Anasayfa » 8 Mart » İki kat kölece kadın istihdam paketi üzerine

İki kat kölece kadın istihdam paketi üzerine

Ankara Ticaret Odası gibi bazı sermaye örgütlerinin, hükümetin doğum yapan kadın işçilere sözde bazı haklar tanıyan hükümet tasarısını boykot için kadın istihdamını durdurduğu söyleniyor. Patronlar, tasarının tartışılmasına bile kadın istihdamını dondurma, yasalaşırsa da kadın işçileri yığınsal olarak işten çıkarma şantajıyla cevap veriyorlar.

Hükümetin AB yönergeleri çerçevesindeki, kadınların hem çalışmasını hem de olabildiğince çok çocuk yapıp bakmasını teşvik mahiyetindeki tasarı ilk biçimiyle:

Ücretli doğum izninin 16 haftadan 24 haftaya çıkarılmasını, Doğum iznini kullanan kadın işçinin işine geri dönmesinin güvence altına alınmasını, Kadın işçinin sonrasında da bir süre part time çalışıp sigortasının tam yatırılmasını, Belli bir işçi/kadın işçi sayısının üstünde çalışan patronların kadın işçiler için ücretsiz kreş yapmasını….öngörüyordu. (Paket, ayrıca bu maddelere tam zıt yönde, kadının çalışmadan eve kapatılıp çok çocuk yapmasını teşvik eden maddeler de içeriyor. 5 çocuk yapan kadının doğum sürelerini sigortaya borçlanarak yaşlılık aylılığına hak kazanması, gibi.)

Patronlar, hemen ayaklandılar. “Biz kadın işçi istihdamını çok daha ucuz ve sorunsuz olduğu için yaygınlaştırmak istiyoruz. Kadınların doğum maliyeti sermayeye yıkılırsa, kadın çalıştırmanın astarı yüzünden pahalıya gelir.” diyerek işi, kadın istihdamını durdurup kadınları işten çıkarmakla tehdit etmeye kadar vardırdılar.

Patronların en temel, en yaşamsal kadın işçi haklarına bile bu bakışı, bu inkar ve imha çabası, sermayenin iç yüzünü olanca vahşiliğiyle gözler önüne serer: Sermaye vahşice sömürdüğü işçinin en insani haklarını, en yaşamsal ihtiyaçlarını bile “maliyet” olarak görür. Yani o işçilerin vahşice sömürülmesine dayanılan azami karlarından yapılan bir kesinti, dolayısıyla kendi sınırsız sömürü ve kar hakkına yapılmış bir saldırı olarak görür. İşçi ücretlerinin en düşük düzeyde tutulması ve gelecekte daha da düşürülmesi için, erkek yerine daha fazla kadın ve çocuk işçi çalıştırmak ister, kadınların daha fazla çocuk yapması ve bakmasını ister; fakat alçakça “maliyet” olarak gördüğü her doğum ve çocuk bakımını da bir nebze olsun paylaşmaya da yanaşmaz! Kadınlar hem daha ucuz ve daha çok çalışmalı, hem daha çok çocuk yapmalı, hem de çocukların tüm yükünü omuzlamalıdır.

Kadınların 2 ayda gebeliği tamamlayıp işini aksatmadan çocuğu (Çin’de olduğu gibi işbaşındayken) doğuracağı, doğan bebeğin hiçbir “maliyete” yol açmadan yürümeyi öğrenmeden çalıştırılmaya başlanacağı bir sistem ve teknoloji geliştirilmiş olsaydı, sermaye bunu kullanmakta bir saniye bile tereddüt etmezdi!

Burjuvazi içinde kadınların çalışması, doğurması, bedeni ve çalışması üzerine, kadınları nasıl daha iyi ezer ve sömürürüz tartışması, neoliberal kapitalizmin işçi, kadın ve insanlık düşmanı yüzünü çırılçıplak hale getiriyor.

1-

Birincisi, bu sözde “kadın/doğum yapan işçi hakları” paketi, yasalarda zaten varolan haklara yeni hiçbir şey eklemiyor. Bir “16 haftalık ücretli doğum iznini 24 haftaya çıkarma” kısmi bir hak artışı anlamına gelebilirdi, onu da Çalışma Bakanı 18-20 haftaya çektiklerini açıkladı bile. Ama sermayenin o kadarına bile tahammülü yok, 16 haftadan fazlası yok diye diretiyor. Doğum yapan kadın işçiye, 16 hafta ücretli izin, işe geri dönüş güvencesi, belli bir kadın işçi istihdamının üzerinde patrona ücretsiz kreş yapma zorunluluğu, zaten hepsi mevcut yasalarda var. Fakat neoliberal sermaye hepsini istediği gibi çiğniyor, fiilen kullanılamaz haklar olarak inkar ve imha ediyor. Hamile kalan kadın işçilerin işten atılmamak için 8-9 aylık hamileliğe kadar bunu saklayıp ölümü ve bebeği düşürmeyi göze alarak çalışmaya devam etmesi, doğum yapar yapmaz bebeği anneanneye, akrabalara bırakıp işe geri dönme zorunda bırakılması neoliberal kapitalist dehşetin en bilinen uygulamalarıdır. Yasal zorunluluğa karşın büyük kamu işyerlerinde bile kreş, mreş zaten yoktur, olanlar da özelleştirme ve bilimum uygulamayla yok edilmiştir!

2-

İkincisi, neoliberal kapitalizmin dayandığı tıkanma noktasını gözler önüne seriyor. KAGİDER (Kadın Girişimciler Derneği) başkanı, kadın işçilerin doğum izni Avrupa’da da 16-18 hafta (ki bu da yalan, 24 hafta ya da daha fazla olduğu bir çok ülke var), ama orada doğum sonrası çocuk yetiştirme de çok yaygın kamu hizmetleri var, diye topu devlete atıveriyor. Eh, parasız kamu hizmeti kapsamında, eğitim, sağlık, kadın anne ve bebek sağlığı ve bakımı, kreş, vb daha ne varsa hepsini azami kar ve sermaye birikimi için yakıp yıkan, bu aynı neoliberal sermayenin saldırganlığı değil miydi? Emekgücünün (üretken insanın) üretimi ve yeniden üretimini “kamu hizmeti” olmaktan çıkarıp işçinin ve hele ki emekçi kadının sırtına yıkan bu aynı vahşi neoliberal sermaye değil miydi? Emekgücünün (üretken insanın) üretimi ve yeniden üretimini de “maliyet” olarak görüp özelleştiren, işçiye “paran kadar eğitim, sağlık, çocuk”, kadına bunların hepsini de daha düşük maliyetli işçiler üretme ve yetiştirme işini de bireysel olarak sen yapacaksın, diyen bu aynı vahşi neoliberal sermaye değil miydi? Şimdi ne oldu da, bu aynı neoliberal sermaye ve devleti, kadın işçilerin doğum ve çocuk bakımı sorumluluğunu ve “maliyeti”nin bir gıdımcığını birbirine paslamaya çalışıyorlar?? Şu basit nedenle ki, emekgücünün üretimi ve yeniden üretiminin tamamen neoliberalize edilmesi (özelleştirilmesi ve işçi sınıfının, kadınların sırtına yıkılması) işçiler için yıkım, kadınlar, kadın işçiler için ise 2, 3 kat yıkım demektir. Sermaye zaten kan güttüğü emeğin yıkımını, kadının yıkımını zerre kadar umursamaz.

Fakat tam da kendini yeniden üretemez hale gelen emeğin bu yıkımı, kendini de vurmaya başladığında, çok daha hızlı ve acımasız biçimde imha ettiği mevcut emekgücü yerine taze kan iştihasını da engellemeye başladığında, yani 5-10 yılda çalışamaz, ya da sermayenin dayattığı tempoda çalışamaz hale gelen mevcut işçiler yerine taze kan ihtiyacı tehlikeye girmeye başladığında: “İmdat, şu işçiler ve kadınlar eskisi kadar çok çocuk yapmıyor. Kadınlar hem daha ucuz işçiliğe, hem de daha çok çocuk yapmaya zorlanmalı!” diye bağırır. E nasıl olacak bu iş? O zaman da sermaye ve devleti, salt maliyet olarak gördükleri doğum ve çocuk bakım hak ve hizmetlerini yakıp yıkan kendileri değilmiş gibi, aralarında top çevirmeye başlıyorlar. Ve apaçık ki, onların ayaklar altına aldıkları, birbirine şutladıkları top da, kadın işçiler ve bebekleri oluyor! Sermayenin vahşice sömürdüğü kadın işçilerin doğum, bebek-çocuk bakım yüklerini sermayeye aksettirmeden “kamu”nun üstlenmesini istemesi, neoliberal zihniyetin tosladığı duvarı göstermesi açısından da ironiktir! En temel, en yaşamsal işçi hakları, kadın haklarının bile sermayenin sınırsız sömürü güdüsü ile bağdaşmayacağını, bunun ona ancak bir kamusal/toplumsal irade ile kabul ettirilebileceğini gösterir. Ama devlet de sermayenin devletidir, neoliberal sermayenin devleti de bir gıdım parasız kamu hizmetini sermayeden çalınmış maliyet olarak gören neoliberal devlettir, o da sermayenin ayaklanması karşısında hemen yelkenleri suya indirip faturayı kadına kesiverir. Sermaye ve devletinin kadın işçilerin yasalarda varolan haklarını bile inkar ve imha edip, yeni tasarı konusunda top çevirip durmalarından apaçık görülür ki, kadın işçiler ancak örgütlü mücadele, direniş ve isyanla haklarını kullanabilir ve genişletebilirler.

3-

Üçüncüsü, burjuvazinin kendi içinde kadınların bedeni, emeği ve çalışması üzerinden nasıl daha katmerli sömürülebilir olduğuna dair bu mide bulandırıcı tartışma ve ihtilaf, kadınlar daha yığınsal olarak işgücü piyasasına girdiği halde, işçilik ve kadınlık, ne de kadın işçilik haklarında en ufak bir artış olmayacağını, tam tersine daha da beterinin dayatıldığını gösteriyor. Çünkü kapitalizmde kadının işçi olması (çalışma hakkı), işçi hakkı istememesi ve en düşük ücret ile koşulludur; işçinin kadın olabilmesi de, kadın hakkı istememesi, çocuklarını sermayeye yeni emekgücü olarak en büyük hızla yetiştirmesi ve erkek emekgücünün yeniden üretimini sermayeye en maliyetsiz biçimde yapmaya devam etmesidir. Eh kamusal hak ve hizmetler de tümden tasfiye edildiğine göre, geriye bunu yapacak tek kurum ve cinsiyet kalır: Aile ve kadın! Neoliberal muhafazakar kapitalizmin de, çözülen aileyi paslı prangalarla ayakta tutmaya çalışmasının, AKP’nin yeni anayasa taslağına “aile toplumun temelidir” diye yazma uyanıklığının nedeni de zaten budur. Çünkü tüm sosyal hak ve hizmetlerin tasfiye edildiği yerde, kapitalizmin aile kurumu payandasına, hem şiddetlenen emek-sermaye çelişkisini tamponlamak, hem de kadını aynı anda ucuz işçi ve daha da ucuz emekgücü üreticisi ve yeniden üreticisi olarak bilmemkaç kat köle kölelik durumunu korumak ve derinleştirmek için- evet aile kurumu payandasına ihtiyacı artar. Kapitalizmde aile, hem kapitalist üretim ilişkisinin bir bileşenidir (üretken insanın sermayeye en “maliyetsiz” ve düşük ücretli olacak biçimde üretimi ve yeniden üretimi) hem de kadın-erkek arasında toplumsal cinsiyetçi işbölümünün ve kadının erkeğe köleliğinin kurumlaşmış biçimidir. Bu yüzden hele ki her türlü sosyal hak ve hizmetin tasfiye edildiği koşullarda, kadını hem ucuz işçi hem de sermaye ve devletine en “maliyetsiz” biçimde taze işçi yetiştirme, dahası kadının özgürlük çığlığı ve isyanını da kaynağında bastırma için, neoliberal kapitalizm birikim stratejisinde aileye özel bir önem veriyor, ve hatta denilebilir ki, esnek güvencesiz azami sömürüsünü aile üzerine kuruyor. Bu yüzden, kadın işçilere sözde “doğum ve daha çok çocuk yapma hak” ve teşviklerine ilişkin bu paketin, tastamam aile ve kadının katmerli köleliğinin restorasyonu paketi olması raslantı değil. Aile bakanlığının da “test edilmiş ve onaylanmıştır” mührüyle!

4-

Dördüncüsü. Bu paket, aynı zamanda başta kadınlara olmak üzere, esnek-güvencesiz kölece çalışma, kölece yaşam, kölece yönetilme stratejisinin, amiyene ifadesiyle “ulusal istihdam stratejisi”nin dehşetli bir bileşenidir. Bu paket vesilesiyle burjuvazi ve devleti, anne babalar çocuklarına bakmaya ve yetiştirmeye daha fazla zaman ayırabilsinler gibi berbat bir demogojiyle, kamu dahil part time, esnek-güvencesiz, ordan oraya kaydırmalı çalışmayı yaygınlaştırmayı hesaplamaktadır. Part-time çalışmanın ne olduğunu da biliyoruz; özel sektörde normal işgünü artık 10-12 saat kabul edildiğinden, yarım zamanlı çalışma da sıklıkla 5-6 saati, bazan 7-8 saati bulur. İşe geliş gidiş sürelerinde bir değişme olmaz. Ücret ise yarıya, bazan onun da altına iner. Zaten çoğunlukla tam yapılmayan sigortalar daha da keyfileşir. Çağrı üzerine, kiralık işçi şirketi, taşeronluk, patronun keyfine göre ordan oraya kaydırmalı, geçici, istediği zaman işten çıkarmalı diğer esnek-güvencesiz çalışma biçimlerinin kapısı daha bir ağzına kadar açılır. Kadının kısmi zamanlı çalışmasına, şu gerekçeye bakın: “Daha çok çocuk yapabilsin ve bakabilsin!” Bu sermaye için biricik meşru gerekçedir – daha ucuz ve daha iyi ücretli köleler yetiştirme-, yoksa işçi bir yakını öldüğünde cenazesine gitmek için veya kendisi veya bir yakını ağır bir sağlık sorunu yaşadığında bile ücretli izin ve rapor alamaz! Kısmi zamanlı çalışma ise daha düşük ücret ve sigortaya daha çok ve delicisine daha yoğun çalıştırılma anlamına gelir. Ve eğer bu 8 saatten bir iki saat daha az çalışmaysa, bu da kalan süresini daha çok çocuk yapma ve bakma, sermayeye daha ucuz ve maliyetsiz, daha iyi sömürülecek yeni işçiler yetiştirme koşuluyladır! Yeni çocuk yapan ya da yapacak olan kadın işçilerin metazori olarak tercih etmek zorunda kalacakları, daha az ücrete daha yoğun ve çok çalışmalı kısmi zaman esnekliği ise, sermayenin de devletinin de üstlenmeye yanaşmadığı “doğum ve çocuk maliyeti”nin, bunun için bireyselleştirilmiş özgül emeğin yine olduğu gibi kadının sırtına yıkılacağının itirafıdır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullara tavsiye ettiği sözlükteki kadının cinsel kimliğine ve onuruna saldıran ve aşağılayan “atasözleri” neyse, bu paket de, kadın emeğine ve cinsel kimliğine ve onuruna saldırmanın ve aşağılamanın fiilileşmiş biçimidir.

Kürtaj yasağı ve 4+4+4′ten sonra…

Neoliberal muhafazakar burjuvazi ve hükümeti, kadına kürtaj yasağını dayattı. Bu yasak ve dayatma, kadınların, ağırlıklı olarak kamu çalışanı ve beyaz yakalı işçi kadınların aylar süren infiali ve bir dizi şehirde kitlesel eylem ve direnişleriyle karşılandı. Bu eylem ve direnişlerin çağrı ve bildirilerinin dağıtımında, organizasyonunda ve gerçekleştirilmesinde, daha önce hiçbir eyleme veya siyasete katılmamış, hatta evinden pek çıkmamış çok sayıda emekçi kadın da yer aldı. Bu eylemler, yüzde 52′sini kadın eylemcilerin oluşturduğu Gezi isyan ve direnişinin de dinamiklerinden ve habercilerinden biri oldu. Hükümet bu direniş karşısında kadınların tarihsel mücadele kazanımı olan kürtaj hakkını tümüyle ortadan kaldıramadı ama, kürtajı fiilen epey zorlaştıran ve kısıtlayan düzenlemeler yaptı.

Bugün ise burjuvazi ve hükümeti, el ele, aralarında paslaşarak, kadınlara, hele ki kadın işçilere, çok daha ağır ve dehşetli bir saldırı paketini çıkarmak istiyorlar. Bu paket, kürtaj yasağını metazori “gönüllü” hale getirmeyi de kapsıyor, ve 4+4+4 çocuk işçiler ve çocuk gelinler, lisede evlenme ve çocuk sahibi olmanın serbestleştirilmesi ve teşvik edilmesi, kadınlara dönük cinayet, şiddet ve tecavüzün adeta teşvik edilmesi ve ödüllendirilmesi, gibi çok sayıda saldırının da tümleyeni ve bir üst düzeye çıkaranı oluyor.

Bu paket, tam bir neoliberal muhafazakar kapitalizm ucubesidir. Doğum yapan kadın işçilerin, zaten yasada tanımlı olan fakat yok sayılan haklarını, yeni haklarmış gibi lanse ediyor. O da yetmiyor, kadınların tarihsel mücadele kazanımı olan kendi istemedikçe çocuk yapmama hakkını ortadan kaldırıp çok çocuk yapmayı ve bakmayı biricik “kadın hakkı ve özgürlüğü”ymüş gibi lanse ediyor. (Tıpkı türbanın ilkokullara kadar serbestleştirilmesini “kadın özgürlüğü” gibi lanse edilmesi!) O da yetmiyor, sermayenin ayaklanması üzerine onları da kaldırıp, kadınlara hem daha ucuza daha yoğun ücretli çalışmayı, daha fazla esneklik ve güvencesizliği, daha fazla aileciliği, hem de tamamen kadının sırtına yıkılmış biçimde daha çok çocuk yapmayı ve bakmayı dayatıyor.

Sermaye istediği kadar çocuk yapma potansiyeli olan kadın işçiler üzerinde baskı kursun, lokavtla tehdit etsin; sermaye devleti istediği kadar çocuk yapmayan ya da 3 çocuk yapmayan kadınları cezalandırmaya kalkışsın, annelik dışında sağlık ve emeklilik haklarından bile mahrum etsin, burjuva kadın örgütleri istediği kadar 16 haftalık ücretli doğum izni ve doğum yapan kadına iş güvencesi ve parasız kreşi bile işçi kadınlara lüks görsün, bu paketin kaçınılmaz sonucu doğum oranlarını yükseltmek değil, fakat işçi, emekçi, genç kadınların isyanını yükseltmek olacaktır.

Bu paket, kadınlara dönük saldırı, baskı ve aşağılamanın cinsiyetçi olduğu kadar sınıfsal olduğunu da gözler önüne seriyor. KAGİDER gibi patron kadınların, Haklı Kadın Platformu gibi burjuva liberal sivil toplumcu kadın örgütlenmelerinin, savundukları kadın haklarının neoliberal burjuva demokrasisinin ötesine gitmediği ve bunun da kadınların daha katmerli, esnek, güvencesiz sömürülme hakkından başka bir şey olmadığını ortaya koyuyor. Bununla birlikte, hep ayrı kanallardan akmış olan kadınların sermayeye karşı işçi olarak mücadelesi ile erkek egemenliği, cinsiyetçi işbölümü, aile ve gericiliğe karşı mücadelesini bütünleştirme olanak ve dinamiğini taşıyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*