Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Erkek egemenliği ve cins ayrımcılığı her şekilde gizlenebilir, ama diliniz sizi ele verir!

Erkek egemenliği ve cins ayrımcılığı her şekilde gizlenebilir, ama diliniz sizi ele verir!

Üyelerini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunlarının oluşturduğu Mülkiyeliler Birliği‘nin 25 Mart günü yapılacak 43. Olağan Genel Kurulu‘na “cins ayrımcılığı” tartışmaları ile geliniyor.

60 yıllık derneğin ilk kadın başkanı Füsun Çiçekoğlu, bianet.org‘da Radyo Televizyon Sinema Bölümü öğretim üyesi, üretken bir akademisyen olan Doçent Dr. Sevilay Çelenk‘in başkan adaylığına ilişkin bir yazı yayınladı. Çiçekoğlu, yazısında Sevilay Çelenk’in adaylığının iç yazışma gruplarında nasıl erkek egemen ve cins ayrımcısı bir zihniyetle ele alındığını konu edindi.

“Başkan olacaksın da, evden zaman ayırabilecek misin?”

Füsun Çiçekoğlu’nun yazısından bir bölüm şöyle:

Bu selamımı kapalı yazışma gruplarında değil, buradan iletme gereğini hissettim. Şimdiye dek Mülkiyeliler Birliği’ne başkan adaylığını açıklayan hiçbir erkeğe sorulmasına gerek duyulmayan bir sorunun, kendisine yöneltilmiş olması, bu yazımın saiki oldu.

Sevilay Çelenk’in adaylığı ile ilgili, ‘Mülkiyeliler Birliği Başkanlığı görevini evinden ayırdığı zamanlarda yapabilecek midir?’ sorusu soruldu kapalı bir yazışma grubunda.

‘Evinden ayıracağı zaman’ ifadesi, bir kadın başkan adayının zamanının aslan payını nereye ayıracağına dair cinsiyetçi kabulü işaret etmektedir.

Bu sorunun, Mülkiyeliler Birliği Başkanı’ndan beklentisini, iki yıl önceki genel kurulumuzda, ‘Oturduğu koltuğa güç veren ve vurduğu yerden ses getiren başkanların liderliğine duyduğum özlemle’ şeklinde ifade eden bir bakış açısı sahiplerince dillendirilmesi şaşırtıcı değil.

Kimin nereye, ne kadar zaman ayıracağının kabulünü cinsiyete göre oluşturanların, gördüğü her koltuğu makam, mevki kavgasının alanı zanneden eril yaklaşımla malul olduğunun da ifadesidir kurulan bu dil.

Aktardığım bakış açısının, her zaman bu kadar üryan ifade edilmese de, kimilerinin bazen kendilerinin bile farkında olmadıkları havsala köşelerine gizlendiğini bildiğim için, Mülkiyeliler Birliği Başkanlığı’nın ‘oturulacak bir koltuk’, makam, mevki değil, görev olduğunu genel kurul öncesinde bir kez de burada ifade etmek istedim.

Uğruna kavga edilecek bir koltuktan değil, genel kurul layık gördüğünde onurla yerine getirilecek bir görevden bahsediyoruz Mülkiyeliler Birliği Başkanlığı dendiğinde. Bu onurlu görevi, kadın veya erkek olsun, Mülkiyeliler Birliği yönetimini koltuk kavgası arenası olarak değil, emek ve demokrasi güçleriyle dayanışmanın kaldıracı olarak görenlerin hakkıyla yerine getirebileceğine inanıyorum.

İş somuta geldiğinde…

Sendika, kitle ve meslek örgütlerinde kadınlar için genel bir “özneleşme” ve “öne çıkma” söylemi yaygın olarak kullanılır. Cins ayrımcılığının en kaba biçimleri ile görünüşte sınır çekilir; din ve toplumsal geleneklerden kaynağını alan tutumlar alaya bile alınır. Akademik ve entelektüel ortamlar, çeşitli dozlardaki muhalif örgütlenmeler bu yanıyla genel toplumsal ortalama ile nispi bir farklılık gösterirler. Ancak bundan binlerce yıllık erkek egemenliği ve cins ayrımcılığının bu ortamlarda hayat hakkı, cesareti ve imkanı bulamayacağı gibi bir sonuca varmak yalnız “saflık” değil, aynı zamanda son derece tehlikeli bir beklentidir. Birçok durumda da gözüne farı tutmadıkça, somut bir mücadele yürütülmedikçe dil de içinde olmak üzere o, taciz dahil bir dizi mecradan -hatta bizzat kadınların da sessiz onayı ile- hükmünü yürütmeye devam eder!

Görülen o ki, Füsun Çiçekoğlu tam da olması gerekeni yapmış; “Kol kırılır yen içinde kalır” “kuralını” çiğneyerek farlarını cins ayrımcılığının gözüne tutmuştur.

Bu dili üreten cinsler arası işbölümüdür

Lenin 1920 yılında Clara Zetkin‘le yaptığı bir söyleşide cinsler arası işbölümünün yerleşik normlarına atfen “Rus komünistini kazıyın, altından dar kafalı çıkar” demişti. “Emin olmak için hassas noktalara dokunmalısınız -örneğin kadınlara hangi zihniyetle yaklaştıklarına. Bir kadının ev işi gibi ıvır zıvır , monoton ve zaman öldürücü bir işle kendisini yıpratmasını soğukkanlılıkla izleyen bir adamın görüntüsünden açık bir kanıt olabilir mi?

Bolşevik Kadınlar (Cambridge Üniversitesi Yayınları, 1997) adlı kitabında Barbara Evans ClementsEvliliği kölelik olarak tanımlayan ve kendi düğmesini kendisi diken Lenin ile erkeklerin düzenli olarak eşlerini dövdükleri köylerinden yeni gelmiş Rus askeri arasında büyük bir fark vardı” diyordu.

Aradan geçen 100 yıla yakın sürede bırakalım komünist olmayı, “ilericilik” sıfatından vazgeçmeyenlerin bir kadına “Evinden ayıracağın zamanda başkanlık yapabilecek misin?” sorusunu sorması ise bütün doğruları götüren o dar kafalılığın örneklerinden sadece biri oldu!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*