Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Hasta tutsaklar serbest bırakılsın!
Devrimci tutsakları tecrit işkencesiyle susturmaya çalışan düzen, dışarıda da kendisine yönelen toplumsal muhalefeti de boğmaya çalışmakta. Hak ve özgürlükleri kolluk kuvvetleri ve yasalarla engellemektedir. Tüm bunlar yetmediğinde ise devreye silahlar girmekte. İstanbul Esenyurt’ta devrimci bir işçi olan Alaattin Karadağ’ın kanı daha kurumadan Diyarbakır’da üniversite öğrencisi...

Hasta tutsaklar serbest bırakılsın!

Dışarıda hak özgürlüklerin gaspı, hücrelerde devrimci tutsakların katli sürüyor!

Her hafta olduğu gibi bu hafta da Adana’da devrimci demokrat güçler hasta tutsaklar serbest bırakılsın talebiyle İnönü Parkı’nda saat 13.00 da biraraya gelerek bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Eylem atılan “Abdul Samet Çelik’e Özgürlük, Erol Zavar’a Özgürlük, Taylan Çintay’a Özgürlük, Tecriti Kaldırın Ölümleri Durdurun!” sloganlarıya başladı. Basın açıklamasının ardından eylem yine atılan sloganlarla son buldu. Okunan basın aklamasındaysa şu ifadelere yer verildi:

Kriz içinde debelenen ve bundan çıkışın yolunu da bu krizin faturasını işçi emekçilere ödetmekte gören egemenler işçi emekçilere, yoksul Kürt emekçilerine ve devrimcilere saldırıyor. Her geçen gün demokrasi söylemleri eşliğinde hak ve özgürlüklerimizin bir bir elimizden alındığına tanık oluyoruz. En küçük bir hak arayışını, polis copu, mahkeme süreci, cezaevleri ya da bugünlerde olduğu gibi örgütlü linç kampanyalarıyla yanıtlanıyor.

En basit demokratik ve hak özgürlüklerin kullanılmasına dahi tahammül edemeyen sistem son haftalarda Edirne’de yaşanan linç girişimlerinde olduğu gibi ülkücü-faşist güruhları ilerici ve devrimcilerin üzerine saldı. Yakın zaman önce Kürt halkına yönelik inkâr ve imha politikalarına hız veren sermaye devleti bir süre önce düğmeye basarak şoven-ırkçı kışkırtmalar eşliğinde faşist provokasyonlar ve linç saldırılarını devreye sokmuştu. Devrimci tutsakları tecrit işkencesiyle susturmaya çalışan düzen, dışarıda da kendisine yönelen toplumsal muhalefeti de boğmaya çalışmakta. Hak ve özgürlükleri kolluk kuvvetleri ve yasalarla engellemektedir. Tüm bunlar yetmediğinde ise devreye silahlar girmekte. İstanbul Esenyurt’ta devrimci bir işçi olan Alaattin Karadağ’ın kanı daha kurumadan Diyarbakır’da üniversite öğrencisi Aydın Erdem kurşunların hedefi olmakta. Polise tanınan sınırsız yetkilerle yargısız infazlar olağan hale getirilmekte.

Bütün bunlar birbirinden bağımsız değil elbette. Dışarıda en ufak bir hak özgürlüğe tahammül göstermeyenlerin, cezaevlerinde devrimci yurtsever tutsakları da bu saldırılardan muaf tutmaları elbette beklenemez. Sömürü düzeni dışarıda öldüremediği devrimcileri içeride imha etmeye çalışmakta. Tecrit işkencesiyle yıllar boyunca tedavileri yapılamayarak ölüme mahkum edilen tutsaklar bu sayede teslim alınmaya çalışılıyor. Buna karşı direnenler ise sessizce cezaevlerinde öldürülüyorlar

Samet Çelik 14 yıllık hapislik yaşamında ilk olarak kasık fıtığı hastalığı ile tanıştı. 2006 Ağustos’unda ise şiddetli öksürük, ciltte sararma ve halsizlik şikâyetleri baş gösterdi. Bu şikâyetlerine tam 5 ay sonra Ocak 2007’de bir teşhis konuldu: Lösemi yani kan kanseri. Kemik iliğinin kan hücresi üretmemesine neden olan bu hastalıkta vücut sürekli kan tükettiği için ayda bir kez 2-3 ünite kan nakli yapılması gerekiyor. Ne var ki her hasta tutsak gibi bu hastane sevkleri Samet Çelik için de birer işkenceden farksız. “Güvenlik ve asker yetersizliği” gibi gerekçelerle hastanede geçilmesi gereken sürenin sadece yarısını geçirebilen Samet Çelik, elleri kelepçeli halde ambulans değil ring araçlarıyla hastaneye götürüyor.

Ve Taylan Cintay cezaevindeki kötü koşullardan kaynaklı mesane kanserine yakalandığı halde, ameliyat edildiği Adana Numune Hastanesi’nde kendisine 5 gün boyunca yemek verilmemiş ve odası da 8 gün boyunca temizlenmedi. Hastanede psikolojik işkenceye maruz bırakılan Cintay, tedavisi yapılmadan yeniden cezaevine götürüldü.

Erol Zavar, Samet Çelik ve Taylan Cintay tecrit işkencesiyle devletin sessiz imha operasyonunda katledilmeye çalışılan tutsaklardan sadece birkaçı. Hasta tutsakların serbest bırakılması için yükselteceğimiz mücadelenin hak ve özgürlüklerimiz için vereceğimiz mücadeleden ayrı ele alınamaz. İçerde ve dışarıda hücreleri parçalamak için mücadeleyi yükseltelim. Güler Zere’yi özgürlüğe götüren eylemli birlikteliği devam ettirmek, sessiz bir imhayla ölüme sürüklenmek istenen devrimci tutsaklarla dayanışmayı büyütmek hala daha acil bir görev olarak önümüzde durmaktadır.

BDSP, ÇHKM, Devrimci Proletarya, DİP, DHF, ESP, Halk Cephesi, İHD, ODAK

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*