Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Bese Hozat: Kürt halkı Rojava’ya akmalıdır

Bese Hozat: Kürt halkı Rojava’ya akmalıdır

Enver Müslim: Kobanê direnişini büyüteceğiz

Kobanê Kantonu Başbakanı Enver Müslim, yaşlısından gencine tüm Kobanêlilerin direnişe katıldığını ifade ederek, “Direnişimizi halkımızla, kadınlarımızla ve gençlerimizle daha da büyüteceğiz. Kazanan Kobanê olacaktır” dedi.

DAİŞ çetelerinin saldırılarına karşı Kobanê direnişi 8. gününe girerken, sadece YPG/YPJ savaşçıları değil başta kanton yetkilileri olmak üzere Kobanê halkı da cephede.

Kobanê Kantonu Başbakanı Enver Müslim, halkın göç ettiği yönündeki bilgileri yalanlayarak Kobanêlilerin çetelere karşı YPG ve YPJ güçleriyle birlikte cephede olduklarını belirtti.

“Yürüttüğümüz savaş uzun süreli bir savaş. Küçüğünden büyüğüne yaşlı-genç-kadın tüm Kobanê’liler burada savaşmak için hazır” diyen Enwer Müslim,” Biz DAIŞ’e ve ondan sonra daha büyük güçlere karşı mücadele etmek için kendimizi uzun süreli bir savaşa hazırlıyoruz”  şeklinde sözlerini sürdürdü.

“Kobanêli gençlerin bu büyük direnişini tarih yazacak. YPG’li savaşçıların kahramanlıklarını anlatmaya kelimeler yetmiyor. Onlar, Kürt tarihine adını yazdıran Emir Han, Şeyh Said, İhsan Nuri Baş, Qazi Muhammed, Melle Mustafa, Mazlum Doğan ve Kemal Pir’in devamıdırlar” diye konuşan Müslim, Kobanê’de savaşın devam ettiğini ve savaştıkları gücün arkasında uluslararası devletler olan bir güç olduğunu vurguladı.

Müslim şöyle devam etti: “Ancak tüm bunlara rağmen kazanan Kobanê olacaktır. Kesinlikle Kobanê’den çıkmayacağız. Direnişimizi halkımızla, kadınlarımızla ve gençlerimizle daha da büyüteceğiz.”

Bugüne kadar Kürdistani güçlerin Kobanê’ye desteğinin çok cılız kaldığını ifade eden ve eleştirilerde bulunan Enwer Müslim, “açıklamalar düzeyinde değil, herkesin pratik anlamda destek olması gerekiyor” dedi.

Öcalan seferberlik çağrısını yineledi

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, seferberlik çağrısını tekrar ederek, “Sadece Rojava halkı değil, kuzey ve tüm parçadaki Kürt halkı buna göre yaşamını şekillendirmelidir. Bütün Kürt halkını topyekün bu yüksek yoğunluklu savaşa karşı direnişe geçmeye çağırıyorum” dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın vasisi ve aynı zamanda avukatı olan Mazlum Dinç, Öcalan ile görüşmek için sabah saatlerinde gittiği İmralı Adası’ndan döndü. Dönüş sonrası Gemlik Jandarma Komutanlığı önünde basına açıklama yapan Dinç, Öcalan’ın kendisi ile yaptığı görüşmede, her türlü demokratik adımı atmaya hazır olmasına rağmen hükümetin hiçbir adım atmadığını belirttiğine dikkat çekti.

Dinç, “Sayın Öcalan öncelikle Kürt sorunun demokratik çözümü için her türlü adımı atmaya hazır olduğunu ancak hükümetin ve devletin bir türlü müzakere sürecini başlatmadığını, başlatmaya yanaşmadığını belirtti” dedi.

Karayılan: Kobanê saldırısı bir savaş ilanıdır

Karayılan, YPG’nin Rojava’nın tamamında savaşı yayan bir politikayı uyguladığını ifade ederek bu planla IŞİD ve AKP’nin ortaklaşa bir şekilde Kobanê’yi düşürmesini engellemeyi değil tersine Til Ebyad’ı almayı amaçladığını söyledi.

Bese Hozat: Kuzey’deki direniş daha da güçlenmeli

Sterk TV’de yayınlanan Politik Alan programına katılan Besê Hozat, Kobanê direnişi ve çözüm süreciyle ilgili açıklamalarda bulundu.

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat, Kürdistan’ın diğer parçalarının Kobanê direnişinin “destekçisi olmadıklarını” belirterek, “Kuzey Rojava direnişi içinde yer almalıdır. Kuzeydeki direniş şu anda zayıftır. Yediden yetmişe tüm Kürt halkı ayağa kalkıp Rojava’ya akmalıdır” dedi. Hozat, Kuzey Kürdistan’dan gerillanın geri çekilmesi tartışmalarına sert tepki gösterdi. Hozat, diyaloğun müzakereye dönüşmesi, dokuz başlığın altına imza atılması gibi gelişmeler yaşanmadan tek bir gerillanın dahi Kuzey Kürdistan’dan geri çekilmeyeceğini söyledi.

Hozat’ın Politik Alan programında yaptığı açıklamalar şöyle:

– 15 Eylül’le birlikte IŞİD Kobanê’ye yeniden saldırdı. Özellikle IŞİD’in Kobanê’ye bu denli odaklanmasının nedeni nedir?

Bir haftayı aşkın çok destansı bir direniş var Kobanê’de. Ben öncelikle bu direnişi selamlıyorum. Bu direniş Kuzey Kürdistan’a ve Rojava’ya da yayıldı. Özellikle Pirsus’ta halkımız bir haftadır ayaktadır. Pirsus direnişini de Rojava’ya yayılan Kobanê direnişini de selamlıyorum. Kobanê direnişi sadece Kobanê ile sınırlı kalacak bir direniş değildir. Çünkü Kobanê saldırısı sadece Kobanê’yi hedefleyen bir saldırı değildir. Bütün Kürdistan’ı hedefleyen bir saldırıdır. Kürtlerin özgürlük iradesini kırmaya çalışıyor. Bunu hedefliyor, amaçlıyor. Bu anlamda herkesin Kobanê direnişini kendi direnişi olarak bilmesi yediden yetmişe ayağa kalkması, bu direnişin yanında, içinde yer alması gerekiyor. Destekçisi konumundan çıkması gerekiyor. Bu anlamda direnişin topyekûn olması gerekiyor.

Tabii IŞİD’in Kobanê saldırısı yeni değil. Biliyorsunuz bundan bir ay önce de çok kapsamlı bir saldırı Kobanê’ye yönelik olarak geliştirildi. Kobanê’yi düşürmek ve işgal etmek istiyorlar şimdi. Saldırının kapsamı bunu hedefliyordu. Fakat çok büyük bir direniş ortaya çıktı. Kuzey Kürdistan halkının da bu direnişe aktif katılımı, bu direnişin yanında aktif yer alması tüm Rojava’nın ayağa kalkması, YPG’nin YPJ’nin, Kürt halkının görkemli bir direnişi ortaya koyması bu saldırıları kırdı, püskürttü. Ardından Şengal saldırıları gündeme geldi. Haseke saldırıları gündeme geldi. Şimdi tekrardan bir Kobanê saldırısı gündemde. Diğer saldırıyı kat be kat aşan bir saldırıdır. IŞİD şu anda Irak’taki Suriye’deki bütün güçlerini toplamış Kobanê’ye yöneliyor. 60’ın üzerinde tank, ağır silah kullanımı söz konusudur. Füze kullanıyor, yoğun tank kullanıyor. Irak’tan da çok büyük bir güç aktarımı söz konusu bu hatta. Suriye’deki gücünü de burada toplamış. Bu anlamda tümden Kobanê’yi işgali hedefleyen bir saldırı var. Bunu Türk devleti ile birlikte yapıyor.

NEDEN KOBANÊ?

Neden Kobanê? Bu tabii ki önemlidir. Bu durum Kobanê’nin stratejik öneminden kaynaklı. Kobanê, he Kürtler açısından hem de IŞİD ve Türk devletinin ittifakı açısından stratejik bir konumu arz ediyor. Kürtler açısından stratejik konumu şundan kaynaklıdır. Bir devrimin başladığı yerdir. Çok görkemli bir direnişle bölgede, dünyada yankı uyandıran bir devrim hareketiyle Kobanê’den başlayarak bu devrim tüm Rojava’ya yayıldı. Demokratik sistem olarak da kendisini inşa etti ve ilan etti. Bu bütün Kürdistan açısından, Kürtler açısından çok büyük bir moral güçtü. Büyük bir ilham kaynağıydı. Bu açıdan büyük bir önemi var. Bir de tabii Kobanê, diğer kantonlarda belki öyledir ama Kobanê’nin şu açısından da büyük bir önemi var. Kuzey devriminin de başladığı bir yerdir. Yani Önderliğimizin Rojava’ya geçtiği ilk yer Kobanê’dir. Rojava’da ilk devrim çalışmalarının başladığı yer Kobanê’dir. Bu anlamda da tarihi önemi, anlamı ve değeri var.

Bir de burası Kuzey Kürdistan’ın çok temel bir parçasıdır. Suruç’un bir parçasıdır. Urfa’nın kendisidir. Tarihsel olarak da, Kürtlerin tarihi açısından, özgürlük mücadelesi açısından tarihi bir yeri var. Burada bir kırılma yaşanırsa bütün Kürdistan’da kırılma demektir. Burada devrim kırılırsa Rojava devriminin kırılması demektir. Kürtlerde yaratacağı olumsuz anlamda psikolojik etki biliniyor. Tüm bunlar hedefleniyor tabii. Çok iyi hesaplanıyor bunlar. Bu anlamda burayı kırarak, burada Kürtlerin özgürlük iradesini kırarak, tüm Kürdistan ve Rojava’daki Kürtlerin iradesini kırmayı hedefliyor Türkiye ve IŞİD. Bundan kaynaklı buraya çok ciddi bir biçimde saldırıyor.

Onlar açısından şöyle de bir stratejik önemi var. Bununla Rojava devrimini tamamen tasfiye etmek amacı güdülüyor. İkinci bir boyut ise Rakka IŞİD’in başkenti pozisyonundadır. Temel üs merkezidir. Kendince Irak-Şam devletinin stratejik bir merkezidir. Kobanê de buraya yakındır, komşudur. Kobanê’yi alarak Rakka’yı sağlama almaya, güvenli bir koridor oluşturmaya çalışıyor. Kobanê’yi Irak-Şam devletine dahil etmeyi hedefliyor. Bu anlamda IŞİD faşizmini bu biçimde sistemleştirmenin mücadelesini veriyor, bunu amaçlıyor. Bu açıdan Kobanê’nin onlar için önemli bir yeri var. Hem devrimin tasfiyesinde stratejik bir rol oynuyor, hem tarihsel mücadele açısından önemli bir yeri var. Bir de kurmak istedikleri sistem açısından özelde de Rakka’ya da yakın ve komşu olması açısından böyle bir saldırı hedefleniyor. Ve şimdi de Türk devletiyle birlikte ortak bir saldırı geliştirildi.

– Kobanê’deki direniş sonucunda bazı bölgelerde IŞİD durduruldu. Bu direnişin sonuçlarının Kürt sorununun çözümü ve diğer Kürt bölgelerindeki mücadele üzerinde ne gibi etkilere yol açacak.

Kobanê direnişi Kürdistan’ın direnişidir. Buradaki olası bir kırılma Kürdistan’ı etkileyecektir. Buradaki Kürtlerin iradesindeki kırılmanın ciddi sonuçları olacaktır. Bu bilinerek zaten bu kadar saldırı hedefleniyor. Bu anlamda stratejik bir konumu var Kobanê’nin. İlk devrim kılıcının da çakıldığı yerdir Kobanê. Bu anlamda bütün Kürdistan’da Kürt halkının kendi direnişi olarak görmesi ve bunun içinde yer alması gerekiyor. Sadece protesto eylemleri yapmakla, yürüyüşler düzenlemekle Kobanê direnişine katılınmış olunmuyor. Desteklenmiş olunmuyor. Destek kelimesi bile yanlıştır. Neyi destekliyoruz yani? Kobanê’deki saldırı bütün Kürt halkını hedefleyen bir saldırıdır. Kürtlerin onurunu, özgürlüğünü, iradesini, varlığını hedefleyen bir saldırıdır. Varlık ve yokluk mücadelesidir şu andaki mücadele. Bu direnişe bu anlamda katılmak gerekiyor, bu direnişin içinde yer almak gerekiyor. Bir haftadan bu yana ciddi bir saldırı ve kapsamlı bir işgal harekatı var Kobanê üzerinde. Ciddi bir halk direnişi de var. Kürdistan’ın diğer parçalarında ise tepki oldukça zayıftır. Bunu açık belirtmek gerekiyor. Pirsus halkının ciddi bir mücadelesi var. Fakat bütün Kürt halkının Pirsus’a, Urfa’ya, Ceylanpınar’a akması gerekiyordu. Yüzbinlerce insanın sınır hattında komple direnişi yükseltmesi gerekiyordu. Ortada sınır bırakmaması gerekiyordu. Çok tarihsel bir süreçten geçiyoruz gerçekten. Artık Lozan Anlaşması Kürdistan’ın arasına çizilen sınırlar anlamsız hale gelmiştir. Kürdistan’ın parçalanması mevcut direnişle anlamını yitirmiştir. Mücadelesiyle direnişiyle Kürtler zaten bunu boşa çıkarmıştır. Sınırları anlamsızlaştırmıştır. Şimdi bunu resmileştirmek gerekiyor. Kürtler özellikle Rojava ile Kuzey Kürdistan sınırlarını ortadan kaldırmalı ve sınırı birleştirmelidir. Bunun her açıdan koşulları oluşmuştur. İmkanları ortaya çıkmıştır. Tek yapılacak şey Rojava devriminin en güçlü bir biçimde taşırmaktır. Kuzeyde büyük bir devrim hamlesini başlatmaktır. Rojava devrimini kuzey devrimi olarak ele alıp sınırları ortadan kaldırmaktır. Kuzey halkının, yüzbinlerce insanın Rojava’ya Kobanê’ye akmasıdır. Bu sağlanabilir, yapılabilirse Kobanê’ye saldırılar da püskürtülür. Hiçbir şekilde Türk devleti ve IŞİD amacına ulaşamaz. Uluslararası güçlerin kirli hesapları boşa çıkar. Kürdistan üzerinde yüz yıldır uygulanan bu kirli politika da tümden boşa çıkarılır. Bu çirkin politikalar da iflas eder. Bölünmüşlük ortadan kalkar, kuzeyde de devrim amacına ulaşır. Rojava ve Kuzeydeki devrim birleşmiş olur. Amacımız bu olmalıdır. Halkımız bu şekilde direnişi yükseltmelidir. Kuzey ve Rojava devrimini bu noktadan sonra birleştirmemiz lazım. Rojava’nın kaderi kuzeyin kaderidir. Kobanê şu anda kuzeyin de kaderini belirliyor. Sorunu böyle ele almak lazım.

-Burada başarının hem Kuzey Kürdistan’daki özgürlük mücadelesine, diğer parçalardaki mücadeleye etkisi ne olur

Aslında bu saldırılar amacına ulaşırsa, yani Kobanê saldırısı amacına ulaşırsa Kuzeyde çözüm süreci diye bir şey kalmaz. Bu çok açıktır. Zaten mevcut durumda Türkiye bu süreci kendi eliyle bitiriyor. Bu şekilde çözüm süreci gitmez. Türkiye şu anda kapsamlı bir savaş içindedir. Kobanê’deki bu saldırılar öyle kendi başına gerçekleştirilen saldırılar değildir. Türkiye-IŞİD ittifakı üzerinden gelişen saldırılardır. Türkiye bu savaşın içerisindedir. Kobanê’de Türkiye Kürt halkına karşı savaş veriyor. Ortada öyle bir ateşkes falan yoktur. Kapsamlı bir savaş vardır. Ve bu savaş derinleşerek devam ediyor. Kendileri de söyledi, Erdoğan açıklama yaptı. Biz bu rehineleri ciddi bir diplomasi ve pazarlık üzerinden aldık. Bu saldırı pazarlıkların sonucudur. Biz daha önce defalarca IŞİD ile Türkiye arasında kirli anlaşmalar olduğunu açıkladık. Bu rehine krizi bir senaryodur, bu bir oyundur dedik. Hatta rehine de değil misafir almışlar. Kendileri de böyle açıklamalar yaptılar. Musul’da aldılar, getirip Akçakale’de teslim ettiler.

Zamanlaması da önemli. Kobanê saldırılarının olduğu bir zamanda gerçekleşti. Açıktır, bunlar Kobanê üzerinde kirli bir plan yaptı. Türkiye bu saldırının içerisinde yer aldı. Bunun üzerinde anlaştılar. Yer alacağını söyledi. Her türlü desteği vereceğini söyledi. Bu saldırıların içinde yer alacağını, her türlü kolaylığı IŞİD’e sağlayacağını, savaşçı aktarımını yoğun bir biçimde sürdürüleceğini sözünü verdi IŞİD’e ve böyle bir plan yaptılar. Bu planı uyguladılar ve yanlarında misafir ettikleri 49 kişiyi Türkiye’ye teslim ettiler. Şu anda yürüyen süreç odur.

-Türkiye IŞİD ortaklığı neyi amaçlıyor. Türkiye neyi hedefliyor?

Türkiye’nin IŞİD’le ortaklığı Rojava devrimini tasfiye etmek üzerinden gelişen bir ortaklıktır. El Nusra Türkiye’nin esas örgütlenmesiydi. Onları Rojava devrimine karşı kullandı. El Nusra başarılı olamadı. İlk zamanlarda parladı, ön plana çıktı ama daha sonra tutunamadı. YPG-YPJ güçleri karşısında yenildi. El Nusra’nın önemli bir kısmı da IŞİD’e katıldı. Derken IŞİD denilen bir faşist oluşum çete grubu ortaya çıktı. Dikkat edersek IŞİD de ilk sesini Rojava’da duyurdu. Önceden IŞİD’den çok fazla bahsedilmiyordu. Kimse IŞİD’i tanımıyordu, bilmiyordu. IŞİD’in ortaya çıktığı ve sesini duyurduğu yer Rojava’dır. Rojava’ya saldırarak sesini duyurdu. El Nusra devreden çıkınca Türkiye tüm desteğini IŞİD’e verdi. IŞİD ile ittifak geliştirdi. Amaç Rojava devrimini IŞİD yoluyla tasfiye etmekti. IŞİD’in de amaçları var. IŞİD de Suriye’de, Rojava’nın bir kısmı, Kobanê’yi de kapsayan Irak’ın Sünni alanını kapsayan bir sistem kurmak istiyor. Bunun üzerine ittifak geliştirdiler. IŞİD’i kullanacak IŞİD de Rojava devrimini tasfiye edecek. Bu arada bölgede yeni dengeler oluşuyor, yeni ittifaklar kuruluyor. Sistem yeniden şekilleniyor. Türkiye’nin bir de böyle bir hesabı vardı. IŞİD ile kurduğu ittifakta bölgede oluşacak yeni sistem şekillenmesinde, dengelerin gelişmesi ve yeni dengelerin ortaya çıkmasında IŞİD’i de kullanmak istedi. Dengeler içerisinde, yeniden dizaynda Türkiye etkin bir şekilde yer almak istedi. Selefilerle, Mısırla ittifakı bunun üzerinden gelişti. Haşimi ile bunun üzerinde ilişkiye girdi. Yıllarca besledi, ittifak geliştirdi. Suriye’de de IŞİD ile bunu yaptı. Bir Rojava devrimini tasfiye etmek, esas stratejik amaç buydu. Bunu tasfiye ederek de zaten tüm demokratik dinamikleri ortadan kaldırmak, onun üzerinden de kendi çıkarları temelinde bölgeyi yeniden dizayn etme, yeniden düzen kurma ve bu dizayn içinde etkili bir biçimde yer alma üzerinden IŞİD’le böyle bir ittifak geliştirdi. IŞİD’i güçlendirdi.

-Türkiye’nin kurduğu ilişkiler göz önünde bulundurulduğu zaman hep Kürt karşıtlığının öne çıkmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Türk devleti Kürt düşmanı bir devlettir. Bu çok açıktır. Kürtlerin inkarı ve imhası üzerinden gelişen bir devlettir. Yıllardır bu inkar ve imha politikasını devam ettiriyor. Uluslararası güçlerin Türkiye ile ilişkileri de Kürtlerin inkar ve imhası üzerinden gelişmektedir. Lozan, Şark Planı bunun bir sonucudur. Kürtleri ezme imha etme karşılığında Türkiye ile ilişkilerinde yüzyıldır kullanıyorlar, kullanmaya devam ediyorlar. Bütün bölge politikalarını Türkiye üzerinden uyguluyorlar. Türkiye de bunu harfiyen uyguluyor. Zaten NATO üyesidir. NATO politikalarını bölgede uyguluyor. Temel müttefik güçtür, ABD ile Batıyla. Şimdi bunun karşılığında da Kürtleri her biçimde imha etme, ezme, katliamdan geçirmeye de göz yumuluyor. Türkiye de yıllardır bu politikayı yürütüyor, kimsenin de sesi çıkmıyor zaten. Bu kirli politika yüzyıldır Kürdistan ve Kürtler üzerinde uygulanıyor. Tam gerçekten bir Kürt düşmanlığı. Kürtlerin verdiği 40 yıllık mücadele bu kirli planları, Şark Islahat Planını boşa çıkardı. Büyük bir Kürt iradesi ortaya çıkardı. Görkemli bir Kürt direnişi ortaya çıkardı. Özgürlük Mücadelesi Kürdistan’ı aştı bütün bölgeyi etkilemeye başladı. Kürtler bölgede, bölge politikasında, bölgenin biçim almasında çok belirleyici, etkileyici bir rol oynamaya başladı. Temel bir aktör haline geldi bölge siyasetinde. Bölgedeki temel demokratik güçlerin başını çeken esas bir güç durumuna geldi. Bölgenin demokratikleşmesinde çok etkili bir rol oynamaya başladı. Şimdi de bu iradeyi, ortaya çıkan bu büyük gücü tasfiye etmek üzerinden yine çok çirkin uluslararası bir konsept devam ediyor.

-Kobanê’ye yönelik saldırılarda uluslararası güçlerin sessizliği de bu anlama mı geliyor?

Tabii dikkat edersek bundan bir süre önce bir koalisyon kurdular. Süper ve büyük güçler. Obama açıklama yaptı dedi ki biz sadece Irak’a değil Suriye’ye de müdahale edeceğiz. Irak’ta IŞİD’i bitireceğiz, Suriye’de de IŞİD’e yöneleceğiz. Bunun üzerinden uluslararası bir koalisyon kurdular. Türkiye’yi de bu koalisyonun içine almaya çalıştılar. Epey de görüşme yaptılar. Türkiye daha sonra bu koalisyonun içinde yer alamayacağını, IŞİD’in elinde 49 rehine olmasını gerekçe göstererek koalisyon içinde yer alamayacağını ifade etti.

Bunun ardından yoğun bir gündem oluştu. Ha bugün ha yarın ABD Suriye’ye müdahale edecek. Hemen ardından da Kobanê saldırısı gündeme geldi. Ortada şu anda ne bir koalisyon tartışması var, ne Suriye’ye müdahale tartışılıyor. Rehineler teslim edildi. Türkiye’nin bu koalisyonda yer almamasının temel gerekçesi rehinelerdi. Şu anda rehineler Türkiye’ye teslim edildi. Ne bu tartışılıyor. Madem ki senin gerekçen rehineydi, o yüzden IŞİD’e saldırmıyordun, yönelmiyordun. Şimdi niye IŞİD’e saldırmıyorsun, yönelmiyorsun. Bu tartışılmıyor. Birden o müdahale gündemi, operasyon gündemi ortadan kalktı. Şimdi bu güçler suskun oturmuş IŞİD’i Kobanê’ye saldırısını izliyor film izler gibi. Bu değerlendirilmesi ve tartışılması gereken bir durum. Bu şunu ortaya koyuyor. Bu saldırı uluslararası güçlerin işine geliyor. Bu savaştan bu iğrenç saldırıdan kendi çıkarlarını görüyor. Direkt ya da dolaylı bu plan içinde yer alıyor. IŞİD’in bu saldırısını destekliyor. Bu anlama geliyor. Madem ki böyle, IŞİD tüm gücünü toplamış Kürtlere saldırıyor. Hani sen Suriye’ye müdahale edecektin IŞİD’e saldıracaktın. Kürtler IŞİD’e karşı direniyor mücadele veriyor. Hani sen IŞİD’e karşı mücadele edenlere destek verecektin. Kürtler savaşıyor. YPG-YPJ savaşıyor. Niye bunlara bir destek vermiyorsun? Tek savaşan güçler bunlardır. IŞİD’e niye saldırmıyorsun? IŞİD Kürtlere ve halklara saldırıyor. Niye bu gündeme girmiyor? Madem ki savaş koalisyonu oluşturdun.. Nerde bu koalisyon? Bu koalisyon yok. Olamaz da zaten.

-Türk devleti Cidde bildirisine imza atmadı. Bir anlaşma sağlanmadı. Sonuca baktığımızda IŞİD, Türkiye ve ABD aynı çizgide gibi duruyor. Böyle midir Kobanê saldırısı karşısında duruşları?

Hepsinin de ortak amacı Kürtlerin iradesini kırmaktır. Bu çok açıktır. Baştan beri ABD’nin de Türkiye’nin de izlediği politika direnen Kürtleri teslim alma politikasıydı. Özgürlük mücadelesi veren, hak, onur mücadelesini veren Kürtlerin iradesini kırıp teslim almaydı. Bunun üzerinden Kürtlere karşı yıllardır kapsamlı bir saldırı yürütüyorlar. Dikkat edersek üç yıldır Rojava’ya karşı çok yoğun bir saldırı var bu güçler tarafından. Ne Batının, ne ABD’nin, ne bölge ülkelerinin bu konuda herhangi pozitif anlamda değerlendirebileceğimiz bir tutumu, davranışı gelişmemiştir. Bu saldırıları sürekli beslemiş, desteklemiş ve onay vermişlerdir. Her türlü katkıyı da sunmuşlardır. Böyle bir tutum takındılar geçmişten beri. Bu tutum mevcut durumda da devam ediyor. Söz konusu Kürtler, Rojava olunca bir arada oluyorlar. Amaç da şudur aslında: kendince özgürlük isteyen, hak isteyen Kürtlerin iradesini kırıp teslim almak ve istedikleri biçimde Kürtleri kullanmak istiyorlar. Nasıl böyle bir kesim Kürt’ü kendi çıkarları temelinde bölgede kullanmak istiyorlarsa, kendi politikalarını o Kürtler üzerinden uygulamak istiyorlarsa, Kürtleri işbirlikçi Kürtlerle kontrol altında tutmak istiyorlarsa aynı biçimde direnen, özgürlük, onu, hak mücadelesi veren Kürtleri işbirlikçiği dayatıyorlar. Bu yüzden iradesini kırıp, burnunu sürtmek istiyorlar.

-Cenevre toplantılarında Rojava’daki Kürtler, direnen Kürtler dışarıda bırakılmıştı. Aynı siyaset devam mı ediyor.

Aynı siyaset devam ediyor. Aynı siyaset derinleşerek devam ediyor. Kobanê saldırıları bu siyasetin derinleşmiş ifadesidir. Bu siyaseti daha kapsamlı bir biçimde devam ettiriliyor. Kobanê saldırısıyla hedeflenen de direnen Kürt’ün iradesini kırıp teslim almaktır. Kesinlikle bir bütün olarak bu hedefleniyor. Bunun içinde uluslararası güçler de var.

Biraz önce bir koalisyondan bahsettik. IŞİD bunların da işine geliyor. Her ne kadar kıracaz, edeceğiz diyorlarsa da bu siyasetendir. IŞİD’i kendileri besledi. Rojava devrimine karşı, Kürtlere karşı kullandı, İran’a karşı kullandılar. Suriye’ye karşı kullandılar. Irak’a karşı kullandılar. Yani bölge sistemini dağıtmada, bölgeyi yeniden dizayn etmede IŞİD’i bir silah olarak kullandılar. Kürtlere karşı bir silah olarak kullandılar. Bu anlamda kendileri besledi, her türlü desteği de verdi. Dünyanın dört bir yanında IŞİD’e katlım var. Avrupa ülkeleri istese bunun önüne çok rahat geçebilir.

IŞİD’in elinden her türlü silah var. ABD ve bir sürü Avrupa ülkelerinin silahları IŞİD’in elinde. Bölge ülkelerinin bir sürü silah desteği var. İsteseler kesemezler mi? Yapmıyorlar bunu. IŞİD gitti Bağdat’a dayandı, Şengal’de katliam yaptı, Maxmur’a, Kerkük’e saldırdı. Üç yıldır Rojava’da büyük bir savaş var. Son bir buçuk yıldır her türlü uluslararası bölgesel güçlerin desteğiyle IŞİD Rojava devrimine saldırıyor. Bunu engelleyemezler miydi? İşlerine gelmiyor. IŞİD’i kullandılar. Bundan sonra da kullanacaklar. IŞİD’i vuracağız, kıracağız gibi şeyler hikayedir. Kullanabildikleri kadar kullanacaklar. Bölgedeki dinamikleri kırıp, tasfiye ettikten sonra, kendi önlerinde engel gördükleri yapılar kalktıktan sonra IŞİD’e yönelecekler. IŞİD’i kullanmaya devam edecekler. Suriye’de yaşanan odur. Koalisyon şu bu dediler ama şu anda IŞİD işlerine geldiği için hiçbir müdahalede bulunmuyorlar. Amaç sadece IŞİD değil ki. Amaç orada Kürtlerdir, rejimdir. Öyle mesele sadece IŞİD meselesi değil. IŞİD’i kendine tehdit olarak gördüğü bütün yapılara karşı, demokratik yapılara karşı, direnen Kürtlere karşı IŞİD’i bir saldırı, bir vahşet çete örgütünü her biçimiyle kullanıyorlar, kullanmaya da devam edecekler. Mevcut durumları, pozisyonları da bunu ortaya koyuyor. IŞİD’in Kürt Özgürlük Mücadelesini ezmesini bekliyorlar. IŞİD bunu yaparsa sözde bir kurtarıcı gibi müdahale edecekler. Kendilerini böyle lanse edecekler.

Irak’ta da aynı şeyi yaptılar. Şengal’e, Maxmur’a, Kerkük’e saldırdı kimsenin sesi çıkmadı. IŞİD geldi Hewler’e dayandı. Kürt Özgürlük Hareketi müdahale etti. Şengal’i, Maxmur’u, Kerkük’ü, Hewler’i savundu. PKK kurtardı ondan sonra ardından Amerika bir kurtarıcı gibi geldi birkaç yere Irak’ta bomba attı. Ondan sonra dedi işte Irak’ı, Güney Kürdistan’ı ben kurtardım dedi. Kendisini bir kurtarıcı gibi lanse etti. Şimdi benzeri politika Rojava’da yürütülüyor. İsteseler ayın 15’inde IŞİD’e kapsamlı saldırı yapabilirdi. İşine gelmedikleri için yapmıyorlar, yapmayacaklar. Hesapları IŞİD’in Kobanê’yi alarak katliam yapması ve bunun ardından ABD’nin oluşturduğu koalisyon gelecek, birkaç yere birkaç bomba atacak ve kurtarıcı havasına girecekler. Böyle çirkin ve iğrenç bir politikanın içindeler. Uluslararası güçler de bunun içinde. Bölge devletleri de içinde. Türkiye’nin mevcut politikası kesinlikle kendini bitirme politikasıdır. IŞİD şimdi Türkiye’nin her yerinde kendisini örgütlüyor.

-Bu Türkiye’deki diğer halklar, Aleviler başta olmak üzere, etnik yapı ve inançlar nasıl tavır almadı. Şu andaki tutumlarını yeterli görüyor musunuz?

Özellikle Türkiye halklarının farklı kesimlerin böyle seyirci pozisyonunda kalmalarını hayretle karşılıyoruz. Çok düşündürücü bir durum bu. Şimdi IŞİD kendisi dışında herkesi kendisine düşman gören faşist bir yapıdır. IŞİD’in esas aldığı sadece Selefi-Sünni kesimdir. Çok faşizan bir örgüttür, bir yapıdır. Özellikle Alevileri, Hıristiyanları, kadınları, kendisi dışındaki tüm kimlikleri, inanç kimliklerini, halkları düşman görüyor. IŞİD böyle bir örgüt. IŞİD’in derdi sadece Kürtlerle değil. IŞİD’in kurmak istediği bir sistem var bahsettiğimiz hatta. Demokrasi düşmanıdır IŞİD. Kürtler büyük bir demokrasi mücadelesi veriyor. IŞİD, demokratik hareketi, mücadeleyi, sistemi kendisi için ciddi bir tehdit olarak görüyor. Uluslararası güçleri tehdit olarak görüyor. Bu açıdan uluslararası bir koalisyon var IŞİD’le. Bu dinamiği ortadan kaldırmaya çalışıyorlar saldırarak. Özünde tüm demokratik kesimlere karşı büyük bir tehdittir IŞİD. Alevilere, Hıristiyanlara karşı büyük bir tehdittir. Herkes ama şu anda oturup izliyor. IŞİD’in saldırısı Alevilere, Hıristiyanlara, Ortadoğu halklarına saldırıdır. IŞİD’in bir yerde başarı kazanması demek, IŞİD’in yarın İstanbul’da İzmir’de, Marmara’da, İç Anadolu’da kazanması demektir. Türkiye’de hareket ediyor, örgütleniyor. Bazı yerler konusunda somut bilgiler var elimizde. Silahlı grupları örgütleyip silah stokları yapıyorlar. Türkiye, Türk devleti, AKP hükümeti bütün dikkatini Kürt düşmanlığına, Rojava devrimini tasfiyeye odakladığı için, Kürtlere zerre kadar hak hukuk vermemeye odakladığı için siyasetin, bütün Türkiye’nin gündemini buna göre oluşturuyor. Kamuoyunu da bu temelde yönlendiriyor. Dikkatini de buraya çekiyor. Aslında alttan alta da çok tehlikeli bir biçimde IŞİD kendini Türkiye’de örgütlüyor. Yarın benzer bir saldırının Kobanê’ye benzer bir saldırının İstanbul’da İç Anadolu’nun herhangi bir kentinde olmayacağının herhangi bir garantisi yoktur. Kürdistan’ın, Alevilerin yaşadığı yerlerde olmayacağının bir garantisi yoktur. Bu Kuzey Kürdistan açısından böyledir. Türkiye’nin herhangi bir bölgesi açısından durum budur. IŞİD Türkiye’de de Kuzey Kürdistan’da da kendisini örgütlüyor. AKP örgütlemesi için zemin sunuyor. İttifak kurmuş, anlaşmış. Hatta ittifakı aşan bir durumdur. Müttefiktir. Türkiye, Türk devleti, AKP hükümeti IŞİD ile müttefik bir güçtür. Tercihini yapmıştır. AKP hükümeti tercihini Türk-Kürt ittifakından yana yapmamıştır. IŞİD ittifakından yana yapmıştır. Bu mevcut durumda özellikle bu Kobanê saldırısıyla, bu saldırı sürecinde rehinelerin teslim edilmesiyle bu plan, bu ittifak tescillendi. Kesinlikle şu da ortaya çıkıyor ki Türkiye tercihini IŞİD ittifakından yana yapmıştır. Bu çok tehlikeli bir gelişmedir. Bu tercih bu duruş kuzeyde bu biçimiyle çözüm sürecini bitirir. Çözüm süreci bu şekilde gitmez.

-Çözüm süreci konusunda bir hafta gibi bir süre kaldı. Kürt Halk Önderinin de açıklamaları var. AKP hükümeti cephesinden de Eylül sonu vurgusu vardı. Adım atılacak deniyor, müzakere heyetlerinden bahsediliyor. Şu ana kadar atılan bir adım yok. Kobanê’de direniş var. Ne olacak adım atılmaması durumunda.

Baştan beri belliydi, hep söyledik zaten AKP’nin çözüm politikası yoktur diye. Şimdi daha açık ortaya çıkıyor ki gerçekten yoktur. AKP resmi açıklama yaptı, 30 Eylül’ü son tarih olarak gösterdiler. Bugün ayın 22’si. Bir haftalık bir zaman kaldı 30 Eylül’e. Hani nerede yol haritası? Nerde çözüm politikası? Görünürse savaşın ve şiddetin dışında görülür bir şey yok. Böyle bir ayda somut adım atılması, müzakerenin başlaması ve müzakerenin başlıklarının tartışılması gerekirken, somut tarihlendirmelerin tartışılması gerekirken bir bakıyoruz ki kapsamlı bir Kobanê saldırısı. Kürtleri, Kobanê’yi ezme üzerinden kapsamlı bir saldırı. Bir bakıyoruz üç yerde okul açılıyor diye imha saldırısı. Anadilde eğitime bu kadar büyük bir tahammülsüzlük. Bu nasıl bir yol haritasıdır ki içinde anadilde eğitim yok. Bu aslında onun sınavıydı. Okulların açılması AKP’yi, Türk devletini sınavdan geçirdi. Bir çözüm niyetleri var mı yok mu bunun sınavıydı. Üç yerde okul açıldı kıyamet koptu. Her yerde yoğun saldırılar. Hemen ertesi gün mühür vurdular kapılara. Bu da Kobanê saldırısından önce bu okulların açılmasıyla AKP’nin yol haritası, çözüm politikası olmadığı ortaya çıktı. Olsaydı böyle kıyamet kopmazdı. Olsaydı olgunlukla karşılardı. Biz çözüm sürecini geliştiriyoruz. Tabii ki anadilde eğitim olacak. Adım atılmış bunu daha da desteklemek gerekiyor. Açabilirler daha fazla açabilirler. Buna devlet daha fazla destek sunmalıydı. Bu olmalıydı. Kamuoyunu buna hazırlamalıydı. Farklı refleksleri giderebilecek bir politika yürütmeliydi. Bu olacağına tersi bir politika oldu. Yöneldi, saldırdı. Bu zaten niyetinin ne olduğunu, bu 30 Eylül’e kadar ne yapacağını açık ortaya koydu. Fakat bunu daha fazla açıklığa kavuşturan da Kobanê saldırısı oldu. Kobanê saldırısıyla da direkt Türkiye zaten içinde direkt yer aldı. Binlerce kişiyi sınıra yığmış şimdi. Asker ve polis. Bir grup insan oraya gitmiş, Kobanê direnişini desteklemek amacıyla, içinde yer almak amacıyla. Ona bile çok hunharca, pervasızca, alçakça saldırıyor. Buna bile bir tahammülü yok. Kendisi açık söyledi. Biz IŞİD’le birlikte savaşıyor, bir pazarlığımız var diyor. Şunu dedi aslında. Doğru ben oyalıyorum. Benim çözüm niyetim politikam yoktur dedi. Pratik bunu söylettiriyor. Bu pratiğin söz ifadesi budur. Ben tasfiye edeceğim, ben tasfiye siyasetini sürdüreceğim diyor. Bu süreci mevcut durumda da bitiriyor.

-Türk devletinin yürüttüğü savaştan bahsettiniz. Kuzey Kürdistan’daki gerillaların geri çekileceği yönünde tartışmalar söz konusu. Böyle bir süreçte bu tartışmaların yürütülmesini değerlendiriyorsunuz. Gündeminizde böyle bir şey var mı?

Böyle bir gündemin oluşturulmasının temel sebebi de şundan kaynaklıdır. Yani artık AKP’nin bu oyalama, tasfiye siyaseti çok deşifre oldu, teşhir oldu. Hiçbir gerekçesi kalmadı, adım atmamak için. Böyle farklı bahane ve gerekçelerle süreci uzattı. Uzatmalara oynadı. Böylelikle hep seçimleri kazandı. Şimdi artık gelinen aşamada bu 30 Eylül meselesi, yol haritası, adım atılması meselesi de bunun bir sonucuydu. Artık öyle oldu ki Türkiye kamuoyunda da dünya kamuoyunda da herkes şunu gördü: AKP’nin artık adım atmama dışında hiçbir gerekçesi kalmamıştır. Çünkü Kürt Özgürlük hareketi sürecin olgunlaşması, gelişmesi için her türlü fedakarlığı yaptı. Her türlü adımı attı. Geri çekilme de dahil. Biz bunu da yaptık. AKP savaşı sürdürdü. Karakol yapımıyla, baraj yapımıyla, Rojava’da IŞİD ile savaşı sürdürerek, bir sürü yöntemle savaşı devam ettirdi. Süreç tek taraflı bizim üzerimizden gitti. Bunun sabrını fedakarlığını her açıdan gösterdik. Bunu herkes gördü. AKP’nin bir çözüm politikasının, niyetinin olmadığı açık. Gerekçesinin de olmadığı açık. AKP artık sıkıştı. Ya somut adım atacak ya da açıkça itiraf edecek, diyecek ben kandırdım, aldattım, oyaladım, benim böyle bir politikam yoktur, ben azılı bir Kürt düşmanıyım, hem hak, hukuk tanımam. Süreç bu noktaya geldi artık. Diyalog süreci bitti artık. Ya müzakere ya müzakere noktasına geldi sürecin kendisi. Bu defa da AKP açıkladı, deklare etti, dedi yol haritasını 30 Eylül’de açıklayacağım. Yol haritasını açıklamadan geri çekilmeyi gündeme koydu. Şimdi gündem çok yoğundur. Birkaç televizyonda buna yönelik haberler var. Önderliğimize çok yoğun bir baskı uyguluyorlar. Son görüşmede de ortaya çıktı. Önderliğimize şunu dayatıyorlar: Açıklama yapacaksınız güçler geri çekilecek. Bunun dayatması var. Bunun ciddi bir baskısı var. Önderliğimiz ve hareket üzerinde. Güçleri geri çekeceksiniz sonra biz yol haritasını açıklayacağız diyorlar. Böyle iğrenç bir plan. Bu şu demektir: Ortada yol haritası falan yoktur. Ortada büyük bir oyalama ve kandırma var. Önümüzdeki seçimi de kazanma hesabı var. Adım atacağına, yol haritasını açıklayacağına, müzakereye oturacağına, bu defa gücü geri çekin ondan sonra müzakereye oturacağım diyor. Şunu çok iyi bilmelidir Türk devleti müzakereye oturmadan, dokuz başlık görüşülmeden, sekretarya oluşmadan, demokratik çözüm müzakere heyeti örgütlendirilip, genişletilmeden, izleme heyeti ve komisyonu oluşturulmadan, süreç ilerlemeden, somut bu konuda Türk devleti adım atmadan, Önderliğimizin İmralı koşuları müzakerenin ruhuna uygun hale getirilmeden, Önderliğimizin toplumla, hareketle teması kurulmadan, özgürlüğü, güvenliği, sağlığı garantiye alınmadan, herkesin çıplak gözle görebileceği adımlar atılmadan gerillada, Kürdistan’da yaprak bile kımıldamayacak. Asla geri çekilme falan söz konusu olmaz. Biz iyi niyetimizi gösterdik, 1999’da geri çekilmemizi yaptık. Büyük bir sabırla o siyaseti yürüttük. Onlarca defa ateşkes, eylemsizlik kararı aldık. En son 2013’ten itibaren eylemsizlik kararı ve geri çekilmeyle de bu süreci radikal bir şekilde destekleyen bir tutum içine girdik. Onlarca, yüzlerce somut adım var, büyük bir sabır var. Bundan sonra asla böyle bir şey olmayacak. Bunu AKP hükümeti de Türk devleti de çok iyi kafasına soksun. Somut bir adım atmadan, müzakereye oturmadan, karşılıklı bunun imzası olmadan, kalekol, karakol, baraj yapımına son vermeden, kültürel kırımı sonlandırmadan tek bir adım atılmayacak, tek bir gerilla güneye gelmeyecektir. Tam tersine gerillanın sayısı da büyütülecektir. Katılımlar zaten artıyor. Artarak devam edecektir. Her yerde kendi ordu gücümüzü büyüteceğiz. Çözüm olsa bile Kürtlerin savunma gücü olmayacak mı? Soykırımlar uygulanıyor Kürtlere karşı. Bölge kaynar kazandır. Kürtlerin her yerde çözüm de olsa Kürtlerin savunma gücü olacak. Kürtler savunmasız kalmayacak. Kimse kendini kandırmasın, kimseyi kandırmaya da çalışmasın. Ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar, hangi gücün desteğini arkalarına alırlarsa alsınlar, kiminle ne ittifak kurarlarsa kursunlar, müttefik güç olarak kimi belirlerlerse belirlesinler Kürtler yenilmeyecektir. Artık Kürtler ayağa kalkmıştır, irade kazanmıştır, Kürtler özgürlüğüne düşkündür. Onurlu bir halktır. Bir orduya sahiptir. Kendi savunma gücü vardır. Mücadele ve stratejisi vardır. Mücadele programı vardır. Önderi, öncüsü vardır. Bu halk asla yenilmez. Dünya bütün gücünü o Kobanê’ye yığsa da yenemeyecek. Asla o iradeyi ezip teslim alamayacak. Kürdistan’da bütün dünya gücünü yığsa Kobanê’deki gibi bir direniş ortaya çıkacak. Asla Kürt’ün iradesini hiçbir güç ezemeyecektir. Kürtler bu direnişi büyütecektir. Ben bütün Kürtlere şu çağrıyı tekrardan yapıyorum.

Bütün Kuzey Kürdistan ayakta olmalıdır. Kobanê’ye saldırı tüm Kürdistan’a saldırıdır. Tüm Kürtler, tüm bölge halkları, başta Aleviler, Hıristiyanlar, kadınlar yediden yetmişe herkes ayakta olmalıdır. Kobanê direnişinde yerini almalıdır. Destekçi pozisyonunu aşmalıdır. Bu direnişe katılmalıdır. Bu direniş ezilirse tüm halklar ezilir. Bu zafere ulaşırsa tüm halklar kazanır. Özellikle o sınır hattı komple bir direniş hattı olmalıdır. Kuzey Kürdistan Rojava’ya karışmalıdır. Kuzey Kürdistan halkı Rojava’ya taşmalıdır. Rojava direnişi içerisinde, Kobanê direnişi içinde yer almalıdır. Kobanê ile Pirsus birleşmelidir. Yüzbinlerce insan o asker ve polise saldırsa bakalım sınırları kaldıracaklar mı kaldırmayacaklar mı. Halkın gücü her şeyi yener. Halkın gücü herkesi yener. Bu irade önünde hiçbir tank, top, füze dayanmayacaktır. Bu büyük bir iradesel mücadeledir. Tarihi gelişmeler ve kazanımlar ortaya çıkardı. Bu görkemli güç kesinlikle zaferi kazanacaktır. Kürtler artık o kaderi aşmıştır. Kürtlerin tek kaderi var o da özgürlük ve zaferdir. Kürtler kendi kaderini kendisi yazıyor. Süreç böyle bir süreçtir. Bu anlamda ben herkesi Rojava devrimine ve Kobanê direnişine katılmaya çağırıyorum. Kuzeydeki direniş şu anda zayıftır. Yediden yetmişe tüm Kürt halkı ayağa kalkıp Rojava’ya akmalıdır. Kürt gençliği de kadını ve erkeğiyle Rojava direnişine, devrimine katılmalıdır.

ANF

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*