Anasayfa » GÜNDEM » Eller yeniden dağılıyor, oyun tekrar kuruluyor

Eller yeniden dağılıyor, oyun tekrar kuruluyor

Gülen cemaati bir sermaye grubudur. Bu sermaye grubu dini bir sosyal tabana, bu tabanın kendi içerisinde bir hiyerarşiyle ağ biçiminde örgütlenmesine dayalıdır. Nurcu akım içerisinden 12 Eylül faşizminin desteğiyle ayrışarak kitlesel bir nitelik kazanmış, bu dönemde ana örgütlenme stratejisini gençliğin kazanılması üzerine kurmuş ve yatırım tercihlerini de bilinçli olarak bu yönde kullanmıştır. Politik strateji olarak açık çarpışmaya girilmeksizin, kadrolar yetiştirilerek çeşitli devlet organlarında yer tutma ve eğitim-medya araçlarını çeşitlendirerek ilerleme yolu seçilmiştir. Faşizmin toplumsal yapıdan başlayarak çözüldüğü ve neoliberal kültür ve değerlerin hâkim olduğu 90’ların ikinci yarısından itibaren üzerine oturduğu küçük burjuva ve emekçi örgütlenme tabanını yönlendirebilme gücünü daha açıktan sergilemeye başlamıştır. Neoliberal sivil toplum örgütlenmesi adı altında siyaset sahnesinde ağırlığını arttırmaya başlamış, aynı dönemde özellikle eğitim alanında yaptığı küresel sermaye yatırımlarıyla Türkiye burjuvazinin çıkarları açısından aktif bir rol oynamaya aday olduğunu göstermesine karşın, çeşitli siyasal partilerin flörtlerine rağmen özellikle ordu yüzünden devlet katında hedeflediği kabul ve rızayı görememiştir. Kendince o kesitte güç olarak değerlendirdiği hangi aktör varsa onunla para kaynaklarının akıtılması dâhil korkunç pragmatist bir ilişki kurmaya devam etmiş, siyasette rüzgâra göre ABD, İsrail, ordu, AB, şu veya bu parti fark etmez her biriyle ittifak kurmaya açık olduğunu vurgulayan, “business” yapmak isteyen sermaye gruplarına has bir omurgasızlık sergilemiştir. Tüm bunları yaparken dinin bir kılıf olarak kullanılmaya devam etmesini sağlamayı başarabilmesi, grup CEO’sunun dinmeyen ve herşey için akmaya hazır gözyaşı pınarlarının demogojik etkisi bir yana, esasen kendi içerisinde kurduğu sermayeleşmiş ilişkiler ağının bir sonucu ve gerekliliğidir.

2000’li yıllarda artık küresel bir sermaye grubu haline gelmeyi başarmış hareket, devlet bürokrasisinde, ordu ve poliste kilit görevler üstlenmeye başlamış, 80’li yıllardan beri yaptığı stratejik kadro yatırımının meyvelerini toplayabilecek bir birikime kavuşmuştur. İllegal temele dayalı, şebekeleşmiş bir ağ şeklinde örgütlenmiş, yurtdışındaki lider kadroyla iletişimi kuryeler aracılığıyla sağlanan çekirdek gücün, kendisini çevreleyen medya sermayesiyle birlikte sahip olduğu kadrosal gücü siyasete daha doğrudan tahvil etmesi esasen AKP ile kurduğu ittifakla beraber mümkün olmuştur. Polis istihbaratın ele geçirilmesiyle birlikte, özel yetkili yargı bürokrasisinin devreye sokulmasıyla ordu üst yönetiminin darbelenerek burjuva demokratik sınırlara zorla hizalandığı 2007 sonrası Ergenekon, Balyoz, keza sonrasındaki KCK operasyonlarının doğrudan yürütücüsüdür. Devlet içerisinde oynadığı bu tarihi rolün ardından Oslo görüşmeleri sonrası MİT krizinden bu yana daha açık biçimde AKP ile çelişkileri açığa çıkmaya başlamıştır. Bunun sonucu olarak son dönemde polis istihbaratındaki gücü darbelenmiş, tek tabanca gittiği medyada karşısına belli ölçüde bir AKP medyası oluşturulmuş, son dershane operasyonuna karşılık olarak o da AKP karşıtı belge bavullarını yayınlamaya başlamıştır.

Devlet burjuvazinin dinamik kolektif bir aygıtı ve emekçilere yönelmiş silahıdır. Gülen grubunun devlet organlarında tuttuğu özel yer, kritik sorunlarda yürütmeyi doğrudan kendi komutası altına alma çabası gerek AKP’nin arkasındaki sermaye koalisyonu gerekse de devlet olanaklarından eskisi kadar faydalanamayan kurumsallaşmış sermaye grupları açısından rahatsızlık vericidir. Dolayısıyla buna bir balans çekilmesi anlaşılabilir. Sorun, cemaatle kurduğu ittifak döneminde burjuva demokrasisini en geri düzeyde tutma stratejisinde ilerlerken biriktirdiği toplumsal sonuçların seçim sürecine girildiği önümüzdeki iki yıl açısından AKP’yi de sıkışmış bir durumda bırakmış olmasıdır. Bu çatışmayı daha da sertleştirecektir. Türkiye burjuvazisinin küresel kapitalizmle bütünleşmiş biçimde tarihinin en aktif dönemini sıçrama-gerileme-tekrar yükselme-sıkışma döngüleriyle beraber yaşadığı bu son dönemin öne çıkan burjuva politik aktörlerinin güç kaybederek, daha alt bir denge düzlemini kabul ederek, uyum sağlayamayacak ölçüde köksüz, yeni türedi ve hırslı bir yapıya sahip olmalarıyla da iyice çetrefilleşmektedir. Daha geniş ve temel planda, sermaye her etkin yönetim-yönetişim çabasını, iç kavgasını ve sıkışmayı açma yönelimini işçi ve emekçi sınıfları seyreyle gözüm uzaklığında politika dışı tutma nafile çabasıyla, şu veya bu sermaye kesiminin ağzından mobilize etme yoluyla yürütür. Bu politik temaşa sürgit durağan devam etmez, her yeni politik gündemle işçi sınıfı içerisinde sınıf bilinçli kesimlerden başlayarak sermaye hükümdarlığına karşı bir tepki mayalanır ve çeşitli biçimlerde öyle veya böyle dışa vurur. Keza Türkiye’deki Kürt, kadın, genç, Alevi vb. kesimlerin talep ve beklentileri dinsel bir söylem ve yaklaşımla kolayca liberalize edilerek sistem içi çözüme kavuşturulamayacak ölçüde derindir. Gezi bunu herkese ABD, AB, AKP, Gülen, CHP vs. ellerinde kim ve emekçilere karşı kullanılan hangi alet varsa hepsine bir kez daha hatırlatmıştır. Eller yeniden dağıtılmakta, oyun tekrar kurulmaktadır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*