Anasayfa » GENÇLİK » Caretta olmak varmış! (5)

Caretta olmak varmış! (5)

Mersin Valisi Güzeloğlu, çevre “sorunu” konusunda; “Mersin Valiliği olarak, Çevre ve Turizm Derneği ile işbirliği içinde çalışıyoruz”, demişti.

Gelin, hep birlikte, Mersin Çevre Koruma Vakfı’na gidelim…

Mersin Çevre Koruma Vakfı (MÇKV), hiç hakkını yemeyelim, çevre “sorunu” konusunda, gerçekten dikkate değer çalışmalar yapıyor. Bu çalışmaların kullanım değerlerinin herbiri ve bütünü, işçi sınıfının da kazanımıdır; sahipleniyoruz.

Fakat; doğa da, çevre de; sınıf mücadelesinin bir ilişkisi, bir alanı. Uzlaşmaz karşıt sınıfların; sermaye ve işçi sınıfının, doğaya, çevreye bakışı da, ele alışı da, sorunlaştırışı da; bu soruna ilişkin geliştirdiği çözümler ve sorunun aşılışına dair anlayışları da; birbirine uzlaşmaz düzeyde karşıttır. Birbirleriyle amansız mücadele ederler!

Sermaye; tüm evrene olduğu gibi, doğaya da, çevreye de, sermaye olarak bakar. Herşeyi olduğu gibi; doğayı da, çevreyi de, sermayeleştirmek ister. “Kötü niyetli”, “doğma büyüme doğa, çevre düşmanı” vb. olduğu için değil: Varlığını sürdürmek ve geliştirmek için, ulaşabildiği ölçüde, nasıl tüm evreni sermayeleştirmek zorundaysa; buna da zorunludur. Doğa, çevre; sermayenin ortak, kolektif malıdır. Her sermaye, sermayesinin büyüklüğü ve devlet içindeki gücü oranında; bu ortak, kolektif maldan, pay alır ve payını büyütme savaşımı verir.

Doğa, çevre; sermayenin sermayesi, ortak malı ve aynı zamanda, tekel fiyatlarıyla satmak istediği, piyasaya sürdüğü, sermaye metasıdır. En büyük sermayeler, mali sermaye, rakiplerini sıkıştırmak, küçük sermayeleri piyasadan silip, taşeronları haline getirmek için; ellerindeki doğa, çevre parçalarının fiyatlarını kırarlar. Çoğunlukla, ilk elde devreye girmezler. Yerel sermayelerin, binbir çabayla, kördöğüşüyle, doğanın, çevrenin metalaştırılmasının gelişmesini; bunun ekonomik, siyasal, toplumsal vb. “maliyetlerini” de o yerel sermayelerin ve sömürüp ezdikleri işçilerin, talan ettikleri küçük üreticilerin üstlenmesini, ister, beklerler. Ne zaman ki, doğa, çevre, mali sermayenin, dev çaplı fakat yeterince artı değer sömüremediğinden, yeterince azami kar getirmediğinden üretime yatırmadıkları sermayeleri için, yatırıma hazır hale gelir; işte o zaman, herşeyin tepesine binerler. Ne metalaşmamış, sermayeleşmemiş en küçük bir doğa parçacığı kalır; ne tarlası toprağı evi elkonmamış küçük üretici kalır; ne de, çoğunluğu mafyöz rezilliklerle elde edilmiş doğa, çevre parçacıklarını, fiyatı artsın diye elde tutmaya çalışan, fahiş fiyatlarla pazarlamaya çalışan, yerel sermayeler… Hepsi, mali sermayenin tepelerine binmesiyle, dümdüz olur…

İşçi sınıfı, tüm evrene olduğu gibi; doğaya da, çevreye de; salt kullanım değeri olarak, bakar. Sadece, “iyi niyetli”, “doğasever” vb. olduğu için değil. Kuşkusuz, iyi niyetlidir, kuşkusuz doğaseverdir. Fakat bunlardan da önce, bunları da var edip belirleyecek şekilde; varlığını sürdürme, sınıf mücadelesiyle birlikte geliştirip güçlendirme, sınıf düşmanını yenip ezme, bir sınıf olarak kendi varlığına da son verme tarihsel zorunluluğu doğrultusunda; evrene olduğu gibi, doğaya da, çevreye de, salt kullanım değeri olarak, bakar.

Doğa da, çevre de; tıpkı sermaye için olduğu gibi, işçi sınıfı için de, sınıf mücadelesi alanıdır. Sermaye, sermaye için, sermayeleştirmek için, işçi sınıfına karşı, nasıl doğayı, çevreyi sermaye olarak görüyor ve bunun gereklerini, doğanın, çevrenin kullanım değerini, değişim değerinin bir bileşeni haline getirmek üzere, zorunlu olarak yerine getiriyorsa; aynı şekilde, işçi sınıfı da; doğayı, çevreyi, sadece kullanım değeri olarak görür; ve bunun gereği olarak; doğa ve çevre üzerindeki, içindeki sermaye ilişkisinin alanını daraltma; giderek tümden ortadan kaldırma, mücadelesi verir…

MEÇEV çalışıyor
Bu sınıfsal perspektiften, Mersin Çevre Koruma Vakfı’nın yaptığı çalışmalara baktığımızda; yapılan bu çalışmaların kullanım değerinin, değişim değerinin belirleyiciliğine ve varlığına tabi olduğunu; değişim değeri yoksa, kullanım değerlerinin de olmayacağını; dahası, yine tüm bu çalışmaların, aynı zamanda, işçi sınıfından çok daha fazla artı değer sömürmek için yapıldığını, görüyoruz…

Birkaç örnekle yetinelim:

Vakıf, çevre korunmasıyla ilgili olarak, okullarda eğitim çalışmaları yapıyor. Yarışmalar düzenliyor. “En çevreci ve en temiz köy yarışmaları”, “en çevreci ve en temiz okul yarışmaları”, “şiir, kompozisyon, resim, slogan yarışmaları”, “fotoğraf yarışmaları” vb.

Hiç kuşkusuz, işçi sınıfı da bu tür yarışmalar örgütleyecek. Fakat, sosyalizm koşullarında; sosyalist rekabeti geliştirmek için; bir süreliğine de olsa, manevi özendiriciler de kullanarak…

Fakat, emperyalist kapitalizm koşullarındayız. Bu koşullar içinde her eğitim, her yarışma; niyetlerden tümüyle bağımsız olarak; emperyalist kapitalizmin ekonomik, siyasal, toplumsal, ideolojik, kültürel vb. tüm ilişkilerini, bir bütün olarak yeniden üretmeye; pırıltılı ve öğrenmeye aç genç beyinleri, emperyalist kapitalizm ile koşullanmaya; kapitalist rekabete, çıkar: Atları da vururlar! Çevre konusundaki kapitalist burjuva eğitim; sınırları TEMA, Mersin Çevre Koruma Vakfı vb. tarafından kesinkes çizilmiş; kapitalist burjuva çevreciliğe, çıkar: Çevrenin, doğanın, kullanım değeri olarak değil; sermaye olarak korunup, geliştirilmesine; ve çevrenin kullanım değerinin, ancak sermaye olabildiği kadar, olabildiğince olabilmesine; yoksa, olmamasına; yok olmasına; hiç olmasına, çıkar.

Çevre konusunda yarışma; genç ve öğrenmeye aç beyinlerin, okulların, köylerin; hadi biz sürdürelim, sanatçıların, işçilerin, kentlerin, ülkelerin, bölgelerin, kıtaların vb.; emperyalist sermayenin, kapitalistlerin, kendilerine dönük sermaye yatırımları yapmasını sağlamak için, birbirleriyle; her birinin her biriyle, her birinin hepsiyle, hepsinin hepsiyle, amansız ve ölümüne, kapitalist rekabetine çıkar. Kazanan, sermaye yatırımını kapar, yaşar; kaybeden, sermaye yatırımından yoksun kalır, ölüme terkedilir; ölür…

Vakıf, çevre köylere, çevre kirliliğini önleyeci çalışmalar yapmaları için, vidanjör, traktör, römork, çöp bidonları veriyor. Sivrisinekle mücadele için de, sisleme makinesi ve ilaç, veriyor.

Hiç kuşkusuz; işçi sınıfı da, bunları, hem niteliksel, hem de niceliksel olarak kat kat daha gelişmişini, yapacak. Fakat sosyalizm koşullarında. İşçi sınıfının sosyalist sınıf bilincini, sosyalist sınıfsal bir çevre bilinciyle birlikte geliştirmek için; geliştirerek, işçi sınıfının doğa ve çevre konusunda, kendisiyle de sınıf mücadelesini, ileriye, komünizme doğru ilerletmek için. Ta ki, komünizm koşullarında; ne sınıf, ne de ayrıyeten, bir doğa, çevre koruma mücadelesi örgütleme zorunluluğu ve bilinci, kalana dek…

Fakat, emperyalist kapitalizm koşullarındayız. Bu koşullar içinde, her her vidanjör, her çöp bidonu, her sisleme makinesi ve ilacı vb., niyetlerden tümüyle bağımsız olarak; emperyalist kapitalizmin tüm ilişkilerini bütün olarak yeniden üretir. Hepsi, sermaye; sermaye ilişkisi, kapitalist metadırlar. Köylülere, değerlerinin çok üstünde tekelci fiyatlarla satılmış, kiralanmıştırlar. Pek olacak şey değil ya; ola ki, değerlerinin çok altında, hatta hatta, parasız verilmiş olsunlar, diyelim. Fakat, değer yasası gereği, sermaye toplumunda, karşılıksız hiçbir ilişki kurulmaz; kurulamaz. Kurmaya kalkan, dışlanır, kapı dışarı edilip sürülür, yalnızlaştırılıp yalıtılır. Kapitalizme uzlaşmaz karşıt, siyasal bir ilişki ise; ölümlerden ölüm beğendirilir; isterse, onlarca yıllık hapis mezarlığı; isterse … Kapitalizme uzlaşmaz karşıt siyasal bir ilişki değilse; fakat, yine de, sınırlarını kapitalizmin çizdiği, faşizm ya da neoliberal burjuva demokrasisi sınırlarını zorluyor ise; yine, ölümlerden ölüm beğenmesi tehdidi başının üzerinde sallandırılarak; teslim olması, af dileyip diz çökmesi, dayatılır…

Konumuza dönersek, köylülere, bedavadan verilmiş olsalar bile; bunun mutlaka, köylülerden beklenen, istenen, dayatılan, bir karşılığı vardır. Dayatılan, istenen karşılıkları okurlarımız düşünüp bulsunlar; biz sadece, Vakfın beklediği karşılıklardan bazılarını yazmakla yetinelim: Köylüleri vakfa bağlamak, bağımlı hale getirmek. Bu bağımlılık içinden, sermayenin çevre stratejisine, politikalarına, projelerine, uygulamalarına bağlamak, bağımlı kılmak. Bu bağımlılık içinden, sermayenin ihtiyaçlarına, saldırılarına bağlamak, bağımlı kılmak. Bu bağımlılık içinden; nihayet, köylüleri, sermayenin işçi sınıfını, küçük üreticiyi yıkıcı saldırılarının, vurucu ileri karakolları, mobil askerleri vb. haline getirmek. Ve böylece, zaten kriz koşullarında, işçi sınıfı ve emekçiler içinde son derece derinleşen, kapsamlılaşan kapitalist rekabeti, bir sonraki “aşamaya” sıçratmak: İşçi sınıfının da, her işçinin kendisinde olduğu gibi, kendi içinde iki uzlaşmaz karşıt sınıflara bölünmesinde, kendisiyle sınıf mücadelesinde; sermayeye adanan, yazılan, sermayenin askeri olan tarafın, nitelik ve nicelikçe, alabildiğine güçlendirilmesi, egemenliğinin pekiştirip geliştirilmesi; ölümcülleştirilmesi…

Mersin Çevre Koruma Vakfı’nın çalışmaları, elbette bunlarla sınırlı değil; çok daha fazla ve sürekli olarak gelişiyor. Fakat biz, gerisini okurlarımıza bırakarak; burada keselim.

Sonraki yazımızda, Mersin Çevre Koruma Vakfı’nın sınıfsal niteliğini, sermayenin ta kendisi olduğunu; bu kez, yönetim kurullarını vb., ortaya koyarak, biraz daha netleştireceğiz.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*