Anasayfa » BASINDAN » IŞİD üzerine

IŞİD üzerine

IŞİD Nedir? AKP IŞİD’in Neresinde Kalıyor? IŞİD Türkiye’ye Gelir Mi?

Islamist fighters loyal to Somalia?s Al-Qaida inspired al-Shebab group perform military drills at a village in Lower Shabelle region, some 25 kilometres outside Mogadishu on February 17, 2011. The group claims it has recruited and now training hundreds of new militants to fight against government forces in an expected offensive against militant held positions in the embattled capital following a warning of an attack after 100 days from President, Sheikh Sharrif Ahmed, that are due to expire in a week's time. AFP PHOTO/Abdurashid ABDULLEIŞİD NEDİR?

Bugün itibariyle Türkiye kendini yine Uluslararası bir krizin ortasında buldu. Türkiye’nin diplomatları ve kamyon şoförleri şu an IŞİD’in medya kolunun söylediği üzere yargılanmayı bekliyor, yani sadece esir değiller, IŞİD’e göre şüpheliler ve mesela içlerinden biri Alevi çıkarsa kafaları kesilebilir.

IŞİD adını Suriye’de iç savaşı takip eden çoğu kişi duymuştur. IŞİD’in kökeni Irak El Kaidesinden geliyor. Burada bulunan El Kaide ekibi oluşturuyor IŞİD’in esas gücünü. Irak’ın Suriye tarafına bakan çölünde merkezlerini oluşturuyorlar. Irak’ın işgali sırasında 2003′te Felluce’de destanlaşan direnişe bir parça katılmış bir ekip IŞİD’i oluşturan kadrolar. Bu kadrolar sonradan Irak El Kaidesi oluyor ve her tarafa bomba yüklü kamyon göndermeye başlıyorlar. Irak İslami Ordusu denilen direniş örgütüyle aralarında çatışmalar başlıyor bunun gibi sebepler yüzünden. Ebu Musab El Zerkavi liderliğini uzun süre yürütüyor örgütün fakat bir operasyon sonucu öldürülüyor.

IŞİD’in ideolojik motivasyonu bu yıllarda gittikçe şekilleniyor. Irak’taki direniş hareketinin hem Sünni hem Şii olarak İslami bir motifi vardı. Fakat IŞİD’in bağlı olduğu düşünce olan Selefiyye akımı Küresel Cihat Ağı adı verilen ve El Kaide’nin bağlı olduğu bir düşünce sistemine bağlı. Selefi düşüncesini en basit şekilde tanımlamak istersek, içinde tasavvuf ve sufi öğelerin kafirlik sayıldığı, Ehl-i Sünnet dışındaki tüm İslamın kollarını kafir sayan, bunu da kendi anlayışı içerisinde hadislerin rehberliğinin değil, Kuran-ı Kerim’in en saf halinin geçerli olduğunu savunan ve İslamın ilk oluşturulduğu senelere geri dönülmesi gerektiğini iddia eden bir akım. Eğer Şii veya türevi bir İslamiyete inanıyorsanız siz zaten IŞİD’e göre tekfir edilmeli yani dinin dışında sayılmalı ve öldürülmelisiniz. Çoğu İlahiyatçıya göre Suudi kökenli Vehabbiliğin kamufle edilmiş halidir selefiyye. Bu akım dünyada Çeçenistan’dan Afganistan’a kadar pek çok taraftara sahip, etkisi Filipinler, Endonezya ve Malezya’ya kadar uzanıyor. Bu akıma mensup olanlar Cihat için dünyanın bir ucundan diğerine savaşlara katılmak üzere yola çıkıyorlar.

Suriye’de iç savaşın başlangıcında çıkan kitle hareketinin aksine IŞİD güçlerini Irak üzerinden getirmeye başladı. Suriye’de El Kaide’nin resmi kolu olan Nusret Cephesi ile aralarında en başta bir sürtüşme olmadı hatta birlikte savaş tüccarlığına soyunmuş ve İstanbul’daki Suriye Ulusal Konseyine bağlılığını ilan etmiş örgütleri ortadan kaldırarak işe giriştiler. Bu örgütler tasfiye edilirken IŞİD hem teçhizat hem de eleman olarak gittikçe güçlendi. Diğer örgütlerden kafileler halinde IŞİD’e geçenler oldu. Bu sırada kafa kesmeler ve toplu katliamlar düzenlemeye devam ettiler. IŞİD’in esas gücü bununla sınırlı kalmadı, Küresel Cihat Ağından binlerce yabancı selefi savaşa katılmak için gelmeye devam etti. Suriye’de bilhassa kırsal kesimden katılımlar oldu IŞİD’e. Suriye Ulusal Konseyi burjuva demokratik bir sınıf içerisinde demokrasi talep ettiği için ve IŞİD demokrasiyi tağut yani din dışı ve kafir işi saydığından dolayı çatışma gittikçe büyüdü. Rojava sınırına doğru saldırılarını arttırdılar ve Kürt ulusunun Rojava’daki savunması karşısında geri çekilmek zorunda kaldılar.

IŞİD’in giderek tehlikeli bir hal almasından ve Suriye’yi ele geçirmesinden korkan Türkiye’nin ve körfez ülkelerinin desteğindeki örgütler İslami Cephe adında bir yapı kurdu. Suriye’de ABD’nin hegemonyasını tehdit eden bir muhalif akımın güçlenmesi bilhassa İslami Cephe’nin kuruluşunda motivasyon oldu. ABD askerlerinin yüzlerini kapayarak El Kaide’ye yardım etmeyeceğim yazılı dövizlerle fotoğraf çektirip twitter’a yüklemesi batı kamuoyunun Suriye savaşına bakışına dair çok önemli bir göstergeydi tıpkı İngiliz Parlamentosunda Suriye ile ilgili müdahale kararının IŞİD ve Nusret Cephesi eylemleri yüzünden reddedilmesi gibi. Esad’ın devrilmesi için doğrudan bir dış müdahale gerekiyorsa bu IŞİD gibi yapıların mutlaka ortadan kaldırılmasıyla sağlanacaktı. Bu yapı IŞİD’e karşı savaş ilan etti, bu arada IŞİD El Kaide tarafından dışlandı. Nusret Cephesi ile IŞİD arasında çatışmalar çıktı. Kısacası muhalefet cephesi kendi içinde pek çok parçaya sahipti, IŞİD’in güçlenmesinden sonra bu artık iyice ayyuka çıktı.

Son gelişmelere göre IŞİD ve diğer muhalifler gruplar bazı bölgelerde işbirliği halindeyken diğerlerinde savaş halinde. Suriye’de bilhassa aynı bölgede üç, dört farklı gücün birbiriyle savaştığı oluyor ve IŞİD bunlara karşı disiplinli olmasıyla ve davasına kati inanca sahip olmasıyla öne çıkıyor. 2012′deki Halep çatışmalarında Suriyeli muhaliflerin birlikleri yenilginin eşiğindeyken cepheye gelen IŞİD ve Nusret Cephesi savaşçılarının disiplinli duruşu sayesinde cepheyi kurtarmayı başarmışlardı.

Bu arada IŞİD’in diğer islami örgütlerle arasında pek bir fark yok. Diğerleri de kafa kesiyor ve katliam yapıyor ama IŞİD El Kaide geleneğinden geldiği için daha çok dikkat çekiyor uluslararası kamuoyunda. Batı karşıtlığı yüzünden emperyalizmin hedef tahtasına oturtuluyor yoksa Suriye Ulusal Konseyine bağlı muhalif gruplardan kafa kesenlerin Adana’daki üslerde belli eğitimler aldığı bundan 3 sene önce ortaya çıkmıştı.

IŞİD’in Irak’taki saldırısı nereden kaynaklanıyor olabilir?

IŞİD’in silah ve teçhizat konusunda çok farklı noktalardan desteklendiği konuşuluyor. Diğer muhalif örgütlerden ve Suriye Ordusundan ele geçirdiği silahların dışında bir destek söz konusu olabilir. Bundan tam 5 ay önce Irak’ta yakalanan bir IŞİD militanının anlattığına göre Suudi Arabistan IŞİD’e Irak’ta saldırılar düzenlemesi için 150 milyon dolar ve istihbarat desteğiyle silah verdi. Bu haber açıkçası sizi şaşırtmasın İslami Cepheyi kurdurup IŞİD’e karşı savaştırmış Körfez ülkelerini düşündüğünüzde. Çünkü Suudi Arabistan’ın Selefilerle başa çıkma yöntemi onları imha etmek üzerine değil, başka cephelere yönlendirmek üzerine. Suudilerin kendi yakaladıkları El Kaide militanlarını 5 yıldızlı otel gibi olan sözde rehabilitasyon merkezlerinde dinlendirdiğini senelerden beri biliyoruz. Aynı Suudi Arabistan’ın kendi İslami anlayışı çerçevesinde bastırdığı milyonlarca Kuran-ı Kerim’de geçen cihat ifadeleri ve bunların tüm Ortadoğu coğrafyasında planlı biçimde dağıtılması gene sizi şaşırtmasın. Körfez şeyhlerinin her gün resmi ve özel televizyonlarda Nusret Cephesi ve IŞİD’e bağlı güçlerin zafelerini selamlayan açıklamalarına da hiç şaşırmayın.

IŞİD’in şeyhlerinden ve en önemli liderlerinden El Şişhani’nin 2008′de Gürcistan’da Gürcü askeri kıyafetlerini giyerek Rusya’ya karşı savaştığı bir başka ilginç bilgi.

Suudi Arabistan’ın Wikileaks belgelerinde ortaya çıktığı üzere İran’a karşı silahlandığı ve ABD’yi İran’a saldırtması için ikna ettiğini görmüştük. Aynı Suudi Arabistan’ın aynı belgelerde Maliki ve Esad için ortadan kaldırılması gereken engeller olduğunu söyledikleri de bilinen bir gerçek.

Bütün bunlara rağmen IŞİD’in kendi hedefleri doğrultusunda Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, Ürdün’ü içine alan bir İslami devlet için saldırdığını görebilmek gerek. IŞİD her kimden destek alıyor olursa olsun IŞİD’in kendine ait bir programı var ve bu programı gerçekleştirmek için önünde hiçbir engel tanımıyor.

Peki AKP IŞİD’in neresinde kalıyor?

AKP’nin Suriye İç Savaşında beslediği pek çok İslamcı örgüt olduğunu biliyoruz. Cemaatin yaydığı kasetlerde ortaya çıktığı üzere Türkiye yüzlerce tır gönderdi Suriye içine ve Türkiye-Suriye sınırı cihatçıların isteklerine göre dizayn edildi, mülteci olarak girdikleri topraklardan silahlı biçimde Suriye’ye saldırılar düzenlediler. IŞİD diğer muhalif örgütlere dağıtılan silahlardan fazlasıyla yararlandı bu süreçte onlara saldırdığında veya belli bölgelerde ittifak yaptığında.
Fakat IŞİD AKP’nin temsil ettiği İslami anlayış ve siyasi pozisyon için bir tehdit oluşturuyor. AKP ve ona bağlı güçler İslami Cephe içinde IŞİD’i durdurmaya çalıştı. Aynı şekilde Türkiye sınırlarını Rojava’da IŞİD zulmünden kaçmaya çalışanlara kapatırken sınır atışlarıyla arada bir IŞİD mevzilerini yokladı.

Fakat AKP’nin Suriye’de savaş sırasında verdiği desteklerle ortak olduğu insanlık suçlarına baktıkça ve IŞİD’in bunlardan yararlanmış olma ihtimalinin yüksekliği göze çarpıyor.

IŞİD Türkiye’ye saldırabilir mi?

Reyhanlı bombalaması sonrasında eylemi üstlenen IŞİD’in aynı dönemde Türkiye’yi tehdit ettiğini hatırlamak gerek. IŞİD sayfalarında AKP hükümeti ve çevresindekilerden demokrasiyi kullanan ve ABD-İsrail çevreleriyle ittifak halinde bulunan tağutlar olarak bahsediliyor.

IŞİD’in Türkiye’de bir sempatizanlar ağı var. Bunlar aynı zamanda El Kaide’ye olan sempatileriyle bilinen çevreler. İslam Dünyası dergisi adı verilen dergi çevresi bilhassa bunlara olan sempatileriyle biliniyor. Aynı şekilde İstanbul’un Fatih ilçesi çevresinde Nakşibendilere yakın olan ama bunlara sempatilerini belirten pek çok dergi çevresi var. Fakat IŞİD’çilerin Suriye-Türkiye sınırını kullandığına dair kesin bilgiler yok. Kesin olan şey, Türkiye içinde yuvalanmış cihatçı kesimlerin pek çoğunun IŞİD’e sempatiyle baktığı ve İslami Cephenin kuruluşuna rağmen eğer bir fırsat olursa IŞİD’e katılabilecekleri. Yani Türkiye hem El Kaide tehlikesini hem de IŞİD tehlikesini kendi içinde AKP Suriye’deki savaş politikası sayesinde barındırıyor.

IŞİD bölgeyi ele geçirip elinde tutabilir mi?

IŞİD’in Irak saldırısında kaydettiği ilerleme pek çok kişinin aklına ‘ya kalıcı olurlarsa’ sorusunu düşürdü. Irak ve Suriye’de rejimlerin neoliberal programları uygulamaları ve rezil baskıcı bürokratik yüzlerinden dolayı yoğun bir işsizlik, gıda krizi ve kitlesel göçün şehirlerde yoğunlaştığını Arap Devrimlerinin sebeplerini sıralarken vurgulamıştık. IŞİD en çok bu kesimler arasındaki umutsuzluktan yararlanma ve buradan kendine eleman devşirme gayretinde. IŞİD daha önce de söylediğim gibi modern üretim ilişkilerinin belli oranda geliştiği fakat eşitsiz gelişim yasası yüzünden feodal ilişkilerinde yoğun biçimde hüküm sürdüğü bölgeleri ele geçiriyor. Nitekim Irak’taki Sünni aşiretlerin bazıları tarafından yoğun destek görmeleri bu yüzden. Suriye’de Halep dışında hemen hemen kırsal bölgelerde hakimiyet kurmaları bu yüzden. Bu bölgelerde dünyanın en eski sınıflarından biri olan köylülerin farklı sınıfsal katmanlarının ihtiyacına cevap verebilecek bir programa sahip değiller çünkü sahip oldukları program m.s. 700′lerde oluşturulmuş kurallar çerçevesinde yapılandırıldı. Bu sebeple IŞİD gibi örgütler toplumsal desteklerini ancak Afganistan gibi üretim ilişkilerinin en az geliştiği bölgelerde sürdürebilirler, bunun dışında ya değişmek ve giderek modern dünyaya ayak uydurmak zorundalar küresel iktisadi ilişkiler yüzünden ya da yok olacaklar.

Savaş açısından duruma baktığımızda ise IŞİD’in lojistik destek açısından fazla bir güce sahip olmadığını görüyoruz. Alan savunması yapabilecek güçleri yok tanklara ve uçaklara karşı. Gerilla savaşına dönmeleri halinde ise gene bölgedeki modern sınıflardan çok sadece Sünni aşiretlerin güçlü olduğu bölgelerde tutunabilecekleri ortada.

Ne yapmalı?

Bölgemiz ulusal ve dinsel boğazlaşmaların merkezi haline geldi. Çatışmasının burjuvazi ve işçi sınıfı arasında olması gerekiyorken bölgemiz emperyalizmin müdahaleleri ve geriliği sonucunda bir kan deryasına yuvarlandı. Ünlü marksist tarihçi Hobsbawm’ın dediği üzere ‘zayıflık kendini kültürel kimliği üzerinden ifade ediyor’. IŞİD bölgemizin iktisadi ve sosyal krizinin bir sonucu aslında.

Giderek fakirleşen ve sömürülen coğrafyada Emperyalizmin işbirlikçisi hükümetlere ve fakirliğe isyan halinde olan kitlelerin ortaya çıkardığı bir sonuç. Arap Devrimleri sonrasında bölgede Siyasal İslam’ın farklı partilerinin yoğun biçimde güç kazanmasını sağlayan şey tam olarak bu, çünkü burjuvazinin farklı kesimleri ve bürokratların çürümüşlüğüne karşı tepki İslami bir kanalla ifade ediliyor.

Siyasal İslam’ın bilhassa bölgede solun terk ettiği mevzileri doldurarak gittikçe büyüdüğünü ve sonunda çatışmaların bunlar arasında cereyan ettiği bir noktaya geldik. Mesele her zaman sınıfsaldı ve bunu gözden kaçırmamamız lazım. Meseleyi salt bir modernizm ve gericilik çatışması olarak okumaya devam ettikçe IŞİD gibilerinin eline daha fazla güç taşıyacağımızı bilmemiz elzem.

IŞİD bir sebep değildir kısacası, emperyalizmin ve işbirlikçilerinin bölgedeki politikalarının bir sonucudur.

RED/Can Gürola

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*