duvarlarına bizim zamanımızdaki gibi Taş Devri, Cilalı Taş Devri filan gibi çizgisel bir ilerleme panosu asılsa, bu çağa ‘Paranoya Çağı’ denir herhalde ya da muhakkak, sanırım. Taş Devri adamının omzunda taşıdığı, büyük ve yontulmuş taş gibi kocaman bir paranoya bulutu taşıyan birisinin resmiyle simgelenirdi galiba, belki gözlüklü ve kuşkuyla arkasına bakan, septik sepo…

Hemen belirtmeliyim ki bu hissiyatta hiç haksız sayılmaz kimse. ‘Paranoyaklar haklıdır’ sözünün bu kadar, ister istemez gerçeklik bulduğu başka bir zaman olmadı. Her yerde izleniyoruz mesela. Her yerin kamerasında, bankanın, sokağın, bakkalın, çakkalın herkesin kadrajının boyuna göre, meğer ki mağdur olup mesela ölmeyeceksek muhtemel suçlu olarak akıp gidiyor hayat.

• Kameralarla izlemek Allah’a şirk koşmak değil midir? Efsanedeki Babil Kulesi eğer ‘şirk’ olması nedeniyle yıkılmışsa kameraları niye kırmaz mesela Müslümanlar ?-

Şimdi böyle bir paranoya zamanının septik bir mensubu olarak, şu ‘Koronavirüsü’nden kuşku duymamak mümkün mü? Yeni bir virüs çıkıyor. Birden, hızla yayılıyor ve hemen ardından bir hafta içinde aşısı bulunuyor, haberlere göre. Abi siz daha kelliğe çare bulamadınız, insanların kafasını çizip çizip kendi saçını köklemekten başka. Gel de kuşku duyma. İnsanın aklına hemen gelmiyor mu aşısını çıkaran, önce virüsünü çıkartanlarla aynı olamaz mı, diye. Böyle düşünmez mi Agatha, Sherlock, Cingöz Recai ve ben?

Tabii ki bu çağın farklı kategorideki paranoyası, biyolojik savaş, biyolojik silah, dünyayı ele geçirmek isteyen çılgın profesör ya da dünya zaten elinde olan, Chavez deyişiyle, şeytanın burnumuza kükürt kokusuyla geldiği ülke başkanı planları filan da geliştirilebilir. Paranoya işte bu ilhamdan beter, her yerden gelebiliyor insana.

Fakat ben daha çok bu işi kâr için yapacak olanlardan kuşkulanıyorum, paranoyoldaşlarım. Daha 1980 sonlarında, ilk pet şişe suları yaygın bir şekilde çıktığında, ‘bunu kim içer ki ya’ diye düşünüp, musluğa ağzımızı dayayıp kanasıya su içtiğimiz günlerde, birden İstanbul sularının kirli olduğu, Terkos Gölü’nde kuş ölüleri haberleri ve ardından gerçekten kirlenmesi tesadüfünün etkisini hiç unutamadım. Bu yüzden eğer birileri kâr ediyorsa hele ki bu tıp endüstrisi ise, tsunami görkeminde kabarıyor paranoyalarım.

Şimdi birbirimize dokunmamamız, hele hele Asyalılardan uzak durmamız, mutlaka maske kullanmamız gibi, SARS, domuz gribi, … ve Kolera günlerinde aşk zamanlarını hatırlatan önlemler yayınlıyorlar. Önlemlerin de geçtiğimiz yüzyılların veba zamanlarının aynısı olması da başka bir güven unsuru doğrusu!

-Domuz gribi günleriydi. Latin Amerika’da çok yaygın diye okuyordum, Latin Amerika’da dolaşırken. Maskeli havaalanı görevlileri, çantalarımızı eldivenlerle tutuyor eğer grip varsa itinayla bir başka çantaya taşıyordu. Türkiye’ye geldiğimde herkes ‘domuz gribi’nden nasıl korkmadığımı soruyordu. İki gün sonra Mis Sokak’ta oturuyordum. Bir arkadaş tanıdı beni. İngiltere’den gelmişti konuştuk. Ayrılırken öpüştük. İki gün sonra mesaj attı. ‘Londra’dayım, Domuz gribi olmuşum, son günlerde kimle görüştüysem haber vermemi istediler’ diyordu…

Bu paranoya çağında kuşku duymadığım tek şey, şu ‘endüstriyel sistemi’ yıkmadan bize ne dünya kalacak ne de huzur…

Metin Yeğin/gazeteduvar.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*