Anasayfa » DİRENİŞ ÇADIRI » Enpay işçi temsilcisi “Mübarek”; “Türk Metal, kötü sendika olmayı bile beceremedi”

Enpay işçi temsilcisi “Mübarek”; “Türk Metal, kötü sendika olmayı bile beceremedi”

“Aranızda hasta var mı, sarası olan var mı? Hasta olan çıksın müdahale edeceğiz.” İşçiler kol kola girip kenetlendi, aralarında hacı olan iş yeri temsilcisi Nuri Fidan, emniyet müdürüne seslendi: “Biz hazırız mübarek.”

Enpay’da direnen işçilerin “Mübarek” dediği iş yeri temsilcisi Nuri Fidan, “Bakın ‘En kötü sendika sendikasızlıktan iyidir’ diye bir laf vardır. Bu hep söylenen bir şeydir. Biz en kötü sendika Türk Metal’i gösterirken bunlar bu en kötü sendika bile olmayı beceremediler” dedi

Polis, Başiskele’deki Enpay fabrikasında Türk Metal’den Birleşik Metal-İş’e geçen ve bu nedenle işten atılan arkadaşlarının geri alınması için eylem yapan işçilere seslendi:

“Aranızda hasta var mı, sarası olan var mı? Hasta olan çıksın müdahale edeceğiz.” İşçiler kol kola girip kenetlendi, aralarında hacı olan iş yeri temsilcisi Nuri Fidan, emniyet müdürüne seslendi: “Biz hazırız mübarek.” Bu cümle artık buradaki işçi direnişin de bir slogan oldu. Nuri Fidan’ı işçi arkadaşları artık, “Mübarek” diye çağırıyor. Kendisiyle konuşurken cümlelerinin içinde de sık sık ‘mübarek’ kelimesi geçiyor zaten. Bursa’da başlayan ve ülkeye yayılan direniş onları da tetiklemiş ve Türk Metal’den istifa etmişler. Mayıs ayından bu yana direnmişler. Son üç haftadır da kapının önündeki direniş çadırında yatıp kalkıyorlar. İşveren çok sayıda işçiyi işten çıkarmış. Çıkarılanlardan biri de “Mübarek.” Çalışırken namaz kıldıktan sonra iş yeri sahibi ve akrabaları için de hep dua edermiş kendisi. Mübarek şimdi işsiz ama kendini bu davaya adamış durumda. Her şeye rağmen enerjik, neşeli, esprili, umutlu. İşçi arkadaşlarını ikna etmek içik kapıdaki köpek yavrusuna bile megafon tutmuş. “Biz yenildik ama asla kaybetmedik” diyor. “Samimi konuşuyorum kenarda beş kuruş param yok” diyor. Mübarek özetle şunu diyor: “MESS, patron, Çalışma Bakanlığı; işçiyi araya almış, eziyor bu badar basit bir durum”

Enpay işçi temsilcisi “Mübarek”; “Türk Metal, kötü sendika olmayı bile beceremedi kardeşim, .”

Enpay’ın sevilen işçi lideri Nuri Fidan ile metal direnişini ve kendi mücadelelerini, ‘yenilgi’lerini konuştuk; artık anlamayanlar da anlar umuduyla… N Ergün DEMİR

*Buradaki direnişin nedeni nedir. Metal işçileri neden isyan etti?

­Bu işler Türk Metal Sendikası’nın olduğu her yerde olan şeyler. İşçiler önce ses çıkarmıyor, sonra bir birikim oluyor. Bu birikiyor, birikiyor sonra bir patlama oluyor. Bu bir kanser gibi. Kanserde insanın vücuduna giriyor, ama bunu anlayamıyorsun. Ama bu ilerledikten sonra bir bakıyorsun ki iş işten geçmiş. Bu süreçte aynı buydu yanı. Bursa’dan hareket başladı, İstanbul’a, Gebze’ye yayıldı ve İzmit’e de geldi. İnsanlar Türk Metal’den memnun değil ama bunu açıkça ifade edemiyorlardı, ses çıkartamıyordu. Bu hareket 2012’de aslında yapıldı, daha doğrusu başlanıldı. Bunlardan kurtulma işlemi başlamıştı fakat Türkiye’nin geneline çok fazla yayılmadığı için burada da tutmadı. Bu işi başlatmak isteyen arkadaşlara karşı operasyonlar başladı. Bunda da başarılı oldular. Ama bu yıl mayıs ayında başlayan hareket bu kanserin artık tamamen dışarı vurmasıdır. İnsanlar gerçekten ‘Bizim bunlardan kurtulmamız gerekiyor’ diye karar verdiler. Ve bu çerçevede bizim çalıştığımız Enpay fabrikasında 740 işçiden 640 arkadaşımız Türk Metal’den istifa etti. Fakat istifa etmek yetmiyordu. Yani kanserden kurtulmak kolay değil. Burada da bir mücade gerekiyordu. Ya öleceksiniz ya kurtulacaksınız. Bunun için bir arkadaşlarla mücadele başlattık. Bunun akabinde Türk Metal de rahat durmadı. İşverenle beraber harekete geçtiler. Baskılar ve caydırma politikası başladı. Bu baskılar biraz onlar için iyi oldu. Buna cevap aldılar. Fakat biz de boş durmadık, bazı hareketlerde bulunduk, bazı eylemlerde bulunduk. Bu eylemlere baştan güzel cevap aldık. İşveren biraz geri çekildi fakat sonunda siyasi oluşumu ve MESS’i de arkalarına alarak iyice baskılara başladılar. Çünkü bu özellikle İzmit’te bizim Enpay fabrikasında büyük direniş oldu ve bu diğer illere de bir örnek teşkil edecektir. Bu örnek olmasın diye hepsi birleştiler, bizim üzerimize geldiler. Bu üzerimize gelindiği dönemde de biz o kanserin tedavisini biz yapamadık. Şu anda son noktayı söyleyeyim ben size; arkadaşlar ölüme razı oldular tedaviyi istemediler, ölüme adeta razı olarak içeriye girdiler. Ve şu anda içeride ölümü bekliyorlar. SAHUR YEMEĞİ VERİLMEDİ

*İşveren Birleşik Metal­İş’e geçmenizi neden istemiyor. Bağımsız kalmanız mı isteniyordu?

Biz Enpay’da Türk Metal’den istifa ettikten sonra başka bir sendikaya geçmeden temsilcilerimizi seçtik ve işverenle görüşmek istedik. Bizim bağımsız olarak kalmamız işlerine geliyordu. Bir dahaki toplu sözleşme sürecinde yine Türk Metal yetkili olur endişesiyle 2.5 saat içerisinde 527 arkardaş toplu olarak Birleşik Metal’e geçtik. İşverenin oyununu anladık çükkü. İşte bütün olay da bundan sonra başladı. İşveren ‘Birleşik Metal’e geçerseniz karşınızda bir varız’ dedi. Ve onlar harekete başladılar. Ramazan’ın ilk gecesiydi, sahurda bize sahur yemeği verilmedi. Önceki Ramazanlarda verilen yemek o o gece bize verilmedi. Biz de o gece fabrikanın önünde toplandık. Adeta şunu dediler, ‘Birleşik Metal sizin yemeğinizi versin.’ Biz de barışçıl bir eyleme girdik. Yemek vermeleri için iş verene karşı bir duruş gösterdik. Onlarda ciddiyetimizi anladılar, bizden özür dilemediler ama ertesi gece partoruna varana kadar bize sahur yemeğinde ikramlarda bulundular. Bizim yemekhanelerimizi bile ayıran insanlar bizimle o gece yemek sırasına girdiler. Bir süre böyle gitti, bayrama bir hafta kala 10 arkadaşımızı çıkardılar. Bütün karışıklıkta bundan sonra başladı. Bizim kesinlikle işverenle bir sorunumuz yoktu. Biz yapmış olduğumuz bu mücadelenin Türk Metal ile alakalı olduğunu söyledik. Burada işveren tamamen kendisiyle ilgisi olmayan bir koyuna müdahil oldu. Türk Metal’i koruyup, bizi alaşağı etmeye çalıştı.

*Sanırım asıl gerilim işten atılmalar sonrası yaşandı?

­Evet. İşveren başta bizi yenmeye çalıştı, sonra bunu başaramayacağını anlayınca, başka oyunlar oynadılar. Onları oyunlarına gelmedik. İşgal yapmadık. Bu oyunlarının ters döndüğünü anlayınca abondone oldular. Bu seferde dışarıdan destek almaya başladılar. MESS’in bile  Enpay işçi temsilcisi “Mübarek”; “Türk Metal, kötü sendika olmayı bile beceremedi”  bunlara para yardımı yaptığı söyleniyor. Bu direnişin Türkiye’de örnek teşkil etmesini istemediler. Onlarda yetmeyince siyasi kuruluşları arkalarına aldılar. Bunlar üst makamda olan kişiler. Ve belediyelere gidip yardım istediler. Biz ise bunlarda hiçbir yardım almadık. Sadece bizi oyaladılar. Sonra 12 arkadaşımızı attılar. İşverin aslında atmış olduğu tüm arkadaşlara ihtiyacı var, hepsi operatör çünkü, işi bilen insanlar. Dışarıdan baskılar çoğalınca ve bazı arkadaşlarımızın işlerini kaybetme korkusu bize kan kaybettirdi. Sonra biz iyice asıldık, arkadaşlara güven vermeye çalıştık. Sonra arkadaşlar yerinde durdular. Sonra işveren imalatı durdukları iddiasıyla 15 arkadaşımıza dava açtı. Sonuç olarak insanlar korkuyor. Yasaları çoğunlukla bilmiyoruz. Aradan 15 gün geçti, savcılıktan böyle bir şey olmayacağı kararı geldi. Çok zor bir süreç. Biz hiçbir şekilde taşkınlık yapmadık, hiçbir yere zarar vermedik. Emniyet mensuplarına karşı bir itme olayını bile yapmadık. Bunların hepsinden cesaret alarak yolda yürürken bile önümüzü kestiler, ‘Geçemezsin’ dediler. Daha sonra 150 arkadaşımıza daha dava açtılar. Bu sefer insanlar daha fazla kırılmaya başladı. Yanımızda duran arkadaşlarımız bu sefer içeriye girmeye başladılar. Bu bizi çok yavaşlattı. Biz daraldık, sıkıştık. Günlerce, haftalarca, üç hafta boyunca şu fabrikanın önünde arkadaşlarımız yerinde durması için çalıştık. İşverenin yaptıklarının tamamen yasal olmadığını anlatmak için uğraştık. CAMİ SONRASI GÖZALTI

*Şu anda kaç işçi işini kaybetmiş durumda? ­

Son olarak geldiğimiz nokta şu 236 arkadaşımızın işine son verildi. 140 civarında işçi alındı ve işçi alımları devam edecek. Sonra bir bölüm arkadaş bizim sendikamızdan istifa etti. Onlarda bizi yıprattı. İçerden baskılar devam etti, temsilci arkadaşlara baskılar devam etti. Örneğin sabahın 05.30’unda beni gözaltına aldılar. Gözaltına alındığım sebep benim o saatte alınmamı gerektirmiyor. Beni zorla gözaltına aldılar. Sonra gelirim dedim, ‘Hayır şimdi gelmezsen sana kelepçe vurup gözaltına alırız’ dediler. Ben de cemaat var, insanlar var, camiden çıkmışım, orada insanlar bakarken kendime kelepçe vurdurmak istemedim, zorunlu olarak gittim. Yani amaçları, saat 07.30’da benim fabrika önünde arkadaşlara seslenmemi engellemek. Saat 08.40’ta beni serbest bıraktılar.

*Buradaki mücadele tam olarak ne zamam başladı?

Mayıs’ın 25’inde eylemlerimiz başladı, dışarıdaki bekleyişimiz ise 3 haftadır devam etti. Sonra bir Pazar günü 6 kişiyi gözaltına aldılar. İfadelerimizi alıp bize bırakdılar. Amaçların amacı işçinin gözünü korkutmaktı. İşveren işten atılan arkadaşları bire arayarak yeniden işe alıyor. Aslında bizlere çok ihtiyacı var. EN KÖTÜSÜ BİLE DEĞİL

*Sizlerin Türk Metal ile temel sorununuz nedir? ­

Türk Metal, bakın ‘En kötü sendika sendikasızlıktan iyidir’ diye bir laf vardır. Bu hep söylenen bir şeydir. Biz en kötü sendika Türk Metal’i gösterirken bunlar bu en kötü sendika olmayı beceremediler. Örneğin sözleşmemiz var, bu sözleşmeyi işveren hazırlıyor, sendikaya gönderiyor. İşçiler artık o kadar güvenleri kaybetmişlerki sendikaya hiçbir şey öneremiyorlar. Herkes bu sendikadan kurtulmak istiyordu ama kimse de öne çıkamıyordu. Örneğin 2012’de bu tip girişimleri olan arkadaşlar işten atıldı. Sonra da iyice kormaya başlanıldı. Türk Metal’den o kadar bıktı ki insanlar, bakın içeriye giren insanların bile hiçbirisi Türk Metal’i istemez. Bunu samimiyetle konuşuyorum. Bak biz şuanda 150 kişi falan kaldık burada, bugün sandık konulsa, Türk Metal mi, Birleşik Metal mi; inanın ki Birleşik Metal çıkacak. Çünkü insanlar bunlara güvenmiyor, ama kanserden ölmeye razı oldular.

*Burada ciddi bir direniş gösterdiniz fakat fazla gündem olamadınız. Bunu ülkenin içinde bulunduğu kojoktürel duruma mı bağlamak gerekiyor? ­

Biz dışarıda kalmadık, biz olayın en uç noktasındayız. Ama bu direniş Türkiye’ye emsal olmasın diye bunu göstermediler. Özellikle bastırıldı. Konjoktür falan hepsi hikaye; şuradaki bu eylem eğer başka bir Türk Metal’in eylemi olsaydı bu işi yaparlardı. Bu Birleşik Metal’in eylemi olduğu için, bu sendikada işçinin hakkını savunan bir sendika olduğu için, işçi ne istiyorsa onu yapan bir sendika olduğu için bizim eylemlerimiz bilinçli olarak örtüldü, gözardı edildi. Gazeteler ve televizyonlar bizi gerçek anlamda yansıtmadı. Ama işverenin sloganlarını yaptılar, sözcülüğünü yaptılar. 10 senelik işçi hala 7 lira saat ücreti alıyor. Ne verdin ki bu insana sen? Senelerce asgari ücretin 200 lira üstünde insanları tuttun ve böyle devam ettin. ‘BİR SOĞUK SU GETİR’

*Eylemleriniz sürecinde kentin desteğini gördünüz mü?

Kesinlikle hayır. Ya şurada biz üç haftadır duruyoruz; ya bir siyasi kuruluş, bir belediye, bir defa bir soğuk su getir ya. Ya bir gel, ‘Arkadaşlar mücadeleniz mübarek olsun’ deyin. Böyle bir şey olmadı, yazıktır, şu insanların hepsi İzmit’in evladı ya. Ve defalarca kapılarına gidildiği halde bunu yapmadılar. Biz mahallelerde bildiri dağıttık, bazen tepki aldı. Buradaki olayın tamamen yasal olduğunu, sendikal mücadele olduğunu söyledik. Anlattıktan sonra insanlar bazı şeyleri anlıyor. Ama insanların kafasında oluşan bir şey var, ‘İşiniz var, çalışıyorsunuz işte, ne gerek var böyle şeylere’ gibi. Ama anlatınca anlıyorlar. Sözleşmede iki yıllık sözleşme yapılacak deniyor, bir çıkıyor ki 3 yıllık sözleşme yapılmış. E bu haksızlık değil mi? İşçiye danışmadan yapıyorsun. Ama bunu dışarıdaki insanlar bilmiyor. Ben siyasi kurluşları bu konuda müdahil olmaya çağırıyorum, eğer bu Türkiye’de, Bursa’sı, İzmir’i, İstanbul’u, Kocaeli’si ayağa kalktıysa ve 50­60 bin insan Türk Metal’den istifa ettiyse, şimdi bizim siyasiler de düşünecek kardeşim. Kendilerine oy verilmeyince nasıl düşünüyorlar, ‘Biz ne yaptık acaba?’ diyorlar. Bunu da düşünsünler. O zaman Türk Metal’e ‘Sen dur bakayım, geç bakayım kenara’ demeliler. Hükümetin, Çalışma Bakanlığı’nın kayıtsızlığı var. Türk Metal’in sayısı bu hale nasıl geldi? 1983’te işçiler bir gecede Türk Metal’e geçirilmiş. Çalışma Bakanlığı da karşılarında bir direniş istemiyor, Türk Metal ile işi çözmek istiyor. MESS, patron, Çalışma Bakanlığı; işçiyi araya almış, eziyor kardeşim, bu kadar basit bir durum. Bu işçinin hakkını savunacak insanların başa gelmesini istemiyorlar. Bu mantıkla bizi malup hale düşürdüler.

*Birleşik Metal­İş Kocaeli Şubesi ve genel merkez size ne kadar destek oldu? ­

Biz buradaki arkadaşlar olarak Birleşik Metal Şube Başkanı’na, Genel Başkanı’na ve DİSK’e teşekkür ediyoruz. Gerçekten burada bize sahip çıktılar. Bakın şurada Mayıs’tan beri bir mücadele devam ediyor, Mayıs’tan beri bizden bir kuruş dahi aidat almadan tüm masraflarımızı karşılıyorlar, şurada üç öğün yemeğimizi veriyorlar. Birleşik Metal’in parasını nereye harcadığı belli, ama Türk Metal’in parasını nereye harcadığı belli değil. Türk Metal hiçbir işçisine bir kuruş para harcamaz, ancak otel açarlar, bunları da kendi çocuklarına verip idare ettirirler.

*Sanırım bu çadır artık kalkacak, siz yenildiniz mi? ­

Biz yenildik kelimesini burada kullanmıyorum, evet biz burada zaafiyete uğratıldık ama biz aslında galibiz. Neden diyecek olursanız, şu anda içeride çoğu sosyal hakları düzelttiler. Onların şuraya geçipte işçilere, ‘Hoş geldinizi, hayırlı sabahlar’ demeleri bile bizim galip olduğumuzu gösteriyor. Onların halen bizim buradan arkadaşlarımızı işe çağırmaları bizim galibiyetimizi gösterir. Yeni işçileri bizim eski işçilerin aldığı ücretlerle işe alıyorlar. Bakın 2.5 aydan beri içeride üretim yapamıyor ama inat ediyor. Bu inadın sebebi ne biliyor musun; MESS, Türk Metal ve devlet. İÇERİDE İŞ BARIŞI KALMADI

*Sizi işçi arkadaşlarınız “Mübarek” diye çağırıyor ve çok seviliyorsunuz? ­(Herkes gülüşüyoruz) Şimdi samimiyet; samimi olmak, insanların içinde olmak, arkadaşlarla birlikte olmak, ben bir çok fabrikada çalıştım, her fabrikada yöneticiler bazında arkadaşlarım vardı, fakat ben her zaman çay içerken beraber oturduğum, yemekte beraber oturduğum arkadaşların yanında oldum. Hiçbir zaman için üst düzey insanların içine girmedim. İşçiysem işçi arkadaşımın yanında oldum. Arkadaşlarımın da bana karşı bir sevgisi oluştu. 7. gün içeriden çıkartıldığım gün, biz kapının önünde arkadaşlara destek amaçlı kenetlendiğimizde, ilçe emniyen müdürü o zaman saydı, ‘Hasta var mı, sarası olan var mı? Hasta olan çıksın müdahale edeceğiz’ dedi. O zaman ben de emniyet müdürüne ‘Hazırız mübarek’ dedim. Öyle kaldı, slogan oldu. ‘Hazırız mübarek’ böyle slogan oldu. Burada dışarıda üç haftadır direniyoruz, ben bir gece evimde yatmadım. Yarım saat duş aldım, geldim. Samimiyetle, inançla yaptım ben bunları. Bana, ‘Ya hacı abi git evine, biraz yat’ dediler. Allah razı olsun çok zorladılar. Şu kadar çok terk eden arkadaşlarımız olduğu halde, biz her zaman hazırız. Daha dün sabah arkadaşlara yalvardım. Bu sabah ise hiç konuşmadım, sadece baktım bu sabah. Hatta önceki sabah burada bir küçük köpek yavrusu vardı, beni anlamadınız bari onun dilinden anlarsınız diye onu konuşturmaya çalıştım, ona megafon tuttum. O da konuşmadı, ilgiyi görünce yattı aşağı uyudu, sesini çıkartmadı. Şimdi duyuyoruz içeride çalışanlar birbirlerine sataşıyormuş, çünkü içeride iş barışı yok. Ben emniyet görevlilerine de söyledim, içerisi kazan gibi kaynıyor, içeride görev yapın, dışarıda bir sorun yok. Patrona da söyledim, senin insan kaynakları müdürün bu işi beceremiyor, insanlar huzursuz, rahatsız. SÜLALESİNE DE DUA EDERDİM

*Son olarak neler söylemek istersiniz? ­

Benim buradan diğer fabrikalardaki arkadaşlara söyleyeceğim en önemli şey, arkadaşlar kesinlikle birlikteliğinizi bozmamanız gerekiyor. Eğer bu birlikteliğinizi bozacaksanız hiç uğraşmayın kardeşim. Çünkü Türkiye şu anda bunların arkasında, tüm kurumlar bunların arkasında. Bizim burada birlikteliğimiz bozulmasaydı hiçbir güç karşımızda duramazdı. Biz ayaktaydık, biz bu işi becerdik, ne zamanki o birliktelik bozuldu o zaman kaybettik. Samimi konuşuyorum, şu işimi kaybettimya, o günden bu güne, şu arkadaşların mücadeleyi kazanmasından başka içimde başka bir duygu yok; size yemin ediyorum. Aldığım maaş bir ay yetmiyordu, ikinci ayın maaşını bekliyordum. Kenarda bir kuruşum yok ama insanda bir inanç olacak kardeşim, bu inanç olduktan sonra mevla rıskını verir. Önemli olan insanların inandıkları davada dik durması, ayakta durması. İnanmadıkları davada da kimseyi ayaklandırmasınlar. Beni bu işe başlatan arkadaşlarda en az 25 tanesi ise şu anda içeride çalışıyorlar. Ben özellikle onlara hakkımı helal etmiyorum. Onları tanıdığıma pişmanım, keşke tanımasaydım. Benim bir tane sandalyem vardı içeride, boşluklarda otururdum orada ya Kur’an okurdum, tespihlerimi çekerdim. Çay ocağına bile gitmezdim ben. Ben namaz kılarken iş yeri sahibinin bütün sülalesine de dua ederdim. Mevlam benim barada rıskımı kesmişse başka yerde verir. Şu fabrikanın verdiği maaşla her yerde iş bulursunuz. Şu mücadelenin ne kadar onurlu bir mücadele olduğunu bazıları anlayamadı. (Gülerek): Az konuşacağız dedik ama bir saat oldu mübarek!

bizimyaka.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*