Anasayfa » BASINDAN » Devrimin ardından Mısır

Devrimin ardından Mısır

KAHİRE – Bu günlerde ‘Arap Baharı’ denildiğinde akla Suriye’de yaşanan kargaşa ya da Libya’daki iç savaş geliyor. Ancak bundan beş ay önce Ortadoğu’nun kalbinde ‘Arap Baharı’nın anlamı ‘devrim’di. 25 Ocak’ta, bundan bir ay önce başlayan ayaklanmayla, o zamana kadar hemen hiç kimsenin aklına gelmeyen oldu ve Arap coğrafyasının en kalabalık ve en önemli ülkesi olan Mısır’da 30 yıllık Mübarek rejimi yıkıldı. Mısırlılar için bugün artık yaşananların bir adı var; 25 Ocak Devrimi.

Peki sonra? Suriye, Libya ya da Yemen’den gelen haberlerin gölgesinde Mısırlılar kendi geleceklerini kurmaya çalışıyor. Devrimin kalbi olan Tahrir Meydanı’nda şimdi hangi sesler yükseliyor? Ateşin fitilini yakan gençler bugün ne yapıyor? Yıllarca süren baskının ardından yine önemli bir aktör olan Müslüman Kardeşler ne yapacak? Kimilerinin umut kimilerinin de kaygıyla baktığı askeri yönetim ne zaman ve hangi koşullarla iktidarı sivillere devredecek? Ve isyan günlerinde fotoğraflara yansıyan ya da gölgede kalan milyonlarca kadınlar, genç, Hristiyan azınlık olan Kıptiler ve diğerleri… Devrim onlara ne getirdi? Ne değişti onlar için ve ne umuyorlar?

Gözde Demirel Ortadoğu ve Arap Baharı’nın kalbine, Mısır’a gitti ve ntvmsnbc için devrimden sonra Mısır’ı yazdı:

‘TAHRİR: GURURUMUZ KAZANDIĞIMIZ MEYDAN’
Kahire Havaalanı’ndan şehir merkezine doğru giderek artan araç ve insan trafiğini izliyorum. Son bir dönemeci geçiyoruz, bana refakat eden Abdel dönerek “İşte Tahrir” diyor, “bizim gururumuzu geri kazandığımız meydan”

25 Ocak’ta yüzbinlerce kişinin toplandığı ve yüz milyonların televizyonlarından canlı izlediği devrimin gerçekleştiği Tahrir Meydanı tam karşımda uzanıyor. Zihnimdeki Tahrir görüntüleriyle meydanın şu andaki halini eşleştirmeye çalışıyorum. Meydanda başta sökülmüş kaldırımlar, duvarlarda 25 Ocak yazıları ve protestocuların yaktıkları bir “geçmişi hatırlama” anıtı gibi duran kapkara Devrim Muhafızları binası…

‘TAHRİR MISIR DEMEK’
Abdel, “ Burası Mısır’ın kalbi” diyor ve devam ediyor: “Tahrir bizim için her zaman önemliydi, insanlar burada buluşur, yaz akşamları burada otururlardı ama artık Tahrir biz demek”.

Arapça’da zafer anlamına gelen Tahrir Meydanı gerçekten de Kahire’nin kalbi. Bir yanında Arap dünyası önderlerinin buluştuğu ve pek çok önemli kararın alındığı Arap Ülkeleri Konseyi’nin merkez binası, diğer tarafta Mısır’ın arkeolojik zenginliklerinin sergilendiği Mısır Müzesi ve öbür tarafta da Dışişleri Bakanlığı ile çevrili bu meydan 25 Ocak’ta başlayan ve 18 Şubatta Hüsnü Mübarek’in 30 yıllık diktatörlüğünün bir halk devrimiyle sonlandığı yer olarak da tarih sayfalarına geçti. Meydan şimdi sıcak yaz gecelerinde akşamları bir yanında sevgililerin buluştuğu, bir yanında devrim sonrası sürecin konuşulduğu gürültünün hiç eksik olmadığı yer…

YENİ DÖNEM
Kahire’de günler boyunca halka, entelektüellere, gençlik önderlerine, siyasi parti temsilcilerine ve gazetecilere 25 Ocak sonrası devrimi soruyorum. Hepsinin ortaklaştığı nokta Mısır’ın artık yeni bir döneme girdiği. Ama ya sonrası diyorum. İşte bu noktada cevaplar ve öngörüler farklılaşıyor.

DEVRİM OLDU PEKİ YA SONRA?
Kahire 20 milyonluk nüfusuyla Arap dünyasının en büyük şehri. Ülke genelinde giderek kötüleşen ekonomik şartlar Kahire’de de kendini gösteriyor. Şehirde geçen yılın rakamlarına göre 2 milyondan fazla kişi sokaklarda yaşıyor. Nil kıyısında bir ‘çingene çadırı’nın önünde çay içen yaşlı kadına soruyorum. Devrim oldu, peki ya sonra?

Belki de on yıldan fazla süredir umut etmiyordum ama artık en azından umudum var diyor bana sonra ekliyor. “Zaten ne gelirse gelsin son yıllarda yaşadıklarımızdan daha kötü olamaz.” Umut sözcüğünü ve “daha kötü olamaz” sözünü sık sık duyuyorum.

‘EMEK, ÖZGÜRLÜK,ONUR’
Mısır nüfusunun yüzde 70’ini, ülkedeki işsizlerin yüzde 80’ini oluşturan gençler de yaşlı kadınla benzer yanıtlar veriyor. Biz tüm dünyaya Mısırlıların onurlu insanlar olduğunu gösterdik diyor. Hissettiklerini belki de en iyi Tahrir Meydanı’ndaki gençlik liderlerinden Larbi bana Tahrir meydanını gezdirirken anlatıyor. “Bizim üç sloganımız vardı, emek özgürlük ve onur. Bunları kazandıktan sonra diğer haklarımızı da elde edebiliriz. Mısır halkı yıllardır kabulleniş içindeydi. Bir kere başkaldırdık, süreç adaletsizleşirse yine başkaldırabileceğimiz ve hakkımızı alabileceğimiz biliyoruz.”

Öte yandan Larbi’nin ve onun gibi bir çok gencin aklında soru işaretleri de var. Yeni anayasa sürecinin sancılı geçtiğini söylüyorlar. Bunun en önemli nedeni olarak da demokrasi eksikliğini gösteriyorlar. Konuştuğum gençlerden biri, “bir yerde 20 kişiden fazla toplanarak bir aktivite gerçekleştirme deneyimimiz bile yok” diyor.

PARTİ ENFLASYONU: 80’DEN FAZLA PARTİ KURULDU
Gerçekten de Mısır, 25 Ocak devriminin ardından değişim dönemini sancılı geçiriyor. Ülkede son birkaç ayda 80’den fazla parti kuruldu, farklı düşünceler arasındaki bölünmeler sıkça yaşanıyor. Üstelik partiler kurulmuş da olsa planlarından örgütlenmelerine birçok sıkıntı yaşanıyor. Bu kadar çok parti kurulsa bile hem partiler hem de ülkenin büyük çoğunluğu kendilerini Eylül ayında yapılacak seçimlere hazır hissetmiyor.

Kaldığım otelin işletmecisi olan 30’lu yaşlarındaki Amir, ben kendimi bildim bileli bir parti vardı, şimdi bir anda elimizde birçok parti, birçok özgürlük var ama bunların hangisini seçmeliyim bilmiyorum. Bana kendilerini anlatamıyorlar, bazen diktatörlük bitti ama ya ardından kaos gelirse diye korkuyorum diyor.

‘AYRIŞMALAR ARTIYOR’
Ülkedeki öncü gençlik oluşumlarından 6 Nisan hareketinin mensuplarının da korkuları benzer. İnsanlar sürekli geçiş sürecinden konuşuyor, o kadar çok konuşuluyor ki sürekli ayrışmalar çıkıyor, üstelik bunlar çok küçük nedenlerle de olsa bölünmelere neden oluyor diyorlar. Tahrir’deki olaylar boyunca meydanda olduğunu söyleyen Kahire Üniversitesi öğrencisi Emine “seçimlerin ötelenmesini istiyorlar ama bir de seçimler ötelenirse Mısır nüfusunun yarısı kadar parti ve hareket ortaya çıkacak” diye şaka yapıyor.

Üzerinde “25 Ocak Devrimi” yazan t-shirtler satan Haldun ise devrimle gurur duymak yetmez, sonrası ile de gurur duymalıyız ama umudum giderek azalıyor diye anlatıyor süreci.

ZENGİNLER ‘AYDIN’, FAKİRLER ‘AKTİVİST’
Mısır ekonomisi son yıllarda yolsuzluk başta olmak üzere bir çok nedenden dolayı iflas noktasında gelmişti. Ülkedeki gelir dağılımı arasındaki uçurum Kahire’de de kendini gösteriyor. Kent merkezi ve çevresinde örneğin ‘Downtown’ olarak ifade edilen bölgede ya da İslami Kahire olarak geçen El-Ezher bölgesinde halkın yaşadığı yoksulluğu tanımlamak bile zor.

Ülkede çoğunluğun günde 2 dolar yani yaklaşık olarak 10 Mısır pounduyla yaşadığı ülkenin bir de başka yüzü var. Havaalanına yakın yerlerde kurulan Yeni Kahire ya da Heliopolis gibi yerleşim alanlarında Mısır’ın orta-üst tabakası yaşıyor. Burada bazı yerlerde bir şişe suyun fiyatı 10 Mısır Poundu. Çoğunluğu Mısır’ın üst tabakasında yer alan ve bu bölgelerde yaşayan Kahire Amerikan Üniversitesi öğrencileriyle, üniversitenin Tahrir Meydanı’ndaki kampüsünün yanındaki bir kafede konuşuyoruz. Sokakta konuştuğumuz insanlardan çoğu sosyal medyadan bahsetmezken, öğrenciler bana sürekli olarak Twitter, Facebook gibi iletişim araçlarının öneminden bahsediyor. “Bir hareketin örgütlenmesinde aydınların önemi büyük” diyor 22 yaşındaki Hukuk öğrencisi Abdullah. “Sen de ileride kendini aydın olarak mı konumlandırmak istiyorsun?” diye soruyorum. “Elbet bu süreç kendi aydınlarını yetiştirecek, ben bu ülkede en iyi eğitim alanlardan biriyim, neden olmasın” diye cevaplıyor.

Abdullah’ın yanıtı Mısır’ın orta-üst tabakadaki gençlerinin devrim sonrası hedeflerini belki de özetliyor. Birçoğu ateşli ve ülkelerine bağlılıklarını sık sık tekrarlayan gençler, Mısır’ın şekillenme sürecinde önlerde yer almak istiyorlar. Bir anlamda devrim tutkuları yükselme amaçlarıyla birleşiyor.

MÜBAREK YANLILARI SUSKUN
Gençlere, dönüşüm hakkında Mübarek yandaşlarının ne düşündüğünü soruyorum. Yönetimle ve özellikle Hüsnü Mübarek’in oğlu Cemal ile açık açık ilişkisi bulunan çoğu kişi olaylar hakkında hiç konuşmuyor diye cevaplıyor bir öğrenci ve ekliyor, “Bir şey diyemezler de zaten. Bir kısmı da aynı Mübarek gibi Sharm El Sheikh’deki evlerinde ortamın durulmasını bekliyor”.

‘BİR GÜN MÜBAREK’İN ERTESİ GÜN DEVRİMİN SAVUNUCULARI’
Bir başka öğrenci de “devrimden bir gün önce sistemin, bir gün sonra ise değişimin en büyük savunucusu olanlar da var elbet” diyerek kolayca saf değiştirenlere işaret ediyor. Gerçekten de Mısır’da konuştuğum onlarca kişi arasında Mübarek’i desteklediğini gizli de olsa söyleyen bir tek kişiye bile rastlamıyorum.

‘HAKKIMI ARAYABİLECEĞİMİ ÖĞRENDİM’
Kafeden çıktıktan sonra, Mısırlı bir gazeteci arkadaşımla Tahrir Meydanı’ndan Talat Harp meydanına doğru yürüyerek bir nargile kafeye oturuyoruz. Burada da gençler var, çoğunluğu işsiz ve zor şartlarda yaşayan gençler. “Ben geleceğim için Tahrir’deydim” diyor bir genç. Bir başkası ekliyor, “ömrümde hiç bir protestoya katılmamıştım ama artık hakkımı arayabileceğimi öğrendim”.

‘BU SEÇİMLERE DEĞİL, 5 YIL SONRAKİ SEÇİMLERE BAKALIM’
Gençlerin süreç hakkında ne düşündüklerini öğrenmek istiyorum. “Seçimleri bekleyelim” diyor 22 yaşındaki Yusuf. “Sence eylül seçimlerinde kim kazanır?” diye soruyorum. “Bu seçimleri değil bundan 5 yıl sonraki seçimleri bekleyelim, şu an hiçbir şey net değil ama o zaman elbet bir lider çıkar” diye cevaplıyor. “5 yıl sonrası çok uzak değil mi? Diye üstelediğimde “biz Mısırlılar sabırlı insanlarızdır” diyor ve gülümsüyor.


‘DEVRİMİ ONLAR BAŞLATTI AMA BİZ YAPTIK’

Kafede oturanların çoğu, diğer milyonlarcası gibi Tahrir Meydanı’ndaydı ama devrimin ardından sadece olacakları bekliyorlar. “Devrim kendi önderini yaratır mı, ya da siz neden aktif olarak süreç içerisinde yer almıyorsunuz ?” sorusunu ise genellikle “biz kendi hayat uğraşımız içinde yeterince yoruluyoruz, beklemek en mantıklısı” diyerek yanıtlıyorlar. Onlara bir süre önce orta-üst sınıf mevcudu gençlerle yaptığım konuşmadan bahsediyorum. Biz konuşurken bir arkadaşıyla birlikte Arap Tavlası oynayan bir genç başını kaldırıyor ve konuşuyor. “Devrimin ateşleyicilerinden biri elbette Facebook ve Twitter’dı ancak insanlar Cuma namazı sonrası orada toplandı. Bir anda milyonlar değil, farklı noktalardan gelen binler birleşerek bu devrimi gerçekleştirdi. Biz gerçekleştirdik, onlar sadece başlangıcıydı”.

“Peki ya süreç tersine işler, her şey Mübarek döneminden kötü olursa?” diye soruyorum. “O zaman yine onlar internetlerinde bir şey yapar ama meydanlarda yine biz oluruz, Mısır’ın yoksul halkı” diye cevaplıyor.

LİDER SORUNU
Devrim sonrası sürece ilişkin en önemli eleştiri bölünmeden ve hala tam anlamıyla desteklenen bir lider olmayışından kaynaklanıyor. Kahire’de karşılaştığım Osmangazi Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Müdürü Ahmet Uysal karşılaştığı bir satıcının durumu, ‘tavukların oradan oraya koşuşturması olarak’ nitelediğini ve lidersiz ülke mi olurmuş diyerek süreci eleştirdiğini anlatıyor.

Pek çok kişide ülkede hala bir lider çıkmamasından endişe duyuyor. Kahire Üniversitesi Politika Profesörü Dr. Pakinam Elsharkawy’e bu endişeyi değerlendiriyor: “Mısır tarihine baktığınızda hep bir lider profili ve onu örnek alan destekleyen insanlar çıkar. Şimdi insanlar devrime tutunuyorlar ama devrimin gerçek anlamda devrim olması, ekonomi düzelmesi için bir lidere güvenmek istiyorlar. Bu tarih ve sosyoloji ile çok bağlantılı bir durum”.

Akşam Tahrir Meydanı’na bakan otel odamda trafiği ve insanları izliyorum. İçimden en zor süreç şimdi başlıyor diye geçiriyorum.


DEĞİŞİMİN ÜÇ ATLISI

Halkın gözünde 25 Ocak devriminin başarıya ulaşmasında ve Mübarek’in yönetimi devretmesinde ordunun rolü büyük.
Mısır tarihine baktığımızda ordunun ülkedeki rolü ve konumu daha net anlaşılıyor. Mısır devlet yapısında sivil otoriteden çok bahsedilemezken, ülkenin tarihinde askeri otoritenin her dönemde bulunduğunu görüyorsunuz. Mısır’da daima imtiyazlı bir konumda bulunan ordu özel sektörde de etkin, birçok fabrikası bulunan ordunun maddi gücünün büyük bir kısmı ise Amerika Birleşik Devletleri kaynaklı. Öyle ki Mısır ordusuna 1979 yılından bu yana her yıl ABD tarafından yaklaşık 2 milyar dolar yardım yapıldığı söyleniyor.
Dünyanın 10’uncu büyük ordusu olan Mısır ordusu, devrim sürecinde halka karşı şiddet kullanmayarak Mübarek yönetiminin devrilmesinde etkin rol oynadı. Geçiş sürecinde ülkeyi idare eden “Mısır Yüksek Askeri Konseyi” de ordunun ülkedeki rolünü belki de açıkça ifade ediyor. Bu durum kimi çevreler tarafından devrim bir darbeye dönüşüyor olarak algılanıyor.

‘ORDU’NUN ÇOK DA FAZLA BİR SEÇENEĞİ YOKTU’
Kahire Üniversitesi Medeniyet Çalışmaları Merkezi Direktörü Dr. Pakinam El Sharkawy’ye ordunun değişimdeki rolünü soruyorum. “Ordu bir çıkarı olmadan halkın yanında yer almazdı, halkın taleplerini gördü ve aslında onunda çok fazla bir seçeneği yoktu. Ordu Mısır’da çok popüler ancak artık kışlalarına dönmeliler” diyor.

Kahire Türk Araştırmaları Merkezi Genel Müdürü Tarık Abdülcelil de aynı fikirde: “Eğer gerçek bir demokrasiden bahsedeceksek, artık ordu sadece cephelerde yer almalı, bir devlet yeniden şekillenirken danışılan bir yer olmaktan çıkmalı.”

SOKAK ORDUNUN ARKASINDA

Entelektüeller her ne kadar orduya dikkat edilmesi gerektiğini söylese de sokağa indiğinizde ciddi bir ordu desteğiyle karşılaşıyorsunuz. Sokaklarda Mübarek’i eleştiren karikatürlerin yanı başında orduyu yücelten sloganlar yer alıyor. Kahire metrosunda özellikle Sadat istasyonundaki resim sergilerinde de ordu kurtarıcı olarak resmediliyor. Kahire Üniversitesi Mühendislik öğrencisi Ahmet “Orduyu seviyoruz, devrimde belirleyici rolü o oynadı diyor. Ordu bizi korurken neden ona güvenmeyelim ki” diye soruyor.

Arkadaşı Mustafa da orduya güvendiğini ancak bir noktadan sonra ordunun baskıcı bir yapıya dönüşmesinden korktuğunu söylüyor. Ordunun popülaritesini sadece sokaklarda değil pek çok yerde görebiliyorsunuz. Örneğin Kahire Üniversitesi kampusunda, Tahrir’de hayatını kaybeden öğrencilerin resimleri ile ordunun önemli generallerinin resimleri yan yana yer alıyor. Bu resimlerin yanında resmini çektiren bir öğrenciye yaklaşıp, neden generalin resminin önünde fotoğraf çektirdiğini soruyorum.

YA DARBEYE DÖNÜŞÜRSE?
Orduyu sevdiğini söylüyor, ama ya devrim darbeye dönüşürse diyorum. Cevabı net. “Bu bir darbeye dönüşmez, çünkü ordu Mısır halkını seviyor, tarih boyunca halkımıza hiç silah çekmedi, Tahrir’de de çekmedi, o bizim koruyucumuz”. Bir başka öğrenci ise Mısır’da ordunun abartıldığını düşündüğünü söylüyor: “Sonuçta ordu Mübarek’i uzaklaştırdı ama milyonları Tahrir’den uzaklaştıramadı, Mısır’ın geleceğini halk belirleyecek ve ordu da buna saygı duymak zorunda.”

‘ORDU İLE MÜSLÜMAN KARDEŞLER UZLAŞTI’

Ülkede uzun yıllar siyaset sahnesinde yer almaları engellenen Müslüman Kardeşler ve ordu arasında uzlaşma yaşandığı konuşuluyor. Hatta Mısır’da 40 farklı liberal ve sol hareket, orduyu İslamcı hareketleri desteklemeye başlamakla suçluyor, Eylül ayında yapılması planlanan seçimlerin Mısır’ın mevcut anayasa değişikliklerine göre yapılacağını, yeni anayasa yazımının daha sonra yapılacak olmasının ordunun Müslüman kardeşleri desteklemesinin bir göstergesi olduğu kimi çevrelerce dile getiriliyor.

‘SONUÇTA HALK DA ORDU DA MÜSLÜMAN’
El Ezher üniversitesi öğretim görevlisi Erfan Abdulla’ya ordu ve Müslüman Kardeşler arasındaki bağlantıyı soruyorum. “Mısır ordusu da sonuçta çok büyük çoğunluğu Müslüman olan bir kurum” diyor Abdulla ve sözlerine devam ediyor. “Dışarından bakanların anlayamadıkları da bu, ordu halkın yanında ve Mısır halkı Müslüman’dır aslında bu basit bir denklem. Üstelik hem Müslüman Kardeşler hem de ordu demokrasi istiyor, eşitlik istiyor bu noktada da iki oluşum sadece birbirine saygı duyuyor, anlamaya çalışıyor, onun dışında bir ittifak olduğunu düşünmüyorum.”

‘TÜRKİYE’DEN ALDIĞIMIZ DERS’

Ordu hakkında ne düşündüğünü Müslüman Kardeşlerin liderlerinden Dr. Essam El-Erian’a da soruyorum. El Erian ordunun süreçte çok kritik bir oyuncu olduğunu vurguluyor ancak seçimlerden sonra asli görevleri olan ülkeyi korumaya devam etmeleri gerektiğini söylüyor. El – Erian: “Ordu devrimin parçası, seçim sürecinde güven sağlanması konusunda da önemli roller oynadı ama seçimlerden sonra süreci desteklemek dışında bir rolü oynamamalı sonuçta Türkiye’den aldığımız derslerden biri de bu, ordu sadece ülkeyi koruyan bir yapı olarak yer almalı.” diyor.

Mısır ordusu da yaptığı açıklamalarda seçimlerin ardından yetkileri parlamentoya devretmek istediğini söylese de Modern Mısır tarihi boyunca popüler ve kritik konumlarda yer almayı seven ordunun ilerleyen zamanlarda alacağı rolü kestirmek çok da kolay değil. Örneğin Yüksek Askeri Konseyde yer alan generallerden Memduh Shaheen’in yeni anayasada ordunun özel bir nevi orduyu “güvene” alacak bir yeri olması gerektiğine dair açıklaması akıllarda soru işaretleri yaratıyor.

Ordu ile ilgili şüphelere neden olacak noktalardan biri ise devrim zamanında ordu tarafından tutuklanan birçok aktivistin askeri mahkemelerde yargılanmalarının hala devam etmesi ve bu yargılanmaların şeffaf gerçekleşmeyerek, çeşitli işkence söylentilerinin konuşulması…

MÜBAREK’İ DEVİREN EKONOMİ
Mısır’da Mübarek yönetiminin devrilmesi zaten kötü olan ekonomiye daha da zarar vermiş. Çoğu Mısırlı bunun bir önemi yok her ne kadar Mübarek döneminden kötü bir dönem olamaz dese de Mısır ekonomisi bir an önce toparlanmaya ihtiyaç duyuyor.
Ülkenin yüzde 40’ının yoksulluk sınırının altında yaşadığı biliniyor son üç ay içinde bu rakamın yüzde 70lere ulaşmış olabileceği söyleniyor. Ülkenin para birimi olan 1 Mısır poundunun da değeri uluslar arası piyasalarda çok düşük.

ÖRNEK ŞEHİRİN HAYALETİ
50 yıl öncesinin Arap dünyasının parlayan yıldızı, örnek şehir Kahire’nin koloni dönemi evleri geçmişin hayaleti gibi. Neoklasik tarzda inşa edilmiş evleri şimdi çok çocuklu Mısırlı aileler paylaşıyor. Evlerin bakımsızlığı ise gözlerden kaçmıyor.

Ekonominin kötüleşmesinin en önemli unsurlarından biri düşen turizm geliri… Ülkeye gelen yabancı turist sayısının yarı yarıya düştüğü belirtiliyor. Uluslar arası turizm firmaları her ne kadar yavaş yavaş Mısır’a yeniden turlar düzenlemeye başlasa bile Turizm sezonunu Mart ayında açan ülkede hala birçok otel boş durumda. Mısır Yüksek Konseyi de geçen ay ülkenin günlük 40 milyon dolar turizm geliri kaybı olduğunu açıklamıştı.
Ülkedeki karışıklık nedeniyle dış yatırımlarda oluşan azalma ve işçi tasfiyeleri de zaten krizde olan Mısır ekonomisinin daha da kötüleşmesine yol açtı.

IMF’NİN KAPISI ÇALINMAYACAK
Kahire Üniversitesi Avrupa – Akdeniz Çalışmaları Programı direktörü Dahlia Eloraby Mısır’ın geçici hükümeti geçiş döneminde ekonomik canlılığı sağlamak için çeşitli önlemler almayı denediğini, bu önlemlerden birinin de Dünya Bankası ve IMF ile temasa geçmek olduğunu dile getiriyor. Öte yandan Mısır’da son yapılan bütçe çalışmalarının ardından Dünya Bankası ve IMF’den yardım alınmayacağı açıklandı.

Mısır’ın devrim sonrası ekonomisine destek olmak amacıyla başta Katar ve Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri de yardım önerisinde bulundu.

YOKSULLUK HER YERDE
Yoksulluğu sadece rakamlar değil, sokaktaki yaşam da gösteriyor. Kahire sokakları işsiz gençlerle dolu, insanların en popüler yemeği çok ucuz fiyatlara satılan makarna mercimek ve tatlı soğan karışımından oluşan kuşer isimli yemek. Kahire sokaklarında yaşayan milyonca evsiz de yoksulluğun somut birer göstergesi. Özellikle şehrin fakir semtlerinde konuştuğum pek çok kişi devrimden gurur duyduklarını ama ancak ekonominin düzelmesi durumunda karınlarının doyacaklarını söylüyor. Yaklaşan seçimlere rağmen partilerin ekonomik programlarını tam olarak açıklayamaması ise özellikle ekonomistlere göre Mısır’ın gelecek dönemde ekonomik olarak sorunlarının devam edeceğinin bir göstergesi olarak görülüyor.

DEVRİM EKONOMİSİ

Mısır ekonomisi geriye giderken devrim ekonomisi ise gelişiyor. Kahire’nin başta Tahrir Meydanı olmak üzere dört bir yanında devrim t-shirtleri, yapıştırmaları ve Mısır Bayrakları satanlara rastlıyorsunuz. Bazı turizm firmaları ise turlarına Tahrir Turlarını da eklemiş. Benim en çok ilgimi ise 25 Ocak ve Devrim temalı dövmeler çekiyor. Dövmelerin çoğu ise geçici. Dövmeyi kapan adam bu durumu “ E ne de olsa Müslüman bir ülkeyiz, dövme günah ama insanlar da devrimi vücutlarında taşımak istiyor” diye açıklıyor.

‘ANAYASA DEĞİŞİMİ BELİRLEYECEK’

“Mısır’da değişimi belirleyecek en önemli şey anayasa. Eğer vatandaşları ve hukuk devletini koruyan bir anayasanız yoksa kendinize demokratik bir devlet diyemezsiniz” diyerek anayasanın önemini vurguluyor Kahire Üniversitesi Gazetecilik Bölümü Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Mekkawi. Mısır’da seçimler yaklaşırken hem partiler, hem farklı ideolojik grupların en önemli vurgusu da anayasa üzerine oluyor.

Mübarek’in 11 Şubat’ta görevi bırakmasından sadece birkaç hafta sonra ülkede yeni anayasa değişiklikleri için 19 Mart’ta bir referandum yapılmış, referandum da yüzde 77 oranında evet oyu çıkmıştı. Referandumda özellikle sol ve liberal çevreler değişikliklerin yeterli olmadığını söyleyerek “hayır” çağrısında bulunmuştu. Gelecek dönemin cumhurbaşkanı adayları arasında gösterilen Muhammed El Baradey de referandum sürecini eleştiriyor. Baradey, referandumun devrimden sadece birkaç hafta sonra yapıldığını, değişiklikler için herhangi bir tartışma ya da diyaloga zaman kalmadığını söylüyor.

UZLAŞI NOKTASI: YENİ ANAYASA
Değişiklikler farklı tepkilerle karşılaşmış da olsa, yeni süreçte yeni bir anayasa hazırlanması gerekliliği ise neredeyse bütün partiler tarafından kabul ediliyor.

Yeni anayasada öne çıkan en önemli unsur ise anayasanın “demokratik” ve “sivil” bir anayasa olması gerekliliği. Demokratik ve sivil bir anayasa, ülkenin İslam çevrelerince de destekleniyor. Örneğin geçtiğimiz hafta bir basın toplantısı düzenleyen Sünni dünyasının önemli isimlerinden El-Ezher İmamı Ahmet El Tayyib de yeni anayasanın mutlaka demokratik, modern ve sivil olması gerektiğini açıkladı.
Kahire Amerikan Üniversitesi’nde Hukuk yüksek lisans öğrencisi Fuat: “Ülkede Enver Sedat’ın 1981’de öldürülmesinden bu yana yürürlükte olan olağanüstü hal kanunu yeni anayasa da kesinlikle yer almamalı, insanların tartışmasına bile izin vermeyen, tutuklanmaları normal yapan bu kanun ülkemin en büyük sorunlarından biri” diyor.

ANAYASA MÜSLÜMAN MI YOKSA LAİK Mİ OLMALI?
Anayasa ile ilgili farklılıkların yoğunlaştığı noktalardan biri ise Mısır’ın nasıl tanımlanacağı. Müslüman Kardeşler anayasa da Mısır’ın İslam devleti olarak tanımlanmasını istiyor. Özellikle radikal grupların anayasanın şeriat kanunları ile uyumlu olmasını talep ettikleri dile getiriliyor. Öte yandan liberal ve sol kesim anayasanın temel ilkelerinde din ibresinin bulunmasını istemiyor. Kıptiler de anayasa sürecinde din tartışmalarının yapılmasını endişeyle karşıladıklarını belirtiyorlar.

Yeni Anayasada öne çıkan bir diğer nokta ise hukuk üstünlüğü ve kanun önünde eşitlik ilkesinin koruma altına alınması. Zira otoriteler Mübarek döneminde değil hukuk üstünlüğü, hukuktan bile bahsedilemeyeceğini dile getiriyor.

‘BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ HAYATİ DERECEDE ÖNEMLİ’
Basın ve ifade özgürlüğünün de yeni anayasa tarafından desteklenmesi, örgütlenme özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların kaldırılması da sık sık dile getiriliyor. Prof. Dr. Mekkawi bu isteklerin nedenini şöyle açıklıyor: “ Öğrencilerimiz artık gazeteciği inanarak, özgürce yapabileceklerini söylüyorlar, yıllarca ülkede basın derin yaralar aldı, Mübarek karşıtı söylemler cezalandırıldı, Mısır’ın sağlıklı bir dönüşüm geçirmesi için yeni anayasada basın özgürlüğünün desteklenmesi hayati öneme sahip”

Yeni Anayasa’da yer alması istenilen diğer taleplerin başında ise cezaevlerindeki tutuklu insan sayılarının azaltılması ve cezaevi şartlarının iyileştirilmesi, kadın, çocuk ve mültecilerin haklarının korunması, ölüm cezası ve işkencenin yasaklanması, cumhurbaşkanının seçim süresi ve yolsuzlukla mücadele geliyor. Yeni anayasanın fonksiyonel ve açık olması ise özellikle hukuk çevrelerince dile getirilen bir istek.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*