Grizulaşan yaşam

Kömürden gaz üretilecek. Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (TKİ), kısa bir süre içinde Tunçbilek ve Soma kömürlerinden doğalgaza eş değer gaz üretileceğini; bu gazın BOTAŞ’ın doğal gaz boru hattına verileceğini açıkladı.

TKİ Genel Müdürü Anaç, Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı tarafından Soma’daki Ege Linyit İşletmeleri (ELİ) Eynes açık ve kapalı kömür madenlerine düzenlenen inceleme gezisinin ardından İzmir Dikili’de 18 Haziran’da basın toplantısı düzenledi:

Yakın zamanda Tunçbilek veya Soma kömürlerinden doğal gaza eşdeğer gaz üreteceğiz. Ürettiğimiz bu gazı BOTAŞ’ın borularına basacağız. Üreteceğimiz bu gaz, hava kirliliği yaratmayan ve çok ekonomik, doğal gaza eşdeğer bir gaz ve yakında piyasaya süreceğiz. Böylece artık ‘fakir kömürü yüzünden çevre kirleniyor’ diyemeyecekler!”

Bir taşla ne çok kuş! Kömürü, fahiş fiyatlı doğalgazdan yoksunlaştırıldıkları için, görece ucuz ısınmak amacıyla şimdilik alabilen işçi ve emekçilerden kurtaracaklar; kömürü gazlaştırıp, tekelci fiyatlandırdıkları doğalgazdan bir kuruş ucuza, fakat maliyetinden katmerli pahalıya azami karlaştırarar, boru hattına pompalayacaklar; doğalgaz hattını kullandıkları için taşıma, ulaştırmayı bedavaya getirecekler; kömürden kaynaklanan çevre kirliliğini azaltıp, AB’den yağlı birkaç fon daha koparacaklar, …

Açıklamanın buraya kadarı, işçi sınıfı ve emekçilerin işgücünü yeniden üretimle ilgiliydi; sonrasıysa,….

TKİ GM Anaç, Türkiye’de kömür üretim miktarının arttırılması gerektiğini; yeterli üretim olmaması nedeniyle Türkiye’nin geçen yıl ithal kömüre 4 milyar dolar ödemek zorunda kaldığını, söyledi. Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı Başkanı Prof. Dr. Güven Onal da, Türkiye’nin maden varlığının, günümüzdeki verilerle 3 trilyon dolara ulaştığını, belirtti. Aralarına bir de “çevreci” katmışlardı, paketlemeyi tamamlamak için; Prof. Dr. Orhan Kural da, bir çevrece olarak bugüne kadar çok sayıda saldırıya maruz kaldığını, ancak ülkenin gelişmesi için yeraltı zenginliklerinden yararlanılması gerektiğini, anlattı.

Açıklamanın bu bölümü, işgücünün sömürülmesi ve işçi sağlığı, iş güvenliğiyle ilgili.

Onlar Türkiye diyorlar; işçi sınıfı açısından ise, onlar sermayenin TKİ’si, vakfı, müdürü, profesörleridir, Türkiye de sermayenin Türkiye’sidir.

Sermayenin Türkiye’sinin, bölge gücü olabilmek, ülke ile içiçe bölgesel düzeydeki emperyalist kapitalist yeniden yapılanmayı sonuna götürmek için, tüm enerji kaynaklarına, başıboş tek bir Karbon atomu bırakmamacasına ihtiyacı var. Kuantum zerrecikleriyle ilgilenmeye henüz boyu yetmiyor; Hazar’daki, Türkmenistan’daki vb. doğal gaz kaynaklarına el koymaya ise, ah, Afganistan’da vb. çok çalışsa da, şimdilerde Kürdistan’a ortak işgalle uğraşsa da ordusunun, siyasetinin gücü yetmiyor.

Bu yüzden eldekini didik didik eşeleyip arıyorlar. Şimdiye kadar görülmemiş gelişmişlikte maden haritaları oluşturuyorlar. Bu madenleri nereden hangi teknolojiyle nasıl çıkaracaklarını, geliştirdikleri üretim kompleksine neyle nasıl ulaştıracaklarını, nerelere nasıl bağlayacaklarını planlıyor; bunun muazzam maliyetlerinin, ne kadarının nasıl devlet tahvillerinden, Dünya Bankası’nın TKİ’yi özelleştirme projelerinden, ne kadarının nasıl kelle vergilerinden karşılanacağının hesabını yapıyorlar. 4 milyar dolarlık kardan zararlarını tez elden kapatmayı; 3 trilyonluk azami kar pastasından, olabildiğince iri bir dilim ziftlenmeyi hesaplıyorlar…

Sermayenin Türkiye’sinin, sermayeleşmiş Türkiye’nin bütün bu planları, hesapları, işçi sınıfına çıkıyor. İşçi sınıfının, ölümüne sömürülerek, patlayarak, cesetleri derinliklerde unutularak, bu 3 trilyon doları onlara vermesine çıkıyor.

Kömürün gazlaştırılması; işçi sınıfının sömürü ve yaşam koşullarının, bir bütün olarak grizulaştırılmasında yeni bir adım oluyor.

Fakat, sadece bu değil!

Kömürün gazlaştırılması, işçi sınıfının bugüne dek birbirinden ayrı gelişen, çelişen, birbirinin ayağına dolanıp engelleyen, işgücü sömürüsüne ve işgücünün yeniden üretiminin özelleştirilip piyasalaştırılıp metalaştırılıp tekelci fiyatlandırılmasına karşı mücadelelerinin içiçe geçmesine, birleşip bütünleşmesine yönelik bir itilim daha sağlıyor.

Emeğin korunması mücadelesini güçlendiriyor; işçi sınıfına, bu mücadeleyi kitlesel kolektif militan düzeyde yürütme enerjisi veriyor.

Ücretlerin dahi verilmeyeceği, onbinlerce taşeronda öğütülecek olan, yakın geleceğin yüzbinlerce maden işçisinin, “ücretsiz kölelik düzeni”nde, insanca yaşanacak ücret, talebiyle soluklanması oluyor.

Grizulaşan yüzbinlerce maden işçisinin, bunu maden sermayesine de tattıracağı, işçi sağlığı, iş güvenliği mücadelesinin militanlaşması oluyor.

Zaten sermaye sayesinde ağacın, ormanın kalmadığı, kömürden de yoksunlaştırılan işçi sınıfının, eğer soğuktan kendisini geçelim, çocuklarının donmamasını, hastalanıp hastaneye de götürülemeyeceğinden duaya terkedilmemesini sağlamak için, alanları, TKİ Müdürlüğü’nü, BOTAŞ’ı, Enerji Bakanlığı’nı vb., fena ısıtması oluyor.

Fakat, sadece bu da değil!

Kömürün gazlaştırılması, rüzgarın tribünleştirimesi, Karadeniz’in HES’leşmesi, GAP’ın barajlaşması, Hiroşima’nın enerjileştirilmesiyle bütünleşik üretim kompleksinin; artık değer ve giderek de değer yasasının tahakkümüne tahammül edemez hale gelmesi oluyor.

Bugün, işçileri patlatan grizular bunun işaretleridir.
Bugün, maden sektöründeki krizin grizulaşması bunun işaretidir.
Bugün, dünya çapındaki emperyalist enerji kaynakları paylaşım savaşımının grizulaşması bunun işaretidir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*