Anasayfa » GÜNDEM » Çadırlara sığmayan çözüm

Çadırlara sığmayan çözüm

31 Mart akşamı Hatay‘ın Hassa ilçesinde 7 HPG‘li katledildi. Olayda katledilen gerillaların üzerlerinde çatışmaya girebilecekleri donanımlarının olmasına rağmen herhangi bir çatışma izinin olmaması, gerillaların cesetlerinde çok fazla yanık izinin olması, tıpkı Mercan katliamında olduğu gibi olayda kimyasal silahların kullanıldığını gösteriyor. Önce kimyasal silahlarla katledilen gerillar sonra kurşunlanarak çatışma süsü veriliyor.

2 Nisan günü aileler çocuklarının cenazelerini almak için Adana Adli Tıp Kurumunun önündedi. Aileleri birçok kurum ve kişi yalnız burakmamıştı. Biz de ailelerin yanındaydık. Birçok ailenin elinde fotoğraflar vardı. Fotoğraflarla diyoruz çünkü getirilen cenazeler kimisi tanınmayacak halde olduğu öğrenilmişti.Aileler sabah saatlerinden itibaren Adli Tıp Kurumunun önünde bekleyişlerini sürdürdüler. İşlemlerin uzun sürmesi nedeniyle yorgun olan aileler evlerine döndüler.

4 Nisan günü ailelerin cenazelerini almak için bekleyişleri Şakirpaşa mahallesindeki Sivil İtaatsizlik Çadırında devam etti.

Yer ıslak mı kuru mu, hava soğuk muydu? Anaların içi yanıyor, oğullarını son kez gördükleri haliyle duvarda asılı fotoğraflarını karşılaştırıyorlar, dışarıda yağan yağmur ise gözlerinden boşanırcasına akıyordu. Çadır Abdullah Öcalan’nın doğum günü nedeniyle Amara yürüyüşüne katılımdan dolayı pek kalabalık değildi.

Katledilen HPG’lilerin ailerinin verdiği bilgiye göre HPG gerillarının silahları olduğu halde karşı koymaya zaman bulmadan öldürülmüşler. Öldükten sonra kurşunlanmışlar.

Bunlardan biri Kendal kod adlı 1980 Bitlis doğumlu Emrullah Atalmış. Emrullah Atalmış’ın annesi Gülbeyaz Etalmış, İstanbul’dan cenazesini almaya gelmiş, çadırda bekleyişi sürüyor. Gülbeyaz ananın yanına gidip elini tuttuğumda kendi oğlum geldi aklıma. Benim oğlum da 20’li yaşlarda, üniversiteye hazırlanıyor. Emrullah 21 yaşlarında yani 11 yıl önce katılmış arkadaşlarına. Amca çocukları askere giderken Emrullah askerliği reddetmiş sonra da dağa çıkmış. Gülbeyaz “Askere gidenler de aynı bizim gibi fakir fukara çocukları, onların ölüm haberi geldikçe içim yanıyor, neden hep fakir fukara çocukları ölüyor, savaşı biz istemedik” diyor.

Gülbeyaz ananın gözlerine bakıyorum. “Gözleri ne renkti” diye soruyorum. Geldiğimden bu yana gözlerinden bir damla yaş akıtmayan Gülbeyaz ananın yanağına iki damla yaş dökülüyor. Anlıyorum, benim oğlumun da gözleri bal rengi.

Bir süre hiçbir şey konuşmadan baktık birbirimize. Hayır dedik sessizce; bizi insanlıktan çıkaran sömürüyü, işsizliği yoksulluğu ve yoksunluğa karşı birlikte mücadele edecek, göndermeyeceğiz bu sistemde oğullarımızı askere.

Yandakiler analar da anladı bizleri. Her bir ananın vardı dağda bir oğlu, kızı. Bir gerilla anası anlatmaya başladı. 2008 yılında polisler tarafından öldüresüye dövüldükten sonra öldü diye bir çöp konteynırına atmışlar oğlunu. Ölmemiş oğlu. İyileştikten sonra seçimini yapmış ve katılmış arkadaşlarına. Çünkü burada yaşam hakkı tanımamışlar. Daha sonra evlerine bastıklarında sormuşlar “Oğlun nerede” diye. O da “Siz götürdünüz” demiş. Polisler anlamamış önce. “Sizin yüzünüzden gitti oğlum. Sizden şikayetçiyim” deyince uğraşmadılar benimle diyor. Bir de İlker Başbuğ’a kinli ana. Kürt anaları “İçiniz rahat mı” diye sormuşlar. İlker Başbuğ “Vicdanım rahat” diye cevap vermiş. “Tabii ki rahattır” diyor evinde askere giden yok da ondan.

Gülbeyaz ve diğer anaların yanından bu kez 1968 Amed doğumlu Aydın Baran’nın ailesinin yanına gidiyoruz. İstanbul’dan ve Amed’den ablaları gelmiş. Aydın, Dicle Üniversitesi’nde okurken 1990 yılında katılmış arkadaşlarının yanına. “Aydın öğretmenlik okuyordu” diyor ablası Aysel. Aydın’ın ablaları “Öldükten sonra kurşunlamışlar, yeteri kadar silahları varken nasıl oluyor da hiç karşılık vermemişler” diye soruyor, “Ölülerine bile işkence yapmışlar” diyor.

Biz ailelerle konuşurken bir asker ablası geliyor yanımıza. “Madem yazıyorsunuz o zaman bu söylediklerimi de yazın” diyor. Anlatıyor:

“Kardeşim İskenderun Ahmet Taner Kışlalı’da askerlik yapıyor. Cuma günü kardeşimi görmeye gitmiş, evcil kağıdı çıkaracaktım. Sabah beri kışlanın önünde beklerken bir asker cenazesi çıkardılar. Diyarbakır’dan gelen aile cenazelerini almaya gelmişti. Sordum, intihar etmiş demişler. Perşembe günü akşam saat 09-10 arası meydana gelmiş olay. Ben intihar ettiğine inanmıyorum. Kürt askerlerini öldürüyorlar sonra da intihar etti diyorlar. Kardeşim anlattı sonra Kürt askerlere psikolojik baskı ve sözlü hakaret de bulunuyorlarmış. Spor yaparken koşamayan askerlere ‘Taş artken iyisin de burada mı koşamıyorsun?’ gibi tahrik edici konuşmalar çok. Sabahtan akşama kadar bekledim her askerin hakkı olan evci kağıdını akşam mesai bittikten sonra alabildim ancak. Her ziyarete gittiğimizde akşama kadar bekletiyorlar bizi.”

Soruyoruz analara çözüm nedir sizce?

Geçtiğimiz Cuma günü Adana Seyhan ilçesi Şakirpaşa mahallesinde kurulan “Çözüm” çadırına Adana İHD yöneticileri ve esnaf bir ziyaret gerçekleştirdiler. 7 HPG’linin ölüm haberi üzerine çadırda sessizlik hâkimdi. Burada İHD adına bir konuşma gerçekleştirildi. Çok sayıda Kürt işçi ve emekçilerin bulunduğu çadırda yapılan konuşmanın ardından “Sorusu olan var mı?” denildiğinde 20 yaşlarında bir genç paltformun önüne geldi mikrofonu aldı ve şöyle bir soru sordu: “Demokratik Çözüm çadırları Kürt sorununu çözecek mi?”

Haklı bir soru! Şehrimizin dokusuna sinmiş Kürt ulusal sorunu. Bunu bir kez daha derinden duyumsarken, Kürt işçi ve kent yoksullarının ne ulusal ne sınıfsal taleplerinin çadırlara sığacağını iliklerimizde hissediyoruz.

Akşam saatlerine kadar kaldığımız çadırdan ayrılırken Aydın Baran’ın ablası Aysel Baran Diyarbakır’a geldiğinizde mutlaka görüşelim diyerek veriyor telefon numarasını. Analar kucaklıyor, öpüyor iki yanağımızdan. Akşam çadıra yakın bir Kürt ailesine çay içmeye davet ediliyoruz.

Adana’dan İşçi Meclisi okuru

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*