Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Gönül adamı!

Gönül adamı!

AKP İzmir-Buca İlçe Başkanı Mustafa Solmaz, “gönül adamı!” Partinin, devletin tüm olanaklarını seferber ederek yürüttüğü referandum kampanyasında; Buca’da çalınmadık kapı, sıkılmadık el bırakmıyor. 11 Temmuz’da, çalışmalarını anlattı…

13 bin 900 kişiye telefonla ulaşmaya ve partimizi ifade etmeye çalıştık, kapılarını çaldık, ellerini sıktık. El vermeyen Bucalılarımız oldu, bu geçiş döneminde 600 bin Bucalı’ya başımızın tacısınız, canımız ciğerimizsiniz dedik. Buca bize gönlünü açtı..”

Mustafa Solmaz, belediyeyi CHP’ye kaptırmalarını da anlattı: “Buca’da belediyeyi kaybetmemizin sebepleri arasında, milletvekillerinin sık sık ilçeye gelmemelerinin de payı oldu.”

AKP Buca İlçe Başkanı, “gönül adamı” Solmaz; aynı zamanda, “işçi dostu”: “Bu görevi verdiniz. 90 kiloydum. Şu anda 79 kiloya düşmüşüm. Buca’da belediyeyi kazanan, sosyal demokrat ve işçi dostu olduğunu belirten CHP’li belediye, asgari ücretle geçimini sağlayan işçileri, ertesi gün kapının önüne koydu! CHP’li belediye, AKPli işçileri işten attı. Çocuklarına akşam dört tane zeytin götüren, bir iki lira çocuğun cebine harçlık koyan bu insanlar ağladı, ben ağladım, yenge ağladı. O kiloları o yüzden verdim.”

Son cümle: “İki ay sonra referandum ve milletvekili seçimlerinden zaferle çıkılması halinde, kaybettiğim bu kilolar, partiye helal olsun!”

Kime pazarlıyorlar?
Kapitalist rekabet. Sermayenin, kendileri de sermayeleşmiş partileri; Anayasa referandumu, genel ve belediye seçimleri için, birbirlerini yiyorlar.

Yaptıkları çalışmaları (hangi sınıf için, hangi sınıfa karşı?), sundukları hizmetleri (hangi sınıfa?), pazarlıyorlar. İşgüçleri zaten alınıp satılan bir meta olan işçileri de, pazarlıyorlar. İşçilerin işgüçlerini asgari ücretten alıp, her türlü güvenceden yoksunlaştırarak, sömürüyorlar. İşe alıp, işten atıyorlar. İşsizliği alabildiğine pompaladıkları için, işsizlikten kırılan; hangi iş hangi ücretten olursa olsun, hepsine, yeter ki bir iş olsun diye razı gelmeye; dinci de sosyal liberal de, ne istenirse onu olmaya hazır ettikleri işçilerin, en acil en yakıcı olmazsa olmaz ihtiyaçlarını pazarlıyorlar.

Kime pazarlıyorlar? Burjuvaziye değil elbet! Burjuvaziye, kendilerini pazarlıyorlar: İşçi sınıfından zorla kestikleri vergilerle ve yine işçi sınıfına faiş faizleriyle birlikte fatura edecekleri, emperyalist ve tekelci sermayelerden aldıkları borçlarla finanse ettikleri, sermaye birikiminin sınırsız şeritli otobanını inşa etmek gibi, yaptıklarını ve yapacaklarını, pazarlıyorlar. Kime pazarlıyorlar? İşçi sınıfına, emekçilere pazarlıyorlar. Oy fiyatına. Sermayenin gemi azıya alan saldırılarına, boyun eğip, katlanma fiyatına…

Çürüyerek, çürüterek
CHP’nin Buca Belediyesi de (Karşıyaka Belediyesi de, iştiraki Kent AŞ’den işçi atmıştı), geçen yılbaşında, 100 işçiyi işten attı.

AKP İzmir İl Başkanı Ömür Kabak, anında atladı: “Önce 100 kişinin işine son verildiği açıklandı. Aynı gün, kendi partilerinden 20-25, iki gün sonra yine 20-25 kişiyi işe aldılar!”

CHP’nin il, ilçe belediye meclisleri karıştı. Yolsuzluklar, işten atmalar vb., öylesine kabarmış, öylesine arkasını dönüp ıslık çalınamaz hale gelmişti ki… Belediye meclisleri, tam da referandum ve yakın gelecekteki seçimler öncesinde; ayyuka çıkan bu çürümüşlüğü, havalandırmak zorunda kaldılar. Çürük kokusu, tüm Buca’ya, İzmir’e yayıldı; diğer sermaye partilerinden yükselen, iğrenç çürük kokularıyla kaynaştı; bütünleşip, tümden çürütmek istedikleri, işçi sınıfının üzerine çöktü…

“İşçi dostluğunuz, işten atmak mı?”
Aramızda sara hastası, duyma engelli ve zihinsel engelli arkadaşlarımız var. Yılbaşında kapı önüne konulduk. Engelli olduğumuz için şimdi bize kimse iş vermiyor. Hepimizin çoluğu çocuğu var. Evimizin hiçbir ihtiyacını karşılayamıyoruz. Her birimizin çocuğu eğitim görüyor. Çocuklarım işten çıkarıldığımı bildiği için artık harçlık istemiyor. Ben babayım. Evladımı buruk gözlerle okula yollamak ister miyim? CHP’nin yaptığı bu adaletsizliği hak etmedik. Hani CHP olarak işçi dostu partiydiniz? Dostluğunuz işten atmak mı?”

Tarık Evcimen; CHP’nin Buca Belediyesi’nin işten attığı 132 taşeron işçiden biri. Atılan işçilerin, 16 Ocak 2010’da, AKP İzmir İl Başkanı Kabak’ı ziyaretinde bunları söylüyordu. Atılan işçiler, “mağduriyetlerini” anlatarak, AKP İzmir İl Başkanı’ndan yardım istediler. AKP, İzmir İl Başkanı’nın ağzından, önceden hazırlandığı bu olanağı kaçırmadı: “Vicdansızlık! İşçileri her platformda kullanan, siyasi propagandalarına alet eden CHP, kendi belediyelerinde işten çıkarılan işçileri görmezden gelerek, gerçek zihniyetini ortaya koyuyor. AKP olarak, bizim için her zaman önemli olan, işçi kardeşlerimizin ekmek mücadelesidir. Sizlerin ekmek parası kazanmanızdır. Karşıyaka Belediyesiyle başlayan son olarak Buca Belediyesi ile devam eden CHP’nin ‘işçi dostu’ işten çıkarmalarını kınıyoruz. Yaklaşık 10 gün önce Buca Belediyesine ve İBB’ne ekmeklerinden olan işçilerimize el uzatmaları, işlerini iade etmeleri yönünde çağrıda bulunmuştuk. Görüyoruz ki işçilerimiz kaderlerine terk edilmiş durumda. Maalesef işten çıkarılan işçilerimizden 11’inin engelli vatandaşımız olduğunu öğrendik. Üzüntümüz daha da katlandı. Emek ve emekçinin yanında durmak bu mudur?”

“İşsiz kalmak korkumuzdan yararlanarak…”
CHP’nin Buca Belediyesi’nin işten attığı işçiler, 3 Şubat 2010’da, Buca Belediyesi hakkında, savcılığa dava dilekçesi verdiler. Buca Belediyesi Başkan yardımcıları Hüsnü Kaya, Halil kurt, Temizlik İşleri Müdürü Ali Yaşar, Buca İmar Genel Müdürü Fatih Kara hakkında suç duyurusunda bulundular.

Suç duyurusu, şöyleydi: “Sanıklar, 2009 Haziran ayında beni ve benim gibi Buca Belediyesi’nde temizlik işçisi olan 350 kişiyi belediye şantiyesinde topladı. Bizlere işimize devam etmemizi, sigorta ve maaşlarımızın belediye tarafından karşılanacağını ısrarla söylediler. Bu sözler üzerine Haziran ve Temmuz aylarında ben ve benim gibi 350 arkadaşım temizlik işinde çalıştık ancak maaş ve sigortalarımız ödenmedi. Bu sanıklar, işsiz kalma korkumuzdan yararlanarak bizleri dolandırdı. Gece gündüz, kimi zaman iki vardiyalı çalıştığımız iki aylık sürede maaşlarımızı ve sigorta primlerimizi yatırmadılar.”

Karantina, Kasırga, …
AKP’nin, CHP’nin kalelerinden İzmir’i düşürme saldırısı; belediye işçilerinin pazarlanma dahil, kullanılmasıyla kalmadı. 30 Eylül 2009’da, Karantina Operasyonu; 8 Haziran ve 11 Haziran 2010’da, Kasırga 1, 2 Operasyonlarıyla; dalgalar halinde, kaleyi dövdü; dışardan ve içerden yıkıma uğrattı. Bu operasyonlarda; temizlik, yemek, güvenlik ihalelerindeki yolsuzluklardan sorumlu tutulan, aralarında, Buca Belediye Başkan Yardımcısı (tutuklandı!), Belediye şirketi Bucamar Genel Müdürü (tutuklandı!), Temizlik İşleri Müdürü, özel temizlik firmalarının müdürlerinin de bulunduğu, çok sayıda kişi göz altına alındı; önemli bir kısmı tutuklandı…

Pazarlanan, fiyatını ödeyen, ücretsiz sömürülen, atılan
CHP’nin Buca Belediyesi Başkanı, Ercan Tatı; 29 Mart yerel seçimlerinde, “Belediyede taşerona son vereceğim!” vaadiyle, işçilerin silme oyunu alarak, başkan olmuştu. Elbette, pazarlamaydı; işçiler de fiyatını ödemişlerdi; silme oylarıyla. Taşeronlaştırmaya son verilmesi bir yana; taşeron işçiler; 4 aydan fazla, üstelik, ücretsiz olarak sömürüldüler:

Taşeron temizlik şirketi MNA işçisi: “Evimizi geçindirmek için çöp toplamadığımız zamanlarda ya hamallık yapıyoruz ya inşaatlarda çalışıyoruz ya da seyyar satıcılık yapıyoruz.”

MNA işçisi: “Bizden oy isterken belediyede taşeron çalışmaya son vereceğim diyen Ercan Tatı, taşeron çalışmayı kaldırmadığı gibi üç kuruş maaşımızı bile vermiyor!”

MNA’da, ücretsiz sömürülen 400 taşeron işçi; ücretlerini, ancak işbırakarak; o da sadece küçük bir kısmını alabildiler!

“Nasıl kaldıracaklarmış, anlatsınlar da bilelim!”
20 Mayıs 2010’da, CHP’nin Buca Belediyesi’nde, taşeron şirkette sömürülen işçi, Emrah Kılıç’ın, kullandığı tazyikli su pompasındaki elektrik kaçağı sonucu, iş cinayetinden katledilmesi; gerilimi, bir üst düzeye sıçrattı.

CHP’nin İzmir’deki belediye meclislerinde kıyamet koptu! Kılıçdaroğlu’na kadar uzandı…

Kılıçdaroğlu ile Başbakan Erdoğan’ın, taşeronluk üzerine daha önceki atışmaları, belediye meclislerinde yankılandı. (Kılıçdaroğlu, CHP Kurultayı’nda, “Bizim iktidarımızda taşeronluğu gömeceğiz!” demişti. Erdoğan, yanıt olarak, “Nasıl kaldıracaklarmış, anlatsınlar da bilelim!” demişti. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu; Zonguldak’ta yaptığı konuşmada, yanıt olarak, şunları söylemişti: “Recep Bey CHP’ye oy versin, taşeronluğu nasıl kaldıracağımızı görsün!”).

Bir solukluk hava
CHP’nin İzmir’deki belediye meclislerinde, Buca Belediyesi’ne yönelik suçlamalar; meclis toplantılarını aşıp, Buca’ya, İzmir’e yayıldı. İşçi sınıfının üzerine sinen çürük kokusunu, bir ölçüde kaldırdı; işçi sınıfını, bir solukluk, havalandırdı:

Biz CHP’liyiz, biz sosyal demokratız, biz emek ve emekçinin partisiyiz. 2009 yerel seçimlerinde de ilkemiz taşeronluğa hayırdı. Yıl 2010 CHP Buca’da iktidar, peki taşeronluğu kaldırdık mı? Hayır, üstelik taşerona bir de kurban verdik adı Emrah Kılıç. Emrah Kılıç, ağır bir ihmal sonucunda hayatını kaybetti. Son derece kötü fiziki şartlarda, yağmurun altında, kaçak akım rölesinin, uyarı levhalarının, lastik çizme ve eldivenlerinin olmadığı bir ortamda, üstelik defalarca üst sorumlularını burada kaçak var diye uyarmalarına rağmen… Tüm bu söylenenlere kulak tıkayan yöneticiler, bundan sorumludur!”

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Buca’ya gelmesinin tam zamanı! Zonguldak’ta hayatını kaybedenler kadar, bizim de iktidar olduğumuz belediyelerde ölenlere sahip çıkılması gerekiyor.” vb. vb.

Temel felsefe
CHP’nin Buca Belediyesi ile Genel-İş Sendikası arasındaki TİS, 7 Temmuz’da, anlaşmayla sonuçlandı. İmza töreninde konuşan, Genel-İş Sendikası 5 Nolu Şube Başkanı Naci Çetin, şunları söylemişti: “Çalışanlarımızın haklarını en iyi şekilde korumak bizim temel felsefemizdir. Biz de bunun için bu TİS’i imzalıyoruz. Bu sözleşme için, Buca Belediye Başkanı Tatı’ya çok teşekkür ederim.” Buca Belediye Başkanı Ercan Tatı ise, şunları söylemişti: “İşçiler önemli. Benimle çalışanların her zaman arkasındayım. İşçilerin emeğini ve hakkını her zaman korumak için çalışırım. Bu sözleşme, benim ilk TİS’imdir.”

(Kadrolu, örgütlü, TİS’li belediye işçileri; mücadeleleriyle bir TİS’i daha sonuçlandırdılar. Fakat, bu TİS’te elde ettiklerini dahi; TİS hakkını dahi korumalarının; işlerini dahi korumalarının, olanak ve sınırlarının farkına varmalılar. Varolan durumlarını korumanın, farklı belediyelerdeki belediye işçileriyle, farklı sendikalarda örgütlü belediye işçileriyle, belediyeleri ve kadrolu işçileri kuşatan, taşeron işçi okyanusuyla, ölümüne girdikleri kapitalist rekabetle mümkün olmadığını, öğreniyorlar. Tam tersine, rekabeti, dışlamayı, dışlanmayı, yalıtmayı, yalıtılmayı sürdürdükçe; kendilerini de taşeronlaştırdıklarını, işsizleştirdiklerini, iş cinayetleştirdiklerini, öğreniyorlar. Kendilerini de boğmaya gelen taşeronlaştırma dalgasına karşı, iş cinayetleri ve intiharlar dalgasına karşı, taşeron işçilerle, ortak talepler oluşturup, ortak örgütlenip mücadele etmeye bağlı olduğunu, öğrenecekler, öğrenmekteler…)

Sınıfsal kutuplaşma ve savaşım olarak, yanıtlar
Başbakan Erdoğan’ın, çevresinde kuş uçurtmayan bin korumaya; asıl olarak da, yürütücülerinden biri olduğu, işçi sınıfına dünya çapında yıkıcı saldırıları programlayıp, önüne koyan, emperyalist sermaye ve onunla kaynaşmış TÜSİAD’a yaslanarak, varedip sürdürebildiği, kabadayılığıyla, sorduğu sorunun yanıtını; işçi sınıfı, savaşımı içinde, öğrenecek, öğreniyor… Ancak, işçi sınıfının yanıtı; işçi sınıfının sınıf düşmanlarından olan, Kılıçdaroğlu’nunki yaptığı ve istediği gibi; işçilerin pazarlanmasının fiyatını oluşturan, oy, olmayacak!…

Zaten; CHP’nin, Kılıçdaroğlu’nun yanıtı da; işçi sınıfı, sınıf düşmanları tarafından, işçi sınıfını aşağılayan soruya, kendi sınıf dilinden yanıt vermesin diyedir…

(FOTOĞRAF: “Kapan, kapanmış halde!” Buca Belediyesi’nin taşeron temizlik şirketi MNA’da sömürülüp atılan işçiler, Buca Belediyesi önünde oturma eyleminde. Yanlarındaki gravatlı ise, CHP belediye meclislerinin, Buca Belediyesi’nin tutumuna muhalif üyelerinden.)

(Not: Okurlarımız; yazının önemli bir kısmında, CHP’nin belediyesinin hedefe çakıldığını; üstelik bunun da çoğunlukla AKP’nin CHP’ye saldırısının argümanları olduğunu görüp; niye, aynı şeyi, AKP’nin belediyelerine karşı da yapmadığımızı, sorgulayabileceklerdir. Haklılar! Bu yüzden de; kolaya kaçıp, tek yönlü sistematik bir örneklemeyle yetinen, sadece biz olalım…)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*