Anasayfa » GÜNDEM » İşçi Meclisi’nin 6. sayısı çıktı

İşçi Meclisi’nin 6. sayısı çıktı

İşçi Meclisi‘nin Şubat 2011 tarihli 6. sayısı “Bu sömürünün son bulması için bütün işçiler elele vermeli. Örgütlü mücadeleye başlamalı” manşetiyle çıktı.

Tarihsel bir deneyim: Tunus yazısı ile Tunus ta yaşanan ayaklanma değerlendiriliyor

Her devrimin can alıcı sorunu siyasal iktidarın işçi sınıfının konsey örgütlenmeleri ve önderi olan sınıf partisi tarafından ele geçirilmesidir: Tunus’ta önderlik sorunu bariz biçimde ortada duruyor, parlamentarizm dışından düşünüş hiç bir partide olmadığı gibi, yaygın ve hakim düşünüş de değil.
Bunlar ayaklanmadan devrime doğru yürümenin önündeki engellerdir. Olabilir. İşçi sınıfı Tunus’ta bugün sonuçta tarihsel, tarih yapan bir deneyim yaşıyor. Son bir yılda Tunus işçi sınıfı son 45 yıllık deneyiminden fazlasını birbiri ardına gelen eylemlerle ivmesi artarak yükselen politik bir bilinçlenme ile birlikte yaşıyor. Tunus’ta iktidar dersinde öldürülen meçhul öğrencileriyle işçi sınıfı ve yoksul emekçiler 21. yüzyılın ilk büyük ayaklanmalarından biriyle öğreniyor/öğretiyor.


Doğanın ve tarihin 21. yüzyıldaki sorusu
yazısı ile “Tunus’ta başlayan, Ürdün ve Yemen’e sıçrayan, Mısır’da ise ölçek büyüterek tüm Ortadoğu’ya yayılma eğilimi gösteren halk ayaklanmaları neyin göstergesidir? Tunus ve Mısır’da, giderek tüm Ortadoğu’da ne oluyor?” sorusuna cevap aranıyor.

Ekonomik açıdan: Bu ülkeler bir süredir giderek yarı sömürge geri kapitalist ülke statüsünden çıkarak, orta gelişmişlikte bağımlı kapitalist ülke durumuna doğru bir geçiş yapıyorlar.

Sosyal açıdan: Başta gençlik olmak üzere yeni toplumsal güçler eski dar ve zapturapt altına alınmış sosyal biçimleri parçalıyor, korporativist, aşırı paketleyici ve düzleyici “betonarme” toplum modeli çözülüyor.

Siyasal açıdan: Ordu destekli ve çıkışlı, eli kanlı, güçlü ve etkin bir resmi/sivil polis/istihbarat/muhaberat aygıtına dayanan Arap diktatörleri peşisıra devriliyor, defedilerek modern halk ayaklanmaları ile tasfiye ediliyorlar.

Egemenlik ilişkileri açısından: Tekçi, mutlakçı, açık zorbalığa, kişi-sülale diktatörlüğüne dayalı Ortadoğu tipi egemenlik, burjuva çok yönlü ve bütünsel egemenlik ilişkilerini sürdürmeye yetmiyor ve onun engeli haline geliyor.

Felsefi açıdan: Yeni içerik eski biçime sığmıyor, eski biçim gümbürtüyle yıkılıyor.

Bir bütün olarak: Emperyalist kapitalizmin içsel dönüşümü, uluslararası işbölümü ve egemenlik ilişkilerinin dönüşümü çerçevesinde, Ortadoğu da hızlı bir devrimsel dönüşüm sürecine giriyor.

İşçinin haritası yazısında Torba Yasa saldırısının arka planı ve yerel olmadığı işleniyor.


Torba yasa “yerel” değil!

Torba yasa “yerel” değil. Ardından kıdem tazminatlarının yarı yarıya kesilmesi var. Bu da durduk yere gelmiyor karşımıza. Tunus’ta üniversite diploması olmasına karşın iş bulamayıp işportacılık yapan, arabasına el konulunca kendini yakan ve bir ayaklanmanın vesilesi olan genç de tesadüf değil. Tek de değil. KPSS’yi kazanamayan öğretmenlerden 21. si geçenlerde intihar etti. 21! Bu bir rakam değil. Tunus’taki gencin adı Said Bouzizi idi. Türkiye’deki gencin adı Ali Kürklü. Hepsinin bir hayatı vardı, hayalleri, umutları… Kapitalizmde bunlara yer yokmuş, bunu gördük. Tunus’un da Türkiye’nin de ortak yanı ölen işçileridir, işsiz gençleridir. Tunus, Mısır, Arnavutluk, Fransa, İngiltere, Yunanistan, Hollanda ve Türkiye. Siyasal rejimleri, tarihsel ülke geçmişleri farklı farklıdır bu ülkelerin. Ama hepsinde öğrenci eylemleri, emeklilik eylemleri, işçi eylemleri oldu son aylarda. Latin Amerika, Uzakdoğu Asya, Afrika, Avrupa, Amerika. Hepsi farklı kıtalardır, ama ortaklıkları vardır. Tüm kıtaları birleştiren işçi sınıfının ortak acısı, sevinci, kahreden ve yaratan, satılan ve kullanılan emek gücüdür.

6. sayıda okurlar için okunması önerilen bir de kitap var: “Sanat, Teknoloji, Bilim ve Fotoğraf Murat Yaykın

Dikkatimizi çeken ana hatları üzerinden, az da olsa bahsetmeye çalıştığımız bu kitap, özellikle bir bölümde ortak hayallerle birleşiyor. Şöyleki, “Çözüm sınıfsız toplumdadır. Sınıfsız toplum sanatsal eylemi, yalnızca belli bir sınıfa ait olmayan tüm insanları kucaklayan bir eyleme dönüştürmenin yolunu gösteriyor. Bilgiye ulaşımın eşit olduğu, yani bilginin tekelleşmediği, iletişim olanaklarının özgür olduğu, emeğin sömürülmediği, dolayısıyla sanatsal eylem için gereksinim duyulan zamanın kendiliğinden doğduğu ve üretim için gereken alet edevatın sahibi olunduğunda sanat özgür bir ifade biçimi olarak zenginleşen bir dinamizm kazanacaktır. Dolayısıyla, sınıfsız toplumda sanat, gönüllü çalışma temeli üzerinde, toplumun bütününü kavradığında meta olmaktan kurtulacak ve yalnızca insana ait olacaktır.”

Sayıda diğer bazı başlıklar ise şöyle; “Ne kadar çok çalışırsan ne kadar ses çıkarmazsan o kadar iyi” “21. Öğretmen intiharı!”, “KESK’te ne oldu?” “Termometre 26′yı göstermezken”, “Ucube”, “Davos: Emperyalist kapitalist sermayenin zirvesi”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*