Anasayfa » GENÇLİK » Öğrenci hareketi: Küçük burjuva dinamik mi proleter dinamik mi?

Öğrenci hareketi: Küçük burjuva dinamik mi proleter dinamik mi?

Ufuk Kızılgedik’in “Türkiye’de Demokratik Öğrenci Hareketinin Gelişme Dinamikleri” başlıklı yazısı, öğrenci hareketinde berhava olan şu eski küçük burjuva halkçı demokratik çizgiyi üniversite öğrencilerin yeni durumu içinden restore etme çabasıdır. Yazar öğrenci hareketinde proleterleşme dinamiklerinin önüne kesmeye, buna karşı küçük burjuva “toplumsal hareket” bulanıklığını teorize etmeye çalışmaktadır. (“Gerçek, Yıkıcı ve Yaratıcı: Dünyada ve Türkiye’de Üniversite, Eğitim, Gençlik Mücadeleleri”, Nota Bene yay. içinde.)

Halkevleri, ÖDP, TKP ve gençlik kolları gibi orta sınıf reformist siyasetlerin öğrenci hareketine bakışını yansıtan yazar, üniversite öğrencilerinin geniş kesimlerinin yaşadığı yıkıcı proleterleşme süreçlerini elbette görmezden gelememektedir. Fakat öğrencilerin genişçe bir kesiminin proleterleşme süreçleri karşısında: Rüyasında işçileştiğini gören bir küçük burjuvanın kan ter içinde uyanışı gibi, ‘bugün değil, daha değil, Türkiye’de olamaz!’ diye çırpınmaktadır. Tüm teorisi de, öğrenci hareketinin proleter gelişme dinamiklerinin, “öğrencilerin henüz çok küçük bir azınlığı (!) olan çalışan öğrencilerin” çoğunluk olması ve “üniversitede neoliberal dönüşümün tamamlanması” sonrasına ertelenmesinden ibarettir.

Sim sala bim: Öğrencilerin proleterleşme süreçlerinin iç içe gelişen çok çeşitli biçimleri en dar biçimiyle çalışıp çalışmama sorununa indirgenir, çalışan öğrenciler de “ihmal edilebilir” bir azınlık ilan edilir. Veee işçi/işçileşen öğrenciler, “Temelde bir sınıfın organik bileşeni olmayan ve sınıfsal karşıtlıklardan ziyade ideolojik tepkilerle siyasallaşan”, “küçük burjuva ve ayrıcalıklı karakterde kesimlerden oluştuğu” iddia edilen öğrenci hareketinden azarlanarak kovulur!

Nitekim “Türkiye’de Demokratik Öğrenci Hareketinin Gelişme Dinamikleri” başlıklı yazı, (ayrı bir başlık olarak da ele alınan) “Geleceksizlik ve İşçileşmenin Öğrenci Hareketinin Dinamosu…” olmadığını ve olamayacağı demogojik iddiasının kan ter içinde kanıtlanmasına, ve aslında olmasının da küçük burjuva ideologlar tarafından nasıl engelleceğine hasredilmiş gibidir.

Küçük burjuva öğrenci ideologları, bugün küresel tekelci kapitalist üretim süreci ve ilişkilerinin en kritik bileşenlerinden biri haline gelen üniversiteleri ve eğitim sistemini, kapitalist üretim süreci ve ilişkilerinin dışında bir küçük burjuva ayrıcalık ve özerklik alanı olarak görür. Onun en büyük korkusu, küçük statü, hüner ve özerkliğini yitirmek ve kendisi için çok yakında olduğu gibi, giderek daha tehdit edici bir hal alan “ayak takımı” olarak gördükleri proleterler arasına düşmektir. Bu yüzden çözülmekte olan küçük statü, hüner ve özerkliğini koruma ve geri getirme mücadelesi verirken, onun korkusu ve tepkisi, ancak piyasa, güvencesizlik, hükümet ve politikaları gibi sonuçları itibarıyla kısmi ve reformist bir “düzeltme” mücadelesi verdiği burjuvazinin sınıf egemenliğinden çok, hemen yanıbaşındaki ve giderek bir bileşeni haline gelmeye başladığı proletaryaya karşıdır.

Söz konusu yazı, öğrenci hareketinin tarihsel gelişme sorun ve dinamiklerine dair küçük burjuva halkçı demokratik (ve onun bugünkü duruma uyarlanmış biçimleri olan, küçük burjuva bulanık “toplumsal hareketçi”, “güvencesizci”, “ezilenci”, ulusalcı-halkçı, modernist-aydınlanmacı vd) tezlerin resmi geçiti gibidir. Bu tezlerin, öğrenci hareketindeki proleter gelişme dinamiklerine ve sosyalist sınıf bakışına karşı ileri sürülmüş olması, onların küçük burjuva eklektik karakterine ve kırılganlığına daha bir açıklık kazandırmaktadır. Bu açıdan, “Türkiye’de sosyalist proleter bir öğrenci hareketinin gelişme dinamikleri” üzerine tezlerimizin bu küçük burjuva eklektik tezlerin eleştirisi temelinde geliştirilip güçlendirilmesine de uygun bir malzeme sağlamaktadır.

Küçük burjuvazi eğitim ve öğrencilerdeki dönüşüme nasıl bakar?

Bu yazıyı alt başlıkları itibarıyla ayrıca ele alacağız. Ama önce küçük burjuvazinin öğrenci hareketindeki proleterleşme dinamiklerini nasıl algıladığını ve buna karşı ileri sürdüğü başlıca tezlerin neler olduğunu görelim, bunlar üzerine ilk sözlerimizi söyleyelim.

“(Dünyada bir dizi ülkedeki toplumsal hareketlerde-bn) İşsiz gençliğin hareketlerin temel gücünü teşkil etmesinden dolayı, sol çevrelerde yapılan tartışmalarda, proleter kesimlerle üniversiteli gençliğin ortak talepler ve ortak örgütlenme biçimleriyle (sendikalar) siyasallaşabileceği yönündeki tezler önem kazandı. Bu tartışmalarda kapitalist üretim ilişkilerinin üniversiteye tamamen nüfuz etmiş olduğu, gençliğin burjuva aydınlanma geleneğinden devşirdiği toplumculuğun (aydınlanmacı politikanın) etkisizleştiği, üniversiteli gençliğin sahip olduğu “ayrıcalıklı konum”un artık var olmadığı iddia edildi. Üniversiteli gençlik, işçi sınıfının bir parçası olarak analiz edilmeye çalışıldı. Gençliğin “ideolojik” karşı çıkışlardan ziyade, neoliberal tahribata karşı verdiği sınıfsal mücadelenin bir öğrenci hareketinin ortaya çıkışında belirleyici olduğu, sözü geçen tartışmaların pratik önermeleri arasındaydı.”

Burada biraz duralım. Kızılgedik’in, dünyadaki öğrenci hareketlerindeki proleterleşme dinamiklerine dair sosyalistlerin yaptıkları tartışmaları küçük burjuva algılama ve çarpıtma biçimlerini vurgulayalım.

Bir dizi ülkede, diplomalı işsizlerin kitle hareketlerinin tek ve temel gücünü değilse bile, önemli ve öne çıkan bir dinamiğini oluşturduğu doğrudur. Ancak proleter (“kesimler” değil) sınıf ile üniversiteli öğrenci hareketi arasındaki tek bağlantı halkası bu değildir. Çalışan işçi-öğrencilerin kitlesel sayı ve oranlarının üniversite/lise öğrencileri içinde artmasının yanında, çalışmayan öğrencilerinin geniş bir kesiminin yaşam, eğitim ve (kendi zaman, emek ve gelecekleri üzerinde özerk denetim olanaklarının ortadan kalkması dahil) yönetilme koşulları itibarıyla işçi sınıfının durumuna yaklaşmasıdır. Bir dizi ülkede öğrenci sendikalarının (öğrenci hareketi içindeki çeşitli sol siyasal akımlarla birlikte) öğrencilerin yığınsal mobilizasyonu ve mücadelesinde, ve kısmi siyasallaşmasında önemli rol oynadığı doğrudur. Tunus’ta militan bir mücadele veren üniversite mezunu (diplomalı) işsizler sendikası, Kanada’da üniversite öğrencilerini zihin işçileri olarak tanımlayan ve öğrenci hareketi militanlığının başını çeken Classe Sendikası gibi nisbeten daha ileri örnekler de ortaya çıkmaya başlamıştır. Türkiye’de de işçi ve işçileşen öğrenciler ekseni ve dinamiği içinden bir öğrenci sendikası yakıcı bir ihtiyaçtır. Kaldı ki, Türkiye’de de yüzbinleri bulan çalışan üniversite öğrencilerinin çalıştıkları işyerlerindeki varsa işçi sendikalarında örgütlenmesi, yoksa o işyerlerinde çalışan diğer işçilerle birlikte sendikal örgütlenme mücadelesi vermesinden daha doğal ne olabilir? Çalışan öğrencilerin çalıştıkları işyerlerinde sendikal örgütlenmesinin iki kat daha zor olması, bugün işçi/işçileşen öğrenciler dinamiğinden bir öğrenci sendikasına olan yakıcı ihtiyacın nedenlerinden yalnızca biridir.

Burada temel sorun şudur: Kızılgedik gibi, eski, çözülmekte olan küçük burjuva öğrenci formatından mı işçi sınıfına bakacağız? Yoksa, safları kafa emeği, kadın emeği, öğrenci emeği, göçmen emeği vd ile genişleyen, nitel ve nicel olarak gelişen ve toplumsallaşan proletaryanın gözüyle mi üniversite öğrencilerine, öğrenci hareketinin gelişim dinamiklerine bakacağız? Kızılgök’te olduğu gibi, birinci durumda, proletarya sadece dışsal bir unsur, ancak “ideolojik dolayımla” ittifak yapılacak salt “ekonomik-sendikal” mücadele verebilen bir “kesim”, dahası, küçük burjuvazinin kendi ayrıcalığı olarak gördüğü siyasal örgütlenme ve siyaset yapma tekeline tehdit olarak görünür. Kızılgedik, işçi ve işçileşen öğrenci dinamiğinin işçi sınıfına doğru ve birlikte örgütlenme dinamiği, hatta düşüncesinde bile, küçük burjuvazinin kendi dar çıkarları için örgütlenme ve siyaset yapma ayrıcalığının zeminin kaymasını görmekte, dehşete kapılmaktadır! Gardını burjuvaziden çok işçi sınıfına karşı almaktadır. Nasıl olur, diye haykırmaktadır, çalışanların çok küçük bir kesimini oluşturduğu (!), siyaset yapma vasfı ve özerkliğine sahip öğrencilerle şu köleleşmiş işçilerin çıkarları bir olur mu, öğrenci hareketinin geleceğine demi işçi örgütleri karar verecek?

Doğru, ortak kesenlerin de olmasına karşın, proletarya ile küçük burjuvazinin çıkarları bir olmaz!

Öğrencilerin geniş kesimlerinin proleterleşme ve ara sınıf biçimleriyle birlikte, bir yandan bu ortak kesenlerin (ortak talepler, örgütlenme biçimleri vb) genişlerken, diğer yandan çözülüm içindeki küçük burjuvazinin öğrenci hareketindeki ideolojik, siyasal, örgütsel hegemonyası ile gelişen proleter dinamiklerin çelişkisi de şiddetlenmektedir. Bu yüzden, bugün geniş kesimlerinin proleterleşme sürecinde olduğu ve her iki eğilimi de bağrında taşıyan öğrenci hareketinde sorun, küçük burjuva halkçı-ulusalcı demokratizmin mi hegemonyasını koruyup restore edeceği ve gelişen işçi dinamiklerini dışlayıp bastıracağı, yoksa sosyalist proletaryanın bağımsız çizgisi ve önderliğinde yeni bir yol mu açılacağıdır. Kızılgedik’in sorunu pek güzel koyuşundaki gibi: Küçük burjuva ayrıcalık ve özerklikleri çözülen öğrenciler içindeki işçi, işçileşme dinamikleri mi işçi sınıfının bir bileşeni olacak ve öğrenci hareketine önderlik edecek? Yoksa, işçileşen öğrenciler içindeki küçük burjuva eğilimler mi işçileşme bilincini ketleyecek ve küçük burjuva ideolojisi ve reaksiyonerliği içinde eritip tutsak edecek?

Hiçbir Marksist, ne işçi sınıfının ne de öğrencilerin salt sendikalarda örgütlenip siyasallaşacağını iddia etmiştir. Kızılgedik’in aklına “işçi” denince sendikadan, sendika denince ekonomik mücadeleden başka bir şey gelmiyor. İşçi sınıfının bağımsız komünist devrimci örgütü/partisi, ideolojik-siyasal mücadelesi diye bir şeyin olabileceğini, dahası işçi komiteleri, öncü işçi meclisleri, kurul ve platformları, konseyleri diye işçi örgütlenmeleri olabileceği, ve ancak bunlarla bağlantılı olarak dinamik bir sosyalist sınıf sendikacılığının olabileceğini aklına bile getirmiyor. Öğrencilerin geniş kesimlerinin işçileşme süreçlerini salt ekonomik bir sorun olarak görüyor, proleterleşmenin ekonomik, toplumsal, siyasal, ideolojik-kültürel süreçler toplamı olduğunu dahi anlamıyor.

Kızılgedik, kapitalist üretim ilişkilerinin üniversitelere nüfuz edip etmediği, baskın ve egemen olanın, gelişme doğrultusunun bu olup olmadığı tartışmasından kaçıyor. Üniversiteler ve eğitim sisteminde burjuvazinin sınıf egemenliğine, sermaye egemenliğine karşı mücadele, şu Maocu çağrışımlar yapan “tamamen” gibi bir kelime oyunuyla, kapitalist üretim ilişkileri üniversiteye “tamamen” nufuz ettikten, üniversitelerde neoliberal dönüşüm “tamamen”, tastamam, tam tamına tamamlandıktan sonraya öteleyiveriyor.

Kapitalist üretim ilişkilerinin toplumsal yaşamın her alanındaki belirleyiciliği gerçeğinden yan çizmek, küçük burjuvazinin en temel karakteristiklerindendir. Kızılgedik de, üniversite öğrencilerinin “piyasalaşma, güvencesizleşme” vb diye tabir ettiği “kapitalist yaşam örgütlenmesi” ile çelişkisini görüyor, AKP Hükümeti ve politikalarına indirgediği (fakat sınıf karakterini atladığı) “devlet zoru ve politikaları” ile çelişkisini görüyor. Ama uzlaşmaz sınıf karşıtlığının temelini oluşturan kapitalist üretim ilişkilerinin üniversiteler ve eğitim sistemindeki belirleyiciliğine gelince, yan çiziyor. Tekelci kapitalist üretim ilişkileri ve bugün, bunun herşeyi ve herkesi kapsamına alan genişlemesi ve dönüşümü, üniversiteler ve eğitim sisteminin de temeline yerleşmiştir. Komünistler, her türlü toplumsal dönüşüm sürecini üretim ilişkileri temelinden ve onun içindeki uzlaşmaz sınıfsal-toplumsal karşıtlık ve mücadelelerinin tarihsel gelişim yönünden ele alır. Bir üretim tarzının yıkılması, ancak onun içindeki uzlaşmaz sınıfsal-toplumsal çelişkilerinin ve çatışmalarının gelişmesi/sonuna kadar götürülmesi ile mümkündür. Küçük burjuva ise uzlaşmaz sınıf karşıtlığı ve mücadelesinin temelini oluşturan kapitalist üretim ilişkilerini yok sayar, ya da bugün artık her türlü ilişkiyi içerimine alan ve belirleyen kapitalist üretim ilişkileri dışında hayali bir özgürlük alanı tasarlar. Küçük burjuvazinin, şu mutevefa “yarı-feodal”, “azgelişmiş” Türkiye vb tezlerinin, karşımıza şimdi de “yarı-kamusal”, “üniversite ve eğitimde az gelişmiş kapitalist üretim ilişkileri” vb biçiminde çıkması ironiktir!

Çözülen statü, ayrıcalık ve özerklik…

“Gençliğin burjuva aydınlanma geleneğinden devşirdiği toplumculuğa” ise, gülümsemekle yetinebiliriz. Burjuva modernizm ve aydınlanmacılığın amacı ve itici gücü, halen modernleşmemiş (=kapitalist sanayileşmemiş) olanın, başta tarım ve din, kültür, gelenek, bilinç alanı olmak üzere varlığıyken, bugün tarım, bilgi, kültür dahil sermayeleşmemiş, sanayileşmemiş hiçbir şey kalmamıştır. Bu da, eski burjuva modernizm ve aydınlanmacılığın, buna dayalı elitist “çağdaş uygarlık” misyonu anlayışının zemini kaydırmıştır. Orta ileri gelişmiş kapitalizm koşullarında, buna en başta burjuvazinin, sermaye birikiminin ihtiyacı kalmamıştır. Bir dönemki “halka rağmen halk için” modernizm anlayışından geriye de, “burjuvaziye rağmen burjuva aydınlanmacılığı” komedisi kalmıştır. Kendisinin de giderek bir bileşeni haline gelmekte olduğu işçi sınıfı ve emekçilere karşı toplumsal-siyasal sorumluluk duygusunu, sınıf savaşımı ve örgütlenmesinden, kapitalizmi yıkma tutkusu ve sosyalizm ufkundan değil de, bir dönemki burjuva aydınlanmacılığından alan bir gençliğin hali vahimdir. Üniversiteli gençliğin bugün önce kendisinin, kendi değişen sınıfsal-toplumsal durumuna ilişkin bir aydınlanmaya, bir sosyalist sınıf aydınlanmasına ihtiyacı vardır.

Üniversite öğrencilerinin tümünün değil, fakat çoğunluğunun, eskiden sahip olunan ayrıcalıklı konumunun, en başta sınıf atlama ve/veya kendi yaşam, zaman, emek ve gelecekleri üzerinde kısmi özerklik ve denetime sahip olma olanaklarının çözülmekte olduğunu, biliyoruz. Üniversite ve eğitim sistemi, bugün yukarı doğru sınıf atlama, ayrıcalık ve statü kazanmaktan çok, geldiği sınıf ve kesimden aşağı doğru çözülme, ayrıcalık ve statülerini de kaybetmenin aracı olarak işlemektedir.

Bununla birlikte hiçbir Marksist, “üniversite gençliğini işçi sınıfının bir parçası olarak analiz” etmez. Herkesi işçi ilan etme adına, bu kez tersinden ama yine işçi sınıfını, halk, toplumsal hareket veya güvencesizler hareketi içinde eriten, küçük burjuva halkçı demokratizmin yeni duruma uyarlanmış bir versiyonudur. Üniversiteli öğrenciler içinde işçi sınıfının bileşeni ya da yarı-bileşeni (yarı proleterler) olan kesimler vardır ve giderek genişlemektedir, genişleyecektir. Ufku herhalde metropol ve elit üniversiteleri aşmayan ve paralı eğitim vb nedeniyle “işçi çocuklarının üniversiteye gidemez hale geldiği, üniversiteli gençliğin orta sınıf olarak homojenleştiği” gibi skandal bir iddiaya imza atan Kızılgedik, Açık Öğretim Fakültelerinde, Meslek Yüksek Okullarında, Anadolu üniversitelerinde kimlerin okuduğuna bakmalıdır. Sonra da dönüp tekrar o metropol üniversitelerinden de mezun olan öğrencilerinin büyükçe bir bölümünün ne tür işlerde, ne kadar ücretle ve hangi koşullarda çalışabildiğine bakmalıdır.

Öğrencilerin geniş kesimlerinin işçileşme süreçleri ile işçilerin de artan bölümünün yeniden öğrencileşme süreçleri (ömür boyu eğitim, kat kat yeterlilik sınavları, durmaksızın yeniden iş bulma ve yeni beceriler zorunluluğu vd) öğrencilik ve işçilik arasındaki geçişliliği her iki yandan artırmaktadır. Ancak üniversitelerde kuşkusuz farklı toplumsal sınıf ve katmanlardan, ve küçük bir kesimi anne babalarının durumundan yukarıya, daha büyük bir kesimi ise aşağıya doğru giden gençler vardır ve olacaktır. Küçük burjuvaziden proletaryaya doğru çözülen ara sınıf biçim ve katmanları da, öğrenciler içinde çokça var olduğu, alt orta sınıf ve yarı proleter biçimleri düz biçimde işçiliğe eşitlememek gerektiği de doğrudur. Fakat Marx’ın söylediği daha da doğrudur: Küçük burjuvaziden proletaryaya doğru çözülen ara sınıf kesimleri, “orta sınıfın parçaları olarak varlıklarını yokolmaktan kurtarmak için, burjuvaziye karşı savaşırlar. Bunlar, şu halde, devrimci değil, tutucudurlar. Hatta gericidirler, çünkü tarihin tekerleğini gerisin geriye döndürmeye çalışırlar. Devrimci olsalar bile, proletaryaya katılmak üzere olduklarından ötürü böyledirler; şu halde, o anki çıkarlarını değil, gelecekteki çıkarlarını korumakta, proletaryanın bakış açısını edinmek için kendilerininkini terketmektedirler.” (Komünist Manifesto)

Dolayısıyla küçük burjuvaziden proletaryaya doğru çözülen geniş üniversite öğrencisi kesim ve katmanları içinde, her şeyini çözülen ve büyük bölümü nostaljikleşen orta sınıf çıkar ve ayrıcalıklarını korumaya ve geri getirmeye hasreden, Kızılgedik gibilerin temsil ettiği ve halen hegemon olan orta ve ara sınıfçı eğilimdir. Fakat, zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyinin olmadığını ve proletarya olarak kazanacağı bir dünya olduğunu bu mücadeleler içinde bilince çıkarmaya başlayan bir dinamik de giderek gelişecek ve güçlenecektir. Komünist devrimcilerin öğrenci hareketine yaklaşımdaki küçük burjuva ideologlardan temel bir ayrımı, öğrencilerin yalnız mevcut çıkarlarının savunması değil, ama öğrenci hareketinin geleceğini, yani asıl gelişmekte olan proleter dinamiklerini temsil etmesi ve gözetmesi, sosyalist sınıf bilinçli geliştiricisi ve örgütleyicisi olması, burjuvaziden olduğu kadar küçük burjuvaziden de bağımsız gelişme yolunu açacak olmasıdır.


Küçük burjuvazinin bir sosyalist işçi-öğrenci dinamiğine karşı korku tezleri

Şimdi Kızılgedik’in Sosyalist Proleter Bir Öğrenci Hareketi Dinamiğine karşı korku ve dehşetle ileri sürdüğü küçük burjuva tezlerine bakalım:

“Bu yazı yukarıda sunulan tartışmalara bir eleştiri mahiyetindedir. Bu amaçla, 1- 2010′da toplumsal hareketlerin ortak paydasının güvencesizlik olduğu, fakat üniversiteli gençliğin bu hareketlere katılımının geleceksizlik, piyasacı eğitim reformları ve baskı-denetim gibi neoliberal üniversitenin krizinin öğelerinden kaynaklandığı, 2- Üniversite gençliğinin işçi sınıfından ayırt edilemez kitleler olarak değil küçük burjuva karakterde kesimler olarak ele alınması gerektiği ve bu sebeple öğrencilerin sınıfsal değil ideolojik reflekslere sahip olduğu, 3- Üniversitelilerin diğer toplumsal kesimlere kıyasala “ayrıcalıklı” oluşunun üniversite gençliğinin siyasallaşmasında rol oynamaya devam ettiği, 4- Öğrenci kitlelerin ayrıcalıklı konumu ve ideolojik reflekslerinden dolayı, öğrenci hareketinde aydınlanma söyleminin öğrencilerin siyasallaşmasında belirleyici olduğu, 5- Türkiye demokratik öğrenci hareketinin ihtiyacı olan gençlik örgütü modelinin, ekonomik savunma örgütleri değil, net bir siyasal hattı ifade eden, ideolojik karşı çıkışları geliştirmeye çalışan, neoliberalizme karşı mücadele eden hak kazanım örgütleri olduğu tartışılacaktır.

Bu tartışmalar, özetle, öğrenci hareketinin çıkış noktasının gençliği “ideolojik uyuşmazlıkları” olduğunu, gençlik kitlelerini işçi sınıfından ayıran niteliklerin öğrenci hareketinin yükselişinin temel dinamiklerini oluşturmaya devam ettiğini ve bu sebeplerle öğrenci hareketinin bir “üniversite hareketi” olarak örgütlenmesi gerektiğini savunmaya çalışacaktır.”

Bu tezlerin, üniversite öğrencileri içindeki küçük burjuva çıkar ve ayrıcalıkların, burjuvaziden çok işçi sınıfına karşı savunulmasının ve öğrenci hareketi içindeki proleter dinamiklerinin de yasaklanarak hareketin küçük burjuva çıkar ve ayrıcalıkların savunulmasına indirgenmesinin tezleri olduğu, uzun açıklamaları gerektirmeyecek kadar açık. Kızılgedik, dahası, öğrenci hareketinin işçi sınıfına yakınlaştığı değil, uzaklaştığı (kendisini işçi sınıfından ayıran “nitelikleri” öne çıkardığı) ölçüde başarılı olacağı iddia etmeye varan, bir küçük burjuva fanatiği olduğunu da gösteriyor. Ama sırayla gidelim.

Birinci tezinde, Kızılgedik, güvencesizliğin toplumsal hareketlerin ortak paydasını olduğunu, ama üniversiteli gençliğin (işçi sınıfından ayrışan) özgül bir durum ve dinamiğinin olduğunu söylemiş oluyor. Yani hiçbir şey söylememiş oluyor! Çünkü, proletarya homojen bir sınıf değildir, hele ki günümüzde çok çeşitli işçi kesim ve katmanlarını içinde barındıran bir sınıftır. Örneğin, sanayi, hizmet, tarım işçileri, büyük işletme ve kobi işçileri, kadrolu ve taşeron işçiler, kadın işçiler, Kürt işçiler, öğrenci işçiler, kafa işçileri, kol işçileri, işsizler, vd. Bu işçi kesim ve katmanlarının her birinin özgül durum, talep ve dinamikleri de vardır. Fakat bu, hepsinin temelinde ücretli köleliğin olduğu ve buna karşı mücadele zorunluluğu ekseninden ve burjuvaziye karşı mücadeleler içinden proleter sınıf gelişimini ve ortaklaşmasını ortadan kaldırmaz. Evet, bugün tıpkı işçi-öğrencilerde olduğu gibi proleterleşme sürecinde olan çeşitli kesimlerin sınıf bilinç ve karakteri kazanmasını zorlaştırır ve geciktirir, fakat bir ve aynı zamanda, toplumsal yaşamın tüm alanlarından, tüm sorun ve dinamikleri içinden, çok daha gelişkin bir sosyalist proletarya hareketi ve gücünün koşullarını da oluşturur. İşçi sınıfının birliği ise, Kızılgedik’in sandığı gibi salt ekonomik-sendikal örgütlenme ve mücadele temelinde değil, bağımsız sosyalist devrimci sınıf savaşımı programı, strateji ve taktikleri temelinde sağlanabilir. Fakat Kızılgedik yine sorunu başaşağı koymaktadır. Sorun, öğrenci hareketini işçi sınıfı hareketinden neyin ayırdığı değil, işçi sınıfını ve öğrenciler içindeki proleterleşme dinamiklerini küçük burjuvazi ve küçük burjuva fanatiği öğrencilerden neyin ayırdığıdır! Güvencesizlik, piyasalaşma vb proletarya ve küçük burjuvazinin ortak mücadele paydaları olabilir, fakat küçük burjuvazi kapitalizmin geldiği gelişme düzleminden geriye doğru, ayrıcalıklarının tanımlı olduğu eski dünyayı geriye getirmek için mücadele ederken, proletarya kapitalizmin geldiği gelişme düzleminden ileriye doğru yeni bir yaşam için mücadele eder. Küçük burjuva küçük burjuva olarak varlığını korumak için güvencesizliğe karşı mücadele eder, proletarya ise kendi varlığını ortadan kaldırmak için (her türlü güvencesizliğin temeli olan) sermaye egemenliğini yıkmak zorundadır.

Kızılgedik’in ikinci tezi, tam bir küçük burjuva teorizasyon harikasıdır. “Öğrenciler proleter değil küçük burjuvadır ve bu nedenle (küçük burjuvazi de bir sınıf değilmiş gibi!) sınıfsal değil, ideolojik-siyasal reflekslere sahiptir.” demiş oluyor. Bundan ne anlamalıyız? a- Proletarya, bir sınıf olduğu için ideolojik-siyasal reflekslere sahip olamaz. b- Proletarya, ayrıcalıksız bir ayak takımı olduğu için ideoloji ve siyaset yapamaz. c- İdeoloji özünde belli bir sınıfın çıkarlarına tekabül etmez, tam tersine sınıf olmama durumundan çıkar. d- Proletarya ekonomik, küçük burjuva aydınlar siyasal mücadele verir. e- Üniversite öğrencileri “temelde bir sınıfın organik parçası olmadığı için sınıfsal karşıtlıklardan ziyade ideolojik tepkilerle siyasallaşır”. (Kızılgedik’in “ideolojik uyuşmazlık”tan ne anladığını açıkladığı dipnotundan.) f- Kızılgedik’in sınıflar ve ideoloji konusunda kafası çok karışık, içgüdüsel küçük burjuva ideolojik refleksleri ise çok güçlüdür!

Kızılgedik’in üçüncü tezi doğrudur: Üniversite öğrencilerinin işçi sınıfına göre ayrıcalıklı oluşu, daha doğrusu kendisini halen ayrıcalıklı olduğunu sanması ve beklentisi, çözülen ayrıcalıkların savunması temelinde siyasallaşmasında bir rol oynar. Kızılgedik’in söylemediği, Marx ve Lenin’in söylediği ise, işçi sınıfına karşı bu küçük burjuva ayrıcalıklar siyasetinin, siyasal olarak tutucu, tarihsel olarak ise gerici olduğudur. Proletaryanın devrimci siyasallaşma zemini ise, kaybedecek hiçbir şeyi olmamasına dayanır.

Dördüncü tezdeki, üniversite öğrencilerinin çoğunluğunun çözülmekte olan küçük statü, yöneticilik hüneri ve özerkliğinin yine çözülen bir dönemki burjuva modernizmi ile kodlanması gayet doğrudur. Eksik halka, sadece burjuva kamuculuktur. Bunun TKP, ÖDP, Halkevleri gibi siyasetler nezdinde öğrenci hareketinde etkili olduğu da doğrudur. Fakat bu tür bir siyasallaşmanın teorisi de, “olan olması gerekendir, olması gereken de zaten olandır” diyen sınırsız oportünizmin ifadesidir. Küçük burjuva sosyalizminin bu biçimi, der Marx, “kesin amaçları bakımından, ya eski üretim ve değişim araçlarını, ve bunlarla birlikte eski mülkiyet ilişkilerini ve eski toplumu geri getirmeyi, ya da modern üretim ve değişim araçlarını, bu araçlar tarafından parçalanmış bulunan ve parçalanmaları kaçınılmaz olan eski mülkiyet ilişkileri çerçevesi içinde tutmayı arzular. Her iki durumda da, hem gerici hem ütopyacıdır. Son sözleri şunlardır: manifaktürde loncalar, tarımda ataerkil ilişkiler.” Bugünün küçük burjuva sosyalistlerinin son sözleri ise: Eğitimde burjuva kamuculuk, öğrencilere ayrıcalık, ideolojide burjuva aydınlanmacılık oluyor. Sosyalizmin bu biçimi de, tüm önceki küçük burjuva gerici-ütopik sosyalizm türleri gibi, “inatçı tarihsel olgular kendi kendini aldatmanın tüm uyuşturucu etkisini dağıttığında -yani ortada ne bir ayrıcalık ne de aydınlanmacılık olmadığı işçileşen öğrenci kitleleri tarafından iyice bilince çıkarılmaya başlandığında, bn- pek kötü bir melankoli nöbeti içerisinde son bulacaktır.”

Beşinci tez, yazarın işçi sınıfı ve işçi gençlik örgütleri salt sendikalardan, sendikaları da salt ekonomik savunma örgütlerinden ibaret gördüğünü gösteriyor. Kızılgedik’in tüm tezlerini kesen örtük ve esas tezi, şu 200 yıllık küçük burjuva gerici önyargılardan ibaret: İşçiler ekonomik-sendikal, küçük burjuva aydınlar ideolojik-siyasal mücadele verir. İdeolojik-siyasal mücadele küçük burjuva aydınların ve burjuva aydınlanmacılığın ayrıcalığıdır! Öğrencilerin ideolojik-siyasal mücadelesi, ne kendi içinde ne de burjuva sınıf/sermaye egemenliğiyle gelişen sınıf karşıtlıklarına dayanmaz ve dayanmamalı, küçük burjuva ayrıcalıklar ve küçük burjuva ideolojisi ile dolayımlanmalıdır! Öğrenci hareketi işçi sınıfına yakınlaştığı ölçüde değil işçi sınıfından korktuğu ve küçümsediği ölçüde yükselir!

Tüm bu tezlerin kanıtladığı ise tam tersidir: İşçi sınıfı, ve öğrenciler içinde gelişen proleter dinamikler, kendini bu küçük burjuva ideolog ve demagoglardan ayırdığı ölçüde yükselecektir!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*