Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Bir Hizmet Değil Haktır – İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Bir Hizmet Değil Haktır – İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi

İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı, iş nedeniyle zarar görebilecek işçiyi değil işi korumayı odağına alan bir yaklaşım ile kurulmuştır. Sürdürülebilir cinayet ve hastalık sistemi genel perspektifi kurgusu ile hazırlanmıştır. Dokuzuncu Kalkınma Planı, Ulusal Sanayi Stratejisi Belgesi, Ulusal İstihdam Stratejisi Belgesi ve güvenceyi esnekleştiren benzeri düzenlemelerle uyum içindedir. Maliyeti düşük kılma, hızı artan ve genişleyen üretim önündeki engelleri kaldırma kaygısı da tasarıyı belirleyen diğer etmenlerdir.

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi olarak yasaya dair pek çok noktada eleştirilerimiz bulunuyor. Ancak genel perspektifi açısından 4 temel noktada eleştirilerimiz toplanıyor:

1- İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin metalaşması ve ‘dışarıdan alınabilir bir hizmet’ haline gelmesi sürecinin derinleştirilmesi.
2- Kişisel hataların ön plana çıkarılarak ‘risklerin bireyselleştirilmesi’.
3- ‘İşgücü değil iş günü kaybını önlemeyi hedeflenmesi’ ve kayıt tutmayı da özelleştirerek işyeri imajının korunması.
4- Sürece ‘sendikalar, meslek odaları ve işçi katılım yolunun tıkanarak’ sınırsız sermaye tahakkümünün önünü açması.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne entegrasyonu ve 2001 sonrası yapısal dönüşümünün izleri, iş kazalarının artması ve görünür olması bahanesiyle varolan mevzuatın değişmesi fikri, 2005 yılından beri sürdürülen girişimleri ortaya çıkarmıştır. Yasanın çıkarılarak mevzuatta neden değişikliğe gidildiği sorusu bizce önem taşımaktadır. Bu sorunun cevabı ise yasanın adına ve kurgusuna bakılarak verilebilir.

Bu kurguyu oluşturan temel yaklaşımı, iş nedeniyle problem doğması halinde oluşan iş günü (işgücü değil) kaybını önlemeyi öncelikli kılmasıdır. Devlet hastaneleri yerine işverenin anlaştığı özel hastanelerde gerçekleşen tedavi, sürecin kaydının tutulmasını güçleştirdiği gibi, işçi açısından bedensel ve hukuksal sorunlara da neden olmaktadır. Yasa, bu alanı piyasalaştırmayı ve dışarıdan alınabilir bir hizmet olmasının yasal temelini oluşturmayı hedeflemektedir. Çeşitli danışmanlık şirketleri ile risk hesaplanması yoluyla önlenebileceğine inanılan riskler, aynı zamanda bir maliyet unsurudur. Bu açıdan devlet yaptırımlarının etkili olamadığı süreçlerde, iş verilen bir başka şirketin yaptırımının ne kadar olacağı sorusu cevaplanamaz. İşçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerini bir maliyet yaklaşımı ile ele alan bu düzenleme ve zihniyet iş kazalarının temel nedenidir. Bu yasa hayata geçerse iş kazalarını azaltmak yerine daha da artıracaktır. Yapılması gereken sermayeden ve siyasi erkten bağımsız ancak yaptırım gücü yüksek bir denetim organının, şu anki haliyle iş müfettişliğinin, daha iyi yapılandırılması ve korunması ile iş müfettişlerinin sayısının arttırılmasıdır.

Yasa, işçi sağlığı ve iş güvenliğinin piyasalaştırılması sürecini derinleştiren bir uygulama olarak ortak sağlık ve güvenlik birimlerini önermektedir. Çıkış nedeni küçük işletmelerin işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerini alacak güçlerinin olmaması ve bu şirketlerin birleşerek bu süreci yönetebilecekleri kurgusudur. Küçük sanayi siteleri ve organize sanayi bölgelerinde şirketlerin işçi sağlığı ve güvenliği hizmeti satın alması ya da bir araya gelerek ortak sağlık ve güvenlik birimi kurmaları, bilginin gizlenmesi, sağlık sektöründeki özel firmalara büyük bir kaynak transferi ve işverenlerin işçi üzerindeki denetimlerinin çok daha yüksek boyutta gerçekleşebilmesinin önünü de açmaktadır. Ayrıca ortak sağlık ve güvenlik birimlerinin kurgusunda işçi sağlığı ve güvenliği, iş ve üretim planı yaparken tasarlanan ve üretimin her aşamasında ve anında dikkatle sürekliliği izlenen bir süreç iken, bu içsel konumu ortadan kaldırılmıştır. Bu oldukça tehlikelidir. Yine işyeri hekimlerinin de bu süreçte olumsuz etkilenecekleri aşikârdır. Bu açıdan piyasalaştırmanın derinleştirilmesine karşı düzenli kayıt tutulan birer meslek hastalıkları hastanesi ve iş konularına göre örgütlenen tam teçhizatlı devlet hastanelerinin bu üretim alanlarının yakınlarına kurulması elzemdir.

Biçimsel olarak ise yasada bulunan riskleri homojenleştirici yaklaşım kaldırılmalıdır. Bunun yerine sektörel ve yapılan işin niteliğine göre, değişen işçi sayıları belirlenerek risk değerlendirmesi yapılmalıdır. Örneğin kimya atölyesindeki 9 işçi ile tekstil atölyesindeki 9 işçi aynı anlama gelmediği gibi farklı tedbirlerin de alınmasını gerektirir. Ayrıca işin riskleri işte kullanılan her şeyi, asıl iş yan iş, ana işveren alt işveren ayrımı yapmadan bir arada değerlendirmeli ve işyerinin içinde olduğu binanın diğer kullanıcılarını da dikkate alan yaklaşımlar sergilenmelidir. Zira büyük kazaları önleme politikasının zaruri olduğunu düşünüyoruz.

İş kazaları veya meslek hastalıkları, ihmal ya da görmezden gelme nedeniyle cinayete teşebbüstür. Zira iş kazası olayı işçi ve işveren arasında değil de sokakta birbirini tanımayan iki insan arasında geçtiği düşünüldüğünde, kasten öldürme suçu ile kişilerin yargılanacağı bir süreç ortaya çıkmaktadır. Yasada söz konusu yetki ve sorumlulukların işverenden işçilere, işçi sağlığı-güvenliği profesyonellerine ve personeline dağıtıldığını görmekteyiz. Bu durum iş kazası ve meslek hastalıkları nedeniyle açılan davalarda cezai sorumluluğun işin asıl sorumlusundan yani işverenden, hiyerarşinin alt düzeylerinde karar verme yetkisi olmayan çalışanlara kadar kaydırılması anlamına gelmektedir. İşverenin suçlanmasını ve maliyeti en aza indiren yaklaşımların bu alanda tamamlandığı bir yasa çıkarılmak istenmektedir. Oysaki işin planlaması ve iş için düzeneklerin oluşturulması esnasında işveren, işçilerin sağlığı ve güvenliğinden tamamen sorumludur. İşçi sağlığı ve güvenliğini esas alan bir iş planını ve sürecini kurgulamalıdır. Tüm tedbirleri de işin en başından, hem alt yapısal olarak hem de bireysel koruyucu tedbirler anlamında almalı ve bunun mümkün olduğu bir ortamın oluşmamasını görev edinmelidir. Ancak yasanın çeşitli maddelerinde, iş kazası ve meslek hastalıklarında açıkça görülen işveren sorumluluğu dağıtılmakta ve teknikerlerden kaza geçiren işçinin kendisine kadar suç dizisi oluşabilmektedir. İşçiyi ihbarcı haline getiren bir sistem yaratılmaktadır.

Yasa, işçilerin rekabetçi bir ortamda esnek ve yoğun çalışmalarını sürdürülebilir hale getiren bir iş sağlığı ve güvenliği düzenlemesini kurmaktadır. Bu haliyle İşçi sağlığı ve güvenliği, işyeri dışında planlandığı ölçüde işçilerin örgütlü mücadelesinin araçlarının kurulmasını ve bu alanda işçilerin kendileri korumalarını sağlayacak müdahalelerini de imkânsız hale getirecektir. İşçilerin iş arkadaşlarını ihbar ederek çalışabildikleri, onursuz ve haysiyetsiz davranışlara zorlandıkları ve işsizlikle tehdit edildikleri riskli bir iş ortamı bu düzenleme ile hazırlanmaktadır. Doğal olarak emek ve meslek örgütleri şeklen yasanın tartışılması süreçlerine çağırılmışlardır. Özellikle Türk Tabipleri Birliği ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği sermaye ve iktidarın hedef tahtasında olmuştur. Yapılması gereken işyeri düzeyinden başlayarak ülke ölçeğine kadar işçilerin, emekçilerin kendi sağlık ve güvenlik haklarını koruyacakları katılım mekanizmalarının oluşturulmasıdır. İşçiler sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarını mücadele ederek oluşturmalıdır.

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi

Not: İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı’nı madde madde eleştiren ayrıntılı bir metni önümüzdeki günlerde -Türk Tabipleri Birliği ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin eleştirilerine de atıflar yaparak- hazırlayacağız…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*