Anasayfa » BASINDAN » Direnişteki kadın işçilerin 8 Mart mesajları

Direnişteki kadın işçilerin 8 Mart mesajları

İşçi bir kadın olmak… Tek başına düşünüldüğünde belki, “Herkes çalışıp bir şekilde ekmeğini kazanıyor. Ne farkı var ki, hepimiz kadınız” denebilir. Ama az biraz o hayatın yeniden üretildiği fabrikaların içine girince, kilolarca ağırlıktaki iş makinelerinin yükünü sırtlayan, yetmemiş gibi evlerine döndüğünde “aile” kalesinin içinde eşin, çocuğun, yemeğin derdine düşen kadınlar olduğunu gördükçe başka bir şey ifade ettiğini görüyor insan.
Koca bir hayatı elleriyle yeniden var edenlerin onlar olduğunu bildikçe, 157 yıl önce New York’ta yanarak can veren tekstil işçisi kadınların verdiği mücadelenin izlerinin bugüne nasıl taşındığına tanık oluyoruz. Bugün Zorlu, Standart Profil, Punto Deri ve Grief işçisi kadınlar gibi fabrikalarda süren ekmek mücadelelerinin, Cerrahpaşa’da nasıl bir kazanıma dönüştüğünü yaşıyor, Aka-Tekstil’de ise hem sendikaya hem de patronlara karşı verilen savaşla biliyoruz.
İşte 2014 8 Mart’ını direnişle karşılayan kadın işçilerin sizlere mesajları…

DİRENİŞ ALANI BİZİM OKULUMUZ

Direnişteki Greif işçisi
Emel Özyön

Taşeronun kaldırılması, ücretlerin iyileştirilmesi ve 4 ikramiye talebiyle 20 gündür direnişteyiz. Bunlar olmazsa olmaz taleplerimiz arasında. Biliyorsunuz, toplu sözleşmede taleplerimizi kabul etmedikleri için anlaşma sağlanamadı ve fabrikayı işgal ederek direnişe geçtik. Yaklaşık 700 kişiyiz. 10 yıldır belki de daha fazla süredir burada çalışan arkadaşlarımız hiçbir sosyal hakkını kullanamadan asgari ücretle çalıştırılıyor. Daha ilk günlerde örgütlendiğimizde neler yapabileceğimizin farkına vardık. Elbette hala direnişe katılmayan arkadaşlarımız da var. Aslında gelmek istiyor ancak aile baskısı var. Çoğu taşeronda çalıştığı için, taşeron patronlarının baskısı altında. Geçtiğimiz günler kadın işçi bir arkadaşımızın eşini patronu arıyor ve “sen nasıl delikanlısın, nasıl gönderirsin karını oraya?” diyerek baskı yapıyor. Tabi adam da eşiyle kavga ediyor ve göndermiyor yanımıza.
Erkek arkadaşlarımız da emekçi kadınların daha çok sömürüldüğünün, haklarının elinden alındığının farkına vardılar bu süreçte. Emekçi işçi kadınların günü 8 Mart da yaklaşıyor. Eğer direnişimiz sürerse fabrika önünde bir etkinlik yapabiliriz. Ben 7 yıldır burada çalışıyorum ve bu fabrikada daha önceden tanımadığım işçilerle direnişle birlikte tanıştım, sohbet etmeye başladım diyebilirim. Kadın erkek ayrımı olmadığını, işçi olduğumuzu ve emek mücadelesi verdiğimizin farkındayız. Tüm farklılıklarımızla yan yanayız. Direniş alanı da bizim okulumuz oldu. Bilmediğimiz haklarımızı, bir araya gelirsek neler kazanabileceğimizi öğrendik. Patronların kölesi olmadığımızı öğrendik, aslında biliyorduk ama susuyorduk. Tüm bunları aştığımızı düşünüyorum. Diğer işçi kardeşlerimize de daha cesaretli olmalarını öneriyorum.

greif_direniscisi_kadinlar_taleplerimiz_kabul_edilmeden_taseron_calisma_kalkmadan_eylem_bitmez_h6947HAK ARAMAK NE ZAMANDAN BERİ AHLAKSIZLIK?

Aka Tekstil’de sendikalı olduğu için işten çıkarılan işçi
Gönül Soyer

Aka Tekstil’de hiçbir iş güvenliğimiz olmadan, ağır koşullarda 3 vardiya çalışıyorduk. Öz İplik- İş Sendikası’na 130 işçi üye olunca işten çıkardılar. 6 ay işsiz kaldık ama işe iade davasını kazanıp işe geri döndüğümüzde sendikaya üye olan işçi sayısı da arttı. Ama çok zorluk çıkardı patron bize. Burada çalışırken sağır kaldım ve ardından raporumu gördüklerinde işten çıkardılar. Şimdi açtığım davaların sonuçlarını bekliyorum. Patron ve patron vekiline ceza davası açılacak bu arada. Ama sendika bu süreçte bana hiç sahip çıkmadı. Mücadele ettiğim için de patronlar tarafından ahlaksızlıkla suçlandım. Haklarına sahip çıkmak ahlaksızlıksa eğer ben ahlaksızım! Örgütlenirken de işten çıkarıldığım zaman da yanımda kadın işçi arkadaşlarım vardı. Beraber “ahlaksız” olduk! Dilimin döndüğü kadar haklarımızı anlattım ulaşabildiklerime.
8 Mart’a az bir zaman kala tüm işçi kadınlara çağrımdır ki, sonuna kadar hakları için mücadele etsinler. Hamile olduğum halde ben nasıl direniyorsam, onlar da aynı şekilde dirensinler. Örgütlendiğimden beri her yerde söylüyorum, “hak verilmez, hak alınır”.

‘İŞTEN ATILIRIM KORKUSUNDAN KURTULUN’

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yemekhanesinde Taşeron İşçi
Sevim Bal

Haksız yere işten çıkarıldıktan sonra 20 gün hastane önünde çadırımızı kurup direndik. Başlangıçta sesimizi duyuramadık. Ancak sizlerin de desteğiyle patronlar kararlı direnişimizin farkına vardı ve işe geri döndük. Dayanışmaya güvenim arttı çünkü korkunun ecele faydası olmadığını biliyorum artık. İşçiler hep “ya işten atılırsam” diye korkuyor ve susuyor. Ama ne evde ne de işte ne yaşarsa yaşasın boyun eğmemeli kadınlar. Sendikaların hepsi dört dörtlük değil elbette ama örgütlenmekten de vazgeçmesinler. Biz artık biliyoruz ki patronun en iyisi bile işçinin üç kuruşunu verir, ama posasını çıkarana kadar da çalıştırır. Bu yüzden kabuğuna çekilmeden hakkını arasın tüm işçiler. Biz güzel bir kazanıma imza attık. Yıllar sonra torunuma anlatabileceğim bir deneyim yaşadım. Asla pes etmedim. Ve şu an gururla çalışıyorum. İnanıyorum ki diğer işçi kardeşlerimiz de asla aciz kalmadan, haklarını sonuna kadar savunacaktır. Tıpkı bizim gibi, direnen diğer işçiler gibi…

BİZE BIRAKILAN EN BÜYÜK MİRAS

Direnişteki Punto Deri işçisi
Hülya Alptekin

200 günü aşkın süredir Punto Deri Fabrikası’nda direniyoruz. Biz anayasal hakkımız olan sendikal haklarımız için direnişe çıktık. Sendikanın fabrikaya girmesini istiyorduk. Çünkü maaş bordrolarımız part-time yatırılıyordu. Yani 3 saat çalışıyor görünüyorduk saatlerce çalışıyor olmamıza rağmen. Tıpkı öğrenciler gibi. Bir sendikalı işçi haklarını nasıl alıyorsa biz de almak istiyoruz. Bizi yıldırmak için her yolu denediler. Yollara zift döktüler, direniş alanımızı bozmaya çalıştılar. Dubaları, ağaçları kestiler. Sırf oradan gidelim diye. Arkadaşlarımızın üzerine araba sürdüler. Rüşvet para teklif ettiler. Biz vazgeçmeyince aracı sokmaya çalıştılar. Başka işverenlerle görüştüler bizi ikna etmek için. Punto-Deri kapanıyor gibi gösteriyorlar. Ama işverenler aslında başkalarının üzerine taşeron firmalar açıyor. Taşeronu koyuyorlar hemen insanın önüne! Mahkemelerimiz devam ediyor. 5 Mart’ta da davamız var; 8 Mart yaklaşırken yani…
Bundan yıllar yıllar önce onlarca işçi kadın toplanıp emeğine sahip çıktı ve bizim için canlarını verdiler. Evet bizim için. Çünkü o gün ne için direndilerse, biz de bugün aynısını istedik. Bize düşense sahip çıkmak bundan sonra… Onların bize bıraktığı mirası sahiplenip unutturmamamız gerekiyor. Patronlar her fırsatta unutturmak istiyor çünkü. 8 Mart bize bırakılmış en büyük miras!

KARANFİLLERİMİZLE GELİYORUZ

Direnişteki Zorlu Tekstil işçisi
Hatice İçöz

Biz Zorlu Tekstil’de işe başlarken asgari ücretle çalışacağımızı bilerek başladık. Amacımız maaşların arttırılmasının ötesinde insanca muamele görmekti. Çünkü eğer örgütlü değilsen tekstil sektöründe çok aşağılanıyorsun, hor görülüyorsun. Söz sahibi olamıyorsun seninle ilgili hiçbir şeyde. Anayasanın 51. maddesi bize ne diyor? “Sendikalı olmak bir haktır” diyor. Ama biz bunu gündeme getirdiğimizde teker teker işten atıldık. Şimdi 47. günündeyiz direnişimizin. Yasal süreci de başlattık. Ne zaman sonuçlanır bilemiyoruz ama bildiğimiz şu ki; “Sendikamızla daha güçlüyüz.”
Zorlu Tekstil şehrin dışında bir fabrika. O nedenle insanlar bizden çok fazla haberdar değil. Yerel basın zaten “Yerel Seçim Basını” olmuş. Şimdiki belediye başkanı ve adaylar ne istiyorsa onu çekiyor. Halbuki işçi kadının talebi, yerel yönetim talebi değil mi? Ben her şeyden önce anneyim ve 2000 yılında çalışmaya başladım. 2007 yılında da kızımı dünyaya getirdim. Ama hiç anne-kız ilişkisi yaşayabildin mi diye sorarsan, “Hayır kuramadım” derim. Çünkü çocuğumun yüzünü diğer işçi arkadaşlarım gibi zor gördüm. Ama bir kreşimiz olsaydı… o zaman çok farklı olurdu. İşte eğer sendika girerse fabrikamıza kreşi çok istediğimizi söyleyeceğiz.
Denizli halkı üzülmesin, biz 8 Mart’ta Denizli Tünel meydanında Zorlu Tekstil’den atılan kadın işçiler olarak karanfil dağıtacağız herkese. O zaman tanıyacaklar bizi. Ve bu direnişi kazanırsak diğer fabrikalardaki işçi arkadaşlarımıza da örnek olmuş olacağız.

100 YIL ÖNCESİNDEN FARKIMIZ YOK

Direnişteki Standart Profil işçisi
Ayşen Tufan

Standart Profil Cam, bagaj fitili üreten bir fabrika. Standart Profil’de işe başlarken bize pek çok şey vaat edildi. Kreş açılacağı, maaşların daha yüksek olacağı söylendi, 4 ayda primlerimizin yatırılacağı söylendi, 6 ayda performans farkı verileceği söylendi.
Daha güvenli çalışma şartlarının sağlanacağı sözü verildi. Emekli olabileceğimizi söylediler. Zaten biz de bu yüzden burada işe başladık. Benim iki tane çocuğum var çünkü. Biz bütün bunların ne zaman olacağını sorduğumuzda da personel müdürü tarafından “Bütçemiz yok” cevabını aldık. Ama ne tesadüfse fabrika da bir yandan büyüyordu. Yeni projeler geliyordu sürekli.
İşveren 10 aydır süren direnişimizin 7. ayında beni rahatsız etmeye başladı. Telefonla taciz ediyordu. Ailemle olan huzurumu bozup fabrika önüne gelemeyeceğimi düşünüyorlardı çünkü. Gazeteye haber yapıyor, bizi ziyarete gelen misafirlerle ilgileniyordum. Bütün bunlar işvereni rahatsız ediyordu. İçeride çalışırken bana muhbirlik bile teklif ettiler. Ama yapmadım. Bunun için de böyle bir baskıyla karşı karşıyayım. Başlarda çok korktum söylemeye. Ama daha sonra sendika yöneticisiyle birlikte eşime söyledik. Savcılığa başvurduk, şikayetçi olduk. Böylelikle eski telefon kayıtlarına ulaşıldı ve işveren de tacizde bulunduğunu kabul etmek zorunda kaldı.
Şimdiyse 8 Mart’ı karşılıyoruz. Fabrika önünde çadırlarımızda… 100 yıl önce direnen işçi kadınlardan hiç farkımız yok. Çünkü her şey 100 yıl öncesi gibi… Biz direniyoruz ama işveren de bize direniyor. Ama biz inatla buradayız, olmaya da devam edeceğiz. Emeğimizin karşılığını alana kadar direnmeye devam edeceğiz.

Duygu AYBER / Gülşah İMREK, www.evrensel.net, 2014-03-01

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*