Anasayfa » 8 Mart » Ev işyeri olurken: Evden Çalışma

Ev işyeri olurken: Evden Çalışma

Hükümet, Yeni Kölecilik Paketleri kapsamındaki esnek çalıştırma biçimleri arasında yer alan Evden Çalışma, Uzaktan Çalışma, Çağrı Üzerine Çalışma tasarılarını da hazırladı. “Üçlü Danışma Kurulu”nda ele alınacak tasarının 2014’ün ilk aylarında Meclise getirilmesi hedefliyor.

Yükselen trend: Büro-ev

Evden Çalışma, dünya çapında en hızlı yaygınlaştırılan esnek çalışma biçimlerinden biri. Avrupa’da tüm ücretli emekçilerin yüzde 18’i evden çalışıyor. Bu oran Fransa’da yüzde 9, İskandinav ülkelerinde yüzde 30, Hollanda’da yüzde yüzde 40. İngiltere’de 2.2 milyon kişi evden çalışıyor ve bu sayı her yıl 100 bin kişi daha artıyor. Almanya’da en son Siemens, tüm ofis çalışanlarının yarısını evden çalışmaya geçirme kararını açıkladı. Bir çok büyük tekel ofis çalışanlarının bir bölümü evden çalışmaya geçirme ya da haftanın birkaç günü evden çalıştırma gibi programlar uyguluyor.

Türkiye’de de kullanılmaya başlayan kavramla buna “homeoffice” deniyor: Büro-ev, ya da evlerin de artık işyeri haline gelmesi.

Evden Çalışmanın yaygınlaştırılması, bilişim-iletişim teknolojilerindeki gelişmenin kaçınılmaz sonucu olarak sunuluyor. Bilişim-iletişim teknolojilerinin evden çalıştırma organizasyonunu olanaklı kıldığı doğru. Fakat Evden Çalışmanın hızla yaygınlaşmasının tek nedeni de, asıl nedeni de bu değil. Asıl neden, Evden Çalıştırmanın tekelci kapitalistler için maliyetleri düşüren, emek üretkenliğini ve karlılığı artıran, işçilerinin örgütlenmesi engelleyen, ücret ve sosyal haklarını kısan temel bir esnek emek organizasyon biçimi olmasıdır.

asosyal_67543

 

Evden Çalıştırmanın ekonomi politiği

Evden Çalıştırma, şirketlerin büyük çaplı büro yatırım maliyetlerini azaltıyor. Bir çok durumda ekipman, elektrik, telefon-internet faturalarını da işçilere yıkmasını sağlıyor. İşçilere servis, yemek, işçi sağlığı ve güvenliği tedbirleri, kreş gibi patronların her zaman “karları düşeren maliyet faktörü” olarak gördüğü “yük”leri ortadan kaldırıyor ve işçiye yıkıyor. İşçilerin yolda geçireceği birkaç saatlik süreyi de, evde yapılacak ücretsiz fazla mesaiye çeviriveriyor. Kadınların cinsiyetçi işbölümü temelindeki ev, aile, çocuk ve yaşlı bakım hizmetlerini aksatmadan çalıştırılmasını sağlıyor. Yine kadınların, öğrencilerin, engellilerin hiçbir sosyal hak ve uygulama olmadan düşük ücretle çalıştırılabilmelerini sağlıyor. İşçiler arasındaki sosyal etkileşim, sohbet olanaklarını; birbirini tanıma ve kolektif hareket etme olanaklarını da ortadan kaldırıyor. Mesai süresi sınırını da tümüyle ortadan kaldırıyor; evden çalışanların çoğu zaman verilen işleri yetiştirmek için ücretsiz, aşırı mesaiye, uykusuz çalışmaya sürüklüyor. Çalışma zamanı/serbest zaman ayrımını kaldırıp belirsizleştirerek, tüm yaşamı iş haline getiriyor.

Evden Çalışma, tüm esnek çalıştırma uygulamalarının temel bir konseptinin en pervasız uygulamalarınından biridir: Çalışılan süreye göre değil, işe göre (“çıktıya göre/sonuç odaklı”) ücret. Evden Çalışanlar, daha düşük ücrete çok daha uzun süreler çalışmak zorunda kalıyor, ve mesai süresi belirsizleştiği için uğradıkları ücret ve hak kayıpların çoğunlukla farkına bile varamıyor. Evden Çalışanlar üzerine yapılan araştırmalar da, her zaman daha düşük ücret ve hakla, daha çok çalıştıklarını ortaya koyuyor.

1994’ten beri HomeBase adlı bir Evden Çalıştırma programı uygulayan küresel tekellerden Nortel, bu esnek çalıştırma biçimi arkasındaki kapitalist zihniyeti en çıplak biçimiyle gösteriyor: Nortel ofis alanlarının yüzde 40’ının kullanılmadığını ve bunun maliyetini bile hesaplamış! Evden Çalıştırma programları ile, tesis giderleri yılda 22 milyon dolar azaldı. Nortel, ofiste çalışmaya göre evden çalışmanın kişi başına yılda 9 bin dolar tasarruf sağladığını, emek üretkenliğini ise yüzde 21 artırdığını iftiharla açıklıyor. Bu uygulamalarıyla Uluslar arası TeleÇalışma Derneği’nin “TeleÇalışmada Mükemmellik” ödülünü aldı.

yalnızlıkTürkiye’de büro-evden çalışma

Türkiye’de de evden teleçalışma yaygınlaştırılıyor. Bilişim, iletişim, tasarım, organizasyon, danışmanlık, medya, bilim, sanat, yazarlık, editörlük, tercümanlık, uzaktan eğitim, e-ticaret gibi alanlarda evden çalışan yüzbinlerce kişi var.

Herkes evden çalışmanın, uzaktan çalışmanın son yıllarda ne kadar hızlı yaygınlaştığını kendi çevresinden bile görebilir. İstanbul ve Ankara gibi metropollerde uzaktan tele çalışanlar için açılan kafeler bile var. Bazı kafeler de, kafe-çalışma odası olarak işliyor. Bu kafelerde, sohbet etmek ve hoşça vakit geçirmek için değil, tek başına bilgisayarına odaklanmış saatlerce çalışan insanları görmek mümkün. Ancak bu lüks kafelere özgü bir şey olmaktan çıkıp, diğer kafelere doğru da yayılıyor. Yine sokaklarda, taşıt araçlarında, iş dışı saatlerde bile cep telefonuyla işiyle ilgili sorunlara odaklanmış çözmeye çalışan çok sayıda insan görmek mümkün. Evler gibi kafeler de, sokaklar da, giderek tüm yaşam işyerine dönüşüyor.

Avon, Hunca, Dore gibi geniş çaplı evden çalıştırma organizasyonları yapan çok sayıda tekel var. Admingle, Kumpara, Jetnetworking, Nerissa gibi “ek gelir fırsatı” vaadiyle internet üzerinden binlerce kişiyi çalıştırmaya dayalı ağlar var. Evden Çalıştırmayı kadın ve engelliler arasında yaygınlaştırmayı hedefleyen bir dizi medya, internet ve stk kampanyası ve organizasyonu var. Turkcell 2 yıldır uyguladığı Evden Çalıştırma programı ile 175 satış danışmanını evden çalıştırmaya geçirdi. Bir dizi büyük tekel, hatta belediyeler dahil bazı devlet kurumları bunun gibi pilot uygulamalar yapıyor.

Evden ve Uzaktan Çalışma ile ilgili düzenleme, Türkiye’de de belli bir yaygınlığa ulaşmış bu esnek çalışma biçimlerinin a-tipik olmaktan çıkarıp temel bir çalışma biçimi haline getirmeyi hedefliyor. Tasarının görünüşte gerekçesi, evden ve uzaktan çalışanların işyeri ile tanımlı hak ve korumaların dışında kalmaları! Oysa Evden Çalışma tasarısının mantığı yeni taşeronluk düzenlemesinin aynısı. Yeni taşeronluk tasarısı nasıl ki taşeron işçilere “hak hukuk” kılıfı altında, taşeronluğu esas işlere derinleştirip azami yaygınlaştırmayı hedefliyorsa, Evden Çalışma tasarısı da sayısız hak kaybı içeren esnek, güvencesiz, düşük ücretli evden çalışmayı sistemleştirmeyi, temel bir çalışma biçimi haline getirmeyi hedefliyor. Yeni Kölecilik stratejisi çevresinde Hükümetin “2023 Türkiye” hedefleri arasında, 3.7 milyon kişinin Özel İstihdam Büroları ve kısa çalışma süreleri ile çalışması, 4.6 milyon kişinin kısmi zamanlı çalışması, yanısıra evden çalışanların sayısını 1 milyon 700 bin kişiye çıkarmak var.

Yeni Tasarının, 2008 tarihli Torba Yasayla aradan geçirilen Çağrı Üzerine Çalışma, Evden Çalışma, Uzaktan Çalışma hükümlerinden bir farkı yok. Özü özeti şudur:Patronlar işçileri ayda 30 gün değil, kendi işyerlerinde değil, işçi sağlığı ve güvenliği tedbiri alarak değil, belirli mesai ve fazla mesai kuralları uygulayarak değil, evden çalıştıracaklar, çalışılan süreye göre değil yaptırdıkları işe göre para ödeyecekler. İşyeri kirası,elektrik telefon faturası, işçi sağlığı ve güvenliği tedbiri masrafı, fazla mesai ücreti, ihbar, kıdem tazminatı, işgüvencesi, yıllık ücretli izin ve emeklilik hakkı, ve tabii ki sendika-TİS ve hak istemi olmadan işçileri çalıştırabilecekler.

 

Evden çalışma: Serbest çalışma değil esnek çalışmadır

Evden Çalışma, eğitimli işçilere ilk elde “serbest çalışmayı” anıştırdığı için cazip geliyor. İnternetten kolayca ulaşılabilecek Türkiye’deki çok sayıda evden çalışma deneyiminden de görülebileceği gibi, bir çoğu başında bir şef ve gözetmen olmadan, istediği gibi çayını kahvesini, içkisini sigarasını içerek, istedikleri zaman kestirerek, çalışma zamanlarını kendilerine göre belirleyerek, kendilerine zaman ayırarak, kravat veya makyaj zorunluluğunun olmadığı, ev kıyafeti veya eşofmanla, “keyifli” ve “serbest” olacağını sandıkları evden çalışma için daha düşük ücrete bile razı oluyorlar. Çok geçmeden ilk öğrendikleri şey ise, “freelance” ile evden çalışmanın çok farklı şeyler olduğudur: Bir evden çalışanın yazdığı gibi, “Serbest çalışmada kendi kendinizin patronusunuzdur. Evden çalışmada ise verdiği işleri yetiştirmek için ofisteki mesai bir yana, uyku bile uyuyamadan çalışacağınız bir patronunuz vardır!”

 

İkinci öğrendikleri, çalışma ve yaşam alanlarının aynı dar statik kapalı ev mekanı olmasından kaynaklanan mekanda kölelik ve asosyalleşme sendromu oluyor.

Üçüncü öğrendikleri, kapitalizmin artıdeğer despotizmi ile gönüllerince toplumsal ilişkilerin, aileleriyle bile istedikleri gibi ilgilenmenin birbiriyle bağdaşmayacağı oluyor. Hem işimi yaparım hem ailemle çocuğumla ilgilenirim, bakıcı kreş masrafı da olmaz, hayalleri çok geçmeden kabusa dönüyor. Tele işler yüksek konsentrasyon istediğinden ve hep yetiştirilecek işler olduğundan, işin aile ve çocukla birlikte yürümeyeceğini görüyorlar, çoğu çareyi evin bir odasını büro olarak döşeyip kendini oraya kapatmakta, aileyi ve çocuğu da rahatsız etmemesi için kendi çalışmasına göre disipline etmekte buluyor. Çalışma zamanının da rahatlayıp serbestleşeceği, aile ortamına uyarlanacağı hayalini kurarken, tam tersine çalışma zamanının serbest zamanı da, aileyi de nasıl işgal edip, artıdeğer sömürüsü disiplinine göre düzenleyiverdiğini görüyorlar.

 

Evden çalışan vasıflı kadın işçiler anlatıyor

Dördüncüsü, en büyük sendromu da kadın evden çalışanlar yaşıyor. Avrupa’da da tıpkı kısmi zamanlı çalışma gibi, evden çalışanların da yarısından çoğunu kadınlar oluşturuyor. Türkiye’de de “kadın istihdam+aile ve çok çocuk” paketi, kadınların çalışmasını ÖİB, kısmi zamanlı veya evden çalışmayla kodluyor. Aile ve kadının çifte köleliği, bir nevi sermayenin azami sömürü ve tahakküm stratejisinin merkezi halkalarından birisi. Kadınların evden çalışması da; esnek, güvencesiz, düşük ücretli çalışma bir çalışma biçimi olmakla kalmıyor. Kadınların çalışırken toplumsallaşması ve özerkleşmesini engelliyor. Kadının çalışmasını, çocuk doğurma, bakma, yaşlı, hasta, sakat bakımı, ev ve erkeğe hizmetler ile birlikte paketleyiveriyor. Kadının çalışmasının ev, aile, çocuk ile paketlenmesi, özellikle de eğitimli/vasıflı kadın işçiler üzerinde daha ağır bir sendromatik etkisi oluyor. Evde çalışan kadın eşinden bir baskı görmese bile, evde olması, ailesi ve çocuğu ile iç içe çalışması, onun üzerinde cinsiyetçi işbölümünün, geleneksel “annelik, kadınlık rolleri”nin vicdani baskısı, bir tür yoğunlaşmış mahalle baskısının kurulmasını sağlıyor.

Aşağıda evden çalışan vasıflı kadın işçilerin anlatımları da, evden çalışmanın kadın üzerinde nasıl bir iç baskılanma ve zihinsel-psikolojik karmaşa yarattığını da göstermeye yetiyor:

“Ofis ortamının ayrıca bir sosyal ortam olduğunu, insanın evin dışında da bir hayat geçirmesinin iyi olduğunu, çocuğu, kocası ve telefonda konuştuğu annesi dışında yaşayan insanların olduğunu, hatta akıl sağlığı için buna gerek olduğunu biliyorum. Ben hala eski ofisimi sayıklıyorum. Tam bir takım ruhuyla çalışırdık. Eğlenirdik, iyi işler yapardık. Son iki senedir eve kapanmış olmanın verdiği boğulma hissini zaman zaman yaşıyorum.”

“Ev ve işi birbirinden ayıran sınır ortadan kalkınca yani iş evde, ev işte olunca herşey birbirine giriyor. Ne kadar ofis odanız ayrı olsa da annelik sorumluluğu ile gün içi kaybettiğiniz bazı iş saatlerini sorumluluk gereği diğer saatlerde telafi etmek zorunda kalıyorsunuz. Bazen iş saatinin bitmiş olması gereken zamana iş sarkıyor veya herşeye koşmaya çalışırken uykudan yiyorsunuz.
Bazı günler ne anneliği adam gibi yapabiliyormuşum, ne de işimi doğru düzgün yapıyormuşum hissi doluyor. Suçluluk ters etki yapıyor.
Başka bir suçluluk durumu ise eşime ve kendime karşı. Çünkü feragat sırası; kendime ayırdığım zaman, eşimle başbaşa olduğumuz zaman, ev işlerine ayrılan zaman, iş zamanı ve çocuklara ayrılan zaman şeklinde düzenleniyor. Kendinizi toparlamazsanız bir süre sonra, ben bu dünyada ne iş yapıyorum, sorgulamasına başlamanız işten değil.
İş arkadaşlarım bazı durumlarda tepemde bulunan küçük oğlumun fonda konuşmasını duymaya alışıklar ama müşterileri böyle bir duruma maruz bırakamıyorum. Ona patronla konuştuğumu söylediğimizde genelde artık pek dokunmuyor bana.
Ofisteki sosyal ortamı kaybediyorsunuz. İlk başlarda bunalım takılıp sonra benim durumumdaki gibi sanal sosyalleşmeye vurabiliyorsunuz kendinizi. Forumlar, bloglar vs. Çalışıyorsunuz ama anne etiketi daha ağır basıyor. İş arkadaşları ile öğle yemekleri ofis geyikleri yok. İş çıkışı direk eve damladığımızı varsayıyorum.”

“Şirkette de beni bekleyen bir masa. O masa hep boş. Gidemedim, oturamadım. Dizüstü bilgisayarım en iyi arkadaşım oldu ama işler büyüdükçe, telefon trafiği arttıkça, bloglardan beklentiler, yazmam gerekenler çoğaldıkça fark ettim ki bana ait bir yere ve zamana ihtiyacım var. Salonda, mutfakta, Koray’ın odasında bir yandan maillere cevap yazarken bir yandan da lego yapmaya çalışmak git gide daha zorlaştı. Konsantre olmam gerekiyor. Hem oğluma hem de işe. Aynı anda değil ama. En sonunda kendime de itiraf etmek zorunda kaldım. Koray’dan ayrı bir dünya gerekiyordu bana. Bunları ilk kez dile getirdiğimde suçluluk hissettim. Sanki oğluma ihanet ediyormuşum gibi gelmişti.”

Evde el emeği üretimi

Türkiye gibi ülkelerde Evden Çalışma, yalnız tele çalışma gibi görece vasıflı işlerle de sınırlı değil. Ondan çok daha yaygın olan ve bu kez tamamen kadın emeğine ve kadınlıkla kodlanmış işlere dayalı, evde yapılan el işçiliğidir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın verilerine göre, “halı, havlu, örtü, çarşaf, çorap, dikiş nakış işleri, turistik eşya, hasır, sepet, yapma çiçek, pul, boncuk işleme, tığ örgü, ip ve makrome, tarhana, erişte, mantı gibi ürünleri” evde yapıp dışarıya çalışan kadınların sayısı en az 500 bin kişidir. Bakanlık verilerinde yer almayan evde kabuklu yemiş kırıp içini ayıklamaya, düğün şekeri paketçikleri yapmaya, yerel hediyelik eşya yapmaya kadar kadın ve çocukların evlerde yaptığı daha yüzlerce çeşit iş düşünüldüğünde, gerçek rakam bunun iki katı olabilir. Tamamı asgari ücretin çok altında, bahşiş bile denilemeyecek parça başı ücretlerle, en ilkel aletler ve el emeğiyle yapılan işlerdir. Küresel mali oligarşik yönergeler, AB programları çerçevesinde, Aile ve Çalışma Bakanlıkları, üniversiteler, belediyeler, il idareleri, tekeller ve yerel şirketler bütünlüğünde Evden Çalışmanın bu biçimide sayısız proje, organizasyon, kampanya ile yaygınlaştırılmaktadır. Evden Çalışma Paketi, bunu da temel bir çalışma biçimi olarak düzenleyip sistematik olarak yaygınlaştırmayı hedeflemektedir.

Aile Bakanlığının açıklamasına göre, evde el emeği üretim yapan 450 bin kadın isteğe bağlı olarak “kazançlarına göre”, ayda 15 gün üzerinden prim öderse, “esnek çalışma modeli” üzerinden sigorta yapılacak. “Kısa dönemli sigorta sistemi” ile sağlık ve emeklilik hakkını kazanabilecek. Bakanlığın açıklamasında bir ayrıntı yok. Fakat evde el emeği ile üretim yapan kadınların “kazancından” bile sigorta primi isteyecek kadar pervasız olan kapitalist devletin, çıkmaz ayın son perşembesinde sağlık ve emeklilik hakkı vaatleriyle asıl yapmaya çalıştığı: Kent ve kır yoksulu kadınların genellikle geçici olarak ve “fırsat” çıktığında yaptıkları evde -parça başı kuruş ücretlerle- el emeği üretimini sistemleştirip olabildiğince yaygınlaştırmak, temel bir en düşük ücretli esnek çalıştırma, azami sömürü biçimi haline getirmektir.

Türkiye’de şu an 1 milyona yakın hanenin, evde el emeği üretim veya teleçalışma gibi biçimler altında küçük birer fabrika gibi işlediğini söyleyebiliriz. Yeni Kölecilik düzenlemeleri kapsamındaki Evden Çalıştırma tasarısı da, evden çalışmanın her iki biçimini de önümüzdeki 10 yıl içinde 2-3 kat yaygınlaştırmayı hedefliyor. Modern büyük sanayi öncesi geleneksel üretim biçimlerinin bir kalıntısı olarak bilinen evde el ve zihin emeği üretimi, neoliberal kapitalizmin kısmen modernize edip düzenleyerek dört elle sarıldığı, yeniden çığ gibi büyüttüğü esnek atomize emek organizasyonunun temel biçimlerinden biri haline geliyor.

SKapitalist üretim ilişkileri tüm yaşamı da kolonize ediyor

1- İlk söylenmesi gereken şudur: Klasik “iş, işyeri, işçi” konseptleri değişmektedir. Bunlara ilişkin geleneksel algı ise pek değişmemekte, değişimi de kavrayamamaktadır. (Anne babasıyla birlikte oturduğu evden çalışan genç bir bilişim işçisi, emekli anne babasının yalnız yaptığı işi değil, bir iş yaptığını da anlamadığını anlatmaktadır: “Öyleyse neden işe gitmiyorsun?”) Bu kavrayışsızlık yalnız yaşlı kuşaklara da özgü değildir. Mevcut işçi sendikaları, işçi çalışması yapan siyasetler de bu değişim hakkında aynı ölçüde kavrayışsız ve ilgisizdir. Türkiye’de 1 milyon kişiye yakın evden çalışan (ve bir o kadar da başkalarının evinde çalışan) ücretli işçi olduğu, önümüzdeki yıllarda bu sayının birkaç kat artabileceği halde, ne olup bittiğini ne anlamakta ne de ilgilenmektedirler. “İş, işyeri, işçi” deyince, yalnızca klasik işyeri tanımında olan bir işçi kesiminin elde kalan kısmi hak ve güvence kırıntılarının korunması dışında bir ufukları yoktur. Kuşkusuz “sınıf mücadelesinin işyeri ile sınırlı olmadığını” söylemeye başlayanlar da vardır. Fakat onlar da kapitalist üretim ilişkilerini halen klasik işyeri ile sınırlı düşünmeye devam etmektedirler. Oysa asıl değişim, kapitalist üretim ilişkilerinin fabrika ve işyerlerinden tüm yaşam alanlarına yayılması, evlere, okullara, kafelere, sokaklara kadar dal budak sarmasıdır. Evde ailesi için mantı açan, bu işi ücretli olarak, bir kapitalistin satıp içindeki artıdeğeri sermaye birikimine katacağı bir meta üretimi olarak yapmaya başladığı anda, orada üretim ilişkileri köklü biçimde değişmiş demektir. İnternette arkadaşlarına mail atıp chat yapan, bu işi ücretli olarak, bir kapitalistin karları için yapmaya başladığı anda, orada üretim ilişkileri köklü biçimde değişmiş demektir. Kullanım değeri üretimi artıdeğer üretimine, yaşam alanı çalışma/sömürü alanına, ev işyerine dönüşmüş demektir. Kişinin kendisi için çalıştığı gerekli emek-zaman ile kapitaliste artıdeğer ürettiği artı emek-zaman arasındaki ayrım ve sınır çizgisinin iyice belirsizleşmesiyle birlikte (ki bu tüm esnek çalışma biçimlerinin temel esprisidir), çalışma mekanı ile yaşam mekanı, çalışma zamanı ile serbest zaman, iş ile iş dışı arasındaki ayrım ve sınır çizgileri de eriyor. Kapitalist üretim ilişkileri, eğitim, sağlık, şehircilik, kültür, sanat, spor, eğlence… tüm toplumsal yaşam alanlarını kökünden sarıp azami artıdeğer üretim endüstrileri haline getirmekle kalmıyor, evleri de kolonize ediyor, artıdeğer fabrikası haline getiriyor. Zaman-mekan esnekliği, işyerinde ücretsiz fazla mesai ile başlaşıyor, kafa işçilerini ve beyaz yakalıları iş dışı zamanlarda, evlerinde de çalışmaya zorlayarak devam ediyor, en sonu işyerinin evleri de yutması ve evlerin de işyeri olmasıyla tamamlanıyor. İşyerlerinde örgütlenmenin kritik önem ve olanağı ortadan kalkmıyor, fakat evin ve mobil cihazlarla “her yerin” işyeri haline gelmesiyle, klasik işyeri dışındaki ve yaşam alanındaki mücadeleleri de, daha dolaysız biçimde, üretim ilişkileri temel ve ekseninden, yani uzlaşmaz sınıf karşıtlığı ekseninden yürütme olanak ve zorunluluğu kendini gösteriyor.

2- Evden çalışma, uzaktan çalışma tek başına kapitalizmin bir icadı değil. Rutin büro ortamı ve işlerden çok çabuk sıkılan, tepelerinde bir şef bulunmasından hiç hazzetmeyen, daha bireysel ve özerkçi bir eğilime sahip genç kuşak eğitimli kafa işçileri, daha düşük ücretlere, parça başı ve götürü işlere razı olmak pahasına evden çalışmayı tercih edebiliyorlar. Fakat işyerinin uzantısından başka bir şey olmayan evden çalışmanın özlemini duydukları rahatlık, serbestlik, özerklik bir yana, nasıl daha beter bir zamanda ve mekanda kölelik olduğunu çok geçmeden görüyorlar. Ve bilinçli bilinçsiz sınıf mücadelesi, evlere de taşınmış oluyor. Evden/uzaktan Çalıştırma programlarının şampiyonlarından Yahoo, evden çalıştırdığı teknoloji işçilerini yönetemez hale gelince, evden çalıştırmayı iptal etti ve işçileri yine merkez ofislerinde toplamaya başladı. Onu Google izledi. Aynı durum evde el emeği üretimi yapan kadınlar için de geçerli. Hindistan’da öyle yoğun ve yaygın hale geldi ki, mahalle ve bölge çapında evde çalışan kadın işçi platform ve sendikaları örgütlendi, çalışma, yaşam alanı, kadın sorunlarını iç içe geçirerek önemli bir hareket oluşturdu ve kazanımlar elde etti. Büyük sanayileşme süreçlerinde bitişik olan işçilerin çalışma ve yaşam alanlarını birbirinden kopartan neoliberal kapitalizmin, şimdi yeniden ve bu kez tersinden çalışma ve yaşam alanlarını birleştirmek veya iç içe geçirmek durumunda kalması da, farklı bir mücadele dinamiğini ortaya çıkartıyor.

3- Evde Çalışmanın ağırlık merkezinde, ister evde el emeği üretimi biçimiyle olsun, isterse zihin emeği üretimi, kadınlar var. Evde Çalışma, kamu kaldıraçlı sermaye birikim stratejisinden, neoliberal muhafazakar aile ve eğitim kaldıraçlı sermaye birikim stratejisine geçişin temel halkalarından biri. Bağdaşmaz olan ücretli çalışma ile ev kadınlığını ev-aile ortamında üst üste bindirip iç içe geçirerek yaptırmaya zorlama, başlangıçta çoğu kadına cazip bile gelse, kaçınılmaz sonucu, kadının yalnız fizik ve zihinsel değil psikolojik olarak aşırı baskılanması ve yıpranmasına yol açıyor ve gerçekte her iki çelişkiyi iç içe geçirip çok daha patlayıcı bir hal alıyor. Evden çalışan vasıflı kadın işçiler, kendileri evdeyken bakıcı tutmayı – bu iç baskılanma ve mahalle baskısı nedeniyle- kendilerine yediremedikleri için, evden çalışan el emekçisi kadınlar ise zaten buna güçleri olmadığı için, sonuç kaçınılmaz olarak, “çocuk da bakarım işimi de yaparım” değil, çocukların da daha küçük yaşlardan itibaren işyeri disiplinine sokulması, ya da bizzat işçileşmesi oluyor!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*