Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Hayat Bizden Aldıklarınızdan Fazlasıdır

Hayat Bizden Aldıklarınızdan Fazlasıdır

Bugünlerde televizyonlarda dönen, banka -kredi kartı reklamlarından en dikkat çekici olanlarından biri herhalde Cardfinansın “hayat aldıklarınızdan fazlasıdır” sloganıdır. Nesnel durumun çarpıcı, yaratıcı bir ifadesi olan bu sloganla geniş kitlelere daha rahat, insani ihtiyaçların karşılanacağı koşulların (paranın!) kredi kartıyla sağlanacağı yalanı söylensede ( kredi kartlarının tuzağına düşmüş yüzbinler bunu redediyor) odaklanacağımız şey bu sahtekarlık değil. “Hayat aldıklarımızdan fazlasıdır” mottosuna gizlenmiş kapitalist ilişkiler ve sömürü düzeni olacaktır.

Hayat aldıklarımızdan fazlaysa, eksik yaşıyoruzdur. Neden peki? Birileri hayatı fazlası ile yaşıyor iken, toplumun ezici çoğunluğu neden ve niye eksik yaşıyor? Kişisel bir tercih, kader mi? Reklamın bize söylediğine göre değil;değil, çünkü, bunu giderebileceğini açacağı maddi olanakla eksiği tamamlayacağını söylüyor. İlahi bir durum yoksa (ki yok!) birilerinin rahatlıkla ulaştığı şeylere başkaları neden ulaşamıyor? Bu eşitsizliğin kaynağı nedir?

Reklamlar tekelci kapitalizm çağının, medya ile birlikte en has evladı olduğundan, kapitalizmin gerçek yüzünü ve rengini göstermesi açısından önemlidir. Meta ekonomisinin üzerine kurulmuş bu sermaye düzeni üretim anarşisi içinde kendini meta ve sermaye dağlarıyla gösterir en çok. Bu meta ve sermaye birikimini eritmek için reklamlar günümüz kapitalizmi için olmazsa olmaz bir piyasa ilişkisidir. Marka değerini belirleyen şey de üretilen üründen çok bunun nasıl pazarlandığı sosyal psikoloji yardımıyla bunun potansiyel müşteri kitlesine nasıl sunulduğudur. Biçimsel ilişkiler özün önüne geçer. Kitlelerde uyandırılmak istenen duygu bu metaya sahip olma duygusudur. Onun gerçek bir ihtiyaca yanıt verip vermemesinden ziyade tüketim düzeyinin işleyişini “sağlıklı” yürüyebilmesidir. Reklamın başarı ölçütü budur. Kapitalist meta ekonomisinin ayakta kalabilmesi için toplumsali bireysel ilişkilerinde metalaşması, kendini metalar üzerinden ifade etmesi bir zorunluluktur. İnsani ilişki, ihtiyaç ve duygulanımların giderilmesinden öte kapitalist ekonominin işlerliğinin sağlanmasıdır. Meta ekonomisinin insanlar üzerindeki belirleyiciliğinin artmasıdır. Marx’ın özlü sözü ile “ metalar dünyası büyüdükçe, insanların dünyasının küçülmesidir”.

Bütün yönleri ile böyledir. Maddi ve manevi üretim sürecin daha en başından işçinin emek gücünü meta haline getiren kapitalist; işçiye, onun emeğine bir fiyat biçer, satın alır ve özel mülkü ilan eder. Metalaşmış emek gücünü patronuna satmış işçi, üretim sürecinde kendi öz iradesinide patronuna teslim eder. Ürettiği ürünler üzerinde söz hakkı yoktur. Hatta gelişen teknoloji ile birlikte üretim sürecinde ve ürünleri üzerinde bırakalım söz hakkını, tam tersi gerçekleşir ve bu süreç ve metalar, özel mülkiyet düzeni, işçiyi onun bütün yaşamını belirlemeye başlar. İşçi kendi eliyle kendine yabancılaşır, kendi hapishane duvarlarını, kolektif bir sınıf olarak ürettiği metalara ulaşımını engelleyen duvarları kendisi örer. Maddi bir yoksunluk ve yoksulluk içinde bir yaşam sürer. Bilimin gelişmesi, üretim sürecinin teknolojinin kullanımıyla daha da hızlanması işçinin yaşamında bir gelişme, refah olarakta yansımaz. Sadece üzerindeki baskıyı arttırır. Çalışma süre ve koşulları fizik sınırları zorlayacak düzeyde ağırlaştırır, ücretler düşer. Çalışma zamanı dışında işçinin kendi, emek gücünü yenileyebilmesi için gerekli olan dinlenme süreside sürekli kısalır. Bu kısa sürede en temel fizik gereksinimleri (yemek,uyku,temizlik gibi) gidermek dışında bir şey yapamaz. Dinlenmeye, eğlenmeye, kültürel, zihinsel aktivitelerde bulunmaya, manevi ihtiyaçlarını gidermeye ne zaman bulabilir, ne de bunlara ulaşmaya para… Onun yaşamı kölece çalışma ve yaşama kıskacına alınmış, fiziki yaşamına sürdürmeye daraltılmış bir asgari gereksinimler dünyasıdır.

Kapitalizm, işçi sınıfını mahkum ettiği şeyi, daraltılmış ve fizyolojik, varlığının sürdürmeye kadar indirgemiş gerçekliği yine işçiye karşı kullanmaktan da çekinmiyor. İşçinin yaşadığı hayatın ona sundukları, kendisinin, kolektif bir sınıf olarak üretiminde bulunduğu şu kapitalist modern dünyanın çok küçük bir bölümüdür. Tercih değil, kapitalist özel mülkiyete dayalı üretim ilişkilerinin bir zorunluluğudur. Tekelci kapitalizm egemen sınıf olmanın bütün hükümranlık araçlarıyla birlikte işçiyi bu koşulların bilinci içinde tutmaya çalışırken, aslında karşıt sınıfın -burjuvazinin yaşamından yansıyan gerçek- ulaşılabilir hayat koşullarının farkını gizleyemez. Üretici sınıfın, işçi sınıfının emeğinin ürünlerinin çok büyük bir bölümüne el koyan burjuvazinin sömürdükleriyle kendine oluşturduğu o yaşamın yansımaları işçi sınıfına kendi hayatlarında yaşadıklarından çok fazlasının mümkün ve olanaklı olduğunuı gösterir.

İşçi bunu içinde yaşadığı dünyanın tüm nesnelliğinde bütün çıplaklığıyla görür, yaşar ve kahreder. Tekelci burjuvazinin işçi sınıfının bu duygu ve özleminin yine bu koşulları yaratan sermaye aç gözlülüğüyle fırsata çevirmek ister. O kadar da alçaktır. Bilir ki örgütsüz ve devrimci olmayan sınıf ve onun üyeleri üzerinde her türlü sömürü olanağı vardır. Çünkü direnme kapasiteleri çok zayıftır.

Rantiye ve aslaklığın vucut bulmuş hali olan bankaların kredi kartı rekamları bu durumu en çarpıcı şekilde, kitle pisikolojisinde inceleyerek kullanlardır. Son günlerde televizonlarda dönen card finans reklamı çarpıcıdır. Hedef kitlesine şöyle seslenir: ” Hayat aldıklarımızdan fazlasıdır.” Eyvallah, aynen öyle de, bizim hayatımızdan fazla diye el koyup (asgari ücret sınırının ötesidir. Aynı zamanda o ” fazlalık”) kendinize ayırdığınız tüm o şeyleri üreticisi biz olduğumuz gibi, gaspedeni de sizsiniz. Şimdi bir başka soygun için ”fazla” dediklerinizi gösteriyorsunuz. Onlar herşeyden önce ”fazla” değil. Bir insanın, bilimin ve üretici güçlerin ulaştığı gelişme düzeyi sayesinde rahatlıkla ulaşması gereken şeylerdir. Ve sizin düzeniniz toplumun coğunluğunun bunlara ulaşması önündeki tek engeldir.

Kapitalist sisteme görünür görünmez bir çok bağla bağlı olan işçi sınıfının kurtuluşu da bu kölelik düzenini, kölece yaşam ve çalışma koşullarına mücadele içerisinde gerçekleşecektir. İşçinin kölelği ve asgari koşuldaki yaşamı, emek gücünü kapitaliste satmak zorunda kalmasıyla başlar. Ve bu bir toplmsal düzene dönüşür. Sermayenin egemenliği binlerce bağla işte buradan başlar ve yıkılması gereken ilişkiyi de gösterir. Ücretli kölelik ilişkileri var oldukça, kapitalist sömürü ilişkileri, bu ilişkiler var oldukça hayat hep küçük bir azınlığın memnun etme üzerine sürdüğü gibi toplumun büyük bir bölümünü sefalet ve yoksulluk koşullarından kıpırdatmaz. Sermaye düzeninin sürmesi için bunlar gereklidir. Hedeflenmesi gereken merkez nokta burasıdır.
İşçinin hayatını asgaride tutan koşulları ortadan kaldırmaktır yani. Card finans bize hayatın bizim aldıklarımızdan fazla olduğunu hatırlatması bu anlamıyla yararlı olmuştur. Fakat biz onun işaret ettiği yönde değil, banka-kredi kartlarıyla görünmez kölelik zincirlerine yani halkalar eklemeyi değil, sorunu kökten çözmeyi tercih ediyoruz. İnsanların yaşamın onlara sunduğu herşeyden, maddi- manavi tüm ihtiyaçların sınırsızca karşılandığı komünizmin özgürlük dünyasını geçebimek için bu köhnemiş kapitalist düzeni bir devrimle aşmayı…

Ercan Akpınar
Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Hapishanesi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*