Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » “Çalışma Riskleri: Hayatımızı Kazanırken Kaybetmemek”

“Çalışma Riskleri: Hayatımızı Kazanırken Kaybetmemek”

Fransız sosyolog Annie Thébaud-Mony’nin ilk baskısı 1985 yılında yapılan “Çalışma Riskleri: Hayatını Kazanırken Kaybetmemek İçin” adlı kitabının yeni basımının tanıtımı Paris’te yapıldı. İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun bodrumunda yapılan tanıtıma Annie Thébaud-Mony’nin yanı sıra, doktor Philippe Davezies, avukat Laurent Vogel, istatistik uzmanı Serge Volkoff ve kitabın yayıncısı François Gèze katıldı. Ardından gerçekleştirilen soru ve tartışma bölümü ile birlikte tanıtım 3 saate yakın sürdü. Ve genç ve orta yaşlı, kadın ve erkek, işçi, uzman, sendikacı ve öğrenci 300’e yakın kişi canlı bir şekilde yer aldı.

Annie Thébaud-Mony açış konuşmasında çalışma koşullarındaki ağırlaşma ve kötüleşmenin yeni örneklerinden söz etti. Verdiği örneklerden biri iki yıl önce 1200 işçinin toprağa gömüldüğü Rana Plaza katliamı oldu. Satın aldığımız kıyafetlerin onura yakışmayan şartlarda üretildiğini belirtti. Asbestin gemi ve bina sökümlerinde yarattığı riske, asbestin kanser yaptığının görünür kılındığına değindi. Temizlik işlerinde kimyasalların fazlasıyla kullanıldığına işaret etti.

Biz her şeyi biliyoruz artık

Serge Volkoff, konuşmasında kitabın bölüm içeriklerine değindi. Çalışmanın sağlık üzerindeki etkilerinin öncesinden farklı olarak görünürlük kazandığını ve bugün işçilerin yüzde 6’sında bu patolojilerin görüldüğünü belirtti. Beyaz yakalı işçilerde psiko sosyal sorunların mavi yakalılara göre 3 kez daha fazla yüzeye çıktığını, çünkü mavi yakalıların kendilerini fazla ifade etmediklerini söyledi. Hastalığın işten kaynaklandığını biyolojik olarak kanıtlamanın zorluklarına değindi. Burada işyerindeki çalışma koşulları ile makro düzeydeki çalışma koşulları arasında bağ kurma gerekliliğini vurguladı.

Laurent Vogel ise işyerindeki koşulları değiştirmede toplumsal dinamiklerin önemine değinerek söze başladı. Büyük işletmelerde kurulu bulunan Hijyen, Güvenlik ve Çalışma Koşulları Komitesi’nin (CHCST) kaldırılmaya, onun yerine daha az etkili olan iş müfettişliğinin geçirilmeye çalışıldığını belirtti. İşçilerin bu kurumları çalışma koşullarını iyileştirmek için kullanmasının önemine işaret etti. Dünyanın her yerinde ortak sorunlarımız var, işçi sağlığı için dayanışma enternasyonal olmak zorundadır, dedi ve bunun derinlemesine politik bir sorun olduğunu söyledi. İşçilerin bilgisi arttığı ölçüde hiyerarşiye karşı ve daha demokratik bir sistem için mücadele edebileceklerini, ayrıca farklı ittifaklar kurulması gerektiğini vurguladı. Örneğin işçilerin çalışma koşullarının kötülüğü üretilen ürünlerin de kötü olmasını getiriyordu.

Asıl toksik madde, sınıf olarak davranamamak

Konuşmaların ardından soru ve tartışma bölümü başladı. Burada bir izleyici sendikaların işyerini ve iş’i kurtarmak adına daha fazla çalışmayı kabul ettiklerini söyledi. İnşaat sektöründen bir CGT delegesi kar amaçlı üretkenlik ve hız baskısına karşı mücadelenin önemini vurguladı. Diğer bir izleyici MEDEF’in (Fransa’nın TÜSİAD’ı) CHCST’yi kaldırmak için Macron yasası ile bir hamle daha yaptığına dikkat çekti.

Konuşmacılar sorulara verdikleri yanıtlarda artık iş koşulları ile ölümler, hastalıklar arasındaki bağın bilindiğine işaret ettiler ve “Bir nedensellik kanıtlamasına hala gerek olsa bile biz artık neyin ne olduğunu biliyoruz” dediler. İşçilerin sendikalarla değil işyeri ile özdeşlik yaşadıklarına ve bunu gidermek için sendikaların işçilerle etkileşim halinde olması gerektiğine dikkat çektiler. Annie Thébaud-Mony, işçi sağlığı açısından en tehlikeli durumun taşeronluk sisteminde yaşandığının altını çizdi. Koşulların etkisini keşfederek daha hızlı eyleme geçme gerekliliği, toksik maddelerin sürekli arttığı ve bunun komplike bir süreç olduğu belirtildi.

Söz alan izleyicilerden biri nano partiküllere karşı bir kılavuzun varlığına dikkat çekerek sendikaların bu konuda çalışma yürütmesi çağrısını yaptı. Bir diğeri 30 yıl önceki iş koşulları ile bugünkü arasındaki farkı sordu ve neye göre ölçüldüğünü öğrenmek istedi. Yanıt olarak tabii ki iş koşullarının geriye gittiği ve bunları ölçecek bir şeyin de olmadığı söylendi. Muhtemelen bunu açımlamak için de, işçilerin giderek daha fazla iş değiştirdikleri ve bir işteki hastalığın yerine (ya da ek olarak) bir diğerinin geldiği belirtildi.

O rakamlar bizim yaşamımız!

İnsan elbette ki rakamlara sığmaz! Fakat bir tablonun ağırlığını çivi gibi çakmada rakamların rolü de atlanamaz. Verilen rakamlara göre, 1985 yılında 150.000 kanser sonucu ölüm varken günümüzde 353.000’e çıkmıştı ve inşaat, taşeronluk sistemi ve amyant ve radyoaktiviteye maruz kalınan işlerin bu rakamların artışındaki etkisi örtülemez hale gelmişti. Artık işçiler 1985’e göre 10 kat fazla kanser riski altındalar. Fakat çalışma koşulları ve ürünler ile hastalıklar arasındaki bağlantılılık genel düzlemde kurulamıyor -bunun asıl sebebi “biat eden bilim” iken, Fransa’daki sağlık sisteminin de aşırı derin bir işbölümü temelinde ve pozitivist işleyişi de sayılabilir sanıyorum; hatta bu sistem ve işleyişi, bilmeyen birine pozitivizmi somuttan öğretmek için kullanılabilir!

Konuşmalarda 39 yaşında 2 ayrı kanser türüne yakalanmış olan ve 1 yıl içinde yaşamını yitiren bir işçiden söz edildi. Sağlık sisteminin yapısöküme uğratıldığı ve sorunun artık “bilgi sahibi olmamak” değil, “nasıl eyleme geçeceğini bilmemek” olduğu belirtildi.

**

Tanıtım, Soma mahkemesinin ikinci gününde yapıldı. Her ne kadar Türkiye işçi sınıfının ölüm ve acıları ağırlıklı oranlar bakımından Fransa’dakiyle farklılıklar taşıyorsa da, Soma katliamının altını bir kez daha çizmeden olmayacaktı. Söz aldığımda Soma mahkemesinin birinci ve ikinci günü yaşananları, işçi yakınlarının patronlar için “Onlar buraya gelecek, göz göze bakacağız!” haykırışını anlattım. Salondakilerin de patronları öfkeyle kafalarında canlandırdıklarını anladım gözlerinden. 9 Nisan’da Pazar ve gece çalışması ile gündeme gelen ama 200 maddelik bir “torba yasa” olan Macron yasasına karşı yapılan eyleme gitmiştim. Bundan bahsettim ama kazanmak için çok daha fazlasına ihtiyacımız var dedim. Kazanmak, dedim, kapitalizmden ve çalışma köleliğinden kurtulmaktır. Ve burada evet elbette öyle an kadar yakın anlamında değil ama kapitalizmden, sistemin kendisinden kurtulmaktan bahsedilmemesi de beni şaşırttı, diye de ekledim.

Tanıtıma katılanlardan bazılarının elinde kitabın 1985 baskısını görmüştüm. Yeni baskısından da, imzalanmak üzere çokça getirilmişti. Eski kitabın boyutları ile yenisinin hacmi arasındaki fark, işçi sınıfı olarak çalışma koşullarımızın, ölümlerimizin, çalışma acılarımızın ağırlığına işaretti başlı başına!

Bebek arabalarındaki birer ikişer çocukla işten dönen siyah ve beyaz kadın işçilerin sokaklarından eksik olmadığı (“görünürlük” sorununun ortadan kalktığı!), apartman merdivenlerinizde sabah saat 04.00’te uyanıp işe giden işçilerin ayak seslerini duyduğunuz “karanlıkta uyananlar” ülkesinde, tanıtımın yapıldığı penceresiz, havasız salondan, bana destek olmak için gelen hukuk öğrencisi arkadaşım ile ayrıldık. André Gorz’a lanet ederek!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*