Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » “Celladıma gülümserken çizilen resmim arkasındaki satırlar”

“Celladıma gülümserken çizilen resmim arkasındaki satırlar”

1 Mayıs’ta tatil hakkının dershane öğretmenlerince kullanılması ile ilgili
yaptığımız çalışma sonrasında çok sayıda mail aldık.
Ancak size yolladığımız ve sitemizde yayınladığımız bu mektup, dershane
öğretmenlerinin yaşadığı gerçekliği ifade etmesi açısından çok çarpıcı.

Benzer modern kölelik koşullarını yaşamakta olan onbinlerce dershane
öğretmeninin sizin aracılığınızla da bu seslenişi duyabilmesi için sizinle
paylaşıyoruz.

Eğitim Emekçileri Derneği

CELLADIMA GÜLÜMSERKEN ÇİZİLEN RESMİM ARKASINDAKİ SATIRLAR

Tecrit Halinden Diriliş’e…

Satırlarımın teşekkülünde, 1 Mayıs sürecinde yoluma ışık tutan Eğitim Emekçileri Derneği‘nin kıymetli yöneticileri ve temsilcilerine sonsuz teşekkürler…

Efendim, bir dershane öğretmeniyseniz, şimdi anlatacaklarım sizlere de tanıdık gelecektir ve inşallah hepimiz için girizgahtan öteye geçecek bir temayülün, yetkili merciler nezdinde dikkate değer bir hukuk mücadelesi halini alacaktır.

1 Mayıs’ta 08.00-21.20 mesaisinin konduğunu bir buçuk aylık periyotlar halinde elimize geçen programlarımızdan biliyordum. Boyunduruk altında yıllardır emek verdiğimiz kurumumuz hangi resmi tatili bizlere bağışlamıştı ki bu yıl hakkımızı teslim etsin diye hayıflanırken 25 Nisan Pazartesi Eğitim Emekçileri Derneği’nin “[email protected]” adresine mail gönderdim. Bulunduğumuz şehrin 3 şubesinin telefon ve faks numaralarını bildirdim. 26 Nisan’da uyarı faksı üç şubeye gönderildi ve ivedilikle toplanan patronlarımız tatil kararı aldı.

Tabii olarak patronlarımız tatil kararlarını “kul hakkı”nı teslim etme şeklinde yorumladılar. Fakstan yahut derneğinizden hiçbir şekilde bahsetmediler. Bu durumu güvendiğim 3-5 arkadaşımla paylaşabildim. Malumunuz diğer meslektaşlarımız, böyle bir başvurunun haberdarı olsalardı patron yanlısı bir tutum içerisine girecekler ve şahsıma muhalif bir çehre takınacaklardı. Zira dershaneciliğin bu vahim duruma –modern köleliğe– gelmesinde sadece patronlarımızın değil meslektaşlarımızın da büyük bir rolü vardır.

Bakınız, 7 yıldır adı geçen kuruma hizmet vermekteyim. Hiçbir resmi tatil dinlenemedik. Yılbaşlarında ve diğer resmi tatillerde “veli toplantısı” kondu. Bir domuz gribi paniği yaşandı, 4 gün tatil kararı alındı. Valilik ve Milli Eğitim İl Başkanlığınca: Peki sonrasında ne oldu? 6 hafta “Pazartesi” tatilimize ders kondu. Bir buçuk ay aralıksız çalıştırıldık. Bu yıl da “Pazartesi”lerimize sınav gözetmenliği buyruldu. Ben ve 6 arkadaşım imza vermedik diye tecrit edildik. İdareye birer birer çağrılmak suretiyle uyarılar aldık ve sindirildik. Velhasılı Genel Müdürlüğe uyarılarda bulunmanızın ciddi neticeler vermeyeceği görüşündeyim.

Arkadaşlarımızla safımızı ne yazık ki tayin edemiyoruz. Safını idareden yana belirleyen meslektaşlarımız çok değil bir, en fazla iki yıl sonra idareci olarak karşımıza çıkıyor. Ve emir telakki ettiği patron buyruklarına biyad ederek rüştünü ispatlama adına, büyüklerinden öğrendiklerinin üzerine özgünlüğünü katıp otorite oluyor. Öğretmeni ne kadar çok çalıştırırsam o kadar iyi bir idareci olurum, bu kesmin başlıca felsefesidir!.. İkinci adımda başarılı, itaatkar öğretmeni takdir etmemek ve bir yolunu bulup eksikliğini yakalamak yatıyor.

2005’ten bugüne vergi iadelerimize el koyan patronumuz paralarımızı her yıl “zam” olarak 100-150TL gibi meblalarla aydan aya veriyor. 200-250 TL zam alanlar da oluyor pek tabii. Peki izahat ne?: Ek ders sayın bizi tatmin etti. Komutlarımıza harfiyen uydun. Tebrikler… Bir de öğrencilere verilen öğretmen değerlendirme anketlerinde %70’i yakalamışsanız ne ala! Şu “tatmin” sözcüğü sizlere de aşina gelmiyor mu artık?

Patronumuzun yönetimi alışının ilk yılında hepimiz haftada 50-55 saat derse giriyor, Salı ve Perşembe akşamları lise son sınıf öğrencilerine 17.10’dan 19.30’a kadar üç saat ders veriyor, Çarşamba, Cuma, Cumartesi ve Pazar akşamları 18.00’den 22.30’a kadar soru çözümü nöbetleri tutuyorduk. Bu durumu 3 yıl yaşadık. Tabii patronumuz ikinci şubesini de açmış ve o yıl maaş görüşmelerinde yeni şubenin masraflarını bahane göstererek elimize 50-100 tutuşturmuştu. Vergi iadelerimizi sadece ilk yıl alabilmiştik. Derken, nöbetler dershane adına 2 güne öğretmen adına haftada bir güne düşürüldü. Sınıflara Türkçe, Matematik, Fizik vs. tüm derslerin adı yazılıyor ve öğretmen sınıfında bir sırayı çevirip oturuyor, geç saatlere kadar bitip tükenmeyen soruları çözüyor, idareciler de koridorda teftişe çıkıyor. Usul bu.

Akşam dersleri, akşam etütleri, akşam ek dersleri, sabah ve öğlen grupları, kütüphane soru çözüm saatleri….

Hani bir bomba patlamıştı ismi beyan edilmeyen dershane önünde. Hatırlar mısınz? Şu haber arşivlerine bir göz atın bakalım. Nasıl örtbas edilmiş, görün. Ölümlere rağmen nasıl da hiçbir şey yaşanmamış gibi derslere “fedakarlık”la devam edildiğini, öğretmenin bir robottan farksız o sınıflara, bazı boş sıralara ders anlatmakta mecbur kılındığını okudunuz mu hiç?

Toplantılarımız…
“Hala derece çıkaramadık. Neden 07.57’de geliyorsun? Ek ders yapmıyorsun? Velileri telefonla aramıyorsun? Kayıt getirmiyorsun? Kendi maaşını çıkarmıyorsun? Kimsenin hakkı bize geçmez merak etmeyin arkadaşlar! Test dağıtmayın! Zamanı ders anlatarak değerlendirin.Yaz tatilinde de boş durulmayacak: Merkeze gönderilecek sorular Kasım’da elimizde olacak.Yüzlerce soru…Sizi parayla mı terbiye edelim? Getirinceye kadar maaşınız verilmeyecek.”

Toplantı saatlerimiz: Genellikle Pazartesi 15.00-19.00 yahut hafta içi herhangi bir gün 17.00-20.00. 3 bilemediniz 4 saat. MGK toplantıları bu kadar sürüyor mu?

Yıl 2011…

Üç şube, bir kolejle yolumuza devam ediyoruz. Bel fıtığı, menisküs, ileri derecede faranjit, boyun fıtığı,varis, anksyete bozukluğu gibi çeşitli psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklarla malulen emekli olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyoruz. Özür dilerim, böyle bir hakkımız da yoktu bizim! Şu her yıl imzaladığımız istifa dilekçelerini nasıl unuturum?

Her sene Ocak yahut Şubat’ta çalışmak isteyip istemediğimize dair bir dilekçe imzalatılıyor. 1 Mayıs teslim için son gün. Çalışmak istediğinize dair imza vermişseniz “Bir de biz düşünelim” deniyor. İstemediğinizi bildirdiyseniz “Sen gidersin o gelir” cevabını alıyorsunuz. “Vefa” mı? Lugatımızda böyle bir sözcük yok! Ayrılma kararınız netleşince 12 ay üzerinden yaptığınız anlaşma 10 aya düşürülüyor ve 2 aylık maaşınız kodamanların ceplerinde kalıyor. Dönem ortasında KPSS ya da açıktan atamayla MEB bünyesine dahil olanlara senetleri teslim edilmiyor. Çalışmaya devam kararı aldıysanız KPSS, ALES, ÜDS gibi sınavlara giriş hakkından men ediliyorsunuz. Evet, bu karar sözleşmelerimize 2010’da eklendi. Bu yıl KPSS’ye giren arkadaşlara sınavdan sonra dershaneye gelmeyin, dendi. Çoğu vazgeçti sınava girmekten. Sınava girenlerle çalışmama kararı alındı.

Devletimizin kadirşinas görevlileri… Pek muteber müfettişlerimiz, teftiş esnasında idarede oturup çaylarını kahvelerini yudumlarken resmiyette görünen ders defterleriyle illegal defterler arasındaki sınıf ve öğrenci sayısı arasındaki farka ne zaman vakıf olacaksınız? Maliye müfettişlerimiz, şu hesapları dikkatle kontrol etmeye ne dersiniz? Sizi görevinizi hakkaniyetle yapmaya davet ediyorum.

Bir adın kalmalı geriye
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
Aynaların ardında sır
Yalnızlığın peşinde kuvvet
Evet nihayet…

Yalnız hissetmiyorum artık kendimi. 1 Mayıs’ta verdiğiniz destekle kazandığımız bu ilk zaferimiz beni öylesine umutlandırdı ki…Evet nihayet, haklı isyanımız filizlendi.

GÜVENCESİZ, ESNEK, KURALSIZ İSTİHDAMA HAYIR
! deme vaktidir.

Saygılarımla….

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*