Anasayfa » GÜNDEM » Dağıtım İşçilerinin kolektif eylemlerinin yükselişi: Walmart, Amazon, Deliveroo, UberEats, Go-jek grev ve direnişlerinin gösterdikleri

Dağıtım İşçilerinin kolektif eylemlerinin yükselişi: Walmart, Amazon, Deliveroo, UberEats, Go-jek grev ve direnişlerinin gösterdikleri

Koronavirüs krizi koşullarında, dünya çapında sınıf mücadelesinin öne çıkan halkalarından biri, e-ticaret, dağıtım merkezleri (depo), süpermarket,  dağıtım (motor kurye/eve teslimat) sektörü.

Kriz koşullarında birçok sektör daralmaya giderken, bu sektörler büyüyor. Birçok sektör yığınsal olarak işçi atar veya ücretsiz izne çıkartırken, bu sektörler yeni işçi alıyor. Dünyanın en büyük tekelleri arasında yer alan Walmart ve Amazon, 100 binin üzerinde yeni işçi aldı. Walmart, Tesco, Kroger, Aldi, Carrefour gibi küresel süpermarket zincirleri, genellikle diğer sektörlerden atılan işçilerin bir kısmını daha düşük ücretler, daha güvencesiz ve geçici iş sözleşmeleriyle istihdam ediyor. (Dipnot: Krizden en büyük vurgunu vuranlardan biri de kiralık işçi şirketleri. Fransa merkezli Mistertemp gibi uluslar arası kiralık işçi ajansları, metal, inşaat gibi sektörlerdeki işsiz kalan işçileri, yarı-ücrete çalıştırılacakları süpermarket, lojistik/depo, eve teslimat şirketlerine pazarlayarak ve bu yarı-ücretlerin de bir kısmına el koyarak muazzam karlar elde ediyor.)

Birçok sektör kardan zarar ederken, bu sektörler karlarını görülmemiş biçimde büyütüyor. Daralan sektörlerden kaçan para-sermaye fonlarının da bu sektörlere akmasıyla, e-ticaret, süpermarket, dağıtım/kurye sektörünün büyük patronları servetlerini şişiriyor. Örneğin pandemiyle birlikte, Walmart’ın sahibi Walton ailesinin serveti 165 milyar dolar, Amazon’un sahibi Bezos ailesinin serveti 24 milyar dolar arttı.

Burjuvazinin sahtekarca “vazgeçilmez” ilan ettiği bu sektör işçileri de, en düşük ücretlerle, en güvencesiz ve ağır koşullarda çalışan işçi sınıfı kesimleri arasında yer alıyor. Ve pandemi koşullarında en yüksek virüs riskine maruz bırakılanlar. Birçok ülkedeki pandemi verileri, enfeksiyon vakaları ve ölümlerdeki en hızlı artışlardan birinin, süpermarket işçileri arasında yaşandığını gösteriyor.

Süpermarket işçileri yalnızca kitle teması ve çok çeşitli ürün teması nedeniyle değil, aynı zamanda ücretlerini düşük tutmak için en yoksul ve ezilen kesimlerden (göçmen işçiler, ezilen ırk ve cinsten işçiler, işçi-öğrenciler, vd) olmaları ve yaşam koşulları nedeniyle de virüs riskine en açık olanlar. Örneğin ABD’de siyahlar ve Latin Amerikalı göçmenler, Avrupa’da Afrikalılar ve Asyalılar süpermarket ve teslimat işçilerinin çoğunluğunu oluşturuyor. Sektörde, çalışma temposu ve sürelerinin artırılması da işçi katliamlarını artıran bir diğer etken. (Dipnot2: Türkiye’de bir hipermarket zincirinin sosyal medyada yayınladığı bir reklam videosunda “müşterilerin sağlığı için” işçileri işe bir saat erken başlatıp, dezenfektasyon işlerini de market işçilerinin yaptıklarını gösteriyordu. Gelen tepkiler üzerine reklam kaldırıldı. Ancak reklamın kaldırılmasının nedeni, dezenfektasyon işlerinin de market işçilerine yaptırılması ve bunun için ek ücret almadan fazladan çalıştırılmaları, veya müşterilerin sağlığı için işçilerin sağlıklarını feda etmeye zorlanmaları değildi. Reklam, müşterilere marketlerde büyüyen koronavirüs tehlikesini hatırlatıp tedirgin ettiği için kaldırıldı!)

Lojistik ve dağıtım sektöründe sınıf mücadelesi kızışıyor

Sektörde koronavirüs koşullarındaki bu hızlı büyüme ve yoğunlaşmayla birlikte, sınıf mücadelesi de keskinleşiyor. İlk örnek, tabii ki Amazon. Yalnızca son birkaç hafta içinde, Amazon’un ABD, İspanya, Fransa, İtalya, Polonya ve Çin’deki bir dizi depo ve mağasında fiili grev ve direnişler yaşandı. (Amazon’da devam eden ve giderek büyüyen mücadeleler uluslar arası Amazon işçileri platformundan, sosyal medyada günü gününe izlenebilir.) Bir diğer çarpıcı örnek, ABD’nin en büyük meyve-sebze alışveriş teslimatı şirketi İnstacart’ın ülke çapındaki 200 bin işçisinin işi durdurmasıydı. Yine ABD’nin en büyük süpermarket zincirleri Whole Foods, Trader Joe’s, Kroger, Target işçileri grev ve eylemler yaptılar. Süpermarket zinciri patronları, işçilerin artan tepki ve direnişlerine karşı, saat ücretlerine 2 dolar zam yaparak, işte tutmaya çalışıyorlar. Dünyanın en büyük fast food zincirlerinde de grev ve direnişler yayılıyor. (Bir dizi ülkede fast food şirketleri resturan bölümlerini kapatmak durumunda kalsalar da, evlere paket servis için işletilmeye devam ediyor.) ABD’nin bir dizi eyaletindeki McDonald’s ve Burger King işçileri sağlıklı çalışma koşulları ve ücret artışı için greve gitti, Arjantin’de ise ücretlerinin yarıya indirilmesine karşı direnişe geçti ve sendikal örgütlenme çalışması başlattı.

E-ticaret, depo, süpermarket, motor kurye/eve teslimat sektörü, koronavirüs krizinde en kritik sektörlerden biri haline geldiği gibi, sonrasında da hızlı büyümeyi sürdüreceği öngörülüyor. Kriz koşullarında çökme riskinin arttığı sektörlerden kaçan büyük para sermaye fonlarının bu sektöre daha fazla akmaya başlaması bir gösterge.

Lojistik ve dağıtım sektörünün yükselişi

E-ticaret, depo, süpermarket, motor kuryet/evlere dağıtım sektörünün yükselişi yeni değil. Perakende sektöründe de şişme ve görülmemiş sermaye merkezileşmesi ve yoğunlaşması 2001 krizinden itibaren hızlanan bir olgu. Kapitalizmin aşırı birikim ve bunun sonucu olan aşırı üretim krizinin doğurduğu bir olgu. Kapitalizm, üretimde aşırı birikim ve aşırı kapasite sorununu, sermaye çevrimini, herşeyin metalaştırılmasını ve  aşırı üretilmiş ürünlerdeki artı-değer realizasyonu sürecini hızlandırarak, ticari alanda da küçük mülkü tasfiye ederek, sermayenin dolaşım maliyetlerini minimize ederek hafifletmeye çalışıyor. Süpermarket zincirleri, aynı zamanda temel gündelik ürünlerin görece ucuz tedariğiyle, ücretlerin düşürülmesinin ve üretimdeki sömürünün artırılmasının da bir bileşeni haline geliyor. E-ticaret platformları, tüketici kredileri, bilgisayarlı alışveriş kontrol ve manipulasyon sistemleri de, tüketimi körüklüyor ve kar realizasyonunu hızlandırıyor.

Sonuç, tekelci mali oligarşik sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesine, sanayi, teknoloji, banka, toptan ticaret halkalarından sonra perakande halkasının da eklenmesidir. Uluslar arası devasa sanayi tekelleri, teknoloji-dijital veri tekelci platformları, uluslar arası tedarik zincirleri, bankalar ve para sermaye fonları, toptan ticaret tekelleriyle de bağlantılı ya da kaynaşmış, uluslar arası dev perakende ticaret tekellerinin ortaya çıkmasıdır: Bu çerçevede, Walmart ve Amazon birkaç on yıl içinde dünyanın en büyük 10 tekeli arasına girdiler. Walmart’ın yıllık cirosu 500 milyar dolar, Amazon’un 178 milyar dolar civarındadır. Walmart dünya çapında 2 milyon 300 bin işçi, Amazon 780 bin işçi çalıştırmaktadır. Dünyanın en büyük şirketi ünvanına sahip Walmart’ın 27 ülkede 11, 386 mağazı vardır. (ABD’de 4 binin üzerinde, Latin Amerika’da 4 binin üzerinde, Asya’da binin üzerinde, Avrupa’da 500 civarında, Afrika’da 400 civarında mağaza.) Bulunduğu her ülkede mağaza ve dağıtım merkezi ve depolarının yanısıra, Walmart’a tedarik üretimi yapan (görünüşte farklı şirketlerdeki) sanayi işçileri, lojistik işçileri, çağrı-merkezi işçileri, e-ticarete dayalı kargo ve kurye servisi şirketi işçileri, kiralık işçiler de buna eklenirse, bu sayı 3 milyon işçiyi epey aşar. Walmart doğrudan çalıştırdığı işçi başına yılda 315 bin dolar, Amazon ise 217 bin dolar civarında gelir elde etmektedir.

Walmart, Amazon gibi tekeller, yalnızca ve basitçe perakende ticaret sermayesi de değildir. Sanayi, teknoloji (büyük tekelci dağıtım zincirleri, ya Amazon gibi kendi dijital teknoloji platformlarına sahiptir, ya da Amazon, Apple, Microsoft benzeri teknoloji devlerinden biriyle birlikte çalışır), finans, ticaret sermayelerini kaynaştıran mali oligarşik sermayenin yeni bir biçimidir. Azami karlarını koruyabilmek ve büyük banka/para-sermaye fonlarından yatırım çekebilmek için, hem dünya çapındaki olağanüstü büyüme temposunu durmaksızın sürdürmek (durmaksızın yeni ülkelere girmek, bulunduğu ülkelerde mağaza sayısını artırmak), hem de mevcut depo ve mağazalarında çalışma yoğunluğu ve hızını durmaksızın artırmak, tedarikçi fiyatlarını da minimize etme stratejisini izler. Saldırgan yayılmacılık politikasıyla artan sayıda ülkenin en büyük e-ticaret platformlarını ve süpermarket zincirlerini ele geçirirler, şiddetlenen rekabetle, pazarı kontrol edebilmek için, bir dizi ülkede fiyat kırarak zararına satışları bile göze alırlar.

Ve kuşkusuz bu alanda da, bir yanda olağanüstü sermaye birikimi, diğer yanda kendi emeklerini bu mega tekellere sermaye olarak üreten işçilerin sefalet birikimi üzerinde yükseliyor. Bu alandaki işçiler, en düşük ücretli, en güvencesiz, gig işçileri kapsamındadır. Kadın, siyah, göçmen, öğrenci işçilerin en yoğun olduğu sektörlerden biridir. Walmart, Amazon gibi mega lojistik-dağıtım tekellerinin çalıştırdıkları işçilerin yarısından fazlası kiralık işçi şirketlerinden temin edilenlerdir. Böylece bir yanda aşırı çalıştırmayı, diğer yanda işsizlik/yedek işçi ordusu ile kendi bünyelerinde birleştirmektedirler. Perakende ticaretin doğasından gelen iş hacminin dalgalı ve zikzaklı seyrinde de, alışverişin pik yaptığı dönemleri azami kara çevirirken, alışveriş hacminin düştüğü dönemleri de böylece işçi sınıfına fatura edebilmektedirler. Örneğin yıllık perakende satışlarının önemli bölümünün gerçekleştiği Kara Cuma, sevgililer günü, Noel, yılbaşı, okulların açılma dönemi gibi kesitlerde, en düşük ücretli kiralık işçilerle istihdamı birkaç günlüğüne veya haftalığına 2 katına çıkartırken, yılın diğer dönemlerinde yarıya indirebilmektedirler.

Yanısıra, üretimdeki aşırı sermaye birikimi krizi nedeniyle daha sınırlı kalan yeni teknolojilerin uygulanmasının, bu alanda yoğunlaşması, azami emek verimliliği ve kontrolü sistemleri, emek üzerindeki sömürü ve baskıyı daha da şiddetlendirmektedir. En sonu, bu alanda sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesini de hızlandıran (başta Walmart ile Amazon arasında olmak üzere perakende tekelleri arasındaki) azgın rekabet de, azgın sendika düşmanlığı, düşük ücretler, sosyal hak gaspları, çalışma süreleri, yoğunluk ve hızının artması, büyüyen esneklik ve güvencesizlik olarak yansımaktadır.

Üretim ve dağıtım zincir ve ağlarının bütünleşmesi

Mega perakende tekelci zincirlerinin ortaya çıkması, önemli bir dönüşüme daha işaret etmektedir: Lojistik ve bilişim-iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle de birlikte, artık dağıtım zincirleri de, tıpkı üretim tedarik zincirleri gibi sınai tarzda ve “tam zamanında” (JİT) ve “yalın üretim” yöntemiyle organize edilebilmektedir. Belli bir ürünün, belli üretim zincir ve ağları üzerinde hammaddeden nihai ürüne dönüşmesi gibi, belli bir nihai ürünün belli lojistik, dağıtım merkezi, süpermarket zincir ve ağları üzerinden “nihai tüketici”ye ulaştırılması da, aynı sınai verimlilik, hız, karlılık mantığına tabi hale gelmektedir. Kaldı ki, perakende/dağıtım sektöründeki tekelci işletmelerin, yalnızca üretilmiş olan ürünlerden ticari kar payı almakla kalmadığını, ürünlerin yer değiştirmesi bağlamında artı-değer üretildiği de unutulmamalıdır. Dahası büyük süpermarket zincirleri, farklı şirketlerin sattıkları ürünlerinden kar payının yanısıra, ucuza üretim yaptırdıkları taşeron tedarik üretiminden de büyük karlar elde etmektedirler. En sonu, Walmart, Amazon gibi mega dağıtım tekellerinin dağıtım maliyetlerini düşürerek ve hızını artırarak, taşeron tedarik sistemiyle, yanısıra Türkiye’deki Şok, BİM, A-101 gibi “ucuzcu” süpermarket zincirleri, işçi sınıfının ortalama geçim masraflarını göreli düşürerek, dolayısıyla ücretlerini düşürerek, genel olarak sermayenin emek üzerindeki artı-değer sömürüsünü artırır, kar oranlarının düşüş eğilimini bir noktaya kadar frenleyen ya da yavaşlatan bir etkide bulunur.

En sonu, sınaileşen dağıtım ağ ve zincirlerine, dev e-ticaret platformları ve e-alışveriş kurye servisi tekelleri eklenmektedir. Bu vesileyle dağıtım zincirlerinin yeni ve son halkası olarak; dağıtım merkezi, süpermarket, yemek şirketi/restonlardan e-siparişleri evlere, ofislere ulaştıran kargo/kurye servisi şirketleri de devleşmeye başlamıştır: Tamamen sınaileşmiş dağıtım zincirlerinin bu son halkasını da (e-alışverişleri ev ve ofislere teslimat) ulusal posta işletmelerinin kargo/kurye servisleri, UPS, DHL gibi kargo/kurye servisi tekelleri, yanısıra bu alanda uluslar arası tekeller haline gelen ABD’de de İntasart, Avrupa’da Deliveroo, Uber Kurier, UberEats, Güney Asya’da Go-Jek gibi dev kurye şirketleri doldurmaktadır. Walmart, Amazon gibi mega dağıtım tekellerinin toplam satış hacminde e-alışveriş halen küçük bir yer tutmakla birlikte (yüzde 3-5 civarı), kurye dağıtım sistemleri de hızla genişleme eğilimindedir. İntasart, Deliveroo gibi kurye devlerinin her biri yüzbinlerce “uberleştirilmiş” işçi çalıştırmaktadır. Bu işçiler, “kendi hesabına” çalışır görünümünde, gerçekte parça-başı (ya da kilometre başı) aşırı düşük ücretler ve durmaksızın artırılan performans sistemleriyle çalıştırılır, motor kuryeler benzin, telefon, kask vd masraflarını da kendileri karşılamak zorunda bırakılır. Listeye, bir de başta gıda olmak üzere hafif tüketim ürünleri tekellerinin ürünlerini mağaza ve marketlere dağıtan ve raf düzenlemelerini yapan (Türkiye’de “merge” denilen) işçiler eklenebilir. Kuryeler ve merge’ler de en düşük ücretli, en güvencesiz, en uzun süreler ve en ağır fizik, psikolojik, mental tükenme koşullarında çalışan işçilerdir.

ABD ve Avrupa’da son 20 yılda süpermarket işçilerinin sayısı 3 kata yakın, toplam işçiler içindeki oranı ise 2 kata yakın arttı. Buna son dönemde aynı hızla büyüme sürecine giren e-ticaret ve kurye servisi işçilerini de katarsak, üretim sürecindeki işçilerin sayı ve oranının durgun bir seyir izlerken, dağıtım sürecindeki işçilerin hem sayı hem oran olarak hızla genişlediğini görebiliriz. Bu yalnızca emperyalist kapitalizmin merkez ülkelerinde değil, orta gelişmiş bağımlı kapitalist ülkelerde de, aşırı birikim ve aşırı üretim krizlerinin koşulladığı bir olgu.

Koronavirüs krizi, dağıtım alanındaki işçilerin yalnız kapitalist ekonomideki değil toplumsal yeniden üretim/yaşam alanındaki kritik rollerini daha bir belirginleştirdi. Dağıtım alanındaki işçilerin sayı ve oran olarak işçi sınıfının en hızlı büyüyen kesimlerinden biri olmasına ve kritik yaşamsal işlevleri yerine getiriyor olmalarına karşı, en görünmezleştirilmiş, en değersizleştirilmiş, en güvencesiz, en düşük ücretli kesimlerini oluşturması çelişkisine dair pek çok şey yazılıp çizildi.

Bunu koronavirüs kriziyle farkedenlere, “geç olsun güç olmasın” ve “günaydın” diyebiliriz. Çünkü koronavirüs krizi yoktan yeni olgular yaratmıyor, sadece kapitalist sistemin içinde varolan çelişkin eğilimleri şiddetlendiriyor, çıplak gözle de görünebilir hale getiriyor. Oysa dünya çapında sınıf mücadelelerinde gelişme eğilimlerini yakından takip edenler açısından, özellikle son yıllarda, dağıtım alanındaki sınıf mücadelelerinin de nasıl keskinleşmeye ve dünya çapında yaygınlaşmaya başladığını görmek mümkündü. Bunun önemli bir nedeni, dağıtım ve perakende alanlarında da tempolu sermaye büyümesinin 2015 yılından itibaren yavaşlamaya, kar oranlarının da düşmeye başlamasıydı. Sermayenin buna tepkisi dağıtım alanındaki ücretleri daha da düşürme, çalışma tempo ve sürelerini artırma, hak gasplarını ve esnek ve güvencesiz istihdam biçimlerini artırma oldu. Dağıtım alanındaki tekelci sermayenin bu alanda da birkaç yıl öncesinden hissedilmeye başlayan krize bir diğer reaksiyonu, emek verimliliğini azamileştirecek dijital teknolojilerin uygulanmasının hızlandırılması oldu. Bir diğer dinamik, dünya çapında uluslar arası tekelci kapitalist dağıtım zincirleri arasındaki rekabetin şiddetlenmesi, ve dolayısıyla artan sayıda uluslar arası ve yerel dağıtım zincirinin el değiştirmesi, birleşme ve satına almalarla, bu alandaki tekelci oligarşik sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesinin daha bir hızlanması oldu.

Sonuç perakende ve dağıtım alında da sınıf mücadelelerinin keskinleşmesi, ve bu alanda da benzeri kapitalizm tarihinde pek görülmemiş kolektif sınıf eylemlerinin yaşanmaya başlamasıydı. Bu alanda kolektif işçi eylemlerinin sanayiyi aratmaz hale gelmesi, birincisi bu alanda da bir yanda dev çaplı sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesi, diğer yanda işçi yoğunlaşması ve merkezileşmesine; ikincisi bu alanda “algoritmik idare” ve “dijital emek kontrol ve verimlilik” sistemlerinin sanayiyi aratmaz hale gelmesine ilişkindir.

Dağıtım alanını yalnızca ve basitçe “hizmet” veya “ticaret” olarak kategorize edenler, bu alanın sanayinin organik uzantısına dönüşmekle kalmadığını, dijital teknolojiler ve dijital taylorizm ile baştan aşağıya sanayileştiğini, ve bu alanda da (ticari kar payının ötesinde) artı-değer üretildiğini (paketleme ve taşıma) görmüyorlar. “Sanayi proletaryası eski gücünü yitirdi”, “işçi sınıfı kolektif mücadele yeteneğini yitirdi” diyenler, tersine, dağıtım (ve yeniden üretim) alanlarının da nasıl sanayileştiğini ve sınıfın kolektif mücadele yeteneğinin bu alanlar da kendini nasıl artan ölçüde göstermeye başladığını görmüyorlar.

Dağıtım alanında kolektif sınıf eylemleri korona öncesinde yükselmeye başladı

Koronavirüs krizi öncesindeki birkaç yıldan, dağıtım ve perakende alanında da kolektif sınıf eyleminin nasıl gelişmeye başladığına dair dünya çapında örnekler, söylediklerimizi kanıtlamaya yetecektir:

ABD’de de Stop&Shop süpermarket zincirinin 240 mağazasında 31 bin süpermarket işçisinin 1 haftalık grevi. Nisan 2019. Bu grev, ABD’de son 20 yılın en büyük market grevi, aynı zamanda son yılların en büyük özel sektör grevlerinden biriydi.

Şili’de Walmart’ın Şili mağazalarında 17 bin süpermarket işçisinin 5 hafta süren grevi. Yaz 2019. Grev, Walmart tarihinin bir ülkede yaşanan en büyük grev, aynı zamanda Şili tarihinin en büyük özel sektör greviydi. Grevde Walmart’ın Şili’deki 400 süpermarketinden 124’ü tamamen, 276’sı ise kısmen durduruldu. Greve Walmart Şili’nin 3 büyük dağıtım merkezi ve sınai tedarik işçileri de kısmi grevler ve iş yavaşlatmalar ile destek verdiler. Walmart Şili grevi, kısmi kazanımların yanısıra, Şili’deki Ekim 2019 isyanının da öncüllerinden oldu.

Güneydoğu Asya’da Gojek ve Grab grev ve direnişleri (2016’dan itibaren). Grab, 8 ülkede 160 şehirde, toplam 2 milyon motor kurye işçisiyle, Gojek ise Endonezya’da 300 bin motor kurye işçisiyle en büyük e-ticaret dağıtım tekelleridir. Her ikisi de, Çin merkezli dünyanın en büyük e-ticaret tekellerinden Tencent’e bağlı olarak çalışır. Gojek (Avrupa’daki muadili UberEATS gibi) her gün 120 bin restorantın yemeklerini ev ve işyerlerine motor kurye işçileriyle dağıtır. Endonezya’da Grab ve Gojek motor kurye işçilerinin eylemleri, 2016 yazında bir avuç motor kuryenin akıllı telefonlarını kapatma eylemleriyle başladı. Ekim-Kasım 2017’de birkaç yüz motor kurye grev ve şirket binalarının önünde gösteri yaptı. 27 Mart 2018’de başkent Jakarta’da 10 bin motor kurye, 23 Nisan 2018’de 30 bin motor kurye grev ve gösteri yaptı. 27 Temmuz 2018’de Asya Oyunlarının açılışı sırasında grev ve gösteri yapan motor kuryelerin sayısı 50 bin işçiye yaklaşıyordu. Başta Endonezya olmak üzere Güneydoğu Asya ülkelerinde toplam sayıları birkaç milyon kişiyi bulan motor kurye işçileri, 2018 yılından itibaren her ayın belli bir gününde eylem yapmayı gelenekselleştirdiler. Örneğin Endonezya’nın başkenti Jakarta’da her ayın eylem gününde binlerce motor kurye konvoy oluşturup kent çapında grev gösterisi yapıyor, ardından şirket merkezi önünde toplanıp eylemlerini sürdüyorlar.

Britanya ve Avrupa’da Deliveroo ve UberEATS grevleri. (2016’dan itibaren). Avrupa’nın en büyük kurye gıda/yemek servis tekelleri olan Deliveroo’da grevleri, Britanya’nın Manchester ve Londra kentlerindeki Afganistanlı, Pakistanlı ve Afrikalı göçmen kurye işçileri tarafından başlatıldı. Avrupa çapında (İspanya, İtalya, Fransa, Almanya, Belçika, vd) Deliveroo ve UberEATS kurye servis işçilerine doğru yayılmaya başladı. 2018’de Britanya’da 10 kentte binden fazla fast food zinciri dağıtım kuryesi fiili greve gitti. O günden bugüne Avrupa’nın bir çok büyük kentinde, Whatsapp gibi platformlardan örgütlenen sayısız kurye servis işçisi grevi gerçekleşti. IWW gibi taban sendikalarının, çeşitli ülkelerdeki gıda ve lojistik işçileri sendikaları veya yerel şubelerinin, yanısıra göçmen örgütlerinin birlikte hareket etmeye çalıştıkları uluslar arası kurye networkleri oluşturuluyor, kıta çapında birleşik bir kurye işçileri örgütlenme ve hareketinin adımları atılmaya çalışılıyor.

Küresel Amazon grevlerine doğru… Amazon Almanya dağıtım merkezi ve mağaza işçileri örgütlü bir direniş göstermeye başlayınca, Amazon merkez Avrupa ülkelerinde artan grev olasılığına karşı Polonya’da yeni dağıtım merkezleri kurup burada Ukraynalı güvencesiz mevsimlik işçileri çalıştırmaya başladı. Bunun üzerine Almanya ve Polonya’dan öncü Amazon işçileri iletişime geçip bir araya geldiler. Buna İtalya, Fransa, İspanya, Slovakya ve en son ABD’den Amozon işçilerinin katılımıyla uluslar arası Amazon işçileri platformu ortaya çıktı. Sendikasız ABD Amazon işçilerinin yanısıra, 2016’da 3 büyük Amazon dağıtım merkezinde grev yapan Çinli Amazon işçilerinin de bu platforma katılması çalışmaları sürüyor. Amazon “Uluslar arası Sosyal Grev” Platformu, Amazon’un bulunduğu ülkelerin her birinde çok sayıda yerel ve ulusal dağıtım merkezi ve mağaza grevi, oturma grevi, iş yavaşlatma, gösteri gibi eylemlerin 2015’ten itibaren artması üzerinde yükseliyor. Uluslar arası Amazon işçileri platformunun, ilk önemli uluslar arası birleşik eylemi, Almanya, İspanya ve İtalya Amazon işçilerinin 2018 “kara cuma”sında (batı ülkelerinde indirimli alışveriş çılgınlığı günü, ki satışların önemlice bir bölümü bu gün gerçekleşiyor) yaptıkları bileşik enternasyonal grev oldu. Amazon işçilerinin gelenekselleştirdiği “kara cuma” grevlerine, 2019’da Fransa ve ABD’den Amazon işçileri de katıldı. (Fransa işçi sınıfı, 2019’da sonunda, buna, satışların pik yaptığı – yıllık satışların neredeyse 3’te birinin gerçekleştiği- Noel dönemi/Aralık ayında genel grevi ekledi.) Amazon işçilerinin dünya çapında yükselen örgütlenme ve grev mücadeleleri, satışların pik yaptığı kesitlerdeki grev ve blokaj taktiklerinden etkilenen dev şirket, ücretlere her yıl (sendikanın olmadığı ülkeler dahil) zam yapmak, özellikle pik satış kesitlerinde artan grev tehdidi nedeniyle ikramiye vermek zorunda kalıyor. Bunlar henüz küçük kazanımlar, ve Amazon, işçilerin sağlık sigortalarıyla oynayarak, çalışma saatlerini esnekleştirerek, otomasyon ve dijital verimliliği artırarak, işçilerin mücadelelerle ücret artış kazanımlarını sınırlamaya çalışıyor.

Tüm bunlara sayısız başka ülkede son yıllarda yükselen lojistik, perakende ve dağıtım işçileri grev ve direnişleri eklenebilir. Örneğin Türkiye’de bazı süpermarket zincirlerinin el değiştirmesiyle tazminatsız işten atılan Metro market işçilerinin, süpermarket işgal ve blokajlarını da içeren militan kolektif mücadeleleri yine bu dönemin ürünüdür.

Kesintisiz akış zincirleri ve bazı sonuçlar

Özetle, lojistik ve dağıtım alanı, koronavirüs krizinin zaten epey öncesinde sınıf mücadelesinin kritik halkalarından biri haline gelmişti. Kapitalist güçler, 1970’lerdeki kriz döneminden itibaren, yeni lojistik/taşımacılık ve iletişim teknolojilerini, sanayi işçilerinin gücünü kırmak için, kullanmaya çalıştılar. Örneğin büyük sanayi fabrikaları, büyük kentlerin dışına, ücretlerin ve sınıf bilinç ve örgütlülüğün daha düşük olduğu bölgelere kaydırdılar. Lojistik ve tedarik/dağıtım sistemleri, kronikleşen aşırı birikim ve aşırı üretim koşullarında, maliyetleri düşürmek ve rekabet gücünü artırmak için en kilit sermaye halkalarından biri haline geldi. Ulusal ve Uluslar arası meta zincirlerinin lojistik/dağıtım halkalarında da giderek “tam zamanında” ve “yalın üretim” sistemleri uygulanmaya başlandı. 1990’lı yıllardan itibaren, 2000’li yıllarda da hızlanan biçimde, lojistik ve bilişim-iletişim araçlarında yeni gelişmelerle, üretim ve dağıtım daha fazla bütünleşmeye başladı. Bugün örneğin dünyanın bir ucunda mevsimlik tarım işçilerinin dalından topladığı bir kilo meyvenin, en kısa zamanda sayısız lojistik halkası ve işleminden geçerek dünyanın diğer ucundaki bir dağıtım merkezine gelmesi, oradan süpermarket zincirlerine sevk edilmesi, ve belki de internetten sipariş edilerek, kurye servisiyle sofrada yer alması, tıpkı sınai tedarik zincirindeki gibi , ve sayısız lojistik ve dağıtım işçisinin emeğiyle gerçekleşmektedir. Tıpkı sanayide olduğu gibi bu lojistik ve dağıtım süreçlerini başından sonuna kontrol eden dijital platformlar, üretim ve dağıtım süreçlerini de birbiriyle daha fazla kaynaştırmakta, ve dağıtım alanında ki işçilerin emeğini de (uygulanan dijital taylorizm sistemleriyle) daha fazla sanayi emeğine dönüştürmektedir.

Diğer taraftan, tıpkı üretim zincirlerinde olduğu gibi, dağıtım zincirinde de malların adeta kesintisiz akmasını sağlamaya dönük bu sistemler, sermayenin bu alanda da zayıf karnını ortaya çıkarmaktadır. Lojistik ve dağıtım alanındaki işçileri de, meta ve artı-değer zincirlerinin her hangi bir halkasında malların kesintisiz akışını aksatabilecek, stratejik bir güç potansiyeline taşımaktadır. Tıpkı üretim zincirlerinde olduğu gibi, lojistik/dağıtım zincirlerinde kesintisiz akışın her hangi bir halkasındaki işçilerin, (örneğin konteynır gemileri, limanlar, hızlı demiryolları, tır ve kamyonlar, dağıtım merkezi/depolar, süpermarket zincirleri, ve hatta kurye işçileri) büyük çaplı bir grevi, zincirin bütününü durdurabilir hale gelmektedir. Dahası üretim ve dağıtım zincirlerinin daha fazla bütünleşmesi nedeniyle, dağıtım zincir ve ağlarının önemli bir halkasında ciddi bir kesinti, çok geçmeden üretimi de ciddi biçimde etkiler. Dağıtım işçilerinin de üretim işçilerine yakın bir stratejik konuma gelmeye başlaması, yalnızca çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirme potansiyelini değil, aynı zamanda, bir bütün olan işçi sınıfı hareketini yeni bir düzleme taşıma potansiyeli taşımaktadır. Dolayısıyla, işçi sınıfını toplumsal-sektörel işbölümüyle parçalanmasının (sanayi, tarım, ticaret, hizmet, vd) aşılmasının, işçi sınıfının sermaye çevriminin bütünü çerçevesinde gücünü mücadele içinde birleştirmesinin yeni ve daha yüksek potansiyellerine işaret etmektedir. Lojistik/Dağıtım işçilerinin statejik öneminin artması, aynı zamanda bu alanda ezilen cins ve ezilen ırktan işçiler, göçmen işçiler ve öğrenci-işçilerin yoğunluğu nedeniyle, işçi sınıfının ırk, ulus, cinsiyet ayrım ve ayrıcalıklarını aşma potansiyelini de ortaya çıkarmaktadır. 

Yukarıda son yıllarda büyüyen örneklerini verdiğimiz, bazıları uluslar arası grevlere doğru bir eğilim de göstermeye başlayan, lojistik/dağıtım alanında kolektif işçi grev ve direnişlerinin, sanayi işçilerinin kolektif eylem yeteneğine yakınlaşması, bunun ipuçlarını da göstermektedir.

Kuşkusuz dağıtım alanında esneklik, güvencesizlik, taşeronluk, kiralık işçilik, uberleştirme, sözde “kendi hesabına” çalışma, yanısıra kadın, göçmen, öğrenci işçilerin yoğunluğu, bu alanda örgütlenmeyi ve kolektif eylemi bir dönem için zorlaştırdı. Ancak bu alanda kolektif örgütlenme ve mücadeleyi asıl geciktiren, geleneksel sol ve sendikaların, bu alanı eskisi gibi “tali” görmeye devam etmesi, bu alanın da sınıf mücadelesinde tayin edici stratejik bir halka haline geldiğini bir türlü “idrak” edememesiydi. Dağıtım işçilerinin bu stratejik konumunu, ancak koronavirüs krizi sırasında sermaye tarafından “vazgeçilmez” ilan edilmeleriyle farkına varan solun geniş bir kesiminin “idrak” sorunu bunun bir örneğidir. Ancak bu kez de, “sanayi işçileri eski merkezi konumunu yitirdi” türünden bilgiç taslamalar, aynı stratejik idrak sorununun başka bir açıdan da devamını gösteriyor. Üretim ve dağıtım zincir ve ağlarının nasıl kaynaştığı, dağıtım (ve keza hizmet, vd) alanının da nasıl baştan aşağıya sanayileştiği halen görülemiyor.

Bu kez tersine savrulanların sandığının aksine, üretim/sanayi işçileri merkezi önemini filan kaybetmiyor. (Koronavirüs krizi sürecinde bile, dünya çapında büyük sanayi işçilerinin, kolektif işçi eylemlerinin başını çektiği görülebilir.) Aksine, üretimin ve emeğin dev çaplı toplumsal-bütünleşme niteliği, dağıtım, hizmet vd realizasyon ve yeniden üretim alanlarını ve emeğini, içine çekerek dev çaplı toplumsallaştırıyor ve birbiriyle bütünleştiriyor.

Koronavirüs krizinde, yalnızca lojistik, dağıtım, hizmet veya yeniden üretim işçilerinin önemini yeni yeni farkedenlerin ötesinde, biz çok daha stratejik bir şeyi görüyoruz: Yeni ve çok daha gelişkin bir komünist toplum örgütlenmesinin koşullarının her zamankinden daha fazla olgunlaşmış olmasını!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*