Anasayfa » İŞÇİ SINIFI » Hemşirelik haftasında hemşirelerin emeğinin korunması mücadelesi
SES Adana Şube Yönetim Kurulu adına Halide İnci, Hemşirelik Haftasında hemşirelerin çalışma koşullarındaki ağır dönüşümün çok yönlü ve canlı tablosunu ortaya koyuyor. Bu çalışma, emeğin korunması mücadelesine dönük somut ve canlı bir örnek olarak da okunmalı.

Hemşirelik haftasında hemşirelerin emeğinin korunması mücadelesi

SES Adana Şubesi, Hemşireler ve Ebeler Haftası dolayısıyla hemşirelerin çalışma koşulllarının ve burjuvazinin sağlıkta dönüşüm programının güçlü bir tablosunu sunuyor. SES’in düzenlediği “Çalışma Yaşamı ve Hemşirelik Sempozyumu” tebliğlerinden veriler, hemşirelerin çalışma sürecindeki ağır dönüşümün daha çok yönlü ifadesi olduğu gibi onu daha canlı ve somut kılıyor. Bu çalışma, emeğin korunması mücadelesine dönük, somut, içerden, canlı bir örnek olarak da okunmalı.

KUTSANMAK DEĞİL, HAKLARIMIZI İSTİYORUZ!

Hemşirelik ve ebelik gerçekleştirilmesi yoğun emek ve özveri isteyen zor bir meslektir. Hemşirelik ve ebelik haftasının kutlandığı bugünlerde, hemşireliğin zorlukları ve sistemin yaşattığı sorunlar bir kez daha kutsallığın arkasına sığınılarak gözlerden kaçırılmak istenecektir. Oysa her yıl tekrarlanan bu döngü hemşirelerin mesleki ve öznel sorunlarını ifade etmekten çok uzaktır.

Bu çerçevede 17–18 Nisan 2010 tarihlerinde sendikamız “Çalışma Yaşamı ve Hemşirelik Sempozyumu” düzenleyerek sağlık sisteminin ve hemşirelerin yaşadıkları sorunları ve çözüm yollarını hemşire ve ebelerle birlikte tartıştı. Alanda yapılan çalışmalardan 23 tebliğin sunulduğu sempozyumda öne çıkan başlıklar şunlar olmuştur.

Hemşireler farklı istihdam biçimlerinde ve statülerde çalıştırılmaktadır. Aynı mesleğin mensupları ( 4-A, 4-B, 4924, Aile Sağlığı Elemanı, vekil ebe-hemşire, taşeron) ekonomik, özlük hakları birbirinden faklı 6 ayrı statüde çalıştırılmaktadırlar. Ekonomik fark temel ücrette iki, döner sermaye ile üç-dört katına kadar çıkmaktadır. Sağlık Hizmetlerinde taşeronlaşma, sağlık hizmetinin niteliğini ve sürekliliğini tehdit edici yönde hızla ilerlemektedir. Bu durum, uzun bir süredir hemşireleri etkilemektedir ve onları giderek daha da fazla kıskacına alacak gibi görünmektedir. Hemşireler güvencesiz çalışma koşulları ve düşük ücretle
çalışma oranı hızla artmaktadır.

Hemşireler üzerine yapılan araştırmaların önemli bölümü işdoyumu, tükenme ve tükenmişlik sendromu üzerinedir. Avrupa ülkelerinde yedi hemşirenin yaptığı işleri Türkiye’de bir hemşire yapmakta, ücret olarak ise Avrupalı hemşirenin yaklaşık 1/7si kadar ücret almaktadır. Bir de üzerine annelik, eşlik, ev kadınlığı, yaşlı bakımı gibi geleneksel roller yüklenmektedir. Sağlık personeli, normal çalışma saatleri ve görevleri dışında çalışmak zorunda kalmakta, zamanla yarışan, farklı teknolojilerin kullanıldığı, yoğun stres ve baskı altında çalışmaktadır. Vardiya ve nöbetin kişilerde fizyolojik ve psikolojik olarak farklı etkileri vardır. En çok görülen fizyolojik etki uyku bozukluklarıdır. Bu durum ise biyolojik saatin bozulmasına neden olmaktadır. Diğer bir problem 23-06
saatlerinde karanlık ortamda salgılanan melatonin hormonunun salgılanmasının bozulmasıdır. Melatonin hormonu uykuda ve karanlıkta salgılanan stresi ve bağışıklık sistemini olumlu etkileyen, kanser ve Alzheimer gibi hastalıklardan korunmada önemli rol oynayan bir hormondur.

Sağlık hizmetleri ülkemizde iş kazaları açısından riskli bir sektördür. Ülkemizde kamu ve üniversite hastanelerinde çalışan hemşireler ayda
ortalama 10-13 arası nöbet tutmaktadır. Nöbet sayısının fazlalığı, hasta sayısının fazla olması, iş yoğunluğu, çalışma ortamının standartlara uygun olmaması, uykusuzluk, yorgunluk ve dikkat dağınıklığı ile iş kazası ve meslek hastalığı oranını arttırmaktadır. İş kazası ILO tarafından “planlanmamış ve beklenmeyen bir olay sonucunda sakatlanmaya ve zarara neden olan durumdur” şeklinde tanımlanmaktadır. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 11’nci maddesinde iş kazası ve meslek hastalığının tanımı yapılmıştır. Bu durumdan yalnızca iş kanuna göre çalışan sağlık emekçileri faydalanmakta, ama 657 sayılı devlet memurları kanuna göre çalışanlar faydalanamamaktadır. Sağlık emekçileri fiilen, ağır ve tehlikeli iş kapsamında çalışmasına rağmen ‘ağır ve tehlikeli işler yönetmeliği’ den yararlanamamakta ve sürekli hasta ve hastalıkla, radyasyonla ve kimyasal maddelerle temas etmesine karşın ‘fiili hizmet süresi’ hakkından yararlanamamaktadır.

Performansa dayalı döner sermaye uygulaması ile gereksiz tedavi ve girişimlere bağlı olarak maliyet artışı olmuş, ekip çalışması zayıflamış hatta yerini rekabete bırakmış, koruyucu sağlık hizmetlerine daha az önem verilir olmuştur. Sonuçta daha fazla kişinin muayene edilmesi, daha fazla ilaç yazımı/tüketimi, daha fazla kişinin ameliyat edilmesi, daha fazla tetkik, puanı yüksek olan tıbbi girişimlerin öncelenmesi, hastanelerde yüksek tıbbi teknolojinin kullanımı, sağlık çalışanları
arasında yaratılan rekabet ve çalışma barışının bozulması olmuştur. Aynı zamanda daha fazla çalışmayı da beraberinde getirmiştir.

Ülkemizde piyasacı sağlık politikalarının bir sonucu olarak özel sağlık kurumlarında çalışan hemşire sayısı giderek artmaktadır. Örneğin, hemşirelerin 2002 yılında %7.7’si özel sektörde çalışırken, bu sayı 2008 yılında iki kat artarak %15.7’ye ulaşmıştır. İstanbul’da 12 özel hastanede yapılan araştırmaya göre hemşirelerin çalışma süreleri 10 saat ve üzeridir. Ankete katılan 223 hemşirenin %66.8’i iş yükünün çok fazla olduğunu, %67.3’ü çalışma şeklinin çok yorucu olduğunu, % 58.7’si hemşire sayısının yeterli olmadığını söylemiştir.

Kamuda çalışma koşulları da iş yoğunluğu, çalışma sürelerinin uzunluğu ve meslek dışı (angarya) işler yönünden özel sağlık kuruluşlarından farklı değildir. Ç.Ü.T.F. Balcalı hastanesinde 96 hemşireye uygulanan ankette; hemşire başına düşen hasta sayısının ortalama 14–16 olduğu; ankete katılanların %58’i çok yoğun çalıştıklarını, acil, yoğun bakım ve onkoloji servislerinde çalışanların çok yoğun çalışma tanımlarının %100 ile %75 olduğu; yoğun çalışma nedeni olarak % 66.2’si hemşire sayısının yetersiz olmasını; %83.7’si görev dışı işler yaptığını; hemşirelerin %62.5 çalışma ortamının sağlığa uygun olmadığını; %67.3’ü dinlenme odalarının olmadığını ifade etmiştir.

Toplam Kalite Uygulamaları hemşirelerin yükünü daha da arttırmıştır. Çünkü toplam kalite yönetimi; çalışanları denetler, iş sürelerini arttırır, teknoloji kullanımıyla sömürüyü gizler, cazip kılar, yalnızlaştırır, sendikasızlaştırır, ispiyon mekanizmasını geliştirir, iş yükünü ve stresi arttırır. Hemşireler için angaryayı, iş ve kağıt yükünü arttırır, dayanışmayı azaltır. Tüm bunlar sağlık kurumlarında yaşanmaktadır.

Ülkemizde zaten sorunlu olan sağlık alanı ve sağlık emekçilerinin sorunları
“Sağlıkta Dönüşüm Programı” ile daha artmıştır. Bu durumdan ebeler de fazlasıyla etkilenmektedir. Özellikle birinci basamak sağlık hizmetlerinde önemli yer tutan ebeler, birinci basamağın Aile Hekimliği adı altında dağıtılması, sağlık ocaklarının kapatılması ile ana-çocuk sağlığı, gebe takibi vb. en önemli hizmetleri gereği gibi veremez duruma getirilmişler, aynı zamanda hekimle sözleşme yapacak Aile Sağlığı Elemanı olarak nitelendirilerek, meslekleri tamamen yok sayılmış, ebe, hemşire, sağlık memuru meslekleri ortadan kaldırılmıştır. Geçmişten beri görev, yetki ve sorumluluklarının sınırlarının belirlenmemesine bu durumun eklenmesi görevlerini daha da muğlâklaştırmıştır. Aile hekimliği uygulaması ile koruyucu sağlık hizmetlerinin yerini tedavi edici hizmetler almıştır. Aile hekimliği ile sağlık hizmetlerinin vazgeçilmezlerinden olan ekip çalışması parçalanmış, çalışanlar yalnızlaştırılmıştır. Aile sağlığı elemanı tanımı ile, iş tanımı belirsizleşmiş, iş güvencesi yok edilmiş, kuralsız çalışma getirilmiştir.

Bütün bu sorunların dışında hemşireler, Meslek tanımı içinde olmayan angaryalar görevmiş gibi hemşirelerin omzuna yıkılmakta, az sayıda hemşireye çok iş ve mesai dışı çalıştırma yetmezmiş gibi, hemşirelerin ‘ihtiyaç üzerine’ idarenin isteğiylepiyon gibi sürekli yeri değiştirilmektedir.

Özetle;

Hemşireler kölece çalışma koşullarına mahkum edilmektedir. İş yoğunluğu, iş yükü, angarya, esnek çalışma daha fazla artmıştır.
Aile hekimliği uygulaması ile meslek yok sayılarak “aile sağlığı elemanı” adı
altında yeni bir tanımlama getirilmiştir.

Kamuda gittikçe yaygınlaşan az sayıda çalışanla çok iş yapma mantığı sağlık alanında hemşirelere daha çok mesai, nöbet, icap, fazla ve karşılıksız çalışma, keyfi nöbet yazmalar olarak yansımaktadır.
Kamu hastane birlikleri yasa tasarısı ile hastanelerin özelleştirilmesi, güvencesiz çalışmanın hakim kılınması istenmektedir. Bu durumda hemşirelerde işsizlikle tehdit edilerek güvencesiz ve düşük ücretle çalıştırılacaktır.

TALEPLERİMİZ

Personel eksikliği biran önce kadrolu istihdamla tamamlansın!
Hemşirelik ve ebelik dahil tüm sağlık emekçileri “ağır ve tehlikeli işler” kapsamına alınsın!
Farklı statülerde çalışmaya son verilsin, bütün sözleşmeli, taşeron çalışanlar kadroya alınsın!
Bizleri güvencesiz ve düşük ücrete mahkum eden sağlıkta dönüşüm programı geri çekilsin
Performansa bağlı döner sermaye değil, temel ücretlerimiz insanca yaşayacak düzeye yükseltilsin!
Sağlığı ve sağlık emekçilerini piyasanın acımasız ellerine bırakacak olan kamu hastane birlikleri yasa tasarısı geri çekilsin!
Hemşirelik sağlık ekibi içinde bağımsız bir meslektir.


Bu 12 Mayıs’ta bütün hemşireler birlikte mesleğimize, meslek onurumuza sahip çıkıp sorunlarımızı tartışmaya, çözümler üretmeye ve sonuç alıncaya kadar mücadele etmeye kararlıyız.
Tüm bu taleplerimiz için hemşireler başta olmak üzere sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak 26 Mayıs’ta grevde olacağız.

12 Mayıs 2010

SES ADANA ŞUBE YÖNETİM KURULU
Adına Halide İNCİ

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*