Anasayfa » GENÇLİK » Eğitim ve Toplumsal Cinsiyet

Eğitim ve Toplumsal Cinsiyet

Cinsiyet, kadın ve erkeği tanımlayan biyolojik ve fizyolojik özellikleri ifade ederken, toplumsal cinsiyet, sınıflı toplumlar boyunca üretim ilişkilerinin ve toplumsal cinsiyetçi iş bölümünün bir getirisi olarak hakim sınıfın oluşturmaya çalıştığı toplum dizaynı doğrultusunda mevcut iktidarın, toplumun ve iktidarın elindeki eğitim sistemi tarafından sosyal olarak oluşturulan ve bir toplumun kadına veya erkeğe uygun gördüğü rolleri, davranışları, etkinlikleri ve nitelikleri belirtir. Cinsiyet doğal bir oluşumken toplumsal cinsiyet oluşturulur. Bu oluşturma süreci, doğduklarından itibaren kızlara pembenin, erkeklere mavinin uygun görülmesiyle başlar; cinsiyete göre oyuncak ve oyun seçimiyle devam eder. Kent mekânlarının dizaynından, üretim araçlarının ergonomik donanımına kadar “kadın işi ve erkek işi’ni ayırır.

Toplumun politik ve kültürel özelliklerini etkileme gücü bulunan eğitimde de kız ve erkek öğrencilere yönelik davranışlarda, beklentilerde ve mesleki yönlendirmede toplumun cinsiyetçi rejimine ve heteronormatif kalıplarına paralel olarak cinsiyet rollerinin yeniden üretimi devam eder. Toplumsal cinsiyetçi rollerin bu kadar keskin bir belirleyiciliğinin olmasının asıl nedeni ise iki cins arasındaki fizyolojik farklılıktan yararlanarak onlara biçtiği roller aracılığıyla üretime ve tüketime farklı boyutlarla dâhil edip hem kendi sisteminin devamlılığını sağlama hem de azami kar elde etme odaklı bir anlayışta yatmaktadır.

Günümüz toplumunun içinde bulunduğu patriarkal neo-muhafazakar kapitalist sistem; özellikle kadını ve LGBTİ’leri ikincil konuma iter ve kendi sisteminin devamlılığını sağlayacak araçlardan biri olarak da eğitimi kullanır. Toplumsal cinsiyet rollerinin çocukluktan yetişkinliğe kabulü ve yerleşik bir hale gelmesini sağlayacak şekilde müfredatı düzenler. Kadına korunmaya muhtaç, uysal, itaatkâr, duygusal, narin, şefkatli, anaç gibi özellikler atfedilip sekreterlik, öğretmenlik, hemşirelik gibi meslekler uygun görülürken; erkeğe özgüvenli, güçlü, lider, karar verici özellikler yüklenip doktorluk, mühendislik, avukatlık ve hatta siyasetçilik gibi meslekler özendirilmektedir.

egitim

Tüm kapitalist toplumların pratiğine yayılmış söylemlerin ders kitaplarında da yeniden üretildiğini görebiliriz. Bu noktada Türk Eğitim Sistemi’ne bir bakalım:

1953 Yurttaşlık Bilgisi 5. sınıf kitabında “Evde İşbölümü” başlıklı konuda “Baba para kazanır. Anne temizlik, yemek, dikiş işlerine bakar, evde düzen ve temizliği sağlar” (Kurtuluş, 1953: 85)

1966 Hayat Bilgisi 2. sınıf kitabında “Güvenin babasının işi oldukça iyiydi. Evlerinde geçim sıkıntısı yoktu. Annesi iyi kalpli ve uysal bir kadındı. Ev işleriyle uğraşır, çocuklarını yetiştirmek için çalışır dururdu. Birlikte gezmeye giderlerdi” (Ötüken, 1966: 122)

Milli Eğitim Bakanı Özgecan’ın sapıkça katledilişinin ardından yaptığı açıklamayla yine olay yarattı. “Biz zaten eğitim müfredatında yaptığımız düzenlemelerle özellikle şiddet konusunda, cinsiyet eşitsizliği konusunda, demokratik eğitim konusunda, farklı görüşlere, tutumlara hoş görüyle yaklaşma konusunda gerekli düzenlemeleri yapıyoruz. Daha da yapmamız gereken şeyler var. Ama ne kadar tedbir alırsanız alın zaman zaman bu tür müessif olaylarla da karşılaşılabiliyor” dedi. Bakan Avcı’nın kadına yönelik şiddetin “zaman zaman” yaşandığı konusundaki elim açıklamasını bir yana bırakırsak sözünü ettiği Türk Eğitim Sistemi’nde cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa karşı kendi dönemi içerisinde de ne derece düzenlemelerin yapıldığına hep birlikte bakalım.

İncelenen Kitaplar:

Hayat Bilgisi 1 Ders ve Öğrenci Çalışma Kitabı. Dalkılıç H. ve Gölge N. (2011-2. Baskı). Dergâh Ofset. İstanbul.

Hayat Bilgisi 2 Ders ve Öğrenci Çalışma Kitabı. Özdemir A. ve Çınar F. (2012-3. Baskıya Ek). Saray Matbaacılık. Ankara.

Hayat Bilgisi 3 Ders ve Öğrenci Çalışma Kitabı. Eren Ö.E. ve Doğan N.C. (2012-3. Baskı). Saray Matbaacılık. Ankara.

Sosyal Bilgiler 4 Ders ve Öğrenci Çalışma Kitabı. Kaya M.K. ve diğerleri. (2011-2.Baskı). Semih Ofset. Ankara.

“Annesi Başak’a güzel bir oyuncak bebek almıştı.” (Hayat Bilgisi 3 Çalışma Kitabı 1)

“Efendibabası misafiri çok severmiş. Yemekli, yatılı misafirleri çok olurmuş. Aynı şehirde yaşayan akrabalar, arkadaşlar ve dostlar bile misafirliğe yatılı olarak gelirlermiş. Ev işlerini evin genç kızları, gelinleri yaparmış. Ev işleri çok zaman almasına rağmen konu komşu ziyaretine de ayıracak zaman kalırmış.” (İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabı sf. 37)

“Annemin ve babamın sevgisi sarıyor bizi, sarıyor evimizi, lay lay lom.” (İlköğretim Hayat Bilgisi 2. Kitap, 1. Sınıf / sf 95.)

Yukarıdaki örneklerle görüyoruz ki Cumhuriyet tarihi boyunca toplumsal cinsiyetçi roller, kapitalizmi yeniden yeniden var eden ailenin kutsanması ve heteronormativizm tüm ders kitaplarına işlemiş durumda. Bu durum Avcı’nın döneminde de değişmeden üretilen politikalardır.

Bugüne kadar yapılmış tüm araştırmalarda; ne yazık ki ders kitaplarının hiçbirinde heteroseksüel ifadelere ve bireylere yer verilmediği toplumda böyle bir yönelimin hiç olmamış gibi kabul edildiği ise başka içler acısı tablo…

Yukarıdaki örneklerin yanı sıra hayatın tümüne yayılan bir ekonomik sınıfın bir diğer sınıfı ezdiği kalıpların çocuk yaştan benimsetilmesi için öğrencilerin başına bekçi gibi dikilen öğretmenlerden, öğretmenlerin başına musallat olan okul müdürlerine derin bir hiyerarşi ile oluşturulan yönetim sisteminden, çocukların okulda, derste ve toplumsal yaşamın içinde de hiçbir söz hakkının ve inisiyatifinin bulunmayışından, yaşamdaki hücreleşmenin okul mimarisinde de hücre hücre sınıflardan ve bu sınıflar arası rekabetin körüklenmesinden tutalım; toplumsal cinsiyetçi ve heteronormatif kuralların yeniden inşasının kendini göstermesinde; tuvaletlerin fizyolojik “kız-erkek” ayrımıyla oluşturulması, beden eğitimi derslerinde oynanan oyunların yine bu ayrıma göre şekillenmesi, öğretmenlerin de bu normlara göre eğitilmesi gibi daha bir çok örnek sıralayabiliriz.

Okullar, kapitalist sistemin suni olarak yarattığı toplumsal normların çocuğa kabul ettirilmesi için çok çeşitli araçlarla, derslerde, teneffüslerde; müfredatla ve gizil müfredatla hegamonik söylemin dayatılması ya da iyilikle kabul ettirilmesi için ideal bir alan haline gelir. Okul yaşamı LGBTİ öğrenciler için sistematik zorbalığa, damgalanmaya ve nefret suçlarına maruz kaldıkları önemli bir merkez olarak tanımlanabilir. Özellikle ergenlik döneminde gençler için okul, en önemli sosyalleşme alanı olarak yaşanırken toplumsal cinsiyet normlarının dışında kalan tüm gençler için en tehlikeli toplumsal alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Çocuk yaşta geliştirilen sistematik heteroseksist dayatmalar sonucu kendini keşfetmekten çok uzak bir çocukluk geçiren LGBTİ bir bireyin bu süreci ergenlik dönemi olan lisede toplumsal yapının hastalığını değil, kendinin hastalıklı olduğu inancı, intihar, dışlanma gibi sistematik ve politik yaptırımlarla çok ağır sonuçlanmaktadır.

egitimcinsiyet

Günümüzde bırakalım toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretildiği, çok cinsiyetli eğitim yerine heteronormativitenin dayatıldığı bir eğitim sistemini; karma eğitimin de ortadan kaldırılmasına yönelik tartışmalar dönmektedir.

Neoliberal, patriarkal Türk eğitim sistemi (Türk diyoruz çünkü toplumu Türkleştiren bir eğitim söz konusu), günden güne daha da somutlaşan uygulamalarla bir muhafazakârlaşma süreci içerisindedir.

Eğitimde heteroseksizm ve patriarkal kapitalizm kendini derinlemesine karma eğitimde de yaşatırken bir de tek cinsiyete dayalı eğitimde kadınlar ve LGBTİ bireyler toplumun bir parçası gibi algılanmaktan daha da uzaklaşacaktır ve görünmezliği derinleşecektir.

Okul, eğitim, kültür, toplum, ekonomi ve iktidar arasındaki ilişkiye Marksist bir yorumla bakmak gerekirse pedagojik pratiklerle ekonomik ve toplumsal olan arasında ayrılmaz bir bütünlük ve diyalektik vardır., Bu uygulamalardaki adaletsizliği, eşitsizliği ortaya çıkarmak, görünür kılmak ve dönüştürmek de biz Sosyalistlerin görevidir.

Sosyalist eğitim anlayışını eğer eşitsizlikleri ve ayrımcılığı sorgulama ve bu sorgulamalarla birlikte bir dönüştürme çabası olarak ele alacak olursak okulda, sınıfta, sokakta, cinsiyet kimliğini, cinselliği, hazzı ve cinsiyetlendirilmiş bedeni sorgulatacak tüm çabalar eleştirel pedagojinin ve sosyalist eğitimin amaçladığı bir süreç olmalıdır.

Yukarda verdiğimiz örnekler dâhilinde Hayat bilgisinden matematiğe ders kitaplarında ve derslerde, engelli bireyler de dahil olmak üzere tüm farklılıkların normalize edilmeden yaşamın içinde var olacağı şekliyle dil ve söylemi geliştirerek yaygınlaştırmak görsellerle olumlu örnekleri çoğaltmanın yanı sıra, bu sistemde ve sosyalist sistem de dahil olmak üzere bizim taleplerimiz;

Bireycileğe karşı her türlü kolektif mekanizmayı işletmek, üretimin toplumsallaştığı bir sistemde bireyi de toplumsallaştıracak eğitim politikaları üretmek,

Bireyciliğin, rekabetin vs. cinsiyetçilik nezdinde de gelinen noktada kadını “beceriksizlikle”, “hanım hanımcık”lıkla kodlayan sistemde, kolektif üretim sürecini işletmek ve bunu eğitimin temel halkası haline getirebilecek düzeyde çalışmalar yapmak,

Okullarda, kampüslerde LGBTİ bireylerin kendini dışlanmadan ifade edeceği sağlıklı ortamlar yaratmak, cinsiyetsiz yurtlardan-WClere, kütüphanelerden, çeşitli toplu bulunulan ortamlara kadar fiili düzenlemeler yapmak,

Ve en nihayetinde okulların ve top yekun eğitim sisteminin devrimci eleştirel bir tutumla steril-ayrıksı ortamlar olmaktan çıkarıp toplumsallaşmasını sağlamak olmalıdır.

Yararlanılan kaynaklar:

Peter McLaren ve Natalia Jaramillo, “Pedagoji ve Praksis”, Kakedon Yayınları.

Gümüşoğlu, F. “Ders Kitaplarında Toplumsal Cinsiyet”, Toplum ve Demokrasi, Eylül-Aralık, 2008.

Eleştirel Pedagoji 37. sayı Ocak-Aralık 2015.

kaosgl.org

sinifsiz.org

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*