Anasayfa » BASINDAN » Dün Tunus, bugün Mısır, yarın her yer!
Gıda krizi, 2008’de dünyanın gündemine oturdu. Her yerde isyanlar patladı. Ama dünya kapitalistleri için önem arz eden bölgeler ayaklanmaların dışındaydı. Şimdi isyanlar Ortadoğu’da, yani petrol kuyularının yanı başında çıkınca herkes dikkat kesildi.

Dün Tunus, bugün Mısır, yarın her yer!

ABDULLAH AYSU – Radikal – 16/02/2011

Gıda krizi, 2008’de dünyanın gündemine oturdu. Her yerde isyanlar patladı. Ama dünya kapitalistleri için önem arz eden bölgeler ayaklanmaların dışındaydı. Şimdi isyanlar Ortadoğu’da, yani petrol kuyularının yanı başında çıkınca herkes dikkat kesildi. Gelir dengesinin inanılmaz uçurumu, diplomalı yoksul nüfusunun artması, küresel gıda krizi ve bu sorunların çözümüne yoksulları dahil edecek demokratik kurumların olmaması bu isyanların gerçek nedenleri. Günümüzde temel gıdalar dünyadaki borsa kumarında masaya sürülüyor. Sadece küresel şirketlerin rol aldığı dünya borsalarında gıda fiyatları bu şirketlerin marifetiyle manipüle ediliyor. Fiyatlar yükseldikçe yoksullar gıdaya erişemiyor. Bu durumda tek çıkar yol kalıyor: İsyan.

Gıda krizi ile birleşmiş bir dünya krizi gelip kapımıza dayandı. Birleşmiş kriz (finans, gıda, küresel iklim krizi) yoksulları ekonomik ve psikolojik olarak mecalsiz bırakmakta. Tunus ve Mısır örneğinde olduğu gibi halklar ancak birbirinden alacağı destekle güven bulabiliyor ve topluca ayaklanabiliyor.

Ekonomisini serbest piyasaya terk etmiş her ülke birleşik krizin neden olacağı daralmadan gün gelir etkilenir. Hatırlayalım, 2007-2008 yıllarında gıdadaki fiyat artışlarına karşı ne oldu? Bangladeş, Burkino Faso, Kamerun, Fildişi Sahili, Mısır, Gine, Hindistan, Endonezya, Moritanya, Meksika, Fas, Mozambik, Senegal, Somali, Özbekistan, Endonezya ve Yemen dahil 30 ülkede ayaklanmalar patlamadı mı?

Latin Amerika’da başladı

Bu protestoların öncesinde Güney Amerika’da olup bitenlere bakıldığında bugün Tunus ve Mısır’da yaşananların sürpriz olduğunu söylemek doğru olmaz. Sosyal devletin hiç olmadığı kadar küçüldüğünü, zenginliğin belirli ellerde yoğunlaştığını, küresel şirketlerin gücünün sürekli arttığını herkes görüyordu. Bolivya’da gaz savaşları, 2001 yılında Arjantin ayaklanması gibi kitlesel halk isyanları bu bağlamda ortaya çıktı. Bu isyanlar Güney Amerikalıların yetmişli yıllardan bu yana görmediği toplumsal eylemlilikler türündendi. Ardından neo-liberal hükümetler devrilmeye başladı. Kendilerini solcu ya da ilerici olarak tarif eden yeni bir hükümetler kuşağı göreve geldi.

Bu hükümetler, ABD’nin önerisiyle oluşturulan ‘Amerikalar Serbest Ticaret Alanı Antlaşması’nı (FTAA) 2005 yılı Kasım ayındaki Amerikalar Zirvesi sonucu reddetti. Bu ret, MercoSur’un Güney Amerika boyunca genişlemesine kapıyı açtı. Zirve bu özelliğiyle bölgesel entegrasyonun ‘öncesi’ ve ‘sonrası’nı birbirinden ayırıyordu. 2004 yılı aralık ayında 12 Güney Amerika ülkesinin devlet başkanı, Güney Amerika Ulusları Birliği’ni (UNASUR) oluşturdu. Kolombiya’nın 1 Mart 2008 tarihinde Ekvador topraklarında bulunan, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri-Halk Ordusu (FARC-EP) komutanlarından Raul Reyes’in kampına düzenlediği hava saldırısının ardından, UNASUR bölgedeki silahlı kuvvetleri koordine etmek amacıyla Güney Amerika Savunma Konseyi’nin kurulmasına karar verdi.

Kitlesel ayaklanmanın nedenleri hâlâ ayakta
Bolivya aşırı sağı 2008 yılının ağustos ve eylül aylarında, Devlet Başkanı Morales’e karşı saldırıya geçtiğinde ve 2010 Eylül’ündeki bir darbeye dönüşmesi muhtemel olan polis isyanı boyunca, bu yeni bölgesel ittifak, siyaset sahnesinin merkezine yerleşti. Birlik içindeki tüm hükümetleri, demokrasinin savunulması etrafında bir araya getirdi. Eskiden Beyaz Saray’a tabi güçlü bir diplomatik araç olan Amerika Devletleri Örgütü (OAS) bu merkezi konumunu böylelikle kaybetti.

Ne yazık ki zenginliğin daha az elde toplanması, büyük madencilik ve mono (tek-ürün) ekiminin etkisiyle hâlâ artmaya devam ediyor. Diplomalı yoksul gençler çoğalıyor. Gecekondu nüfusu ülke nüfuslarından daha hızlı artıyor. Brezilya’da ülke topraklarının yarısına ekilen soya nedeniyle çiftçiler topraklarını terk etmek zorunda kalıyor. Eğer bu yanlış tarım politikaları durmazsa, kentlere bir sel gibi akan yoksul insan tsunamisinin karşısında kimse duramaz.

Halk ayaklanmaları karşısında Ekvador’da üç, Bolivya’da iki hükümet el değiştirdi. Bunlar halk karşıtı hükümetlerin iktidardan düşürülebileceğinin göstergeleri oldu. Bizim buralarda bu değişimler fark edilmedi. Bizim algılayamadıklarımızı kimi Güney Amerika solcuları da kavrayamadı. Örneğin, Ekvador’daki “Alianza País” (Ülke İttifakı), Bolivya’daki “El Movimiento al Socialismo” (Sosyalizme Doğru Hareket) ve Venezüella’daki “Birleşik Sosyalist Parti”, öncülük ve önderliğin değil dağılmakta olan parti sisteminin çöküşünün örnekleri oldular.
ABD yönetimi bu olup bitenleri izliyor, önlemler alıyor, zayıf anları kolluyor. Kolombiya ve Panama’daki askeri üs sayısını arttırıyor. Honduras’ta askeri darbe yapıyor. Haiti’ye tek taraflı müdahalede bulunuyor. Dördüncü Filosu’nu yeniden faaliyete geçiriyor. Dünya artan ölçüde askerileştiriliyor.

Ancak işe yaramıyor. Çünkü bir otomobilin deposunun bir sefer doldurulabilmesi için agro-yakıta ayrılacak toprak bir insanın bir yıllık gıdasını karşılıyor. Agro-yakıt üretimine ayrılan topraklar da her geçen gün artıyor. Artışın bu hızda sürmesi halinde on yıl sonra gıda fiyatları orta sınıf için bile çok artmış olacak.

Önümüzdeki süreçte kapitalist sistemin en önemli sermaye birikim alanları; biyoyakıt, suyun özelleştirilmesi, tohumun patentlenmesi, tohumun genetiği ile oynanması, doğal varlıkları sermayelerine katma arzusu ve iklim değişikliğinin sürmesinde ısrar gibi gıda ile doğrudan bağlantılı alanlar. Kısacası aşinası olduğumuz geleneksel emek sömürüsünün yanında gıdaya erişim sorunu ile gezegenimizin devamlılığının bekası dünyadaki tüm insanların ve canlıların bundan böyle sorunu olacak.

Taraflar ve ittifaklar belli
Bir tarafta küresel şirketler ve hükümetler, diğer tarafta üreticiler, tüketiciler, kadınlar, işçiler, kamu çalışanları, gençler ve ekolojistler bu yaman çelişkinin tarafları.

Tunus ve Mısır isyanları için Türkiye’den bazı kesimler bu kalkışmaya kim önderlik ediyor, devrimciler mi değil mi diye söylendiler. Devrimciler değilse dudak büktüler. Meydanların dönüştürücülüğünü hesaba katmadılar. Oysa isyan dolu meydanlardan, sokaklardan umut doğuyor. Kabuk çatlıyor!

Eskiden grev çadırları okullarımızdır derdik. Grevlerle kıyaslanmayacak sayıda yan yana duruşların kalp atışlarının aşıladığı umut, sağladığı güven 30 yıldır aşılmayan korku duvarından öteye geçirdi Mısırlıları. 21. yüzyılın henüz başlarındayız ve isyanlarla giriyoruz yeni yüzyılımıza. Küreselleşme ve serbest piyasa döneminin oluşturduğu diplomalı işsizler ordusu ve en üsttekiler ile en alttakilerin arasındaki gelir uçurumunun neden olduğu hava boşluğu kapitalistlere havale geçirtebilir. Bir milyardan fazla insanın aç olduğu, iki milyar insanın gizli açlık yaşadığı dünyamız, yönetenler için güvenli değil.

Tunus ve Mısır ayaklanmalarının öyle bir gece uyandığımızda ortaya çıkmış algısından çıkmakta yarar var. Tunus ve Mısır’ın öncesi olduğu gibi sonrası da olacaktır.

(Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*