Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Caretta olmak varmış! (6)
Fakat, hepsi bir yana; Mersin Çevre Koruma Vakfı'nın Yönetim Kurulu'nda yer alan; İl Müftüsü'nün, işlevinin ne olduğunu; okurlarımıza sormak istiyoruz...

Caretta olmak varmış! (6)

Mersin Çevre Koruma Vakfı’nı, içiçe geçen 2 kurul yönetiyor. Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu.

Mütevelli Heyeti’ni oluşturan kişilerin, sınıfsal, siyasal, toplumsal örgütlülükleri ve “ünvanları”, şöyle: Mersin Valisi (Vakıf Başkanı), İl Çevre ve Orman Müdürü (Vakıf İkinci Başkanı); üyeler, Mersin Üniversitesi Rektörü, Orman Bölge Müdürü, Bayındırlık ve İskan Müdürü, İl Sağlık Müdürü, İl Kültür ve Turizm Müdürü, Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı, Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı, Mersin İnşaat Mühendisleri Odası Şube Başkanı, Mersin Deniz Ticaret Odası Meclis Başkanı, Mersin Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı, Mersin Gazeteciler Derneği Başkanı, Mersin Mimarlar Odası Başkanı.

Yönetim Kurulu: Mersin Valisi (Vakıf Başkanı), İl Çevre ve Orman Müdürü (Vakıf İkinci Başkanı); üyeler, Orman Bölge Müdürü, İl Müftüsü, İl Milli Eğitim Müdürü, Bayındırlık ve İskan Müdürü, Ziraat Odası Başkanı, İl Sağlık Müdürü, Kültür ve Turizm Müdürü, İl Tarım Müdürü.

Dizimizi başından beri izleyenler; Mersin Çevre Koruma Vakfı’nı yöneten bu iki kurulu oluşturanların örgütlü oldukları kurumlara ve “ünvanlarına” bakarak; Vakfın, hangi sınıfın, hangi sınıf için, hangi sınıfa karşı, vakfı olduğunu, zorlanmadan çıkarabilirler.

Burada ne işleri var?
Ancak biz; okurlarımızı kaba genellemeler yapmaktan kurtarmak için; bu kurullarda yer alan kurumlardan bir kaçına, daha yakından bakmak istiyoruz.

Örneğin, TMMOB’nin bileşenlerinden, inşaat mühendisleri ve mimarların odalarının, burada ne işleri var, diye sorulabilir. Biz, hem buradan kendilerine de soralım; hem de, kendi yanıtımızı, yazalım: İçiçe geçip bütünleşen, birbiriyle çelişik, “çok” işleri var.

Birincisi; işçi sınıfı açısından yeni ve pek bilinmeyen olanı, sermayenin “yönetişimi.” “Yönetişim”, sermayenin, dünya çapındaki krizi ve yeniden yapılanma saldırısı sürecinde geliştirdiği; sermaye merkezileşmesi ve yoğunlaşması ile, güç merkezileşmesi ve yoğunlaşmasının, “en” üst düzeyden kaynaşıp, bütünleşmesidir. Dünya çapında, dünyanın üzerinde ve içinde, sermayenin gücünün, gücün sermayesinin, olağanüstü düzeyde büyütülmesidir. Sermayenin, işçi sınıfını sömürme ve ezme kapasitesinin, hiçbir sınır tanımaması; kendisi dahil tüm sınırları ezip geçmesidir. Fakat, sermaye “yönetişiminin” tek özelliği, sermayenin ve gücün, bütünleşerek yoğunlaşması, merkezileşmesi; kısacası, dikeylik ve “hiyerarşiklik” değildir. Bu esas ve belirleyici olmakla birlikte; sermaye “yönetişiminin”, temel ve olmazsa olmaz bir özelliği de; amansız bir hiyerarşi ile son derece geniş, esnek ve gevşek bir yataylığı da, içermesidir.

Bu yataylık; 12 Eylül’ün Danışma Meclisi’ne üye veren Türk-İş gibiler hariç, faşizm koşullarında hiçbir şekilde içerilmeyecek, hatta ezilip yok edilecek, kurumları, örgütlülükleri de, içerir. Daha doğrusu, asıl olarak bunları; muhalif örgütlülükleri, hareketleri vb., içerir. Emperyalist kapitalizme muhalefetleri; emperyalizm ile kapitalizmin artık hiçbir şekilde ayrılmaz düzeyde kaynaşıp bütünleşmiş olduklarını anlamayarak ya da görmezden gelerek; emperyalizm ile kapitalizmi birbirinden ayrıymış gibi görüp, gösterenlerin; emperyalizme karşı mücadele ederken, kapitalizme yakalananların, kapitalizmi meşrulaştıran, yeniden üreten, işçi sınıfına da kapitalist sömürü ve ezilmeyi vaaz edenlerin; tersine, kapitalizme karşı mücadele ederken, emperyalizmi unutan, unutturanların; bu iki yönden de sınırlı, sorunlu, düzeniçileşmeye, sınıfsal ayrım çizgilerini bulandırarak eritmeye ve erimeye açık, muhalefetleri; sermaye “yönetişiminin”, avlanma sahasıdır! Sermaye “yönetişimi”, bu bulanık, muğlak muhalefetleri; çivilerini, dişlerini söküp, biraz daha yumuşatarak; fakat, asla, “muhalifliklerini”, en biçimsel, etkisiz düzeye indirgese de tümden ortadan kaldırmayarak; sınıfsal egemenliğinin, sınıf diktatörlüğünün bileşenlerine dönüştürür. Sermayenin amansız, korkunç düzeylerde merkezileşmiş, yoğunlaşmış, hiyerarşik sınıf diktatörlüğü; bu “muhalefetlerle” birleşip kaynaşıp bütünleşerek; neoliberal burjuva demokrasisi, olur. Bu türden “muhalefetler” de, muhalefet ettiklerini, mücadele ettiklerini sanırken, sermayenin stratejik, dönemsel, güncel ihtiyaçlarına, sınırlarına göre belirlenmiş ölçülerde de muhalefet ederken; sınıf mücadelesinin yeni düzeyi ve gerçek koşullarında; korkunç yıkıcı bir sömürü ve ezilme içindeki işçi sınıfına, sınıf mücadelesiyle söke söke kazanılmış bir burjuva sosyal demokrasiyi bile değil, en gericisinden neolibelar burjuva demokrasini vaazetmekle de kalmaz; bu neoliberal burjuva demokrasisine; sermayenin, dünya çapında, işçi sınıfı üzerindeki sömürüsünü, ezme ve egemenliğini tüm sınırlarından koparmak, kurtarmak için zorunlu olarak ihtiyaç duyarak, kurmakta olduğu, gerici neoliberal burjuva demokrasisine, işçi sınıfının teslim olmasını, vaaz ederler! Dahası, bunun, kendileri tarafından kazanıldığını, işçi sınıfına kazandırıldığını vaaz ederek; sermayeden de, işçi sınıfından da, nemalanmak isterler… İşte; TMMOB’nin kimi bileşenlerinin, sermayenin çevre vakfındaki işlerinden biri, bu. Yukarıdaki soyutlamayı, TMMOB’nin vakıf içindeki bileşenleri ile çevre konusunda kurup, somutlamayı da, okurlarımıza bırakıyoruz…

İkincisi; TMMOB olsun; içindeki tüm odalar olsun; odalar içindeki tüm mühendisler, mimarlar olsun; hatta tek tek her mühendis, mimar olsun; ikiye bölünmüştür artık. Birbiriyle uzlaşmaz karşıt iki sınıfa, sermaye ile işçi sınıfına, bölünmüştür. Bölünmüş; ve birbirleriyle, amansız bir sınıf mücadelesi yürütmektedirler. Bu mücadele, kimileri nafile frenlemeye; eski, birarada olunulan “güzel günlere” dönmeye çabalasa da; giderek keskinleşerek büyüyor, gelişiyor. İşte bu yüzden; çevre vakfı içindeki odaların, mühendis ve mimarların; hem vakıfla, hem de kendi içlerinde birbirleriyle kurdukları ilişki, sınıf çelişkili, sınıf mücadeli ilişkiler bütünüdür. Örneğin, diyelim ki; sermayenin çevre vakfında çalışan mimarlardan biri, kapitalist olsun; şirketinde, kendisi gibi onlarca mimarı vb. sömürsün, ezsin. Ya da, karşıt olarak; mimarlardan biri işçi olsun; kapitalist bir mimarlık şirketinde, ya da bir entegre tesisin mimarlık projesinde sömürülüyor, eziliyor olsun. Bu iki mimarın, içinde bulundukları vakıfla ilişkileri de; birbirleriyle ilişkileri de; uzlaşmaz karşıt sınıfların, uzlaşmaz karşıt mücadele ilişkileri olacaktır…. vb.

Fakat, hepsi bir yana; Mersin Çevre Koruma Vakfı’nın Yönetim Kurulu’nda yer alan; İl Müftüsü’nün, işlevinin ne olduğunu; okurlarımıza sormak istiyoruz…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*