Anasayfa » İŞÇİ SINIFI » İki el, iki sınıf

İki el, iki sınıf

Tekel işçilerinin Ankara’daki eyleminde birbirine karşıt iki el vardı; iki de sınıf.
Birbirine karşıt iki el vardı…
Birinci el, Tek Gıda İş Sendikası Başkanı Mustafa Türkel’inkiydi. Polis barikatına dayanan Tekel işçilerine yönelik olarak, elini kaldırıp, “Eylem bitti. Tekel işçileri dağılın!” buyurdu. Onunki, burjuvazinin işçi sınıfı içindeki eliydi. İşçi sınıfının mücadelesinin, eyleminin önünü kesen, dağıtan, öncülerinden yalıtan, işçiler arasındaki rekabeti derinleştirip, en geri içgüdüsel kaygılarını kışkırtan, meta bilinçlerini ve bağımlılıklarını sürekli yeniden üreten eldi. Tekel işçilerinin kitlesel ve eylemli sınıf dayanışmasıyla gelişen eyleminin kırılmasının, çözülmesinin başlıca sorumlularındandı. Sınıf düşmanımız; emeğin yumruğu ile kırılması gereken eldi.
İkinci el, sürekli olarak eylemcilerin dağılmasını, yoksa saldıracağını vurgulayan polisin, dayanışmaya gelen işçi, emekçi, devrimci, demokratları işçilerden yalıtmak için Tekel işçilerine hitaben, “Tekel işçileri ayrılın. Onların hiçbiri işçi değil… Onlar buraya polisle çatışmak için gelen provakatörler… Bakın kaldırımları kırıp taş topluyorlar…” anonsuna karşı kalkan işçilerin elleriydi. Polisin sınıf dayanışmasını parçalamak, işçileri yalıtmak için tezgahladığı bu provakasyon, eyleme katılan işçilerin en ön safa gelip, ellerini birleştirmeleriyle karşılandı. Önce, öndeki Tekel işçileri, Tekel işçisi kimliklerini çıkarıp havaya kaldırdılar. Ardından, direnişteki itfaiye işçileri, Tekel işçilerinin yanına gelip oturdular ve ellerini birleştirdiler; onları direnişteki İSKİ işçileri izledi. Tekel işçileri ve onlarla dayanışmaya Ankara’ya gelen direnişçi işçiler, polis barikatının hemen önünde oturup, ellerini havada birleştirdiler. Havada birleşen o eller, işçi sınıfının kolektif bilinç ve mücadelesinin elleriydi. Tekel direnişini bugünlere taşıyan; itfaiye, İSKİ vb. direnişlerini sürdüren; bu direnişleri, dayanışma içinde birbirini besleyip geliştirecek şekilde bütünleştirmekte olan ellerdi.

Karşıt iki sınıf
Eylemde birbirine karşıt iki sınıf vardı….
Bu sınıflardan birisi, sermaye sınıfı ve onunla kaynaşmış, onun işçi sınıfı üzerindeki baskı aracı olan devletiydi. Tekel’i özelleştirip, işçilerini 4-c köleliğine süren… Özelleştirmeyi, taşeronlaştırmayı, 4-c’yi, işçi sınıfının sendikal örgütlülük ve mücadele deneyimli kuşağını yok etmek; sınıfın bütününü güvencesizlik uçurumundan aşağıya yuvarlayarak düşkünleştirerek, azami sömürü ve egemenliği için teslim almak isteyen… Bunu yayınladığı raporlarda, tavsiye kararlarında işbaşındaki tüm hükümetlere dayatan, tekelci sermayenin örgütü TÜSİAD başta gelecek şekilde, TİSK, MESS… vb. patron örgütleri, artı değer sömürüsüyle en palazlanmışından irili ufaklı KOBİ’lerine kadar tüm kapitalistler… Kapitalistlerin bu taleplerini emir kabul eden, onlarla kaynaşmış meclislerin çıkardığı yasalar, kararnameler, genelgeler; hükümetlerin programları, uygulamaları, işçi sınıfına “Ananı da al git!” derken, burjuvazi karşısında el pençe divan duran başbakanlar… Yasaklarıyla işçi sınıfını bastıran anayasalar, yasaklar zinciri; işçi sınıfınının örgütlenmesi ve mücadelesini kanla, hapisle bastıran postal ve polis orduları… Burjuvazinin programını kendi programları yapmış tüm siyasal partiler… Burjuvazinin işçi sınıfı üzerindeki kapanı, bastırıcı ve dağıtıcı, herbiri işçi primleri, fonları, devlet ve sermaye desteği ile holdingleşmiş sendika ve ağalar…..
Diğer sınıf ise, işçi sınıfıydı. Bir yanıyla, sermaye sınıfına tümüyle bağımlı. Sermayenin malı. Ancak kapitalistlere sermaye ürettikçe varolabilen. Kapitalisti, kendisini sömüren ve ezen olarak değil, lütfedip kendisine “işveren” olarak gören. Kendisini bir meta; toplumu sermaye toplumu olarak üreten. Devlet başta gelecek şekilde, sermaye toplumunu sürekli yeniden üreten kurumlara bağımlı; onları “hikmetinden sual olunmaz!” ve onlarsız olunmaz sayan. Kendi içinden sendika ağaları çıkaran ve ardından, bu ağaları baş tacı eden; binbir kez ihanete uğramış olsa dahi, onlarsız edemeyen… Onlar, Tekel işçilerin mücadelesini bin kez darbeleyip dağıtan, kendilerini sermayeye kuzu misali teslim eden, polisle aynı safta, eyleme saldırır, sonuçsuz bitirilmesini ister, farkında olmaksızın “geçiştirme” sözcüğünü kullanarak, eylemi kesintiye uğratıp, aylar aylar sonrasına atan Mustafa Türkel konuşurken alkışlayan Tekel işçileriydi. 4-c köleliğine doğru çözülen Tekel işçileriydi. Türkel, elini kaldırıp, “Dağılın!” buyurduğunda sessiz sedasız dağılan Tekel işçileriydi. Onlar, sendika ağalarının kışkırttığı en geri içgüdüsel kaygılarıyla, kendileriyle dayanışmaya, barikatları aşmaya gelen, “Tekel işçisi yalnız değildir!”i sadece sloganla değil, fiilen ortaya koyan binlerce insanın, kendilerini siyasal, örgütsel, ideolojik olarak ifade etmelerinden; sermayeye, baskı aracı devlete, hükümete karşı sloganlarından, pankartlarından, flamalarından öcü görmüş gibi korkan; yürüyüşe katılmak için bunların kaldırılmasını dayatan Tekel işçileriydi…. İşçi sınıfıydı…
İşçi sınıfıydı; bir yanıyla ise, 4-c kölelik saldırısını, sadece kendilerine yönelik olarak almayan; sınıfın bütününe yönelik bir saldırı olarak görüp, hedefe 4-c’yi, güvencesizleştirilmeyi çakan; polis barikatının önüne oturup işçi, eylemci kitlenin önüne oturup sınıf ve dayanışma kimliğini havaya kaldırıp polisin yüzüne çakan Tekel işçileriydi… Onlar, polis barikatının önünde oturup ellerini havada birbirlerininkiyle birleştiren Tekel, İSKİ, itfaiye, … işçileriydi. Onlar, Mustafa Türkel’i sıkıştıran, sıvışmasına izin vermeyenlerdendi…

Bir el kırılacak!
Eylemde iki el, iki sınıf vardı.
Bir el kırılacak! Mustafa Türkel’in eli kırılayazdı! Badigard tutmuştu, kendisini işçilerden korumak için; kurtarmadı; önce bir iş hanına sığındı zor bela; sonra polislere; zor sıvıştı! Kırılacak. Sadece onunki değil; tüm sendika ağalarının elleri, kafaları emeğin yumruğu ile kırılacak!

Bir el güçlenecek!
Bir el birleşecek, çoğalacak, güçlenecek! Tekel, İSKİ, itfaiye, … işçilerinin birbirine uzanıp kenetlenen elleri yolumuzu açacak. Direnişteki işçilerin elleri birleşip bütünleşecek. Sınıfımız, kolektif işçi bilinç, dayanışma, örgütlülük ve dayanışmasıyla güçlenecek.

Bir sınıf yıkılacak!
Bir sınıf yıkılacak! Sermaye sınıfı ve onun işçi sınıfı üzerindeki sopası devleti yıkılacak! Sömüren ve ezen sınıf olarak burjuvazi yıkılacak! Sopa zorla; işçi sınıfının militan kitlesel mücadelesiyle kırılacak; ne polis, ne de postal; ne yasak, ne de anayasa; ne meclis, ne de hükümet; ne mahkeme ne de hapishane; tüm ezici kurumlarıyla, MGK’sı, Özel Kuvvetleri, korucuları, özel güvenlikleri, polisi, jandarması, genelkurmayı…, MİT’i, YÖK’ü, RTÜK’ü vb., tüm ezici yasalarıyla… kırılıp amansızca ezilecek! Bugün, polis barikatının önünde birleşen eller, milyonlarca işçinin ezici kolektif gücüyle, ücretli kölelik düzeninin tüm bu kurumlarının, yasalarının, ilişkilerinin tepesine inecek. Artı değer sömürüsüyle karşılıksız el konulan emekten başka bir şey olmayan sermayeye, bu kez bu işçilerin elleri el koyacak; kendilerinin, işçi sınıfının kolektif toplumsal mülkiyeti haline getirecek.

Bir sınıf özgürleşecek!
Bir sınıf özgürleşecek! Sömürü ve ezme ilişkisinin olmadığı; her bir insanın tüm yönleriyle gelişmesinin toplumun gelişmesinin koşulu olduğu; eşit, özgür bireylerin bilinçli ilişkileri üzerinden, artık kendi sınıf varlığına da, sömürücüleri tepeleme ve sosyalizmi kurma örgütü olan işçi sınıfı diktatörlüğüne de gereksinmesi kalmayacak…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*