Anasayfa » DÜNYA » Korona krizi: Pandemi koşullarında direniş (çeviri:DP)

Korona krizi: Pandemi koşullarında direniş (çeviri:DP)

Sol şimdi kitlelere karantina ve olağanüstü hal koşullarında eylem olanaklarını yaratmakla görevlidir. Korona pandemisi ne ulusal ne de Avrupalı bir olgudur, çoktan tüm insanlığa bir tehdit haline gelmiştir. Sol şimdi bu değişen koşullarda mücadele etmeyi hızla öğrenmek zorundadır. Bu hem enternasyonal hem de yerel olarak etkinlik ve dayanışmayı gerektirir. Aynı zamanda korona krizinin yapısal nedenlerini de net biçimde ortaya koymalıdır: Belirti korona, hastalık kapitalizmdir.

1. #Evde kal’a evet. Sokağa çıkma yasağına hayır!

Dünyanın her yerinde, iktidardakiler korona kriziyle mücadele adı altında baskıcı politikalar izliyorlar. Polis ve ordu aracılığıyla otokratik kontrol yöntemlerini harekete geçirmeleri, katastrofik kapitalizmin iyice raydan çıkmasının bir göstergesidir. Ama sınırları kapatmak, yoğunlaşan soruşturma ve sokağa çıkma yasaklarının mevcut koşullarda, sorunu çözmede hiçbir yararı olmadığı gibi yeni sorunlar yaratıyor. Sokağa çıkma yasağı istemleri ise özellikle yararsız. “Evde kal” önemli bir kampanya. Herkes kendi korunması kadar başkalarının korunmasına katkıda bulunmalı. Ama insanların serbest zamanlarında dışarıya çıkmasını yasaklarken, milyonlarca işçinin fabrikalarda ve hizmet şirketlerinde, yüzlerce işçinin aynı yerde çalışmasına sessiz kalmak saçmalıktır. Baskıcı ve yasakçı önlemlerin psikolojik etkileri de önemlidir. Sokağa çıkma yasağı mevcut olağanüstü hal rejimlerinin daha fazla psikolojik ve zihinsel hastalığa ve ev içi şiddete yol açmasına neden olur. Bu temel haklarımıza en büyük tehditlerden biridir. Dahası bu tür yöntemlerin nasıl uygulandığı da sorunludur: İspanya toplumu takip etmek için orduyu ve insansız hava araçlarını kullanıyor. İsrail sokağa çıkma yasağını keskinleştirmek için, istihbarat servisine mobil telefonları takip etme yetkisi verdi. Korona krizinin geriye kalmış demokratik hak kırıntılarının yok edilmesine dönük keyfiliğe dönüştürülmesine izin vermemeliyiz. İtalya’da sokağa çıkma yasağı, enfeksiyonun yayılmasında bir azalmaya yol açmadı. Sokağa çıkma yasağı, burjuva politikacıların korona virüs karşısındaki iflasını yansıtmaktan ve hak ve özgürlüklerin orantısız kısıtlanmasından başka bir anlamına gelmiyor. Mücadele kazanımı olan demokratik hak ve özgürlükler, pandemi adı altında feda edilemez, tam tersine titizlikle korunmalıdır.    

2. Sosyal mesafe’ye evet, tecrite hayır!

“Sosyal mesafe” virüsün yayılmasını engellemede önemli bir unsurdur. Bununla birlikte, virologların ve sağlık uzmanlarının da açıkladığı gibi, bu kişinin evinde mutlak tecritini gerektirmez. Tam tersine: Başkalarıyla belli bir mesafe korunduğu ölçüde, taze ve temiz havaya çıkmak önerilen bir uygulamadır. Bu yüzden bir genel sokağa çıkma yasağı asıl sorunu baypas eder, bunun yerine bir dizi başka soruna yol açar: “Sosyal mesafe” asla “sosyal tecrid”e yol açmamalıdır. Ancak ne yazık ki, çoğu kişi için, özellikle de yaşlılar ve hastalananlar için, sokağa çıkma yasağı tam da buna dönüştürülüyor. Aynı zamanda, “sosyal mesafe” bir sınıf mevzusudur: Bahçeli müstakil villa tarzı evlerde veya balkonlu ve peysajlı geniş apartman dairelerinde, bir sokağa çıkma yasağına tahammül etmek görece kolaydır. Ama bir iki odalı ve sağlıksız evlerde, betonerme site bloklarında, özellikle de 2 çocuklu ve tek ebeveynli emekçi aileleri için çok zordur. Baskıcı ve yasakçı tedbirler yerine, işçiler için gerekli sosyal koşulların yaratılması gereklidir. 

3. Herkes için sağlığın korunması!

Alınan olağanüstü tedbirler son derece çelişkilidir. Bir yandan, toplumsal yaşam ciddi biçimde kısıtlanıyor: Kafeler, lokantalar, üniversiteler, okullar, oyun alanları, sinemalar, günlük uğraş merkezleri kapatılıyor. Diğer yandan, işçiler için sağlık koruma önlemleri gözardı ediliyor. Milyonlarca işçi halen işe gitmek zorunda ve bu yüzden çalışma koşulları sağlıklarına zarar veriyor. Bir yandan “sosyal mesafe” isteyip diğer yandan sınai ve hizmet sektörlerinde “sosyal teması” dayatmak son derece tutarsızdır.

İtalya deneyimi bu yaklaşımın ne kadar tehlikeli olduğunu gözler önüne serdi. Acil ihtiyaç olmayan sınai ve hizmet şirketlerini kapatırken, sosyal olarak vazgeçilmez olanlarda koronadan koruyucu en titiz önlemleri almak gerekiyordu. Bu evden çalışmaya geçemeyecek tüm işçiler için en gerekli ve zorunlu sağlık koruma önlemleri anlamına gelir: Koruyucu giysi, maske, eldivenler, dezenfektanlar, işyeri ve ulaşım araçlarının sık dezenfektasyonu, sık sağlık kontrolleri, (çalışma saatlerinin kısaltılması, bn), vd. Bunu yapmayı reddeden şirketlerin karı insan sağlığının karşısına koydukları apaçıktır. Bu şirketlere karşı teşhir ve protesto kampanyaları, grevler, ve öz örgütlenme, onları bu önlemleri almaya zorlamak için önemlidir.

4. Herkes için sosyal güvenlik!

Bu krizde, en fazla korunmaya ihtiyaç duyanlar çalışanlar ve işsizlerdir. Aksi takdirde korona virüse karşı savunmasız kalacaklardır ve sınıf içi bölünme daha da derinleşecektir. Sağlığın korunması bir para sorunu olmamalıdır. Şunları içermelidir: Sosyal güvenliğin ve işsizliğe karşı önlemlerin genişletilmesi, parasız elektrik ve su, işten atmaların yasaklanması, sosyal refah ödentilerinin artırılması, yeterli ve sağlıklı konut güvencesi, evsizlere yeterli barınma olanaklarının sağlanması, aşırı kalabalık toplama merkezlerinde kalanlar, kayıtsızlar, şiddet gören kadınların korunması için gerekli düzenlemelerin yapılması. Kimse geride (korunmasız-bn) bırakılmamalıdır!

Okullar ve bakım yerleri kapalıyken ve anne-babalar çalışamazken ve ödenemezken, bunlar kritik önemdedir. Özellikle düşük gelirliler için, çocuk bakım yerlerinin kapanmasıyla tek ebeveynli ailelerin ve kadınların zorlukları artmaktadır.

Federal Hükümetin esnek-saatli sözleşmelerle çalışan işçiler için ödemeleri kısmen kolaylaştırması ve genişletmesi uzaktan yakından yeterli değildir. Bu, bir yandan, pandemiye rağmen, çalışmanın devam ettirilmesi anlamına gelir. Diğer yandan işverenler sosyal güvenlik yükümlülüklerinden azad edilirken işçilerin ücret ve maaşlarının önemli bir kısmından fedakarlık yapmak zorunda bırakılması son derece adaletsizdir. Biz kapitalist ekonomi için koruma kalkanına değil, işçiler için korumaya ihtiyaç duyuyoruz. Hiç kimse işten atılamamalı, hiç kimse hastayken veya hastalık tehdidi altında çalıştırılamamalı.  Karantina dönemleri için kısıtlanmamış hastalık izni ödemesine ihtiyaç duyuyoruz. 

5. Krizin faturasını biz ödemeyeceğiz!

Borsalar dünya çapında çöküyor. İktisatçılar küresel kriz alarmı veriyor. Sorumlusu korona virüsmüş gibi ilan ediliyor! Oysa virüs krizin nedeni değil sadece tetikleyicisidir. Dünya kapitalizmi, zaten yıllardır düşük büyümeyle sürünüyordu. Banka kurtarmaları ve ucuz kredi genişlemesi 2008/9 krizinin 1930’lar boyutunda bir dünya büyük depresyonuna dönüşmesini engelledi. Bununla birlikte, ekonomik toparlanma, 2. Dünya Savaşından bu yana en cılızı ve mecalsiziydi. Virüsün akut ekonomik krizin nedeni ilan edilmesi, kapitalist sistemin uzun süredir yerlerde süründüğünün görülmesini perdeliyor. Pandemi, sadece merkez bankası paralarıyla suni olarak şişirilen sermaye piyasaları balonunu patlattı, o kadar.   

Şimdi sermaye, korona krizini şirket zararlarını işçi sınıfının sırtına yıkmakta kullanıyor. Geçici işçiler atılıyor, fazla mesai saatleri artılıyor. Oteller ve restoranlar işçilerini atıyor, uçuş personeli azalan-zamanlı sözleşmelerle ücretlerinin büyük bölümünü kaybediyor, güvencesiz çalışan işçiler, ücretlerinin tamamını ya da bir kısmını kaybediyor. Sol krizin faturasının işçiler tarafından değil sermaye tarafından ödenmesi için mücadele etmelidir. Bu zenginler ve şirketler için artan oranlı vergiyi de içermelidir. 

6. Sağlık meta değildir!

Korona virüs tarafından tetiklenen kriz toplumu bu kadar ağır etkiliyor çünkü kamu fonları yıllardır sermaye tarafından yağmalanıyor. İktisatçılar, Almanya’da kamu fonlarındaki eksikliğin 450 milyar Euro olduğunu tahmin ediyorlar. Genel kamunun son dayanakları da kapitalistlerin kar ve çıkarlarına aktarıldı. Kamu fonları acilen tam demokratik kontrol altına alınmalı ve kamu ihtiyaçları için kullanılması güvence altına alınmalı. Sağlık sisteminin kara bağımlı kalmaya devam ettiği koşullarda sağlık hizmeti krizi çözülemez. 

7. Yöneticilere aldanmayın!

Maalesef, Almanya Sendikalar Federasyonu (DGB) Federal Hükümetin kriz önlemlerini destekliyor. Die LINKE’nin parlamento grubu başkanı Dietmar Bartch da, kapitalist ekonominin işlemeye devam etmesi için gerekli her şeyin yapılması gerektiğini söylüyor. Koro halinde, şimdi muhalefetin iktidarı eleştirme zamanı olmadığını söylüyorlar. Bartsch aynen şöyle diyor: “Merkel ve Söder’in söyledikleri, yani ‘gerekli ve mümkün olan her şeyi yapıyoruz’ demeleri, çok duyarlı bir yaklaşım.”

Solun, iktidardaki sınıfın politikalarına, hele ki kriz koşullarında, muhalefetten vazgeçmesi ölümcüldür. Yalnızca ekonomik krizin işçi sınıfına yıkılması değil, otoriter bir dönüşüm tehlikesi vardır. Sendikal hareket ve sol, banka ve şirketlere ekonomik yardım aktarılmasının ve daha fazla baskıcı tedbirin koltuk değneği olamaz. Tam tersine bunlara karşı mücadele etmek içi örgütlenmeli ve sesini yükseltmelidir.

8. AfD’nin ırkçılığına hayır!

Aşırı sağcı AfD (Almanya için Alternatif partisi) korona krizini ırkçı fantazilerini ve virüs hakkında sahte raporları yaymak için kullanmaya çalışıyor. Bunu yaparak, Almanya’nın ırkçı ajitasyon tarihinde yeni bir strateji izlemiş olmuyor: Göçmenler ve mülteciler hastalık taşıyıcısı olarak damgalanıyor ve insan olmayanlar olarak lanse ediliyor.

Sol, ırkçı ajitasyona karşı seferber olmalıdır. Virüs zaten her yere çoktan yayıldığı için, yapılacak tek duyarlı şey, kamu sağlık sistemini ihtiyacı olan herkes için yeterli hale getirmektir.

9. Avrupa kalesine hayır!

Korona krizi gölgesinde, AB kendisini kapatmaya ve koruma arayan kitlelere karşı baskıları artırmaya devam ediyor. Bunun sonuçları feci. Aktivist grubu Pro Asyl şöyle yazıyor: “AB-Türkiye anlaşmasının 50. yılında, onbinlerce kişi Yunanistan adalarında insanlık-dışı koşullarda tutuluyor. Kapasiteler tükenmiş durumda, sağlık koşulları umutsuz.” 

Almanya Dış İşleri Bakanı Maab, 100 bin Alman tatilcisini uçakla ülkeye getirirken, Lesbos adasındaki, İdlib’teki veya Türkiye-Yunanistan sınırındaki insanları korkunç kaderlerine terketmesi utanç vericidir. Alman turistleri için havataşımacılığı, gerçekten ihtiyaçları olanlar için de neler yapılabileceğini gösterir.

AfD siyasetçileri daha 4 yıl önce sınırlardaki göçmenlere karşı gerekirse orduyu kullanmaya niyet etmişlerdi. Bugü bu gerçeğe dönüşmüş durumda. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Yunanistan hükümetini göçmenlere hayvanca davrandığı için eleştirmek ve göçmenlerin sığınma hakkını savunmak yerine, Yunanistan hükümetini övdü ve onu “Avrupa’nın kalkanı” ilan etti. Bu yalnızca korona krizinden göçmenleri korumak için gerekli olmakla kalmaz. Büyük göçmen kamplarında sayısız başka epidemi de hijyen ve sanitasyon koşullarının olmadığı göçmenlerin yaşamını tehdit etmektedir. Yunanistan, İtalya ve Libya’dan büyük ölçekli bir göçmen kabul programı gereklidir: Sağlık koşulları sağlanmalı ve korunma-sığınma hakları yerine getirilmelidir. 

10. Yapısal nedenlere karşı mücadele!

Ne zaman bunun gibi felaket ortaya çıksa, hükümetler, medya ve hatta çoğu tıbbi kurum özel acil önlemlere odaklanır ve sorunun yapısal nedenlerini gözardı edilmesini sağlar. Corona virüsleri yalıtık bir şey değildir. Sıklaşan virüs vakalarının nedenleri, sermaye karları için dünya çapında ormansızlaşma, ekolojik yıkım, agribusiness ve benzeri gerçeklerdir. Bu kısır döngüyü durdurmanın çaresi var, fakat tüm çareler kapitalizmi ve karların önceliğini sorgulamaktan geçer: Sağlıklı kentler ve konutlar, sanitasyonu geliştirme – sağlık sistemi, atık denetimi, pestisit denetimi- ve gıda üretimi ve tarımı baştan aşağıya yeniden düzenlemeyi gerektirir. 

11.Tecrit değil dayanışma- politik yeniden örgütlenme korona günlerinde başlamalı!

Solcular olarak, dayanışma ve mücadeleyi örgütlemeliyiz. Bu hem enternasyonal hem de yerel olmalı. Mahalle inisiyatifleri ve dayanışma grupları şimdiden bir çok kentte ortaya çıkmaya başladı. Olmadıkları yerde de kurmalıyız. Bu yüksek-risk grubunda olanlarla somut dayanışmaya dairdir: Komşular için alışveriş yapmak, destek ve dayanışma hat ve organizasyonları oluşturmak. Ancak bu yaraya merhem olmaz. Bu yüzden asıl mesele karantina zamanlarında da politik olarak eylem için hazırlanmak, birbirimizle talepleri tartışmak ve dayanışma içinde hareket etmektir. (İşçi grevleri, işçiler içinde eylemli dayanışmanın örgütlenmesidir-bn). İktidardakilere korona ve ekonomik kriz koşullarında direnişin örgütlenmesidir. Sol, kitlelere alternatif politika önerilerini taşıyabilmek için, sosyal medyayı daha etkin ve örgütlü kullanabilmelidir. Kitlelere siyasal eğitim materyali sunulabilmelidir. Önümüzdeki hafta ve aylardaki politik süreç, geleceğin şekillenmesinde tayin edici bir etkide bulunacak. Ekosistem ile ekonomi arasındaki metabolik kopuşu ve karşıtlığı düzeltmek (bunun içinde ekonomik ve siyasal sistemi toptan değiştirmeyi hedeflemek-bn) zorundayız. Kazanacağımız bir dünya var. Yaşamlarımız karlardan önce gelir.    

kaynak: marxism21.de

Çeviri: Devrimci Proletarya

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*