Anasayfa » DİRENİŞ ÇADIRI » Darphane grevinden

Darphane grevinden

Basın-İş üyesi Darphane işçilerinin 8 Temmuz günü başlayan grevini 7. gününde ziyaret ettik. İlk grevin ’89 Bahar Eylemleri öncesinde, “Bu koşullarda grev yapılamaz” denilen 12 Eylül askeri faşist darbesi koşullarında yapıldığı Darphane’de ikinci grev tam 25 yıl sonra gerçekleşiyor. Bu son grevi yaşayanlardan ikisi, 1988’deki greve de katılmışlar. Grevci işçilerden 6’sı da kadın. Darphane işçileri İkitelli’den Tuzla’ya, Gebze’ye çok değişik semtlerde oturuyorlar.

Biri Dikilitaş’ta biri eski Cevizli Tekel binasında olmak üzere iki işyerinin bulunduğu Darphane’de 256 işçi çalışıyor. Bunlardan 128’i Dikilitaş’ta, 129’u ise Cevizli’deki matbaada. Tekel binasında çalışanlardan 75’i kapatılan Tekel’in eski işçileri. 50 de taşeron işçi var.

Darphane’de grev gözcülerinden Ziya Öztürk ile görüştük. Ziya Öztürk, ilk elde kamuoyunda grevin nedeninin ücret olduğu konusundaki haberlere dikkat çekerek ücretten önce diğer maddelerin daha önemli olduğuna işaret ettti. İşsizliğin bu denli yaygın olduğu, asgari ücretin 803 TL olduğu koşullarda ücretin ön plana çıkarılması kaygısını duyduklarını söyledi. İşyerinde biri 6 gün 8 saat, diğeri de 5 gün 10 saat olmak üzere vardiyalı çalışmaya geçilmesi, ağır ve tehlikeli işler sınıfında çalışan işçilerin kazanılmış hakları olan 10 güne kadar yatakta istirahat ödeneğinin kesilmesi, 15 yıllık bir işçinin ancak 1500 TL civarında ücret alması, işyeri girişindeki yoğun aramalar, iki işyeri ve bölümler arasında rotasyonlar, işyeri alanındaki futbol ve voleybol sahalarının yerine depo ve otopark yapılması, kafeteryanın kapatılması bunlar arasında.

“40 maddelik TİS’te formalite mahiyetindeki ilk 7 madde geçtikten sonra TİS tıkandı. Bunun nedeni sadece ücret değil, çalışma koşullarımız. 2004’ten bu yana vardiyalı çalışıyoruz. Bu sürede iki kez piyasadaki bozuk paralar değişti. Pasaportlar değişti. Altın basımı arttı. Ama bizim de sosyal hayatımız bitti. Sabah 06.00’da işe girip 01.30’da çıktık. Ben günde 3-5 ton yük kaldırıyorum. Ayrıca deneyimsiz olduğumuz bölümlere geçiriliyoruz. Nüfus cüzdanı, ehliyet, pasaport, bandrol vb basanlar bozuk para ve altın basımını bilmezler. Para ve altın basımını bilenler de kağıt evrak basımını.”

4 yıl önce işe giren bir başka grevci de kendisinin Cevizli’de çalışırken bölümü değiştirilerek hiç deneyiminin olmadığı Dikilitaş’a gönderildiğinden bahsediyor.

Ziya Öztürk’e bu ağırlıktaki çalışma koşulları ve düşük ücretlere nasıl gelindiğini, daha önceki TİS ve mücadeleleri soruyoruz. “Bu şartlara nasıl geldik? Önceki TİS’te işe giriş ücretini ancak 900 TL’ye çıkarabildik.” Şimdi talepleri ücretlerinin kamuda ortalama ücret olan 2000 TL’ye yükseltilmesi.

Greve katılmayan işçiler 20 kişi kadar. Bunlardan biri de eski sendikacı. Onların greve, sınıf kardeşlerine ihanet etmesiyle 3-3,5 ton altın çıkarılmış oldu fabrikadan. Son günlerde medyaya pompalanan Darphane’nin piyasaya altın sürdüğü haberleri bu grev kırıcıların çalıştırılmasına dayanıyor.

Sendikanın grevin dayanma gücünü artırmak için bir grev fonu olup olmadığı sorusuna “Basın-İş küçük bir sendika” yanıtı geliyor. “Biz bir Türk Metal gibi onbinlerce üyesi olan bir sendika değiliz”. Bunun üzerine Türk Metal’in yüzbinden fazla üyesi olduğunu fakat greve çıkmayıp TİS’i sattığını hatırlatıyoruz. Bu arada Basın-İş sendikası da grevin desteklenmesi kapsamında piyasada kullanılan bozuk para ihtiyacını artırmak amacıyla bozuk paraların biriktirilmesi çağrısı yaptı.

14 Temmuz Pazar akşamı Abbasağa Parkı’nda yapılan forumda Darphane işçilerini ziyaret çağrısı yapılmıştı. Bundan işçilere bahsedip kendilerinin de orada grevleri ve talepleri hakkında konuşabileceğini ve sınıf dayanışması çağrısı yapabileceklerini söyleyince Ziya Öztürk “Biz grevimizin başka taraflara çekilmesini istemiyoruz” yanıtını veriyor… Darphane grevi ile ilgili dağıtılan bir bildiride geçen, “işçi sınıfının sendikalardan bağımsız kendi grev komitelerini kurması” ifadesini de buna örnek olarak gösteriyor. “Grevin başka tarafa çekilmesi” söylemi olsun, sendikalara tabi olmak yerine kendi grev komite ve meclislerini kurma inisiyatifini gösterememe olsun, yalnız Darphane’de değil, bir süre önce TİS’in satıldığı metalde de işçi sınıfının mücadele yetisini ve kendi özdeneyimleri ile gelişimini kısıtlayan en büyük handikaplardan biri. İşçi sınıfının yeni katılan bölüklerindeki, sınıfsal oluşum ve gelişim kısıtları, eski ve geleneksel bölüklerdeki handikapları atlamadan, bunlarla birleşik okunmak zorunda. İşçiler bu söylemi grevin bütünlüğünü koruma ve sürdürme kaygısı ile, ister işsizlik ve düşük asgari ücretin basıncı ile, ister grevin “ideolojik” görünmesiyle muhatapları durumundaki hükümetin direncini artırmama kaygısı ile ne kadar açıklarlarsa açıklasınlar, Darphane grevi Faruk Çelik’in ağzından “ideolojik” ilan edilmekten “kurtulamadı”. Darphane işçilerinin en büyük silahı, bugün en sınırlı mücadelenin bile hele ki grev biçimiyle yürütüldüğünde sınıfa karşı sınıf zemininde, cepheden ve kendi öz ve özgür iradeleri, meclis ve komiteleri üzerinden geliştirilmesi olmak zorunda…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*