Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Komünist devrim: Tüm işçilerin biraraya gelerek üretimi ve yönetimi doğrudan toplumsallaştırması

Komünist devrim: Tüm işçilerin biraraya gelerek üretimi ve yönetimi doğrudan toplumsallaştırması

İşçilerin çalışma, yaşam ve kısmen de olsa yönetilme koşullarına ilişkin devasa bir literatür vardır: Emekgücünün değersizleştirilmesi, esneklik, güvencesizlik, işçi sağlığı ve güvenliği, çalışma saatlerinin uzaması, işyerindeki despotik yönetim biçimleri, eğitim, sağlığın metalaşması, vd. Bunları bilmek için öyle çok kapsamlı bir literatüre de gerek yoktur, çoğu çıplak gözle de görülebilen ve zaten birçok işçi direnişinde dile getirilen sorun ve çelişkilerdir. Üretimin toplumsal niteliğinin gelişmesi konusunda ise, pek az çalışma var. Emeğin, emekgücünün yeniden üretiminin, bilginin, bireyin, yönetimin vd toplumsal niteliğinin gelişimi konusunda ise, hemen hiçbir çalışma yok.

Ele alınan konu ne olursa olsun, birincisini görmek ve göstermek her zaman daha kolaydır. En bilinen ve en kolay yapılabilendir. İkincisi olan, her türlü toplumsallaşma niteliği, kapitalist ilişkilerce (meta, sermaye, devlet, işbölümü, kurum, ulusal, cinsel, dinsel, sektörel vb) dolayımlandığından ve ayrımlaştırıldığından görmek ve göstermek o kadar kolay değildir. Çünkü kapitalizmin tüm toplumsal ilişkileri, insanlar arası ilişkiler olarak değil, şeyler arasında, ya da insanlar ile şeyler arasında ilişkiler gibi görünür.

O zaman da, diyelim ki “sağlık işçileri” denilince, akla yalnız hastanelerde çalışanların gelmesi kaçınılmaz olur. Sağlık iş ve işçilerinin büyük çaplı genişlemesi ve çeşitlenmesinin yanısıra, tıp teknolojisi ve araçları, labaratuar, ilaç, su, enerji, çöp toplama, arıtma, temizlik, hijyen malzemeleri, diş macunu ve fırçasından bebek pedine kadar (ve bu liste sonsuzca uzatılabilir) üretim ve aktarımında çalışan işçilerin tamamının da aynı zamanda sağlık işçisi oldukları hiç akla hayale gelmez. (Ki bunlar da sağlık emeğinin toplumsal niteliği açısından yalnızca ilk elde akla gelebilenler.) Veya emekgücünün bugün çok genişlemiş ve çeşitlenmiş yeniden üretimindeki dev çaplı toplumsallaşmaya karşın, silme meta dolayımlı olduğundan, bugün ortalama bir işçinin emekgücünün yeniden üretiminin dahi neredeyse diğer tüm işçiler (tüm toplum) tarafından gerçekleştiriliyor olduğu da akla hayale gelmemektedir. Bu sorun da, işçi ile metalar arasındaki bir ilişkiymiş gibi, işçinin o metalara ne kadar “erişip erişemediği” (satın alıp alamadığı) sorununa indirgenmiş olur.

Emek-sermaye çelişkisi, kapitalist üretim ilişkilerine (artı-değer sömürüsü) içkindir. Kapitalizmin özsel çelişkisi (üretimin toplumsal niteliğine karşılık sermaye biçimi) ise üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkinin ifadesidir. Aynı şekilde birincisi, kapitalizmin mutlak genel yasası ile bağlantılandırılır (bir kutupta sermaye birikimi, kendi emeklerini başkalarına sermaye olarak üretenlerin kutbunda sefalet birikimi.) İkincisi ise kar oranlarının düşme eğilimi yasası ile. (Azami kar da bununla bağlantılı olarak ortaya çıkar.) Dolayısıyla bunlar birbirinden apayrı düzlemler, apayrı çelişkiler, apayrı yasalarmış gibi görünür. Ne var ki bunların iç bağıntısını kurmadan, uzlaşmaz sınıf karşıtlığı ile kapitalizm-komünizm karşıtlığı arasındaki iç bağıntı da kurulmuş olmaz.

Kitlelerin soyut burjuva temsillerine olan bağımlılık ve ihtiyacının ortadan kalkması

“Toplumsallaşma”dan ne anlıyoruz? Örneğin bir bireyin toplumsallığı tanıdığı ve sohbet ettiği insan sayısıyla mı ölçülmeli? İş-ev dışında fazla bir çevresi olmayan biri dahi, yalnızca çalıştığı iş ve hergünkü yaşamında kullandığı ürün ve hizmetler, siyasal, ulusal, cinsel, ailevi, dinsel vd belirlenimleri, bağlamında bile gerçekte toplumun tüm geri kalanıyla ilişki içindedir.

IllusionÜretimin toplumsallaşması deyince, belli bir ürünün üretilmesinde onun görünürde son işlemlerini yapan işçilerin ötesinde, çok daha geniş ve tüm işçilerin (doğrudan veya dolaylı) emek katkılarının anlaşılması, iyi bir başlangıç olabilir. Peki, Marx üretimin toplumsal niteliğine karşılık mülk edinmenin özel (kapitalist) biçimi dediğine göre, buradaki nitelik kavramından ne anlamalıyız? Nitelik’e en yakın kavram, belirlenim’dir. Öyleyse, “üretimin toplumsal niteliği”; “üretimin toplumsal belirlenimi/toplumsal olarak gerçekleştirilmesi”, “üretimin somut toplumsallığı” olarak anlam kazanır. Kapitalizmde buna karşın üretimin asli belirleyeni, özel çıkarlardır, burjuvazinin sınıf çıkarlarıdır. Üretimin durmaksızın gelişen ve kendini dayatan toplumsallığı ise, ancak dolaylı bir toplumsallaşma, biçimsel bir toplumsallaşma, soyut bir toplumsallaşma olarak görünür ve sermayeye mal olur.

Toplumsal üretim kapitalist üretim ilişkilerine bağlı olmakla ve ancak bu çelişkin temelde gerçekleştirilmekle kalmaz, doğrudan üreticiler arasındaki bağlar da ancak sermaye, piyasa, medya, devlet vb dolayımıyla kurulabilir. Burjuvazinin egemenliği, yalnız tek tek işçileri belirlemek değil, asıl işçilerin kendi aralarındaki ilişkileri de belirlemek, yani dolandırmak, toplumsallığın soyut burjuva temsillerine tabi kılmaktır.

Her türlü somut yararlı niteliğinden soyutlanmış soyut emek-değer birikiminin, üretimin ve her şeyin temeli, ölçüsü ve amacı olması, zaten kapitalizmin tanımıdır. Her türlü somut toplumsal belirlenimin yerini, soyut (ve dolaylı) toplumsal temsilinin alması da (soyut değer; para, devlet, oy-temsili demokrasi, medya, din-tanrı, vd) yine kapitalizmin bir ifadesidir. Böylece somut, gerçek, fiili toplumsallık göze görünmez/algılanamaz hale gelir; tüm toplumsallık ondan soyutlanan, onu dolayımlayan, onun yerine geçen, böylece fetiş bir karakter de kazanan soyut temsillerden (para, meta, sermaye, devlet, demokrasi, medya, starlar, din-tanrı, ulus vd) geliyor gibi görünür. Toplumun/bireylerin ihtiyaç duyduğu fakat kendi başlarına ve doğrudan biraraya gelerek yapamadıkları şeyleri toplum adına yapıyor görünmeleridir.

Örneğin üretim ve emeği, toplumsal üretim ve toplumsal emek olarak organize eden sermayedir. Dünya çapında her biri doğrudan ve dolaylı milyonlarca işçinin emeğini belli ürün ve hizmetlerin üretilmesi doğrultusunda organize eden küresel tekellerdir. Devlet de, kitlelerin kendi başlarına ve doğrudan biraraya gelerek yapamadıkları bir çok şeyi, tüm toplumu doğrudan ve dolaylı sayısız başka kurumla birlikte “onlar adına” organize eder: Savunma, eğitim, sağlık, altyapı, vd. Medya, kendi başlarına ve doğrudan iletişim içinde olamayan kitlelere, “onlar adına” derleyip organize ettiği toplumsal haber ve gelişmeleri aktarır. Yetenekli bir sanatçı, sporcu, pop star, yine kitlelerin yapamadığı şeyleri “onlar adına” yaptıkları için toplumsal hayranlık kazanır, vb.

Kitlelerin kendi yaşam ve ihtiyaçlarını örgütleyip yönetebilir hale gelmesi

Özcesi kitleler yalnızca işsizlik, geçim, baskılar, aldatmaca nedeniyle yaşamlarını mahveden bu “aracılara”/sömürü ve egemenlik ilişkilerine boyun eğmezler, kendi başlarına, kendileri için biraraya gelerek yapamadıkları (ve yapamayacaklarına inandıkları) her türlü toplumsal gereklilik ve ihtiyacı, onlar adına (bu toplumsal gerekliliklerin ne olduğuna da karar vererek kendi özel çıkarlarına) organize edip yöneten sınıfa da (mahkum oldukları kadar) ihtiyaç duyarlar. Kitleler vahşi sömürü ve baskılara karşı başkaldırabilirler, ancak toplumun büyük çoğunluğunun bir ayrıcalıklı azınlığa olan bağımlılık ve ihtiyacı ortadan kaldırılmadan, kitleler üretimi, yaşamlarını, geleceklerini kendilerini örgütleyip yönetebilir hale gelmeden, asıl bu bir iç ihtiyaç hale gelmeden, asıl bunu yapabileceklerine inanmadan başkaldırının ötesine geçebilmek zordur.

19CMSILVER_JUBILEE_1302816gTüm işçilerin, kendi başlarına ve biraraya gelerek, üretimi, emeklerini, yaşamı, iletişimi, yönetimi vd, doğrudan toplumsallaştırarak organize etmeleri ve gerçekleştirmeleri, zaten komünist devrimin ta kendisidir. Komünist devrim, burjuvazinin sınıf egemenliğini tüm (temsili özel aygıt ve ilişki) biçimleriyle yalnızca yıkmak değil, yıkmaktan başlayarak giderek tamamen gereksizleştirmek demektir. Gereksizleştirilemeyen her kapitalist özel/özgül aygıt ve ilişki biçimi; sermaye, meta, para, devlet, parlamento, medya, din-tanrı, işbölümü, uzmanlar, aile, ulus, starlar, vd çok geçmeden yeniden hortlar.

Bugün tüm yönlü ve ileri toplumsallaşma niteliğinin gelişmesi, kapitalist ilişki biçimlerinin kaldırılması ve gereksizleşmesi olanağını da olağanüstü geliştiriyor. Dolaylı ve temsili biçimlerden hoşnutsuzluk ve tepkilerin artmaya başlaması da bunun bir göstergesi. Örneğin burjuva demokrasisi, sendikalar, medya, metalar… Fakat bu tek yanlı ve düz bir toplumsallaşma niteliği değil. Tüm yönlü toplumsallaşma niteliği ne kadar gelişirse, bunların içindeki ve arasındaki kapitalist dolayım ve parçalayıcılık da o kadar artıyor. Çünkü bu tek yanlı değil, diyalektik bir çelişki. Öyleyse sorun işçilerin evrensel birliğini engelleyen, dolayımlayan, parçalayan tüm kapitalist ilişkilerin ortadan kaldırılmasıdır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*