Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » İklim krizi, gıda krizi, ekolojik kriz – Buse Üçer (Kadın Savunma Ağı)

İklim krizi, gıda krizi, ekolojik kriz – Buse Üçer (Kadın Savunma Ağı)

İster kırda yaşayalım ister şehirde neoliberal patriyarkal yağma siyaseti doğrudan günlük yaşantımıza etki ediyor. Nefes alamadığımız kentler, salgın hastalıklar nedeniyle değişen sosyal/ekonomik/toplumsal hayat, yangınlar, felaketler… Kadınlar olarak dünyada yaşanan tüm krizlerden katmerli şekilde etkileniyoruz.

İklim krizi, gıda krizi, ekolojik kriz: Buse Üçer

Bir önceki sunuşta giriş yaptığımız neo-liberal doğa yıkımına biraz daha ayrıntılı bakalım.

Gezegenin Ekolojik Sınırları Nasıl Zorlanıyor? 

  • Endüstriyel tarım ve hayvancılık
  • Ormanların kar odaklı tarım politikaları nedeniyle yok edilmesi
  • Fosil yakıt kullanımı sonucu ortaya çıkan kirlilik
  • Maden şirketlerinin yağmacı politikaları

Neoliberal patriyarkal kapitalist sistem doğanın sonsuz bir kaynak olarak görüyor. Ekonomik krizlerden çıkmak için sermaye ekolojik krizler yaratıyor. 

Peki bu krizler sonucu neler oluyor? 

  • Küresel ısınma:  atmosferdeki sera gazlarının birikimi ve partiküllerdeki artış, ozon tabakasındaki incelme gibi nedenlerle sıcaklık artışı yaşanmasıdır.
  • Sera Etkisi: Dünyadan yansıyan güneş ışınlarının başta karbondioksit, su buharı ve metan olmak üzere atmosferde bulunan gazlar tarafından tutulmasına denir. Atmosfer tarafından emilen güneş ışınları bu sayede dünyanın ısınmasına neden olur.
  • İklim krizi: Geçmişte iklim değişikliği denilen bu kavrama acil durumu vurgulamak için kriz denmeye başlandı. Tüm bu küresel ısınma ile beraber yaşanacak felaketlerin toplamına verilen isim de diyebiliriz.

İklim krizinin derinlerine dalalım… 

  • Yapılan incelemeler, dünya sıcaklık ortalamalarının bugüne kadar geri dönülemez bir şekilde 1ºC arttığını gösteriyor. Yalnızca 1 derecelik artış bile kasırgalar, orman yangınları, aşırı yağışlar ve beraberinde sel felaketleri, sıcak hava dalgaları gibi doğal felaketlere neden oluyor.
  • Krizin sorumlusu elbette sonsuz büyüme politikaları ile doğayı metalaştırmış, insanın egemen olması gereken bir köle haline getirmiş neoliberal patriyarkal sermayedir.
  • İklim krizinin aklımıza gelmeyecek pek çok etkisi vardır. Bazılarını örnek vermek gerekirse:
  •  Hayvan ve bitkilerin doğal yaşamlarına tahrip, su krizleri, açlık, deniz seviyesinde artış, sel, kasırgalar ve salgın hastalıklar… 
  • Tüm bu felaket senaryolarını bizzat yaşamasak belki de senaryo olarak düşünmeye ve içimizi rahatlatmaya devam edebilirdik. Ancak bu kriz şuan hayatımıza doğrudan etki ediyor.

Bu kriz bir kısmımıza kendini şimdi hissettirmiş olabilir. Ama her yerde böyle mi? 

İklim Krizi ve Kadınlar 

  •  iklim felaketlerinin yol açtığı kıtlık ve açlık gibi durumlarda, kız çocuklarının zorla evlendirilme oranları artıyor
  • Ayrıca iklim temelli felaketlerin ücretli sekse zorlama amaçlı kadın ticaretini %20-30 oranında artırdığı görülüyor
  • Kadınlar su/odun bulmak için giderek daha uzaklara gitmek zorunda kalıyor.
  • Kadınların tarımsal üretimden sorumlu olduğu yerlerde, hasat elde edilemediğinde kadına yönelik şiddet, bilhassa ev içi şiddet artış gösteriyor.
  • Bangladeş’te sel sonucunda kadınlar daha çok ölüyor (erkeklerle aynı gitmeme, yüzme bilmeme, çocuk ve hastaları bırakamama)
  • 2010 yılında Pakistan’da yaşanan sellerde yerinden edilenlerin %70’inden fazlası kadın ve çocuktu. 

İklim krizinin beraberinden gelen krizler 

  • Gıda ve su krizi
  • Gıda krizi yaşanan kuraklık ve agroekolojik olmayan yöntemlerin kullanılması sonucu yaşanan kıtlığa dikkat çeken bir kavramdır.
  • Agroekoloji: tarımın ekolojik yöntemler ile yürütülmesine verilen addır. (doğru sulama, kimyasal olmayan gübreleme, tarım ilaçlarını kullanmama vs vs)
  • Gıda güvencesi, bir toplumun beslenme ihtiyaçlarını karşılamak için yeteri miktarda ve ulaşılabilir gıda maddeleri üretme yeteneğine ve üretilen gıdalara erişiminin sürekliliğine vurgu yapan bir kavramdır. 

Gıda egemenliğine neden ihtiyaç var? 

  • Gıda egemenliği hem güvenlik, hem de güvence unsurlarını içine alan ama bunlardan çok daha geniş bir tanımlamaya ihtiyaç duyan bir kavramdır. Gıdaya ihtiyaç duyanların gıdayı kendilerinin üretebilmesi, kendine yeterli olması şeklinde açıklayabiliriz.  Neoliberal patriyarkal sistem tohumların denetleyerek, insanların toprakla bağını kopararak, tarım alanlarını yok ederek, iklim krizini yaratarak küresel ölçüde bir gıda krizi yaratmıştır. 
  • Dünyanın en yüksek tarım teknolojilerinden birine sahip Avustralya’da yapılan 2017 tarihli bir çalışma, buğday üretiminin küresel ısınma nedeniyle sabit kaldığını ortaya çıkardı. 
  • Gıda krizi sebebiyle milyonlarca insan iklim göçmeni olacak, BM raporuna göre 120 milyon insan daha açlık sınırında yaşamak zorunda kalacak.
  • Gıda krizi, iklim krizinin oluşmasında en fazla paya sahip bir çok ülkeyi daha az etkileyecek. İklim krizinin sonuçlarından en çok yoksullar etkilenecek. Dünya zenginliklerinin erkeklerde olduğu gerçeğini görürsek bu kriz kadınları katmerli şekilde etkileyecek. 
  • Özellikle dünyadaki metan gazı salınımının ilk nedeni endüstriyelleşmiş hayvancılık ve yanlış tarım politikalarıdır. Tüm bu nedenlerle dünyanın pek çok yerinde kullanılabilir temiz su bulunamaz hale gelmiştir. Bu kuraklıkla mücadele eden Afrikalı kadınlar günde 5 saati geçen sürelerde kilometrelerce yol yürüyerek suya ulaşmaya çalışmaktadır. 
  • Kadınlar temizlik, beslenme, su ve odun bulma gibi konularda cinsiyete dayalı eşitsizlikler yaşamaktadırlar.Gıda ve su krizi kadınların bakım emeğinin artmasına, bu krizlerin doğrudan gündelik hayatlarını etkilemesine neden olacaktır. 
  • İnsanların içme ve temizlik için tükettiği su çok az. Dünya genelindeki suyun yüzde 70 ‘ini tarım ve sanayide kullanıyoruz. 
  • Suyun yüzde 97,5’u okyanuslarda ve denizlerde. Bizim ihtiyacımızı karşılayabilecek su ise yüzde 2,5 oranında. Su krizi 2030, 2040, 2050, 2100 gibi tarihlerde kademeli olarak büyüyecek. İklim değişikliği ile su krizi iç içe geçen mevzular. 2050’de kriz sebebiyle 150 milyon insan iklim mültecisi olacak.  Su krizi elbette gıda üretimini doğrudan etkileyen bir faktör. 
  • Kadınlar tarım alanlarını, gıda hakkını, su hakkını savunmak için ekolojik mücadele içerisinde yerlerini alıyorlar.
    HES, JES, Nükleer mücadelelerinde kadınların en önlerde olduğunu görüyoruz. Ancak toprağın mülkiyeti, karar alma hakkı erkeklerin elinde. 

Umutlar yeşerirken: Via Campesina, MST (Topraksız İşçiler Hareketi) 

  • Yaşanan tüm krize karşı gerçek bir çözüm öneren örneklerden bahsetmek mümkün. Via Campasina, MST gibi örgütlenmeler bize ufuk açıcı tartışma uçları çıkarıyor. Bu örgütlenmeler toprağın işleyene ait olduğu fikri ile karar alma süreçlerinde kadın ve erkeğin hatta çocukların eşit söz hakkına katılımını teşvik ediyor. 
  • Via Campesina (Çiftçi Yolu) 1992 yılında Nikaragua’da 8 ayrı çiftçi örgütünün bir kongrede bir araya gelmesi ile başlamış bir harekettir. Gıda egemenliğini gıda güvencesinin şartı olarak ortaya koyar.

Tarım politikalarına dair 7 ilke: 

  • Gıda temel bir insan hakkıdır: Herkes güvenilir ve yeterli gıdaya ulaşma hakkına sahiptir.
  • Başta kadınlar olmak üzere topraksız veya toprağı olan herkese mülkiyet hakkı iade edilmeli.
  • Sürdürülebilir bir politika gereklidir. Biyolojik çeşitlilik korunmalıdır.
  • Gıda ithalatı ne yerli üretimin yerini almalıdır ne de fiyatları baskı altına almalıdır.
  • Açlığın küreselleşmesini önlemektir
  • Toplumsal barış gıda egemenliğinin ön koşuludur.
  • Demokratik kontrol ilkesi: toprak sahipleri karar verici durumda olmalıdır. 

MST (Topraksız İşçiler Hareketi) 

  • Brezilya’da ortaya çıkmıştır. Topraksız kır işçilerinin toprakları işgal ederek başlattığı bir harekettir. Küçük çiftçilerin kırsal hareketi olarak ortaya çıkan bir toplumsal harekettir.
  • Kadınların eşit katılımı yine MST’nin ilkeleri arasında yer almaktadır. 30 yılı aşkın süredir varolan bir harekettir.
  • MST korona sürecinde binlerce Brezilyalı’ya ücretsiz yiyecek temin etti. 

Gündelik hayatımız nasıl değişiyor? 

  • İster kırda yaşayalım ister şehirde neoliberal patriyarkal yağma siyaseti doğrudan günlük yaşantımıza etki ediyor. Nefes alamadığımız kentler, salgın hastalıklar nedeniyle değişen sosyal/ekonomik/toplumsal hayat, yangınlar, felaketler… Kadınlar olarak dünyada yaşanan tüm krizlerden katmerli şekilde etkileniyoruz. Beslenme, temizleme, hasta bakma, barınma gibi en temel alanları ücretsiz emeğimizle biz sürdürüyoruz.  Ev içine kapatıldıkça şiddete maruz kalıyoruz, yoksullaştıkça ev içi ücretsiz emeğimiz artıyor, açlık/salgın arasında seçime zorlanıyoruz. Aslında yaşadığımız pandemi gerçek anlamı ile iklim krizinin gündelik yaşamımıza yansıması olarak karşımızda duruyor. 

kadinsavunmasi.org

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*