Anasayfa » DÜNYA » Defol Margaret, cehenneme!

Defol Margaret, cehenneme!

Sanırım öyle bir dönemden geçiyoruz ki, çoğu insan bir sorunları varsa onu çözmesi gerekenin hükümet olduğuna inandırılmış durumda. ‘Benim bir sorunum var, yardım alırım’ ‘Evim yok, hükümet bana ev versin’. Bunlar kendi sorunlarını topluma yıkıyorlar. Ama şunu bilin ki, toplum diye bir şey yoktur. Birey olarak erkekler ve kadınlar ve aileleri vardır. Ve hiçbir hükümet insanlar olmadan bir şey yapamaz, insanlar da önce kendi başının çaresine bakmalıdır. Önce kendi başımızın çaresine bakacağız sonra da komşumuzunkine. İnsanlar hep devlet yardımını düşünüyorlar ama yükümlülükleri düşünmüyorlar. Ama önce yükümlülükler karşılanmadan yardım diye bir şey olmaz.

Dünya işçi sınıfının düşmanı Margaret Thatcher 87 yaşında lüks bir otelde öldü. Çalışma hayatının tamamını madenlerde geçirmiş, 70 yaşındaki emekli işçi David Hopper‘ın deyişiyle, Thatcher’ın ölümü madenciler için “büyük bir gün”:

Hayatımın en güzel doğum günüydü. Toplumumuza yaptıklarından dolayı ona en küçük sempati duymuyorum. Toplumumuzu, köylerimizi ve insanlarımızı mahvetti o. Sendika açısından bu son çok geç oldu ama onun ölümünü gördüğüm için mutluyum. Bugün madenciler için büyük bir gün. Cenazesinde bir protesto gösterisi yapmayı umuyorum. Çocuklarımız işsiz, toplum sorunlarla dolu. İş yok, para yok ve arkasında bıraktığı miras da bu işte. O işçi sınıfından kesinlikle nefret ediyordu. Yaptıklarını acı acı hatırlıyorum. Bütün ulusu aleyhimize kışkırttı ve bize uyguladığı şiddet korkunçtu.

İskoçyalı bir maden işçisi grevden sonra işten atılmasının ardından ailesiyle birlikte nelerle boğuştuklarını anlatıyor: “Sadece ben değildim işini kaybeden. Grev bitip de işsiz kaldığımda tek başımaydım. Grevden 100 kat daha zordu bu.

Grev sırasında 11 kişi öldü. Bunlardan 6’sı grev gözcüsü, biri de grev kırıcı bir işçiyi işe götüren bir taksi şoförüydü. 11 bin kişi tutuklandı ve 8 binden fazla kişi “huzuru bozmaktan” ceza aldı.miners_1544795i

Fakat grev İngiltere işçi sınıfının geleneksel öncü bölüklerinden madenciler için yenilgiyle sonuçlandı. Thatcher şahsında neoliberalizmin yıldızını parlatan tekelci kapitalizm için etkisi İngiltere sınırları ile sınırlı kalmayan, dünya çapında bir siyasal bir kazanım oldu.

Galip sayılır böyle mağlup olan!

Thatcher, anılarında, grevin gelişini 1974‘ten beri gördüğünü yazıyordu. 1981‘de kömür stokları az olduğu için geri adım atarak madenci grevini engelledi. Yorkshire madencileri kaynakların tükenmesi ya da jeolojik güçlükler haricinde herhangi bir maden kapatıldığı takdirde greve gitme kararı almışlardı. Fakat Thatcher 1983‘te ezici bir seçim zaferi kazanmasının ardından darbeyi vurma zamanının geldiğini biliyordu. “Aşırı solun gerçek amacından hiç kuşkum olmadı. Onlar Britanya’ya ne pahasına olursa olsun ve her araca başvurarak Marksist sistemi getirmek istiyorlardı.” Ona göre madencilerin lideri Arthur Scargillsolun saldırıya geçmesi için şok birliklerini temin ediyordu.”

Grevin başlama nedeni Ulusal Kömür Kurulu‘nun düzinelerce kömür ocağını ekonomik olmadığı gerekçesiyle kapatma kararıydı.

Thatcher kısa süre önce kurul başkanlığına Amerikalı Ian MacGregor‘ı getirmişti. MacGregor, British Steel tekelindeki neoliberal dönüşüm uygulamaları ile işçi sayısını yarıya düşürüp şirketi Avrupa’nın en verimsiz şirketinden en verimlisine dönüştürmesiyle tanınıyordu. MacGregor, grevi öngörerek elektrik santrallarında muazzam bir kömür stoğu oluşturdu.

Grev İngiltere’nin çeşitli yerlerindeki 20 bin madencinin çalıştığı 20 ocağın kapatılma kararı üzerine, madencilerin lideri Scargill’in çalıştığı Yorkshire’da başladı ve hızla yayıldı. Dünya işçi sınıfının kalbi İngiltere’de atıyordu.

Madenci eşleri ve sevgilileri, gruplar halinde örgütlenerek grevin toplumsallaştırılmasında ve yüksek bir moralle yürütülmesinde unutulmaz bir rol oynadılar. Gruplardan birinin adı Ocakların Kapatılmasına Karşı Kadınlar‘dı. Destek grupları süpermarket önlerinde greve yardım topladılar, konser ve diğer etkinlikleri düzenlediler. Bu hareket, sadece bir destek hareketi olarak kalmadı; geleneksel maden kentlerinde kadın özgürlüğünün ve mücadele inisiyatifinin bizzat sınıfsal talepler üzerinden gelişiminde de rol oynadı.84042804.jpg

Grevcilerle polis arasındaki en büyük çatışma 1984 Haziran‘ında Orgreave Kok Kömürü Tesislerinde yaşandı. İki tarafta da 5 bin kişi vardı. Atlı polislerin saldırdığı madencilerden 93’ü tutuklandı, 51 grevci ve 72 polis yaralandı. Thatcher, “içimizdeki düşman” dediği madencilerle polis arasındaki bu çatışmada polisin tutumunu şöyle savundu: “Bu mesele madencilerle hükümet arasında değil. Madencilerle madenciler arasında. Polis yasayı uyguluyor. Harikaydılar.”. Çatışmanın devam ettiği haftaların ardından yaptığı bir konuşmada “Dün akşam televizyondaki sahneleri gördünüz. Söylemem gerekir ki bunu yapmamızın nedeni ayak takımının kurallarının yasanın yerini almasını engellemekti. Olamadılar da.

Thatcher “madencilerle madenciler arasında” derken, grev kırıcıları kastediyordu. Modern ekipmanların ve zengin kömür yataklarının bulunduğu Midlands ve Kuzey Galler‘deki madenlerde greve katılım zayıftı. Grevciler onları grev kırıcılıkla suçladılar. Greve hiç katılmayan Nottinghamshire‘da sarı bir sendika olan Demokratik Maden İşçileri Birliği kuruldu.

İngiltere tekelci kapitalizmi greve karşı her yola başvurdu. Ağustos ayında grev kırıcı iki madenci grev oylaması yapılmadığı gerekçesiyle grevin yasal olmadığını öne sürerek sendikayı dava ettiler. Yüksek Mahkeme sendikanın grev oylaması yapmadan greve başlayarak anayasayı ihlal ettiği sonucuna vardı ve sendikayı 200,000 sterlin para cezasına çarptırdı. Sendika bu meblağı ödemeyi reddedince mal varlıklarına el koyulma kararı alındı.

Madenci grevinin en büyük ve öldürücü yoksunluğu, içten kırılmaların yanında İngiltere işçi sınıfı içinde yalnızlaşması, sınıf dayanışmasının esamesinin okunmamasıydı. İngiltere’nin en büyük sendikası olan TUC (Sendikalar Kongresi) madencileri desteklemedi. Buna karşın demiryolcular ve liman işçileri işten atılmayı da göze alarak dayanışma eylemleri yaptılar. Elektrik, elektronik, telekomünikasyon ve itfaiye işçileri sendikası grevi aktif olarak baltalamakla kalmadı, MacGregor’un otobiyografisine göre sendika yöneticileri hükümete grevin yenilmesini sağlayan bilgiler verdiler. Çelik işçileri sendikası da kendilerini 1980’deki grevleri sırasında desteklemiş olan madencilere sırtını çevirdi. Maden ekip şefleri birliği ise, Eylül ayında greve çıkmanın eşiğinden döndü. MacGregor onlar greve çıktığı takdirde Ulusal Kömür Kurulu’nun uzlaşmak zorunda kalacağını yazıyordu. Yıllar sonra açıklanan dosyalarda, hükümetin TUC içindeki bir ajanının sendikalar arası görüşmelerle ilgili hükümete bilgi sızdırdığı ortaya çıktı. İngiliz istihbarat servisi MI-5 de “yıkıcı faaliyetlere karşı koyma” kapsamında sendikacıların telefonlarını dinlemişti.

Greve karşı bataryalarını tam takım ateşleyen burjuva medyada, madencilerin sahip olduğu desteğe ilişkin her ay kamuoyu anket sonuçları yer alıyordu. 1984 Temmuz’unda grevciler yüzde 33 oranında desteklenirken, bu oran gitgide düştü. Aralık ayında grevcilerin yöntemlerini onaylayanların oranı yüzde 7 olarak veriliyordu. Hiç şüphesiz bu rakamlar yalnızca grevi yalnızlaştırmaya ve madencilerin moralini bozmaya yönelik değildi. Aynı zamanda Thatcher’ın mottosu “Toplum -hele ki sınıf!- diye bir şey yoktur” zehrinin İngiltere işçi sınıfına nasıl zerkedildiğinin göstergesiydi.

1984 sonbaharında grev parasız kalarak artık düpedüz açlıkla yüzyüze gelen madencilerin direncinin kırılıp işe geri dönmeye başlamalarıyla çözülmeye başladı. Kış ayları boyunca aileleriyle birlikte korkunç bir yoksulluğa sürüklenen madenciler işe geri döndüler. Şubat sonunda Thatcher “sihirli sayı”yı açıkladı. İşçilerin yarıdan fazlası işe geri dönmüştü. Yaklaşık 1 yıl süren grev 3 Mart 1985‘te sona erdi.

Thatcher sonradan grevin ekonomik olmayan kömür ocaklarından kaynaklanmadığını ve siyasal bir nitelik taşıdığını söyledi. “Grevin yenilmesi Britanya’nın Faşist Sol tarafından yönetilemeyeceğini gösterdi. Marksistler ekonominin yasalarını yerle bir etmek için ülkenin yasalarına başkaldırmak istediler. Yenildiler.

Thatcher’dan sonra işbaşına gelen John Major hükümetinde bakanlık yapan Michael Forsyth, “O yönetime geldiği zaman Britanya rekabetçi gücü zayıf bir ülkeydi. 1 ton çelik üretmek için Avrupa’nın geri kalanına göre iki kat fazla saat çalışmak gerekiyordu. O bunu tersine çevirdi ve milyonlarca insana ilk defa sermayeye erişim fırsatı verdi” diyordu.

Thatcher ile Ronald ReaganTürkiye‘de Özal– tekelci kapitalist egemenliğin bu döneminde işçi sınıfına karşı dişlerine karşı silahlı, politik olduğu kadar ideolojik, ekonomik olduğu kadar polis zorunun devreye sokulduğu, yasal olduğu kadar hukuk filan dinlemeyen bir saldırıya geçtiler. Son gücüne kadar mücadele eden, en başta da bu gözü dönmüş saldırıya karşı grev silahına sarılma inisiyatif ve cesaretini gösteren İngiltere madencilerinin yenilgisi, bütün dünya işçileri için bir dönüm noktası oldu. Avrupa’da işçi sınıfının mücadelesi ve sosyalizmin basıncı ile nispeten sosyal dengeleri dikkate almak zorunda kalan tekelci kapitalist devlet açısından da madenci grevi bugün hala işçi sınıfını karşısında bulmaya devam ettiği neoliberal burjuva demokrasisine geçiş yolunun kilometre taşıydı.

Galip sayılır böyle mağlup olan! Bütün bir dünya tekelci kapitalizminin hedefi haline getirilmiş, asimetrik bir savaşta yenilmiş İngiltere’nin gözüpek madencileri mücadeleleri ile dünya işçi sınıfına paha biçilmez dersler bıraktılar. Neoliberalizmin yıldızını işçi cesetleri ile parlatan tekelci kapitalizm Thatcher’ı görkemli bir törenle gömmeye hazırlanıyor. Neoliberalizmin yıldızının söndüğü günlerde bir kez daha ağır bir krizin faturasını ödemekle yüz yüze bırakılan her kuşaktan işçiler ise her şeye rağmen bu haberle neşeyle haykırıyorlar: “DİNG DONG, CADI ÖLDÜ!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*