Anasayfa » GENÇLİK » Dünya Kupası: “Ezilenlerin ruh birliği”

Dünya Kupası: “Ezilenlerin ruh birliği”

FIFA, Güney Afrika’daki Dünya Kupası’ndan, 3,2 milyar doları götürdü! İyi de; FIFA nedir; kimdir, kimlerden oluşur; ne yer ne içer; neyle geçinir; nerede nasıl çalışır; çalışma koşulları nelerdir?…

FIFA; dünya çapında bir futbol organizasyonu. Güney Afrika’daki Dünya Futbol Kupası vb., dev çaplı futbol organizasyonlarını; stadyum, otel, yol vb. dev çaplı sermaye yatırımlarından, bu türden organizasyonların hangi ülkelerde yapılacağına kadar; bütün yönleriyle, düzenleyip, örgütlüyor.

FIFA’yı, Nike, Puma vb., emperyalist spor tekelleri başta gelecek şekilde; emperyalist sermaye finanse ediyor. FIFA da, yaptığı organizasyonlarla onları ihya ediyor!

Bağımlı kapitalist ülkeler, Güney Afrika örneğinde olduğu gibi; Dünya Kupası’nın kendi ülkelerinde yapılması için, FIFA’nın kapısında kuyruğa girerler. Böyle bir ülkede Dünya Kupası’nın yapılması; o ülkedeki sermaye sınıfı için, yaşamsal önemdedir. Ülkeye sermaye girecek, yatırımlar yapılacak; ülke, dünya çapında tanınıp, büyük sermaye yatırımlarına açılacaktır. İşçi okurlar, Başbakan Erdoğan’ın vb. konuşmalarından, bunun bağımlı Türkiye kapitalizmi için de ne kadar önemli olduğuna, tanıktırlar. Bağımlı ülkeler, FIFA’dan, Dünya Kupası’nı kendi ülkelerinde yapılmasını kapabilmek için; kendi aralarında şiddetli bir rekabete girerler. Kendileri gibi, sömürdükleri işçileri de, birbirleriyle rekabete sokarlar. Sonuçta; Dünya Kupası’nın kendi ülkesinde yapılmasını kapma savaşları; bağımlı ülkelerin, işçi sınıflarının, birbirleriyle amansızca rekabet etmelerine; kendilerinin ve birbirlerinin, ücretlerini düşürmelerine; sömürü ve yaşam koşullarını beter hale getirmelerine yol açar…

FIFA, böylece; görünüşteki, futbol organizatörlüğünün çok ötesine geçer. Emperyalist kapitalizmin ihtiyaçlarına göre, dünyanın şekillenmesine ve yeniden yapılanmasına hizmet eden; emperyalist tekellerin bir organizasyonu olarak; gerçek sınıfsal kimliğine kavuşur.

FIFA günümüzde; yeni özellikler de kazanarak; emperyalist kapitalizmin yönetişim aygıtlarından, organizasyonlarından biri konumunu kazanıyor.

Nasıl mı? Üç büyüklerin şampiyonluk tekeline karşı; Bursaspor’un şampiyon oluşu ne anlama geliyorsa; öyle.

FIFA da; tıpkı IMF gibi, emperyalist kapitalizm tarafından düzeltilip; yeni egemenlik sistemi olan yönetişime uygunlaştırılıyor. Böylece de; işçi sınıfının; özellikle de bağımlı ülkeler işçi sınıflarının; burjuva kesimler içinde eritilerek sınıf kimliğinden ve mücadelesinden uzaklaştırılması; ezilenler yığını içinde kimliksizleştirilmesi; ve dünya çapında, ezilenlerin birbirleriyle duygudaşlığı, birliği derekesine indirgenmesi sağlanmaya çalışılıyor.

“Türklerin üzüntüsü”
Nasıl mı?
Birlikte okuyalım:

“FİFA organizasyonu aynı zamanda dünyanın egemenlerinin, tüm dünyaya, özellikle de ezilen uluslara kendilerinin hakimiyetlerini benimsetmeleri için bir araca dönüşüyor.
Örneğin bizim ülkemizde bu maçları izleyen insanlar hangi maçlarda kimi desteklerler bir düşünelim… Birinci öncelik sanırız Afrika takımlarınadır.
Bu, herkesin çok iyi bildiği gibi ezilenler arasındaki özdeşleşme duygusudur. Dünyanın ezilen tüm ülkelerinde olduğu gibi bizim ülkemizde de, Afrika ülkeleri gibi en çok ezildiği, sömürüldüğü, aşağılandığı düşünülen ülke takımları desteklenmektedir. Bu ezilenlerin ruh birliğini ortaya koyar.
Mesela son kupada Arjantin’in Almanya’ya karşı elenmesi, Arjantinlileri ne kadar üzdüyse Türkleri de o kadar üzmüştür.
Ama bu duyguyu biraz tersinden de ortaya koyabiliriz, sadece Latin Amerika takımlarının kazanması ile sevinmiyoruz aynı zamanda Avrupa takımlarının kaybetmelerini istiyor ve onlar kaybettikçe seviniyoruz.
Bir diğer nokta ise İspanya, Portekiz gibi Avrupa’nın varoşları gibi görülen ülkelerin de Avrupa’ya karşı desteklenmesi olgusudur. Mesela İngiltere Portekiz maçını Portekizlilerin kazanması biz Türkleri de Portekizliler kadar sevindirmiştir.
Buradan çok basit bir sonuca varabiliriz: Dünya Kupası’nda birbiri ile karşı karşıya gelen ezen ve ezilen ülkelerin mücadelesi, bu ulusların duygusal dünyalarında da bir karşılaşmaya dönüşmektedir. Bir taraftan ezilen uluslar arasında duygusal özdeşlik kurulurken, ezilen uluslar ortak düşman Avrupalı’ya karşı da birleşmektedir.
O halde Dünya Kupası’nı değerlendirirken bunun aynı zamanda uluslararası bir siyasal mücadele olarak da algılanması ve değerlendirilmesi gerekir.
İşte bu noktada FİFA sistemi devreye girmektedir.

FİFA sistemi bir taraftan uluslararası şirketleri kâra geçirirken bir taraftan da uluslararası siyasal sistemin işleyişine katkıda bulunur.
Son Dünya Kupası’na hangi kıtadan ne kadar takım katıldığına baktığımızda çıplak bir gerçekle karşılaşırız. Kupaya her üç Avrupa ülkesinden biri katılırken bu oran Amerika ülkelerinde beşte bire, Asya ülkelerinde dokuzda bire, Afrika ülkelerinde ise onbirde bire çıkmaktadır.
Böylesi bir bileşimde son kupaya katılan 32 takımdan zaten ondördü Avrupa ülkesidir. O halde kupayı bir Avrupa ülkesinin alma şansı Amerika ülkesinin almasından bir buçuk, Asya ülkesinin almasından üç, Afrika ülkesinin almasındansa dört kat yüksektir. Yani Avrupa ülkeleri yarışa bir adım önde başlamaktadır! Avrupalılar işi şansa bırakmaz! (…)

Bu da tüm dünyadaki futbol izleyicileri açısından üzerinde önemle düşünülmesi gereken bir noktadır: Aslında sonucu büyük ölçüde önceden belirlenmiş, ayarlanmış bir dünya kupası izlediğimizin farkında mıyız?
Peki bu işi ayarlayanlar kim?
Bugünkü FİFA başkanı ana dili Almanca olan bir İsviçre vatandaşıdır: Joseph Blatter. Tam 23 yıl İsviçre’nin bir amatör takımında top koşturabilecek kadar futboldan anlamaktadır. 1998’den bu yana FİFA’nın başındadır. Bir önceki başkan ise Joao Havelange’dı. O ise 1974’ten 1998’e kadar FİFA’nın başında kalmıştı. Brezilyalı eski FİFA Başkanı’nın Adidas’a bağlı bir yan şirketten rüşvet aldığı geçtiğimiz günlerde ortaya çıktı.

FİFA’nın başında bir Brezilyalının olması son derece önemlidir. Çünkü Brezilya futbolcu ihracı en fazla olan ülkedir. Futbol endüstrisinin bu hammadde kaynağını dışlayarak işlemesi düşünülemez.
Bugün Brezilya futbol sisteminin işleyişinde rol üstlenen bir ülke konumundadır. Bu konumu ile de aslında Latin Amerika’daki Avrupalı gibidir. Brezilyalı futbolcular da bu sistem içinde Avrupalı takımlarını ulusal takımlarından önde gören birer gösteri oyuncusuna dönüşmüştür.
Ama bu yeni bir olgu da değildir. Pele’den bu yana Brezilyalı oyuncular Latin Amerikalı gibi değil Avrupalı gibi davranmaktadır, hatta Pele bırakalım Avurapalılığı Amerikancıdır!
Üç simge isim aynı zamanda futbol sisteminin kontrolünde önemli noktadadır. Bunlardan biri Pele’dir. Diğer ikisi ise Alman Beckenbauer ile Fransız Platini’dir. Son kupada Beckenbauer organizasyon komutesi başkanıydı. Platini’nin de FİFA organizasyonlarındaki etkinliğini biliyoruz.
Futbolun üstünde bugün böylesi oligarşik ve aristokratik yapılanma bulunmaktadır. Pele, Beckenbauer, Platini gibi isimlerin futboldaki büyük yetenek ve başarılı geçmişleri, bugün karşımıza bu oyuncuların uluslarası sahadaki başarıları olarak gelmektedir. Bu defa çalımı tüm dünya yemektedir.

Futbol sistemi ekonomik sitemin o kadar devamıdır ki Brezilyalı hammadde futbolcular, Barcelona’da, Real Madrid’de, Juventus’ta yani Avrupa kulüplerinde birer yıldızken kendi ulusal takımlarında dökülmektedir. Çünkü Avrupalı kulüpler aynı zamanda bu hammaddelerin içindeki ulusal cevheri de almıştır.
Bir diğer tersten örnekse “Fransız” Zidane’dır. O ise kendi halkı için bir kayıp Fransa içinse iyi bir devşirmedir.
Bu iki takımın karşılaşması ise bu bakımdan sömürgeciliğin ve kapitalizmin çifte zaferiydi. Zidane’ın Fransa’sı Ronaldinho’nun Brezilyasını yenerken, sahada kendi ulusuna yabancılaşmış neredeyse 22 oyuncu top koşturuyordu.
Bu noktada tv’yi kapatmanın zamanıdır.
‘Zafere kaçış’ için bir dahaki kupayı beklememiz gerekecek…
Ama o kupa da Güney Afrika’da yapılacak!
Avrupalı yine çok ince hesap peşinde…”

Genel grev geliyor!
“Genelkurmay solu” olarak tanımlanabilecek, işçi sınıfının sınıf düşmanı bir siteden yaptığımız bu uzun alıntı; işçi sınıfının, “ezilenci” derekesine düşürülerek; burjuvazinin kuyruğuna takılması doğrultusunda, verilen uğraşların yetkin bir örneğini oluşturuyor.

Emperyalist kapitalizm; onun iç bileşeni FIFA da; Güney Afrika’da yapılan Dünya Kupası ile; bunu, bir üst düzeye çıkardılar.
Dünya Kupası, Güney Afrika’da yapıldı.
FIFA CEO’su, Güney Afrika Cumhuriyeti’ndendi.
Avrupa’nın varoşları, Dünya Kupası’nı kazandı.

Fakat; heyhat! Dünya Kupası’na da, Güney Afrika’ya da damgasını vuran, sınıf mücadelesi; Güney Afrika işçi sınıfı oldu… Alanları, stadları; FIFA’ya, Güney Afrika Cumhuriyeti devletine, tekellere, dar etmesiyle. Genel grevleriyle. Grev yasaklarıyla…

Genel grev geliyor!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*