Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » F tipinde sıradan bir gün

F tipinde sıradan bir gün

Ercan Akpınar 1997 yılından bu yana hapishanede. Ulucanlar Katliamını, 19 Aralık Katliamını hapishanede yaşamış ve F Tipleri ile birlikte en son Sincan Hapishanesine gönderilmiştir. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişiminden sonra tüm devrimci tutsaklar gibi Sincan Hapishanesi’nden sürgün edilmiştir. Şu an Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Hapishanesinde kalmaktadır. Aşağıdaki yazı Ercan Akpınar tarafından 2010 yılının Mart ayında yazılan mektuptan alıntıdır. Devrimci tutsakların geçmişten bugüne yaşadığı baskının bugün de güncelliğini koruduğunun sadece ufak bir kanıtı olduğu gerekçesi ile yazıyı okurlarımızla paylaşıyoruz. Covid-19 salgını nedeniyle tekrardan gündeme gelen tam adıyla “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” TBMM Adalet Komisyonunda kabul edildi. Devrimci tutsakların bu uygulamada kapsam dışı bırakılması, aynı zamanda onların ölüme terk edilmesi anlamına geliyor. Bu yazı aynı zamanda devletin yaklaşımda bir değişiklik olmadığının da kanıtıdır. Yıllardır türlü işkence, baskı ve zorbalıkla hapishanelerde tecrit edilmeye çalışılan devrimci tutsaklar şimdi de ölüme terk ediliyor. İktidarın sınıfsal tavrının gereği olan bu tutuma şaşırmamak gerekiyor. Daha önceleri Ulucanlar’da, 19 Aralık’ta bir çok hapishanede topla tüfekle katlettikleri devrimci tutsakları şimdi de korona ile öldürmek niyetindeler.

Ercan Akpınar’ın hapishane günlüğünden bir bölüm yayınlıyoruz:

F Tipi hücrelerde sıradan bir gün;

Hücre kapısının kilidine giren anahtar “trak trak” diye döner, ardından ‘şak’ diye kapı kolu indirilir, sürgüler çekilir. Kapı gürültüyle açılır… Kapıda iki gardiyan belirir. – Telefon… – Kartımı alıp geliyorum… (Üst araması yapılır. Demir kapı aynı gürültüyle kapanır.) – Telefon edecek misin?.. – Herhalde! Etmeyecek olsam burada işim ne?! – Yok, isminizi söylemiyorsunuz ya, o yüzden sordum. – Elindeki dilekçede yazıyor ya. – Ben biliyorum ama kayıttakiler bilmiyor – Onlarda kameradan baksınlar o zaman – Senin yine de söylemen lazım. – Ben tekmil vermem kimseye, asker değilim – Bu tekmil değil ki, sadece ismini söyleyeceksin , hepsi bu… – Gerçekten çok fark varmış aralarında !! (Ankesörün önüne gelinmiştir) – Hangi numarayı arayacaksın? – Üsttekini, evi. (Numara çevirilir, telefon ilk çalışta açılır.) – Alo… – Alo, kendi annemle mi görüşüyorum acaba! – Abooo, oğlum… – Anne, nasılsın?.. (Bu sırada kenarda duran gardiyan: Adını soyadını söylemen lazım/Yazıyor ya elindeki kağıtta/Senin yine de söylemen lazım/Olmaz…) – İyiyiz, iyiyiz, sen nasılsın? – Anne, ismimizi söylemediğimiz, tekmil vermediğimiz için telefonu kesiyorlar. – Niye kesiyor… (Tam burada gardiyan kartı telefondan çeker. Telefon kesilir) – Bravo sana, bu davranışınla artık madalya alırsın. Üstün hizmet madalyası!.. —– (Engellenen telefon hakkı için slogan atarak, keyfiyet protesto edilir.) “Telefon Hakkımız Engellenemez!” , “Telefon Hakkımız Engellenemez!” (Sloganın şiddeti ile malta yankılanır. Diğer hücrelerde kalıp da sloganı duyan tüm tutsaklar, sloganı tekrarlar ve kapıları dövmeye başlar. Tüm hapishane gürültüden sarsılır. Slogan atıldığı anda orada bulunan bir görevli – kimi zaman bir gardiyan, kimi zaman başgardiyan, kimi zaman da müdür olur.) – Niye bağırıyorsun? Bak telefonda konuşan adam var, (diğer telefonda konuşan bir adliyi işaret ederek) niye rahatsız ediyorsun? Bir de haktan hukuktan bahsedersiniz!.. – Birincisi, bağırmıyorum, bir hakkımın keyfice gaspedilmesine karşı sloganla tepkimi ifade ediyorum. Bu benim en doğal ve meşru hakkımdır. İkincisi, o arkadaş bir rahatsızlık duyduysa bunu kendisi iletebilir, senin sözcülüğüne ihtiyacı yok. Kendi rahatsızlığını başkalarına yüklemeye kalkma. Slogan atmamdan rahatsız oluyorsan, dayattığınız tekmil zorunluluğundan vazgeçin, eskisi, yıllardır yaptığımız hale dönün, biz de slogan atmayalım. Çözüm bu kadar basit! – Biz yasaları uyguluyoruz, keyfi Bir şey yapmıyoruz. Uymak zorundasınız… – Sözünü ettiğin yasa 6 yıl önce çıktı. Ama sizin bu dayatmanız yeni. 2 aydır yapıyorsunuz. Madem yasalara bu kadar bağlıydınız niye yıllarca uygulamadınız?.. – Şimdi uyguluyoruz, yasa böyle diyor. – Bıkmadınız aynı bayat sakızı çiğnemekten. Bunlar ne biçim yasalar ki her gelen müdürün keyfine göre farklı farklı uygulanıyor. Yasalar aynı yasalar, hiçbir değişiklik yok! Değişen tek şey müdür. Biz müdürlerin kendi egolarını tatmin edebilecekleri kimselerden değiliz. Keyfiyetine konu olacak başkalarını bulsun!..Hem yasaları bu kadar işaret etmeniz de yersiz. O yasalarda az da olsa bize verilmiş haklar da var, ama uygulamıyorsunuz. Yasalara madem bu kadar bağlısınız, niye uygulamıyorsunuz? – Hangi yasaları uygulamıyor muşuz? Biz hepsine uyuyoruz. – Gerçekten mi?! İlk önce, bir şeyin ‘yasa’ olması onun doğru olduğu anlamına gelmez. Öyle olsaydı ikide bir yasaları değiştirip durmazlardı. Ama konumuz bu değil. Yasalarda, tüzükte, yönetmeliklerin hiçbirinde içerde bulundurulacak kitaplara sınır getirilmemiş, siz hangi yasaya dayanarak 5 kitap sınırı koyuyorsunuz? Hangi yasaya dayanarak 3 kişilik ziyaret kontenjanından gelenlere ayda bir gelme, birlikte gelememe yasağı koyuyorsunuz? Yasalarda böyle bir ayrım için tek bir açık kapı, ima bile yok. Yasalarda haftada 10 saat sohbet hakkımız olduğu söyleniyor. Niye uygulamıyorsunuz? Gösterin bu yasaları da görelim. – İtiraz edin o zaman, dilekçe yazın mahkemelere. – İtiraz yolu açık tabi!.. Mahkemelerin de sizden farkı yok. İnfaz Hakimliği zaten tutsakların itirazlarını iç etmek, üstünü örtmek için kuruldu. İşte, en son verdiğiniz disiplin cezasına itiraz ettik;reddetti. 19 Aralık 09’da hastane-mahkeme-revir-görüş-avukat yerlerine gidip gelirken, günün değişik saatlerinde slogan atıp kapılara vurduğumuz iddiasıyla tutanak tutup 1 ay mektup-iletişim yasağı verdiniz. (19 Aralık katliamını lanetlemek, direnişimizi sahiplenmek ve şehitlerimizi anmak idarenizi rahatsız etmiş demek ki! 19 Aralık’ın bir katliam olduğu saklanamaz bir gerçek olduğu halde). Gözünüz o kadar kararmış ki, takvime bile bakmıyorsunuz. 19 Aralık Cumartesi’ne geliyor! Hafta sonları hastane-mahkeme-revir-görüş-avukat falan olmaz. Dolayısıyla hücresinden kimse çıkmaz. Arama da yapılmadığından slogan atılmaz. Ama siz buna rağmen Cumartesi günü bunları yaptığımızı iddia ediyorsunuz! İtirazımızda açıkça belirtmemize rağmen İnfaz Hakimliği’de onayladı! Ağır Ceza’da onaylayacaktır. Savcılıkları da bu döngüye eklersek, kareyi kurmuş oluyorsunuz! Böyle yasalar, yargı kurumları düşman başına… Bakın, yasalar, mahkemeler, hapishane idareleri bir bütün olarak tecrit ve tredman politikalarını uygulamak üzerine uyumlu hale getirilmiş. Yasa falan hikaye! Belirleyici tek şey, tutsakların tecrit politikaları gereğince kimliksiz, kişiliksiz bir birey haline nasıl getirileceğidir. Herşeyin merkezinde bu var. Böyle olmasaydı, mesela siz adımıza gönderilen kitap, dergi, gazete gibi yayınları aylarca keyfen bekletmezdiniz, değil mi? Hani yasalarda “mahkumların kendilerini geliştirmeleri sağlanır…” deniyor ya, ondan. Okuyup, araştırarak ancak kendimizi geliştirebiliriz. Niye engelliyorsunuz?.. – Yayınlar, gelen herşey tek tek UYAP’a işlenmek zorunda. Bu da çok zaman alıyor. Ayrıca toplatması olup olmadığına bakılıyor. Personelde yetersiz olunca, uzuyor böyle işte. Vermeyelim, geciktirelim diye bir çabamız yok. Hep önyargıyla yaklaşıyorsunuz, anlamaya çalışmıyorsunuz. – Önyargı falan yok. Personel yetersiz diyorsun ama bak buradaki tartışmamızı duyan geliyor. Bunlardan birkaçını verin o dediğiniz yere, açık kapanır. Biz de önyargılı yaklaşmayız o zaman! – Öyle olmuyor işte… – Biliyorum, görüyorum öyle olmadığını!.. – Yeter bu kadar, hadi gidelim (Araya giren gardiyan, tutsağı tekrar hücresine götürmek ister) – Gidelim o zaman. Hücreye dönülür. Kapıda yine üst araması yapılır, demir kapı aynı gürültülü seslerle açılır, tutsak içeri girer. Demir kapı bir kez daha gürültüyle kapanır. Anahtar kilitte iki defa döner, kapı kolu aşağı indirilir. Kola bağlı demir çubuklar çerçeveye girer. Son olarak iki dış sürgü çekilir. Kilit üstüne kilit. Yıllardır tutsaklar parça parça da olsa bir çok kere benzer tartışmaları ve diyalogları yaşamışlardır. Telefonda tekmil dayatması ise çok yenidir. 2 aylık bir geçmişi vardır. Hapishanenin yeni idaresinin ilk icraatlarındandır.

Ercan Akpınar Sincan F Tipi Hapishanesi Mart 2010

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*