Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kapitalist savaşı işçiler neden savunur, neden savunmamalı?

Kapitalist savaşı işçiler neden savunur, neden savunmamalı?

İdlip’te 33 askerin yaşamını yitirmesiyle birlikte, Suriye rejimine büyük bir saldırı olanağı yakalayan işgalci kapitalist devlet ve medya örgütü, Esad rejimine ait birçok hedefi vurulma görüntülerini yaydı. İdlip’te ayakta zor duran cihatcılara bir nebze moral vermeye cabalanırken, fabrika, iş yeri ve ofislerlerde çalışan işçilerin ulusal, mezhepsel kodları tahrik edildi, “birlik ve beraberlik” mesajı verildi.

Çocukluktan bu yana aile kurumunun desteğiyle içe kazınan şovenizm zehiri, militarizm, her türk asker doğar, bir şeylerin içselleştirilmiş ama sorgulanmamış olduğunu gösterirken, bu işçi sınıfının kendisinin bir sınıf olarak düşünmesini engelliyor. İçe işlenen metalar, tüketim, yabancılaşma en zor durumlara karşın boyun eğerek çelişkiler içinde yaşama alışkanlığı ile birleşiyor. Bu yüzden değer, meta ve artı-değer üretimi kapitalist yeniden üretimin, kapitalist savaş endüstrisinin can damarları…

Kapitalist toplum, özel mülkiyet, ticaret; emek, sömürü uzlaşmaz sınıf çelişkilerini ne kadar gizleyebilir, tüm özel zenginlikleri toplumun bir bütünün çıkarları olarak göstermeyi başardığı oranda, savaş için harcanan kan ve bütçenin o denli toplumun yeniden üretiminde rol alan emeğe fatura edilmesi normallik kazanır. Savaş sadece canımızla cephede değil, ekonomik durumumuzla, borsada üretim mekanizmasının içinde var.  Kapitalizmin yeniden ürettiği sadece ücretli kölelik ilişkisi olsaydı, kapitalizm insanları ölüme gönderecek ideolojik güçlerden yoksun kalırdı. 
Eğer işçi sınıfının kendi tarihsel deneyimlerinden çıkardığı dersler ve geri bilincini, sınıf bilinciyle aşılabilecek örgütsel ortam yoksa; yoksullukla, sömürüyle uzlaşmaya, en azından tüm bu uzlaşmaz çelişkileri bastırma duygusu özelliği burjuvazi tarafından kazandırılır, bir fanusun içinde düşünüp, yaşamaya zorlanmak burjuva ideolojik etki sayesindedir.

Yaşam faturalarının sürekli artıyor olmasına karşı dişini sıkan bir işçi, kendi için olmayan bir burjuva hesap ve çıkarlar için olan savaşa çocuğunu göndermesi ve insani ve ekonomik, sosyal boyutunun kendisine fatura edilmesinden ne kadar rahatsızlıkta duyuyor olsada, savaşın devam ettirilmesinde yana olduğunu ifade etmesi, başka halklara, başka halklardan işçileri zor duruma sokacak girişimlere evet demesi, işgali, cihatcı yayılmacılığa, intikamcılığa evet demesi, başının üzerinde bekleyen yönetici ve patronların daha çok hadi hadi demesidir ki, bu çelişkidir. Böyle bir çelişki içinde “birlik, beraber” sunidir, aldatmacadır. Her ay iş yerlerinde yüzlerce işçinin ölmesi, işçilerde bırakalım bir üzgünlüğü tartışma konusu bile olmuyorken, militarizme ilgi göstermeside keza aynıdır.  Her gün iş yerine gidip gelmesi gibi, kendisini öldüren, sömüren sermaye ile arasında olan bir çelişkidir.

Bu çelişkilerin, kapitalist ideolojik çember altında kalan işçilerin onlara tek başına doğruları telkin veya propaganda etmek yoluyla ortadan kalkacağını söylemek olsaydı eğer tüm çelişkiler çözülürdü. Hegel’in tarihin insan bilincinin yapması ve insan bilincinin kendine varması olarak tanımladığı çarpıklık buna uygundur ama Marx’a göre değil; hatta tam tersi tarih insanın bilincini yaratır ama olduğu gibi sadece yansıtmaklada kalmaz insanın üretici yetkinlikleri tarihi yeniden yapar. O zaman kapitalizmi yıkabilmek, onun yarattığı tarihsel arka planı ile bugün arasında bağlantı kurmak, sınıfı bilince taşımak, sınıfsal mücadelesine omuz vermeyi gerektirir.

İşçiler kapitalist savaşı neden savunmamalı?

Savaş, daha çok sermaye ihracı, daha büyük egemenlik alanı, krizi açabilecek meta ve artı-değer üretim pazarları yaratmak, rekabet ve Türkiye’nin tekelci konumu ve bölgedeki işbirlikçisi olduğu emperyalistlerin bölgeyi tamamen küresel kapitalizme entegre etmek, yeni rejim, yeni kirli anlaşmalar, yağma, talan üzerine olduğundan; Suriye, Türkiye ve diğer halkların ne ölmesi, mülteci durumuna düşmesi, evini yurdunu kaybetmesi, savaş esiri, yüklenicisi olması, ırkçılığa maruz kalması, borca girmesi, işsiz kalması, yaşam maliyetlerinin artması, şirketlere, patronlara bağımlılığının artması, kapitalistlerin amaçlarını etkilemezken, tüm yukardaki ikili handikapın toplumun yararına bir sonuç üretmeyeceği kesindir.

İşçilerin, halkların özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesi kapitalistlerin çıkarları, savaş bütçeleri amaç ve hayalleri ile karşı karşıya bir zıtlık içerir. Emperyalist hayaller için ödetilen tüm bedellerde bizim ihtiyaç ve özlemlerimizle zıtlık içindedir. Savaşa karşı mücadele, yabancılaşmış ve sermayeye içkinleştirilmiş bilinçten kurtulma, sosyalizm için kapitalizme karşı mücadeleyle başlar. Kapitalizme karşı mücadele olmadan, savaş, sömürü ve ölümler son bulmaz.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*