Anasayfa » GÜNDEM » İşçi sınıfının “irade güvencesizliği” sorunu ya da Soma, Mecidiyeköy, Karaman…

İşçi sınıfının “irade güvencesizliği” sorunu ya da Soma, Mecidiyeköy, Karaman…

komur-ocaginda-su-baskini--4919116Not: İşçi Meclisi için hazırlanan yazımızı, başlığını değiştirerek, Karaman-Ermenek’te ocakta mahsur kalan ve sağ olup olmadıkları bilinmeyen 18 maden işçisinin katliam tehdidi nedeniyle hemen yayınlıyoruz. Sokağa eyleme genel greve!

Burjuvazinin “yeni” hükümetinin ilk işlerinden biri “ulusal istihdam stratejisi” kapsamında 50 kadar maddeyi içeren torba yasayı geçirmek oldu. İşçi sınıfına yeni esneklik, güvencesizlik saldırılarını içeren yeni kanun ve kanun hükmünde kararnamaler 11 Eylül’de yürürlüğe girdi. Bu, 2008-9 krizinden itibaren, biri kısmi anayasa değişikliği referandumu, 3′ü torba yasalarla geçirilen, “ulusal istihdam stratejisi” kapsamındaki 4. saldırı paketi. Daha yıkıcı bir 5. paket ise, genel seçim sonrasını bekliyor. Hükümetin açıkladığı Orta Vadeli Program (2015-17), “ulusal istihdam stratejisi”nin geriye kalan en dehşetli maddelerini kapsıyor. Yine bitmiyor. Zaten “ulusal istihdam stratejisi”, en az iki yılda bir güncelleştirilerek, bir yanda daha düşük ücretli, esnek, güvencesiz, despotik aşırı çalıştırmayı, diğer yanda işsizliği durmaksızın genişletmeyi öngörüyor.

Önceki paketlerden hatırlatmalar

Ulusal İstihdam Stratejisi kapsamında 2009 yılından itibaren çok sayıda düzenleme yapılmaktadır. “Kısa dönemli çalışma programı”, “Toplum yararına çalışma programı” gibi 6-9 aylık geçici, asgari ücretli çalıştırma biçimleri İl Özel İdarelerinden fiilen Organize Sanayi Bölgelerine yaygınlaştırıldı. İşe alımlarda patronlara sigortasız çalıştırıp işten atma olanağı veren “deneme çalışması” uygulaması genişletildi. Turizm gibi sektörlerde fazla mesailerin zamlı ödenmesi kaldırıldı. Kadınların, gençlerin düşük ücretli güvencesiz çalıştırılması patronlara vergi-prim indirimi teşviği kapsamına alındı. İşsizlik sigortası fonu, hükümet ve patronların yağmasına açıldı. İşverenlerin “ücret dışı maliyetlerini azaltma” adı altında çalıştırdıkları işçilere dönük sigorta primi, işçi sağlığı ve güvenliği, kreş, giderek işçi servisi, yemek gibi yükümlülükleri resmen ya da fiilen kaldırılmaya başlandı. Kadınların, çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılması yasakları gevşetildi. Kamuoyunda “çocuk işçiler ve çocuk gelinler yasası” olarak bilinen eğitimde 4+4+4 sistemi getirildi. Staj, proje, intörn gibi adlar altında cep harçlığına öğrenci emeği sömürüsü hızla genişletildi. İşçi kiralama yetkisi olmayan Özel İstihdam Büroları bu yetkiyi fiilen kullanmaya başladılar. KOBİ’lerde 12 saatlik işgünü hızla yaygınlaştı. Muvazaalı (hileli) taşeronluk uygulamaları, taşeron şirketlerde işçileri aylar boyunca ücretlerini ödemeden ve sigortalarını yatırmadan çalıştırma uygulamaları yaygınlaştı. Madencilikte rözadans sistemi genişletildi. Taşeronluk ve iş cinayetlerinin en yoğun olduğu inşaat sektörüne olağanüstü teşvikler verildi. Başta öğretmenler olmak üzere kamuda personel alımı azaltıldı. Vasıflı, eğitimli mesleklerde ve kamuda mesleki yeterlilik ve performans uygulamaları yaygınlaştırılmaya başlandı. Kamuda 4-C ve benzeri hak gaspına dayalı çalıştırma kapsamı genişletildi. Sicil yerine disiplin kavramı getirilerek, terfiler disiplin cezası almamış olmaya bağlandı…

Bunaldınız mı? Daha yeni başladık! Bunlar daha 2009-2011 dönemindeki Ulusal İstihdam kapsamında yapılan düzenlemelerin bazı çizgileri. Bir çok işçi arkadaşımız “ulusal istihdam stratejisi”nin, bu yasa ve düzenlemelerin ne olduğunu bilmiyor olabilir. Ama sonuçlarını çok geçmeden en ağır biçimde yaşamaya başladık. Soma’yla, Mecidiyeköy’le yaşadık, işçi katliamları ve meslek hastalıklarında patlamayla yaşadık, ücretlerin düşmesi borçların artmasıyla yaşadık, 12 saat çalışmanın hızla yaygınlaşmasına karşılık fazla mesailerin ödenmemesiyle yaşadık, hem çalışma hızının hem çalışma sürelerinin artmasıyla yaşadık, artan hak gaspları ve daha kolay işten atılmakla yaşadık, bir çoğumuz yılda birkaç kez yeniden iş aramak zorunda kalarak yaşadık…

Son torbada neler var

2013 yılında, hükümet Ulusal İstihdam Stratejisinin en sivri uçları için yeniden nabız yoklamaya başladı. Kıdem tazminatı hakkının fona devredilerek eritilmesi, kadınlara güvencesiz çalışma & 3 çocuk dayatması, taşeronluğun esas işlere doğru genişletilmesi, kiralık işçi şirketlerinin yetkilendirilmesi, evden çalışma, uzaktan çalışma, kısmi zamanlı çalışma, bunlar arasındaydı.

Kritik seçim süreci ve 17 Aralık krizi nedeniyle, hükümet Ulusal İstihdam Stratejisinin ana maddelerini ertelemek zorunda kaldı. Soma madenci katliamı ardından, “madencilerin çalışma ve sağlık koşullarını iyileştirme, taşeronlara yeni haklar” yalanlarıyla Ulusal İstihdam Stratejisi yeniden gündemleştirildi. Cumhurbaşkanı seçimlerinden sonra kurulan yeni hükümetin ilk işlerinden biri, Ulusal İstihdam Stratejisinin bir dizi alt maddesini torba yasa içinden geçirmek, asıl büyük saldırıların da ucunu açmak oldu.

11 Eylül 2014′te resmileşen yeni paket ile: Daha düşük asgari ücretle çalıştırma, 16 yaştan 18 yaşa çıkarıldı. Böylece asgari ücretin 3′te biri ile 3′te ikisi ücrete çalıştırılacak çocuk işçilerin sayısı 250 binden 1 milyon 250 bine çıkarıldı. Kiralık işçi şirketlerine yetkinin ucu, 3 artı 3 aylık çalıştırma ile açıldı. Kamuda “kadro yetersizliği” durumunda asıl işin de taşerona verilebileceği hükmüyle taşeronluğun asıl işlere girmesinin de ucu açıldı. Patronların rahatsız oldukları bir konu da, yaygın muvazaalı taşeron uygulamalarında, taşeron işçilerin yargı yoluyla geriye dönük haklarını alabilmeleri ve kadrolu olarak işe geri dönmeleri hükmüydü. Yargıda birikmiş, çoğu işçi lehine sonuçlanan, yüzbinlerce taşeron işçinin milyarlarca lira alacak davası vardı. Yeni paket işçinin geriye dönük alacaklarını da budayıp kadrolu olarak işe geri dönme olanağını ortadan kaldırıyor. Yeni işe alımlarda “deneme süresi” de 2 aydan 4 aya çıkartılıyor. Engelli çalıştırma yükümlülüğü esnetiliyor. Torba yasa iş cinayeti patlaması karşısında bırakalım önlem almayı, mevcut sözde “iş güvenliği” yasasının kapsamını da daraltıyor. Hava, deniz ve seyrisefer halinde çalışan işçiler, “uluslar arası rekabet” gerekçesiyle iş güvenliği kapsamından çıkarılıyor. Kamuda çalışan üst düzey yöneticiler dahil kamu işçilerinin istendiği zaman görevden alınabilmesi ve sürülmesi düzenleniyor, yargıyla da eski işine geri dönme yolu kapatılıyor. Madde belediye işçileri ve kamuda çalışan taşeron işçileri de kapsıyor.
Maden işçiliğinde vaat edilen “iyileştirmeler” ise tabii ki fare doğurdu. Rödovans/özelleştirme, taşeronluk sistemi kaldırılmadı. İşçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili hiç bir düzenleme yapılmadı. Haftalık çalışma saatini 36 saate düşürme vaadi, yeniden 45 saate çıkarma biçiminde sonuçlanıverdi. Buna göre maden patronları yeraltında işçiyi 6 saat, yerüstünde de 1.5-2 saat çalıştırabilecek. Kaldı ki madenlerde fazla mesai, yine serbest bırakıldı. Maden işçilerine en az 2400 lira ücret vaadi de, o da yalnız linyit ve taş ocaklarında asgari ücretin iki katına düşürüldü. İş cinayetinde ölen maden işçilerine yüksek tazminat hükmü de yine belirsiz bırakıldı. Üstelik yeni düzenlemelerin uygulamaya geçmesi de gelecek yıla bırakıldı. Maden patronları 6 bin işçiyi işten çıkartarak, Soma katliamı karşısında sıkışan hükümetin gözboyama vaatlerini kolayca bloke ediverdi. Şimdi aynı süreç, inşaat sektöründe yaşanıyor.

Bunaldınız mı?
Daha bunlar ne ki? Ulusal İstihdam Stratejisinin dibi yok. Eylül 2014 paketinin işçiler üzerindeki yıkıcı sonuçları da, taşeronluğun esas işlere girmesi, taşeron işçilerin geriye dönük alacaklarının budanması, hileli taşeronluk, kiralık ve 4 aylık geçici işçi çalıştırmanın yaygınlaştırılması, kamuda muhalif memurların sürülmesi, hava ve deniz işkollarında iş cinayetlerinin artması ile önümüzdeki yıllarda kendisini gösterecek.

Orta Vadeli Program (2015-17)

Burjuva hükümet, genel seçimlerin hemen ardından 5 yıldır torba yasalarla yarıladığı ve önünü tamamen açtığı Ulusal İstihdam Stratejisinin en yıkıcı vuruşlarını yapmaya hazırlanıyor. Orta Vadeli Program, Ulusal İstihdam Stratejisinin işçiler için en yıkıcı ve esas saldırılarının tamamını kapsıyor. Ulusal İstihdam Stratejisindeki “ulusallık” tabii lafın gelişi. Bu, küresel mali oligarşinin küresel planda eşgüdümlü uyguladığı saldırı programıdır. İMF, Dünya Bankası, Avrupa Birliği, G-20 yönergelerinin tamamı, en kapsamlı yeni esnek, güvencesiz, sağlıksız, despotik çalışma düzenlemelerinin bir an önce çıkarılmasını dayatmaktadır. Eylül ayında, Türkiye burjuvazisi ve hükümetinin de bileşeni olduğu G-20 zirvesinde, 20 ülkenin çalışma bakanları salt “ulusal istihdam stratejileri”ni eşgüdümlemek ve küresel planda eşgüdümleme gündemiyle ayrıca toplandılar. G-20 paralelinde toplanan B-20′nin (her ülkenin TÜSİAD gibi büyük sermaye örgütlerinin zirvesi) temel gündemi de yine küresel istihdam stratejisinin eşgüdümlü uygulamasının hızlandırılmasıydı. Küresel mali oligarşik esneklik ve güvencesizlik programının Türkiye ayağını da, diğer tüm üst kurulları bünyesinde toplayan, hükümetle birlikte TÜSİAD, TOBB, MÜSİAD, YASED’in de doğrudan yer aldığı YOİKK (Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu) planlayıp yürütmektedir.

Orta Vadeli Programda yeralan Ulusal İstihdam Stratejisinin bazı maddeleri şöyle: Kiralık işçi şirketlerine özellikle kadınların, gençlerin, Kürtlerin, engellilerin, göçmenlerin, kırsal kesimdeki yoksulların en düşük ücretli ve en güvencesiz biçimde çalıştırılması için tam yetkili kılınması ve hızla yaygınlaştırılıp teşvik edilmesi. Kıdem tazminatı hakkının fona devredilerek eritilmesi ve yağmalanması. Kamuda ve esas işlerde taşeronluğun yaygınlaştırılması ve kolaylaştırılması. Kadınlara güvencesiz istihdam & 3 çocuk dayatması paketi. Ücretlerin, çalışma koşul ve mevzuatının ve eğitimin bölgelere ve sektörlere göre farklılaştırılması. Yani yalnız bölgesel asgari ücret değil, bölgesel ve sektörel ücret, mevzuat ve eğitim. Kısmi zamanlı çalışma, uzaktan çalışma, çağrı üzerine çalışma, evden çalışma gibi yeni esnek, güvencesiz çalıştırma biçimlerinin yaygınlaştırılması. Kamuda kısmi zamanlı çalışma ve ödünç memurluk. (Ödünç memurluk ilk kez Kayseri’de, bazı öğretmenlere Cezaevinde zorla gardiyanlık yaptırılmaya kalkışılmasıyla gündeme gelmişti. Bu gibi uygulamaların resmileşmesi.)

Orta Vadeli Program kapsamında, doğrudan iş yasasıyla ilgili görünmeyen, fakat aslında Ulusal İstihdam Stratejisi kapsamında olan pek çok başka “dönüşüm programı” da var. Örneğin “İstanbul’un Uluslar arası finans merkezi olması”, “sağlık turizminin geliştirilmesi” maddeleri finans ve sağlık işçileri açısından esnek, güvencesiz, aşırı çalıştırmayı genişletecek. Örneğin “ailenin ve dinamik nüfus yapısının korunması” maddesi, kadınları evden güvencesiz çalışma ve çok çocuk yapmaya zorlamanın bir başka ifadesi. Örneğin özelleştirme programı, limanlardan ulaşım ve enerjiye dev çaplı yeni bir özelleştirme, işten çıkarma ve taşeronlaştırma dalgası öngörüyor. “Kayıt dışılığın azaltılması” maddesi, özellikle tarımda ve küçük işyerlerinde de kiralık işçi şirketlerinin yaygınlaştırılması anlamına geliyor. Yeni YÖK yasası da, aynı şekilde, öğrencilerin çalıştırılmasının yaygınlaştırılması, öğretim üyeleri ve asistanların da kiralık işçi bürolarına bağlanması, güvencesiz, taşeron çalıştırılması anlamına geliyor.

Bunaldınız mı? Söyledik, Ulusal İstihdam Stratejisinin, ya da biz işçiler açısından Küresel köleleştirme Stratejisinin dibi yok. Her paket daha dehşetli neoliberal despotik çalıştırma biçimleri, daha yıkıcı yeni işçileştirme dalgaları, daha aşağılayıcı, daha ezici, daha tüketici modern kölelik biçimleri getiriyor. Nereye kadar?

Nereye kadar?

İşçi sınıfı yalnız acı çeken değil mücadele eden sınıftır. En devrimci, küçük burjuva devrimciliğinin burjuva demokratizmi içinde eriyip gittiği yerde, tek devrimci sınıftır. Burjuvazi işçi sınıfını etkisizleştirmek ve daha çok artıdeğer sızdırmak için paket üstüne paket açarken, safları yeni işçileşen kesimlerle durmaksızın genişleyen işçi sınıfının direnişleri ve örgütlenme girişimleri de yeniden canlanmaya başladı. Son 5 yılda her yıl bir öncekinden daha fazla sayıda, daha önemli direniş yaşanmaya başladı. Yalnızca 2013 yılında 500 işyeri temelli direniş yaşandı. Tekel, Antep tekstil, Mersin Liman, Metal, Ulaşım, Yatağan, Greif gibi önemli işçi direnişleri birbirini izledi. Büyük sanayi işçilerinin direnişleri, yeniden canlanmaya başladı. Taşeron, güvencesiz işçi direnişlerinde ciddi bir artış yaşandı. Bilişim, hizmet sektörü, beyaz yakalı işçiler, mağaza işçileri gibi yeni işçi kitlelerinde direnişler ve örgütlenme girişimleri de kendini hissettirmeye başladı. Sorun işçi sınıfının gelişen mücadele kapasitesinde değil. Biraz siyasal veya sendikal bir öncü elin değdiği her yerde, hangi işçi alanı ya da kesimi olursa olsun, işçilerin toparlanması, yeni örgütlenme girişim ve direnişlerin ortaya çıkması gecikmiyor.

Fakat sorun işte tam da burada. Stratejik, hedefli, örgütlü, enerjik, soluklu, azimli sınıf çalışması yürüten öncü sendikal ve siyasal güçlerin çok çok sınırlı olmasında. Geleneksel, işçi sınıfının hiçbir ihtiyacına yanıt vermeyen, bürokratik sendikaların durumu zaten belli. 2013′te Ulusal İstihdam Stratejisinin en sivri dişleri gündemleştiğinde, bunları onaylayan Hak-İş ve Türk-İş kılını bile kıpırdatmadı. DİSK ise göstermelik bir kampanya yürütüp, kıdem gaspı şimdilik ertelenince hemen son verdi. Küresel kölelik stratejisinin geçtiğimiz aylarda geçirilen yeni paketi konusunda, Orta Vadeli Programla göstere göstere gelen katmerli kölecilik saldırıları karşısında tüm yaptıkları bir iki basın açıklaması. Kendine işçi sınıfı partisi, örgütü diyen siyasetlerin çoğu ise, Gezi’den bu yana adeta işçi sınıfını, siyasal işçi sınıfı çalışmasını unutmuş durumda. Gezi, Lice, Kobane kuşkusuz çok önemli, rejim krizini derinleştiren isyan ve direnişlerdir. Fakat işçi sınıfının büyük gücü ile birleşmedikçe, hem etkileri sınırlı kalmakta hem de ufukları kapitalizm ve burjuva demokrasisini aşamamaktadır. Üstyapıdaki devam eden şiddetli sarsıntıların arka planında altyapıdaki uzlaşmaz sınıf çelişkilerinin giderek keskinleşmesi vardır. Bu yüzden üstyapıdaki sarsıntılara yönelik dinamik ve eylemli taktik müdahaleleri, stratejik, istikrarlı, siyasal bir sınıf çalışmasıyla; sokak eylemlerini istikrarlı alan örgütlenmesi faaliyetiyle bütünleştirmek zorunludur.

Çağrı Merkezlerinde çalışan genç ve yeni işçilere dönük saha çalışması kitabının önsözünde Gamze Yücesan Özdemir, bizim yukarıda sayıp döktüğümüz güvencesizlik düzenlemelerini, “istihdam güvencesizliği, sosyal güvencesizlik, gelir güvencesizliği, sendikal güvencesizlik” diye özetler. Fakat bunlara çok önemli bir tespit daha ekler: İrade güvencesizliği! İşçi sınıfının “kendi hayatına sahip çıkacak ve yaratıcılığına, enerjisine güvenerek geleceği tasavvur edip biçimlendirebilecek bir (kolektif-bn) iradenin yokluğundan bahsediyorum… İradeyi oluşturamama, onu sarih şekilde ifade ederek ortaya koyamama, taleplere dönüştürememe ve bir program çerçevesinde yeniden biçimlendirememe halini ‘irade güvencesizliği’ olarak tanımlıyorum. .. İrade güvencesizliği kendisini tereddüt, bunalım, özgüvensizlik, güçsüzlük, burjuva ideolojisinin büyük öznelerine kolaylıkla kapılma gibi semptomlar üzerinden açığa vurmaktadır.” (Gamze Yücesan Özdermir, İnatçı Köstebek: Çağrı Merkezlerinde Gençlik, Sınıf ve Direniş, Yordam Kitap, s. 16-17) Zaten asıl sorun da, kendine işçi sınıfının öncüsü diyenlerin bu dertten müzdarip olmalarıdır. Günübirlik tepkilerle yetinmeleri, yumurta kapıya gelmeden hareketlenmemeleri, işçi sınıfının içinde soluklu, enerjik, çetin ve meşakkatli bir siyasal çalışma ve örgütlenmeden, işçi sınıfının yaratıcı kolektif iradesini harekete geçirme olanağından uzak durmalarıdır.

2015′te küresel köleleştirme stratejisinin en ağır saldırıları karşısında bir kez daha bir iki göstermelik basın açıklaması ve protesto ile yetinmek istemiyorsak, bunun bizzat sınıfın içinden yığınak çalışmasını şimdiden başlatmalı, toplumsallaşan ve siyasallaşan bir işçi sınıfı hareketinin öncü mevzilerini oluşturmalıyız.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*