Anasayfa » DÜNYA » Kapitalizm: Ölümle yaşamaya alışmak

Kapitalizm: Ölümle yaşamaya alışmak

Kapitalizmin teknolojik ve bilimsel olarak söyleyebildiğinin hepsi bu: Ölü sayısının sayısının azaltılması ve ölümle yaşamaya devam etmek!

Japonya’da büyük bir afet yaşandı. 8.9 şiddetinde deprem ardından Tsunami, sel baskını, yangınlar, nükleer sızıntı. Ölü sayısı 10 bini aştı, yüzbinlerce kişi yıkıma uğradı.

Japonya ileri kapitalist, teknolojisiyle meşhur bir ülke. Evler depreme dayanıklı yapılıyor, topluma daha ilkokuldan başlayarak sürekli depreme karşı önlem eğitimi veriliyor, Japonların tıkıştıkları 50-60 metrekarelik evlerde deprem sırasında can kaybına yol açmaması için en az eşyayla ve eşyaları sabitleyerek yaşaması öğütleniyor, son depremi 1 dakika önce bildiren erken uyarı sistemi de dünyanın en ileri deprem uyarı sistemi olarak biliniyor. Japonlar depremle yaşamaya, her 5-10 yılda bir şiddetli bir depremle yıkımlara uğramaya alıştırılmış durumda.

Son depremde de Japon kapitalizmi övüle övüle bitirilemedi. Bu şiddette bir depreme karşı ne kadar az ölü varmış, Japonlar ne kadar eğitimli ve sağduyulu insanlarmış hiç paniklemeyip aldıkları deprem eğitimlerinin gereğini yerine getirmişler, erken uyarı sistemi ne kadar gelişmiş… Bunlar daha geri kapitalist ülkelerdeki felaketlerin sonuçlarına bakılarak, doğru gibi görünebilir. Fakat kimse şunu sormuyor: Evet deprem doğal bir afettir, bugünkü teknolojik koşullarda engellenebilir değildir. Ancak Japon toplumu, neden bugüne kadar bunca yıkım, ölüm, deprem zincirine karşın o en canalıcı adacıklarda sıkış tepiş yaşamaya mahkum olsun? Neden “depremle yaşamaya alışmak” zorunda olsun? Bu vaaz ediliyor ki, Japonya’daki dehşetli depremden sonra, Türkiye’de hemen TV’lere çıkartılan o pek kelli felli burjuva bilim adamlarının kitlelere yine tek söyledikleri şey şu olsun: “Biz de depremle yaşamaya alışmalıyız.” Marmara ve İstanbul’da 5-10 yıl içinde kaçınılmaz olduğu belirlenen 7 şiddetinde bir depremin Japonya’daki 8.9 şiddetinin en az 50 katı can alacağını bildikleri halde vaaz ettikleri işte bu: “Depremle yaşamaya alışın”. Kapitalizm şehirleri, hatta petrol tesislerini, nükleer tesisleri fay hattının üzerine kursun ama işçiler ve emekçiler Japonya’da olduğu gibi depremle yaşamaya alışsın.

Kaldı ki, Japonya’da depremle mücadele konusunda hiç de sanıldığı kadar ileri bir ülke değil. Çünkü eninde sonunda kapitalist bir ülke. Korkunç bir yıkıma yol açan Kobe (1995) depreminden sonra depreme daha dayanıklı evlerin oranı artırıldı, ancak evlerin halen yüzde 25′i dayanıklı olmadığı gibi, dayanıklı olduğu söylenenler de 7 ile 8 şiddetinde depreme dayanıklılık kıstasıyla yapılıyor. Japonya’da hükümet son depremden önce büyük depremlerde can ve mal kaybını en aza indirgemek için gelecek 10 yıl içinde depreme dayanıklı evlerin sayısını artırmayı planlıyordu. Hükümetin sözkonusu planı hayata geçirmesi halinde, Japonya’nın merkezi konumundaki Tokai bölgesinde Richter ölçeğine göre 8.0 şiddetinde meydana gelecek bir depremde ölecek insan sayısı 9 bin 200′den 4 bin 500′e düşecek. Plan, ülke genelinde depreme dayanıklı ev sayısı oranını yüzde 75′ten, 2014 yılına kadar yüzde 90′a çıkarmayı hedefliyor.

Hükümet planında belirtilen tahminlere göre, Tokai bölgesinin yanı sıra Tonankai ve Nankai bölgelerinde de büyük ölçekte depremler meydana gelecek. Bu iki bölgedeki depreme dayanıklı evlerinin sayısındaki artışla, muhtemel bir depremde ölecek kişi sayısının 17 bin 800′den 9 bin 100′e düşürülmesi amaçlanıyor.

Evet işte kapitalizmin teknolojik ve bilimsel olarak söyleyebildiğinin hepsi bu: Ölü sayısının sayısının azaltılması ve ölümle yaşamaya devam etmek! Bile bile lades. Daha geri olarak bilenen ülkelerde her yıl aynı bölgelerde aynı mevsim ve dönemlerde muson yağmurlarıyla, fırtına ve heyelanlarla ölen onbinlerden farkı ne bunun? Türkiye’de sel baskınlarında ölümlerden sonra hep suçlanan “dere yatağına ev yapan” yoksul emekçiler oluyor da, niye deprem yatağına şehir, nükleer santral, petrol tesisi yapanlar suçlanmıyor?

3 yorum

  1. Iyi demissinde, nerede yasasinlar Japonyali’lar peki? Onu da yazsaymissin daha iyi olurmus.

  2. sevgili haberci aslında yazının içinde var nerede yaşayacaklari…

  3. “kelli felli” değil, “kerli ferli” olacak. Bir de canalıcı, çok önemli, hayati önemde anlamında bir ifadedir, çok can alan anlamına gelmez. güzel, anlamlı bir yazı ama özensiz türkçe yüzünden değerini kaybediyor biraz.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*