Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Çağrı merkezi işçileriyle röportajlar-1: İş bütün yaşamı emiyor

Çağrı merkezi işçileriyle röportajlar-1: İş bütün yaşamı emiyor

İşçi Meclisi: Merhaba. Sizi tanıyabilirmiyiz?

5-6 senedir hizmet sektörünün çeşitli kollarında çalışan bir işçiyim. 2 senedir çağrı merkezlerinde çalışıyorum. Şu anda, Boyner’e bağlı alışveriş ve destek hizmetleri satan bir şirkette çalışıyorum. Bu 2 yıllık süreçte 4 farklı çağrı merkezinde çalıştım.

Çalışma koşullarınızdan bahsedermisiniz?

Outbound yani satış bölümünde çalışıyorum. 9.30-18.30 arası çalışıyoruz. İlk aklıma gelen sürekli satış baskısı. Takım lideri masanın üzerine çıkıp kendini yırtıyor. Aylık satış hedefi belirliyorlar. İlk ay tutturamazsan belki tahammül ederler ama ikinci ayda sürerse işten atıyorlar. Günümüz satış baskısına yönelik tehditleri dinlemekle geçiyor. “Satış bekliyorum, yapamazsanız defolun gidin buradan” İnsanlar yükselme umuduyla geliyorlar ama 5 yıldır satışları çok iyi olan buna karşın konumu değişmeyen işçiler var. İşten atılmamak için satış zorunluluğu ve işçiler arasındaki rekabeti körüklemeleri sonucu, işçiler kendi istekleri ile dahi mesaiye kalıyor. Ancak, kendi isteği kısmı tartışmalı tabi. Hem biraz daha fazla prim alabilmek çünkü maaşlar yetersiz hem de işten atılmamak için mesaiye zorunlu tutulmuş durumdalar. Patron, mesainin zorunlu olmadığını söyleyerek, işçi satış yapamazsa mesai ücreti de ödemiyor. Sadece satış üzerinden prim alınıyor.

45 dakikası yemek toplam 1.5 saat mola hakkımız var. Bu hemen hemen her çağrı merkezinde böyledir. Molalar kesinlikle yetmiyor. Bizim bir çağrımız yarım saat sürüyor. Bir yandan da çalıştığımız yerde yüksek sesli müzik çalıyorlar. Bunun nedeni ruh halimizi agresifleştirmek. Sakin bir ortamda satış performansının düşeceğini düşünürler. Genelde rock vs. seni bağırmaya teşvik edecek türde müzikler çalarlar. Bu şekilde müşteri itirazlarını bastırmanı, satış oranlarını yükseltmeni sağlamaya çalışıyorlar. Bağırmaktan boğazım yırtılıyor, kendi sesimi duymuyorum. Takım liderine boğazım ağrıyor diye gittiğimde bile 5 dk dinlenme izni alamıyorum. Senin işin bu istersen yapma diyorlar. Birde gün içinde satış yapmazsanız molaya çıkamayacaksınız, yemeğe çıkamayacaksınız gibi tehditler geliyor. Çalışma saatleri içerisinde yanımda oturan arkadaşla bile konuşamıyorum.

Patron işçileri bu koşullarda tutabilmek için uyduruk teşvik ürünleri dağıtıyor. İşçileri iyi bir işyerinde olduklarına inandırmaya çalışıyor. Baskın şekilde, promosyon dağıtarak sömürüyü gizleme çabası var. Yiyecek, çatal-bıcak, içecek dağıyor. Bizim sattığımız paketlerin tanesi, 3000 lirayı buluyor. Günde bir adet sattığımız durumda dahi bir ayda maaşımızın 40 katından fazla parayı patrona kazandırıyoruz. Onun karıyla, bizim ücretimiz arasındaki oran çoğunlukla daha da fazla, uçurum daha da büyük. Bizse yiyecek içecekle kandırılmaya çalışıyoruz. Asıl konu, çalışma zorunluluğu, bu sektörü severek çalışan işçi olduğunu sanmıyorum.

Bahsettiğin koşullarda çalışmanın yaşamın kalanına nasıl bir etkisi oluyor?

Sürekli bitkinim. Boğaz ağrısı dediğim gibi hiç geçmez. Bir de bir süre sonra herşeyi satış olarak görmeye başlıyorsun. Arkadaşlarımla bile telefonda ürün satacak gibi konuşmaya başladığım oluyor. Sonra uyarıyorlar, gülüyoruz. Çok gürültülü işyeri ortamının sonucu başağrısı da oluyor. Tek kulaklıkla çalıştığımız için aynı kulak duyarlılığını yitiriyor, bu günlerde bunu hissetmeye başladım.

Zaten sosyal aktiviteye hiç zaman kalmıyor. Benim iş saatim 9 saat ama yolla birlikte 12 saat zamanım gidiyor. Akşam 8’den önce eve varamıyorum. Eve gittiğimde üzerimi değiştirmeye bile üşeniyorum. Sürekli yatıyorum, halim kalmıyor. Yani, iş bütün yaşamını emiyor.

Farklı çağrı merkezlerinde de çalışmış bir işçi olarak sektörün genelinde de durumun benzer olduğunu mu düşünüyorsun?

Herşey aynı. Outbound da satış baskısı varsa, inboundda da bekleyen müşteriye yetişme var. Performans, tehdit, mobbing, düşük ücretler, öldürücü çalışma saatleri…

Neden çok sayıda iş değiştirdin bu güne kadar?

Ya satışlar tutmadı bizi attılar, ya projeler bitti, çıkartıldık. Bir kez sigortasız, kayıt dışı çalışan bir işyerinde çalıştım kapandı. İşyeri o kadar yıpratıcı ki sürekli işten çıkmak istiyordum. Ama çıkıp gene çağrı merkezine girmek zorunda kaldım. Yapabileceğimiz fazla birşey yok. Ya mağazada çalışacaksın ya da çağrı merkezinde. Mağazalarda da çalıştım, orada vücut daha çok yoruluyor. Eskiden fazla görülmezdi ama şimdi 5 yıldır çağrı merkezinde çalışan işçiler görmeye başladım.

Çağrı merkezi işçilerinin bahsettiğin kölelik çemberini kırması için ne yapması gerekiyor? Örgütlenmenin önündeki engeller neler?

İşçilerin işçi olduklarını öğrenmesi lazım, sınıf bilinci kazanması lazım. İlk sorun bu. Çoğu insan ne yaptığının, hangi değeri ürettiğinin farkında değil. Performans, satış baskısı vs. rekabette yaratıyor. Şimdiki işyerimde satış için birbiriyle kavga eden insanlar var. Bu görüntüyü kırmadan ilerleyemeyiz.

Çalışma koşullarımızla ilgili masaya oturamıyoruz, ücretimiz hakkında söz sahibi değiliz. İşe girerken patronun belirlediği bir sözleşme önümüze konuluyor. İstemezsen imzalama. Çoğu işçi okumuyor bile. Halbuki iş yerinin yarısı bile belirlediği talepleri hayata geçirmek için iş bıraksa adım atacak halleri kalmaz. Bu sektöre sendika şart. Ancak sendika için de şu rekabetçi kültürle savaşmak gerekiyor.

Geçen gün iş sağlığı eğitimi düzenlediler, uzman geldi. Bir kere bile işçi kelimesini kullanmadı. Neden işçi demediğini sorduğumda, siz işçi değilsiniz dedi. Ben de döndüm, durumumuz ile işçilik arasında ne fark olduğunu, bizim hangi koşullardan dolayı işçi olmadığımızı anlatmasını istedim. Cevap veremedi. İşçi kelimesinin dahi anılmasını istemiyorlar. Şirketle ilgili olmayan eğitmenleri bile, işçi dememeleri için tembihliyorlar.

Örgütlenmenin önündeki engellerin kırılması adına umutlumusun?

Elbette. Türkiye’de işçi sayısı yeni yeni artan bir sektör. Örgütlenme fikrini, kurumlar oluşturmayı gündemimize almamızın üzerinden fazla geçmedi. Sorunları, çözümleri tartışıyoruz. Adım attıkça yeni sorunlarla karşılaşacak, bunları çözdükçe gelişeceğiz. İşçiler nerede varsa orada umut var. Onlar kendilerini büyütmek için koşulları da kötüleştiriyorlar. Durum işçiler için daha da kötü olacak. Herkes mutsuz ama kökenlerini görmekte sorun yaşıyoruz. Patronun ve şirketin meşruiyetini kırdıkça, işçiler sadece hak edene saygı göstermeyi öğrendikçe, daha güçlü ayağa kalkacağız.

Son olarak, çağrı merkezlerini arayan, çağrı merkezlerinden çağrılar alan diğer işçilerden ricam olacak. Bağırıp, küfür etmesinler. Sana değil şirkete ediyorum diyorlar ama Ümit Boyner dinlemiyor ben dinliyorum. Karşınızdakilerin anlattığım koşullarda çalışan işçiler olduğunu farkedin. Bir de robotla konuştuğunuzu düşünüp yapabileceğimizi zannetmeyin.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*