Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » “Büyüyen Yeni Bir Yaşam İhtiyacı: Kriz ve İşçi Hareketi” paneli yapıldı

“Büyüyen Yeni Bir Yaşam İhtiyacı: Kriz ve İşçi Hareketi” paneli yapıldı

“Büyüyen Yeni Bir Yaşam İhtiyacı: Kriz ve İşçi Hareketi” paneli 60 kişinin katılımıyla dün Paris’te yapıldı. Panelde Birleşik Metal-İş Sendikası Toplu İş Sözleşmesi uzmanı İrfan Kaygusuz, Renault işçisi ve CGT delegesi Ali Kaya, Lohr işçisi, CGT üyesi Rıza Doğan ile Devrimci Proletarya temsilcisi konuşmacı olarak yer aldılar.

Panelin yapılış amacına ve seyrine değinilen giriş konuşmasında “Avrupa’daki devrimci örgütlerin uzak olduğu bir konuda panel yapıyoruz. Özellikle Avrupa’da sınıf hareketinin sorunlarına uzak kalınıyor. Göçmen sorunları, antifaşist ve Türkiye’deki gündemlerle sınırlı bir bakış açısı var. Yeni bir geçiş yapmak istiyoruz. Biz Devrimci Proletarya olarak bile zorluklar yaşadık. Adeta bir sanayi işçisi tanımadığımıza tanık olduk. Panel hazırlıkları bizi zorladı. Renault ve Aulnay sous Bois PSA’daki mücadeleleri izleme fırsatı bulduk. Türkiye’deki Renault işçilerinin işten atılmasına karşı destek açıklaması yapılmasını sağladık. Bir işçi önderi ile tanışmamız bile sınıf yönlü bir fırsat oluşturdu” denildi. Daha sonra panele geçildi.

Yedinci grevimize çıkıyoruz

Renault işçisi, CGT delegesi Ali Kaya: Burada doğup büyüdüm, Türkçeyi kullanmam zor oluyor. Kriz dolayısıyla Renault ve tüm patronlar bugüne kadarki karlarını araba satışı ile yapamıyorlar. Pazar daralıyor. Karı sürdürmek için yeni bir şey buldular. İşçilerin kazandığı haklara el koymak. Son saldırıları sözleşme yapacağız, sendikaların imzasını istiyoruz diyorlar. Sözleşme Fransa’daki fabrikaların fakir ülke fabrikalarına rakip olabilmesi için önlem almamız lazım şeklinde. 8 bin 260 işçiyi işten çıkarıp yerine işçi almayacağız. 3 yıl sürecek. Maaşlar 3 yıl artırılmayacak. Renault’nun 11 fabrikası var. Rastgele bir işçiye farklı fabrikalara gitme mecburiyeti. Kabul etmezsen tazminatsız işten atarız. Fazla mesai yüzde 25 uygulanırken yüzde 10’a düşürülüyor.

Renault’da işçilerin kaç senedir direnmemesine alışmışlardı. Bizim için de sürpriz oldu. Biz işçileri ayaklandırmak için faaliyet yürütüyorduk ama son senelerde işçiler boyun eğiyordu. 3 bini kontratlı (kadrolu) toplam 4 bin işçi çalışıyor Renault Flins’da. Salı günü 7. grevimizi yapıyoruz. Grev 800 işçi ile başladı. 29 Ocak’ta bin 300 işçi greve çıktı. Hayatında greve gitmeyen işçiler de katıldı. Sendikalara büyük baskı oldu. Üç sendika bu sözleşmeyi imzalamıyor, biri imzalıyor. Bu Salı son görüşme, ya imzalanacak ya kapatacağız diyorlar. Salı günü için CGT tüm fabrikalara çağrı yapıyor. Sonuç ne olur bilmiyoruz. Grevlere katılan işçilere sendikalar imzalarsa bu yeni bir kanun olabilir ama biz örgütlü devam edersek patronun planını uygulanamayacak hale getirebiliriz. 200 km uzak bir yere gönderse de greve çıkarız ve planı uygulatmayız.

Her gün bir fabrika kapanıyor. Arcelor Mittal, PSA, Virgin işçileri işten atılıyor. İşten atılmalara karşı genel bir direniş lazım ama bunu organize edebilecek CGT vb bunu istemiyor. Örneğin bizim eylemlere PSA işçilerinin gelmesini CGT istemiyor. En mücadeleci sendikanın düşünceleri sınıfı mücadeleye sürmek değil bürokrat sendikacılar olarak hükümetle masaya oturmak. İyi sendikalar olarak görülme imajı peşindeler. Biz ileri gidince CGT içinde bazı tepkilere karşı da davranmamız gerekir. İşçiler kendi güçlerine güvenmeli. Hem hükümet hem mücadeleci görünen sendikalar işçilerin ayaklanmasına karşılar. Otomotiv krizi her gün otomotiv zor durumda diye yalanlar söyleniyor. Ama Renault sadece 2012 ilk 6 ayında 786 milyon kar etti. Kasalarında 11,1 milyar Euro var. Bu, Arnavutluk gibi bir ülkenin bütçesi. Otomotiv zor durumda diyorlar ama gerçekte çok kar yaptılar. Krizi kar yaparak geçirmek istiyorlar. Kriz yok. Avrupa’da araba satışı yüzde 22 azaldı ama iki yıl üst üste kar ettiler. Renault satış düşmesinin nedeni modelleri eskidi.

Soru: Lutte Ouvriere’in ilişkileri nasıl? Ne kadar işçi örgütleyebildiniz? CGT gibi örgütleyebiliyor musunuz?

Ali Kaya: CGT gibi örgütleyemiyoruz. Patron bizi itibarsızlaştırmaya çalışıyor. Ama biz eylemleri CGT adına yürütüyoruz. İşçilerin içinde bir kısmı sendikal siyasetin dışında kapitalizme dair soru sormaya başlıyor.IMG_0408

Soru: CGT içinde bir örgütsünüz. Örgütlenmeye gittiğinizde bir programınız, hedefiniz, yol haritanız var mı? Grev zamanlaması nedir? Okullarda bir öğretmen bile grev yapabiliyor. Sizde nasıl?

Ali Kaya: Otomotivde bir işçinin greve gitmesi zor. İşten atma, suç uydurma vb olur. Flins’daki grevi örgütlerken patronla toplantı günleri greve çağırıyoruz. Başka günler gücümüz yok. Toplantı günü işyerini “öldürüyoruz”. Süresiz grev olmuyor. Onu denedik ama yapamadık. Işyerinde ne kadar çok işçi greve katılırsa onu öne sürüyoruz. Süresiz grev imkanı yok. Programımız patronun planını geri adım attırmak. Maaşların artışı vb onlar yok daha.

Soru: Grevin örgütlenmesi, kararların alınışı, nasıl bir işbölümü var?

Ali Kaya: Renault Flins’da beş sendika var. FO, CIA’in kurdurduğu sendika. En büyük sendika o. Yönetimindekiler Sarkozy’nin partisinden. Eskilerde yüzde 50 oy alıyordu. Greve işçileri çağırınca bunları karşımızda bulduk ama greve çıkan çok olunca sustular. Delegeler işçileri bölge bölge topluyor, herkes kendi bölgesinde toplanıyor. Renault alan olarak Monaco kadar bir işyeri. Hepimiz bir yerde buluşup miting yapıyoruz. Şimdilik bizler hariç kimse söz almıyor. Bazı operasyonları gizli yapıyoruz. Gizli polislerin işyerinde militanları var,’ radikal aksiyonlar hakkında bilgi alamıyoruz’ dediğine dair yazılar oldu. Örneğin palet yakmak, Türkiye’ye giden 200 aracı durdurmak vb için gizli çalışıyoruz.

Soru (eski Profilo işçi temsilcisi, kadın işçi): CGT devrimci işçilere nasıl tutum alıyor? Biz Türkiye’de geçmişte DİSK’te üyelikten atılmak gibi durumlar bile yaşadık.

Ali Kaya: Şimdilik hayır olmuyor. PSA’da delege olan Jean-Pierre Mercier de Lutte Ouvriere’den. Şimdilik CGT de bizi “kullanıyor”. ‘İşyerlerindeki radikalizme bakın’ diyebilmek ve masaya oturmak için kullanıyor. Bizi atabilirler ilerde bazı tepkilerle karşılaşınca. Şimdilik işçi radikalizmi tehlikeli değil.

Soru (kadın işçi): Fransız devleti sizi ciddiye alıyor mu?

Ali Kaya: Bizimle masaya oturmazlar CGT ile oturabilirler. Eylemler açıklama yapmak zorunda bıraktı.

Soru: Son teknolojilerin gelişimi grevin yaptırım gücünü nasıl etkiliyor?

Ali Kaya: Teknolojinin greve etkisi yok. Robotlar yalnız çalışamaz. İki saatlik grevlerde üretim tamamen duruyor. Bazan 10 kişiyle tüm fabrikayı durdurabiliyorsun.

Soru: Örgütlenme biçiminiz doğrudan demokrasi mi temsili mi? İşçiler kendi kararlarını alıyor mu?

Ali Kaya: Doğrudan demokrasi ile temsili demokrasi arasında seviyeler vardır. Örneğin biz ‘işçiler 2 saatten fazla greve gitmez’ diye düşünüyoruz. 2 saati oyluyoruz ve karar veriliyor. Sendikaların imzalarına karşı karar alıyoruz.

Devrimci Proletarya:
Renault ve Aulnay PSA’ nın birlikte yaptıkları eylem, kapıların zorlanarak açılması ve Türkiye işten atılan Renault işçileri için açıklama yapılması anlamlı. Otomotivde birbirini izleyen toplu işten atmalar oluyor ve süreç birleşik mücadeleyi zorluyor. Bu konuyu CGT’ye taşıma düşünceniz var mı?

Ali Kaya: Renault fabrikalarındaki mücadeleci işçilerle bağlarımızı geliştirmek istiyoruz. Bursa’da bağlarımız var. 2007’de Romanya’da grev oldu. Para toplama kampanyası yaptık. İlerisi için işçiler arasındaki bağların kuvvetlendirilmesi mecburi.

Türkiye işçi hareketinde görünür bir kıpıranma var

İrfan Kaygusuz: Kriz nasıl oluşuyor. Güncel anlamda bir krizden söz edebilir miyiz? Krizi fırsata mı dönüştürüyorlar? Kar oranlarının düşüş eğilimini görüyoruz. Karlar düşünce işten atmalar oluyor. Yeni dönemde sorun bu. 2009’da krizden bahsetmek mümkündü. Kriz teğet geçecek denmişti ama 2,5 milyon işçi işsiz kaldı. Şimdi ise dün 2012 üretim endeksi açıklandı. Aralık’ta yüzde 3,8 düşüş var ama yıl itibariyle yüzde 2,5 artış var. otomotivde Türkiye’de yüzde 10, Avrupa’da yüzde 9 daralma var. Doğu Avrupa’da ise yüzde 3 artış var. 2011-2012 yüksek karlılık artışı var. Göreli bir düşüş var. ama sermaye krizi fırsata çevirmeye çalışıyor. Sınıf hareketi güçsüzse bu işçilerin aleyhine oluyor.

Sermayenin yeni talepleri var. Üç büyük sermaye örgütünün esneklik, güvenceli esneklik (2010) raporları var. ücretlerin düşürülmesi, istihdam esnekliği, taşeron çalışmanın artırılması, kıdem tazminatının düşürülmesi vb. OECD 2010 raporunda Türkiye’deki iş yasalarının esnekleştirilmesi istendi. Ulusal İstihdam Stratejisi çıkarıldı ve hükümet programında da yer aldı. Kiralık işçi büroları, geçici çalışma, taşeron çalışma. Yeni dönemde çalışma rejimi geçici işçi çalıştırmadır. İstedikleri kağıt mendil gibi “kullan-at” işçilerdir. Üç tehlike var. Taşeronlukta sınırların kaldırılması. Ana üretimde taşeron kullanılmasının kısıtları var. Haziran sonunda bu gerçekleştirilecek. Buna yönelik olarak taşeron çalışma koşullarının düzeltilmesi, 1 yıl çalışmadığı için kullanamadığı yıllık izin, kıdem tazminatı gibi unsurlar gündeme getirilecek. Memurların da esnek istihdam sistemine göre çalıştırılması gündemde. Kıdem tazminatının azaltılması, şu an kıdem tazminatının maliyeti yüzde 8,3 ve bunun yüzde 3’e düşürülmesi hedefleniyor. Bu işten atmaları kolaylaştıracak.

İşçi hareketinde görünür bir kıpırdanma var. Ocak ayında Türkiye’de 45 işyerinde direniş, işgal, kapı önü direnişi, çatıya çıkma, yürüyüş, miting oldu. Direniş eğilimi var ama birleşik hale gelmesi açısından sıkıntılı. Her direniş kendi mecrasında ilerlemeye çalışıyor. Haftanın 1 günü İstanbul’da ortak eylem yapılıyor. Taşeronlaşma karşıtı direnişlerde artış var. Bu direnişlerin yarısı sendikasız işçiler yapıyor. Hukuki kazanım ve fiili mücadele etkisi ile sonuçlanıyor. Geleneksel sendikalar bile taşeronları örgütlemeye eğilmeye başladı. Yakın zamana kadar taşeronda örgütlenmek zordur deniyordu. TİS de yapamayız zaten deniyordu. Ama sistem sendikaların altını oymaya başlayınca bir tercihten öte zorunluluk olarak eğilmeye başlandı. Son 1 ayda taşeron işyerlerinde sendikalarda örgütlenme arayışı oldu. Yol-İş 7 bin işçiyle merkezi eylem ve illerde eylem yaptı. İş cinayetlerinin artması ile Zonguldak GMİS taşeron çalışmaya ve iş cinayetlerine karşı miting yaptı, iş yavaşlattı. Yatağan’da Tes-İş işyerinin özelleştirilmesi ve taşerona devrine karşı işgal yaptı ve ihaleyi erteletti. Taşeronda örgütlenilmez fikri aşıldı. Ana üretimde kadrolu olma yönlü mahkeme kararları çıktı. Ayrıca sendikal örgütlenme, ücretlerin ödenmemesi, kıdem tazminatının ödenmemesine karşı eylemler yapıldı.

Direnişlerin yarısı sendikasız işyerlerinde. Sendikalar sermaye ve devletin işgalinde. Yöneticiler istisnalar hariç sermayenin ideolojik ajanı. Sendikal bürokrasinin kırılma mücadelesinde örneğin metalde işyeri işgaline varan direnişler oldu. Metalde 100 bin işçi TİS sürecinde. Kasım’da bazı fabrikalarda ciddi tepkiler oldu. BMİS kendi taleplerini sundu. Sonra Türk Metal taleplerini sundu. Türk Metal üyesi işçiler ayağa kalktılar ve Renault’da işgal yapıldı. 55 saniyede 1 arabanın üretildiği Renault’da çıkışlar engellendi. Gece gündüz vardiyasının birleşmemesi için önlemler aldılar. Eskişehir Arçelik’te işçiler 10 kilometre yürüyüp sendikayı bastılar. Tofaş ve diğer yerlerde tepkiler oldu. Görünür sebep ücret düşüklüğü. Asıl olan ise sendikal bürokrasiye başkaldırı. Türk Metal’in baskısından biraz kurtulma oldu. Önceki TİS’te BMİS 35 yıl sonra ilk defa MESS’e karşı 28 işyerinde grev kararı aldı. Türk Metal’in yüzde 90 fazlasına TİS imzalandı. Bosch’ta BMİS üye yapmaya başladı. İşçilerde kendine güven gelişti. Türk Metal JİTEM, Ergenekon bağlantılı. Geleneksel sarı sendikacılıktan daha farklı, mafyatik yöntemler kullanıyor. Tepki var fakat çok örgütlü değil. Buna karşı MESS ve Türk Metal bastırmak için Tofaş’ta bin 500, Arçelik’te 250, Renault’da 40 işçiyi işten atmalar başladı. Gerekçe kriz deniyor ama asıl olarak bastırmak. TİS görüşmeleri başlayalı bir ay oldu. Mart ortalarından itibaren metalde hareketlenme olacağını öngörüyoruz. Türk Metal işçileri tatmin edecek bir şeye imza atmayacak. Metaldeki hareketlenme sadece kendisiyle sınırlı sonuç doğurmaz. İşçilerin dörtte üçü aynı dönemde TİS’e giriyor. Kendiliğinden bir yükselişin nesnel zemini var. Toplumsal mücadelenin nereye evrileceği önceden öngörülemez. Arap baharı bunun örneğidir. Abartılı değil ama gelişme dinamiği var. Nereye evrileceği sınıfa ve örgütlü güçlerin müdahalesine bağlı. Kriz dönemindeki mücadeleler açısından, 2009’da işçi hareketinde yaygın eylem ve işgaller oldu. Asıl mücadele grevler değil işgaller olmalı. İşgal greve göre daha etkili bir mücadeledir. Sermaye mülkiyetine geçici olarak el koyulmasıdır. Sermayenin buna tahammülü yoktur. 2013’te eylemlerin yüzde 13’ü işgallerdi. Şişe Cam ve Limter-İş’in işgalleri başarılı oldu. Seyir örgütlülükle bağlantılı. Kriz kendiliğinden devrimci durum yaratsa da durum örgütlü güce bağlıdır. Böyle bir durum yok. BMİS işyeri TİS’leri hazırlarken kurullarda tartışıyoruz. Bir işçi “Yüzde 10-20 zam olsa bile yaşayacak hale getirmez ki”dedi. Ben de “İşçiler fabrikaların anahtarlarını, tüm işçiler kendi fabrikalarının anahtarlarını eline alırsa yaşayacak hale geliriz” dedim. Sendikal mücadelenin sınırları vardır. Sömürünün sınırlandırılması değil sermaye egemenliğinin ortadan kaldırılması gerekir.

Sadece sendikalarla olmaz

Rıza Doğan: Strasbourg’da Çarşamba günü bin 500 Arcelor Mittal işçisi Avrupa Parlamentosu önünde eylem yaptı. Kriz Avrupa’da tüm sektörleri kapsayan, genişleyen bir kriz. Mittal çelik grubu Avrupa’nın birincisi. Geçen yıl işçi çıkarma programı başladı. Fransa’da Lorraine fabrika kapattı. Belçika’da bin 300 işçiyi işten çıkarma kararı aldılar. Luxemburg, Belçika, Fransa işçileri birlikte eylem yaptılar. Sermayenin tutumu çok öğretici. Sosyalist Parti hükümeti işçileri sınırda durdurup arama yaptı. Avrupa Parlamentosu önüne geldiklerinde engellemeye çalıştı. Polis şiddet uyguladı. Dört işçi yaralandı. Bu kriz, öncekilerden farklı. Kapitalizm krizsiz yaşayamaz ama 2008’den daha derin. Sadece ekonomik değil kapitalizmin krizi olarak ortaya çıktı.

Lohr’da patron bin 600 işçiyi topladı. Kriz olduğunu, kimseyi işten atmak istemediğini söyledi. Bu konuşma işçileri etkiledi. Ama işten atmalar oldu. İlk etapta taşeron ve interim (kiralık) işçileri attı. Sendikalarda da durum aynı. Kriz geçici değil, yeni işten atmalar gündeme geldi. Bunun üzerine bir şeyler yapılması tartışıldı. Primlerin kesilmesi, ücretlerin düşürülmesi yaşandı. Ücretlerimiz 5 yıl öncekinin altında. Yıllık yüzde 1-1,5’luk zamlar oluyor. Atılanlar iş bulamıyor. İşçi çıkarmalar her ay yükseliyor. Sendikalar etkisizleştiriliyor. Patron eylem yapılırsa durum kötüleşir diye zorluyor. CGT’nin zorlaması nedeniyle üretim yerlerini kapatıyoruz diye şantaj yapıyor. Hep daha fazla kar için ücretleri düşürüyorlar. Yemek parasını kesmek için çalışma saatlerimizi değiştirmeyi düşünüyor. Katılım primi vb tümü kalktı. Savaş makinesi gibi işliyorlar. İşçilerin hayatlarını parçalıyorlar. 19. yüzyıl vahşi kapitalizmine dönüştürme çabası içindeler. Kriz sadece Fransa’da, otomotivde değil. Sorunun kaynağı sistemden. Neoliberal politikaların sonucu. Hollande’ın programı Sarkozy’ninkinden farklı değil. Ocak’ta MEDEF (tekelci kapitalistlerin örgütü) – hükümet sözleşmesi iş imkanı için sermayenin rekabet gücünü artırmak şeklindeydi. Hollande’ın Sosyalist Parti’si başta işçilerin alım gücünü yükselteceğini, ücretlerin artacağını söyledi. Ama yapılan asgari ücrete yüzde 2 zam oldu. Bu ayda 20 Euro bile yapmıyor. Krizden bu yana alım gücümüz en az yüzde 10-15 düştü. Hem ücret düşüşleri, hem hayat pahalılığı nedeniyle.057

Sendikalar ekonomik mücadele örgütleridir. Sendikalar mücadele örgütleri olmaktan çıkmış, sermayenin işçileri kontrol mekanizmasına dönüşmüş. Perspektifleri yok. CGT en tutarlı görünür ama 5 yıldır krizi tartışıyoruz CGT’nin bir programı yok. Onun meselesi olayı lokal düzeyde ele almak. Biz Lohr’da Temmuz ayında grev yaptık ama sorunu çözmüyor. Kökeni siyasal. Ulusal ve Avrupa düzeyinde ele almazsak altından kalkamayız. Yunanistan, İspanya, Portekiz’de grevler oldu. Biz hiçbir şey yapmıyoruz. Avrupa genel grevi yaşandı ama sermaye saldırısına göre çok geride kalan eylemler var. Fransa’daki sol hareketin ele alınması gerekiyor. Sadece sendikalarla olmaz. Front Gauche 25 Şubat’ta bir kampanya başlattı. Talepler büyük tekel ve taşeron firmalarda işten çıkarmaların yasaklanması. İşten çıkarırsa fabrikaların tazminatsız kamulaştırılması. Ücretlerin artırılması. Asgari ücretin bin 700 Euro olması. Sağlık sigortası ve emeklilik. Sigorta var ama ilaçların yarısını ödüyoruz. Hakların genişletilmesi. Lojman (konut) sorunu. Gençler krizden en çok etkilenenler. Fabrikadan 5 yılda atılan 800 işçinin 600’ü genç, 20-25 yaşında işçiler. Savaş ekonomisi ve emperyalist savaşa son verilmesi.

Siyasal stratejisi olmayan ekonomik mücadele başarılı olamaz

Devrimci Proletarya: ’80’lerde kapitalist sermaye birikiminde neoliberalizme geçildi. Yeni üretim ve ürün teknolojileriyle, cep telefonları, internet, uydu iletişim ağları, iletişimin ve ulaşımın hız kazanması, ürünlerin çeşitlenmesiyle aynı zamanda ideolojik bir hegemonya kuruldu. Sermayenin istikrarlı birikimi için ve aynı zamanda revizyonist sistemin de karşısında onu çözmek amacıyla burjuva demokrasisi yaygınlaştırmaya başlandı. Kapitalizmin merkezlerinde, Avrupa ve Amerika’da 5 yıldır kriz hayaleti dolaşıyor. Artık propagandası yapılabilir bir neoliberalizm kalmadı. Bugünkü durum 1980’lerden de, 1990’lardan da , 5 yıl öncesinden de farklıdır.

Kriz, yeniden yapılandırma için kriz fırsata çevrilmeye çalışılıyor. Sınıfın ve komünist, devrimci örgütlerin etkisizleştirilmesi zemininde yapılıyor bu. Taşeron, interim çalışma yaygınlaşıyor. İş cinayetleri artıyor. AB düzeyinde kararlarla emeklilik yaşı 65’e çekildi, 70’e yükseltilmeye çalışılıyor. Ücret artışı olmadığı gibi ortalama ücret asgari ücret düzeyine çekiliyor. En geri olan , Çin’dekine göre eşitlenmek isteniyor. İşsizlik oranı İspanya, Portekiz ve Yunanistan’da yüzde 26’ları buluyor. Gençler işsiz.
İşçi hareketi içinde bir farklılaşma var. İşten atılmalara karşı mücadeleler yükseliyor. PSA, Renault, Arcelor Mittal, Zonguldak maden, Bosch işçilerinin kararlılıkla yürüttükleri sendika değiştirme mücadelesi … Sınıfın ana gövdesinde bir hareketlenme gerçekleşiyor. Kitlesel olarak mücadelesizlikten mücadeleye doğru geçiş yaşanıyor.

Türkiye devrimci hareketinde ekonomik mücadelelere bakışta küçümseyici bir yaklaşım vardır. Oysa bu eylemler sınıfın güven, özgüven kazanmasını sağlıyor. Özdeneyimlerinden öğreniyorlar, güven ve özgüven kazanıyorlar, sınıfın yeni öncüleri ortaya çıkıyor, öncülerin örgütleme kapasitesi gelişiyor, bu eylemler içerisinde işçiler güç biriktiriyor. Kriz döneminde sermayenin esneklik kapasitesinin azalmasıyla da sık sık devletle karşı karşıya geliyorlar. İşçi sınıfı buradan geçmeden ilerleyemez, ilerleyemeyiz. Fakat hala yaygın ve egemen olan işçinin birey olarak davranması. İşçi sendikaya güvenmiyor, işçi diğer işçilere güvenmiyor, işçi kendisine güvenmiyor. Karşısındaki kapitaliste karşı mücadele etme düşüncesi değil işçiler arasındaki rekabet egemen. Hala işçi sınıfının büyük kitlesi örgütsüz ve mücadelelerin dışında.
Madalyonun iki yüzünü de görmeliyiz. Bir yandan mücadelesizlikten mücadele düzlemine geçiş, ama aynı zamanda işçiler arası rekabet, güven, özgüven sorunu yaygın. Bu mücadeleler bir yenilgi döneminin içinden gerçekleşiyor. Yeni hakların kazanılması değil en kötü olanın iyisi anlaşmalar yapmak, işten atılmaların sınırlandırılması başarılı olarak görülüyor. ’90’ların ortasından sonra Türkiye’de bunu başarı sayan bir sendikacılık anlayışı gelişti.

Bizim yeni grev stratejimiz, grev haritamız olmalı. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar yaratamayız. İşçi mücadelelerinde geleneksel grev ve direniş biçimleri hala egemen. Bununla birlikte eylemlerin mobilize olması yönünde bir farklılaşma da var. Büyük sanayideki her işçi üretimin parçalara ayrıldığını, farklı bölgelere hatta farklı ülkelere üretimin kaydırıldığını bilir. Ana sanayi ile yan sanayi arasındaki bağları, iç içe geçişi bilir. Üretimi gerçekleştiren bir tekelin aynı zamanda o ürünün dağıtımcısı ve pazarlayıcısı olduğunu bilir. Hatta başka üretim dallarındaki yatırımlarını, varsa bir bankası olduğunu bilir. Bu ağa saldıran en az birkaçına saldırıp etkisizleştirecek bir grev stratejimiz olmalı. Bu ağa uygun bir grev haritası çıkartmalıyız. Blok üretim yapılan yerlerde dahi farklı işçi grupları var. İşçiler birkaç sendikaya dağılmış durumdalar. Çok sayıda sendikasız işçi var, taşeron işçiler, sözleşmeli kiralık işçiler var. Onların hepsini greve çekecek bir örgütlenme gerçekleştirmeliyiz. Grev direnişler, iş yeri ile sınırlı sabit grevler olarak kalmamalı, mobilize olmalı, şehrin merkezine, tekellerin önlerine taşınmalı. Dağıtım ve satış ağlarına saldırmalıyız. Sadece işçilerin grevleri olarak kalmamalı, toplumsallaşmalı, her grev artan ölçüde toplumsal destek oluşturmalı. Bugün grevler salt ekonomik grevler olarak kalırsa başarılı olamaz. Sadece ekonomik mücadele olarak kalacak olsa dahi ekonomik mücadelenin örgütlenmesi de siyasal bir strateji gerektirir. Kriz döneminde arkasında siyasal bir strateji olmayan ekonomik mücadele başarıya ulaşamaz. Kararlar tekel merkezilerinden alınıyor. G-8’lerde, G-20 lerde alınıyor, hükümet kararları olarak alınıyor. Bu sürecin tüm stratejisi 1980’lerin başlarında Dünya Bankası’nca oluşturuldu. Bunun karşısında sadece ekonomik mücadele zemininde kalınarak mücadele edilemez. İşçi mücadelesi baştan uluslararası düzlemde örgütlenmeli, karşımızda uluslararası, küresel düzeyde örgütlenmiş tekeller var. Örneğin Renault, bunun karşısındaki bir grev, Fransa’da, Türkiye’de birlikte örgütlenmeli. Başından itibaren bunun strateji ve mücadele anlayışı ile hareket edilmeli.

Sürenin uzamasından dolayı verilen aradan sonra sorulara geçildi. Soruların sorulmsında paanele azımsanmayacak bir oranda katılan kadın işçilere öncelik verildi.

Koşullara endekslenenler devrimci değildir

Soru (İnşaat işçileri sendikası bölge delegesi): Krizin sonuçları konuşuldu ama nedenleri tartışılmadı. Bu ayrı bir konu olarak işlenmeli. Pratik örgütsel, siyasal sorunlar açısından soruyorum. İşçi hareketi ile sendikal hareket aynı şey midir? Sendikal hareket ile komünist hareket aynı şey midir? Sınıf hareketi bizim dışımızda da vardır ve olacaktır. İşçi hareketini komünistler yaratmaz. Ne Yapmalı yanlış yorumlanmış, sanki Lenin kendiliğinden harekete karşı imiş gibi ele alınmıştır. Lenin ise bunlar işçileri iktidara taşımaz der. Biz interim, taşeron dahil 140 işçinin çalıştığı bir inşaat firmasında grev yaptık. Başarı kazandık. 150 Euro prim kazandık. İlk kez Paris’te en büyük iki inşaatta grev ve kazanım oldu. İşçileri ajanslara çekmeye çalıştılar. Ben işçilere danışmadan karar verme yetkisine sahip değilim dedim. Önceden sendikada hazırlık yapılıyordu. Toplantılar yaptık. Yeni delegelerin eğitimini sağladık. Kendi gücüne güven sağladık. Interim işçilerle güven ilişkisi kurduk. Sendikalar reformist de olsa öncü işçi militanlar varsa mücadeleyi yürütebilirler. Koşullara endekslenenler devrimci değildir. CGT önderliği ayrıntıya kadar reformist politika üretir. Avrupa’da yeni olan değişik ülkelerden işçi getirip yarı ücrete çalıştırmak. Sınıfa politik müdahalede sorun durumu koruma politikası. Fabrikalara el koyma devrimci gibi görünen ama devrimci durum olmadığında değeri olmayan bir talep. Genel Grev Genel Direnişin kendi başına bir değeri yoktur, bilinç ve örgütlülük düzeyine bağlıdır. Örneğin savaşa karşı tavır. Front Gauche Fransız emperyalist müdahalelerine hep destek verdi.

Soru (Eski Profilo temsilcisi, kadın işçi) : Burada yaşayan işçiler olarak ne tam buradayız ne tam Türkiye işçi sınıfı içinde hissedebiliyoruz. Avrupa ve Türkiye işçi sorunları ve seviyesi aynı değil. Aynı platformda tartışmak olumlu değil. Türkiye’den gelen arkadaşı dinlemek isterdim. Olayın Fransız sınıf hareketine kaymasını istemiyorum.

Soru (ESP, kadın, SUD sendikası üyesi): 21. yüzyılda çalışma saatlerine dair ne söylüyoruz. Örneğin 8 saat çalışma. Avrupa’da 35 saat. Biz esnek kuralsız çalışma sisteminde çalışıyoruz. Emperyalizm bize kısa çalışmayı dayatıyor. Biz tam gün çalışma sloganı atıyoruz komünistler olarak. Yarın komünizmde 1 saat çalışıldığında refah olacak. Ama biz tam gün diyoruz hala. Neden tam gün değil 2 saat çalışma ve insanca ücret demiyoruz?

Soru (Büro işçisi, kadın): Devrimci Proletarya’dan arkadaşın söylediklerine katılıyorum. Açmaya çalışacağım. Dünya ve Türkiye’de temel sorun Sovyetlerin dağılmasından sonra komünist düşüncelere kuşkulu bakış. CGT istese binlerce işçiyi sokağa döker ama yapmıyor. İşçi sınıfının gerçek partisi yok. Sınıf dağınık ve spontane hareketler var. Ama işçi sınıfı mücadeleci. PSA’da eylem olduğunda Renault sessiz kaldı. 1 yıl öyle geçti. PSA’da mücadele yürütüldü, oradaki hareket genişledi. Şimdi PSA ve Renault birbirinin eylemlerine gidip geliyor. Bana göre komünizm işçi sınıfının ideolojisidr. Türkiye’de sol hareket işçi sınıfı adına hareket etti. Ya çok önünde ya çok gerisinde kaldı. İşçi sınıfı mücadelesi kendi yolunu bulur.

Soru (Hollanda’da öğretim görevlisi, kadın): Türkiye’den gelen arkadaşın söylediklerini iyi buldum. Diğer arkadaşlardan Marksist örgütlenme olarak ne yapıyorsunuz? Marksist hareket ne durumda? DP adına konuşan arkadaşlar bu açıdan ne yapıyor?

Soru (yaşlılara bakım işinde çalışıyor, kadın): İşçiler sadece emeğini satan değil, hayatını organize eden insanlardır. Burada arada bir arkadaş “Senin çocukların ortalığı dağıttı” dedi. Ben burada bir işçi değil halk hareketi görüyorum. Çocuklar için neden bir yer yok.

Soru (kadın): Metalde hem patronların hem de Türk Metal’in varlığı sert bir mücadeleyi gerektiriyor. Buna ne ölçüde hazırlık var? İkincisi Occupy Wall Street, Öfkeliler gibi hareketler aynı zamanda bir sistem sorgulaması yapıyor. Fakat bu sorgulama sistem içi. Occupy hareketi Obama’yı destekledi. Mücadelenin burjuva demokrasisinin sınırlarını aşması için nasıl bir yaklaşım gerekiyor?

Soru (Atılım okuru): Konuşmacılar kapitalizmin krizinin sonuçlarını izah ettiler. Sorun analiz değil. Komünist partinin misyonu sınıfı politik mücadele için savaştırmaktır. Sınıf eylemlere çıkıyor burada. Aramızdan kaç kişi katılabildi. Proletaryanın tarihsel misyonu aynıdır. Uluslararası dayanışma olacaktır ama temel olan sınıfın kendi yerinde mücadele etmesidir. Arkadaş Genel Grev Genel Direnişi savunmayız dedi çok yanlış. Toplumsal dinamiklerin birleşme yolu birlikte mücadeledir. Front Gauche ile ilgili söylenenler çelişiyor.

Soru (otel işçisi): Çalışma saatleri konusuna ESP li arkadaş değindi. Ama kısa çalışma öncesi burjuvazi 35 saati 39’a çıkarmaya başladı. Almanya, kısmen Fransa’da. Bizim istememiz gereken birkaç saat çalışma ve insanca ücret olmalı. Hey Tekstil Teknopark işçileri birbirini ziyarete gitti. Türkiye’de Avrupa’dan farklı olarak doğusunda bir ulusal kurtuluş hareketi var. Batısında ise demokrasi mücadelesi ve işçi hareketi var. HDK bunları siyaseten birleştirmenin aracı. İşçi hareketi için HDK Emek Komisyonu var. Emek çalıştayları düzenleniyor.

Soru: Şişe Cam’da ve Limter-İş’te işgaller sendikayla bağlantılı mı gelişti, işçilerin kendileri mi yaptı?

Soru: Sınıf mücadelesi marksistlerle başlamadı. Komünist partisi ile sendika aynı değil. Arkadaş “İşçileri işten çıkaran işyeri kamulaştırılsın” dedi ama devlet sorunu anlaşılmıyor. Kapitalizm değişmedi. Irak işgal edilince herkes Saddam diktatördür diye emperyalist işgali meşrulaştırdı. Şimdi de Esad diktatördür diye meşrulaştırılıyor.

Soru: İrfan Kaygusuz’a, Türkiye’de işçilerle örgütler arasında neden uçurum var. Örgütlere neden tepki duyuyorlar. Devrimci Proletarya’ya, neden işçiler sizin sloganlarınız altında birleşmiyor?

Soru: Temsil ve yetki sorunu. Neden sendikal mücadele çok daha fazla önem kazandı? Devrimci Proletarya’ya, savaşa karşı taktik sınıf mücadelesi ile nasıl birleşecek?

Yanıtlar

Rıza Doğan: 17 yıldır işyerinde çalışıyorum. CGT’yi biz örgütledik. Fransa’da sınıf mücadelesinin dışındak kalmak istemedim. Front Gauche konusunda devrim değil kemer sıkmaya karşı bir programdır. Asgari bir programdır. Kamulaştırma devrimci bir kamulaştırma değil. Fabrika kapatırız şantajına karşı biz de kamulaştırırız şeklinde. Şantajın önüne geçmek için. Bunun neresi yanlış? 35 saatlik çalışma konusunda, kimsenin süreyi uzatma görüşü yok. 1998’de 35 saat geldiğinden beri MEDEF süreyi yükseltmeye çalışıyor. Sarkozy zamanında Fransa’da çalışma saatleri 40-45 saati buluyordu.

İrfan Kaygusuz: Sınıf hareketi ile sendikal hareket elbette farklı. Sınıf hareketi derken daha siyasal bir hareketten söz ediyoruz. Sendikal hareket sermaye egemenliğini ortadan kaldıran değil gerileten, sömürüyü sınırlandırandır. Sendikalar sadece iktisadi sorunlarla ilgilenir demek ise ekonomist bir yaklaşım olur. Manivela rolü vardır. İnşaat sektörü örneği, Türkiye açısından da yaşanıyor. En güvencesizler çalışıyor. Kürtler en yoğun. Kürtlerin varlığı oradaki çalışma koşullarını olumsuza itmiştir. Sınıf içi rekabet, istihdam biçimleri çok farklı. Sadece sağlıkta 10 farklı güvencesiz istihdam var. Güvencesizlik ortak payda. Güvenceli iş ise kapitalist iş. Başka bir toplum tasavvuru üzerinden değil. Fabrikaya el koyma reformist dendi. Latin Amerika’da işgal deneyimleri yaşanıyor. Sermaye mülkiyetine işçilerin el koyması devrimle olur. Öfkeliler, Occupy hareketleri sivil toplum örgütlenmeleri. Sendikalar bunları oluşturan tepkiyi karşılayamıyor. Yapısal olarak sorunları kesemiyor. Türkiye’de sendikal alanda çok fazla farklı arayışlar var. Dernekler, vakıflar, spor klübü vb ama en gelişkini sendika. Mevcut sendikaların bürokratik durumu arayışlara yol açıyor. Dernekler, avukat sendikası, ev işçileri sendikası gibi. Buradan bir dinamik çıkacak gibi. Sendikal hareketi de zorlayacak. Marksist hareket işçi hareketi ilişkisi soruları, bunlar bildik sorular. Temasla bağlantılı. Her sendika sosyalist olmak durumunda değil. 2009 krizi sonrası kocaman binalı küçük kafalı sendikalar hareketi ilerletemedi. Sorun tartışma değil pratik faaliyet. Zor bir iş bu. BMİS bile Bosch’ta 1,5 yıl illegal çalışma yürüttü. Kısa dönemli işler değil. Kimi sosyalist arkadaşlar 1 ay sonra işyerini örgütleyeceğini sanıyor. Kamulaştırma konusunda, Tekel özel olsaydı, devlet atılanlara iş vermek zorunda kalmazdı. Türkiye’de üç dinamik var. Kürt hareketi, sınıf hareketi ve farklı ezme biçimleri. Kadın hareketi sadece sınıf mücadelesine indirgenemez. LGBT, ulusal sorun sadece sınıf mücadelesine indirgenemez.

Devrimci Proletarya:
Demokratik hareketler işçi sınıfının mücadelesi ve sosyalist hareketle birleşseydi daha farklı gelişirdi. Şimdi ise Kürt hareketi geri bir uzlaşmaya doğru gidiyor. Türkiye devrimci hareketinde Kürt ulusal hareketine endekslenme ortaya çıktı. Denklem tersten kurulmalı: Sosyalist hareketin demokratik hareketi belirlemesi. Metaldeki mücadele sektörel düzeyden gelişirse Türk Metal’in sökülüp atılması ve işçiler içerisinde Türk milliyetçiliğinin giderilmesi açısından ivme kazanır.

Biz de daha öncesinde demokratik halk devrimciliğinde yer aldık. Bugün demokratik devrim geçerliliğini yitirdi, ekonomik, toplumsal siyasal koşullar değişti, bu değişim, proletaryanın sosyalist devrimini gerektiriyor. Türkiye devrimci hareketinin Avrupa’daki varoluşu da Türkiye gündemi ve göçmen talepleri mücadelesi olarak kalıyor.

Bugün panelin başından itibaren sermayenin neoliberal saldırıları, işçi sınıfı mücadele ve direnişleri ve taleplerini konuşmak durumunda kaldık. Bunlar sadece ekonomik ve kimi sosyal ve demokratik haklar mücadelesi çerçevesinde kalır, hatta o bile sınırlıdır. Yaşam ve çalışma koşullarında şiddetli bir sarsıntı, Yunanistan, İspanya gibi ülkelerde toplu düşüş var. Sendikalardan farklı olarak sorunun sistem sorunu olarak ele alınması, politik bir önderlik geliştirilmesi zorunlu. Kapitalizme sosyalizme karşı kendisini üstün gördüğü yerden saldırmalıyız. Çalışma sürelerinin kısaltılması, ama asıl olarak çalışmaktan da özgürleşeceğimiz bir mücadele! Toplumsal emek üretkenliği arttı, gelişkin üretim araçları, robotik teknolojiler var. Daha az çalışma; her bireyin çalışarak yaşaması, çalışarak ölmesi değil kendisini çalışmadan özgürleştirebilmesi. Bir zamanlar nasıl 8 saat için mücadele edildiyse bugün 6 saat için mücadele edilmeli. Süreler değişebilir ama örneğin Türkiye’de 8 saatten fazla çalışmanın yasaklanması. Temel ihtiyaçları ücretsiz karşılamak. Asgari ücret değil temel ücret mücadelesi.

Demokrasi sorununu mücadele gündemine taşımalıyız. Revizyonist diktatörlüklere karşı kapitalizm kendisini demokratik olarak gösteriyordu. Burjuva demokrasisinin temellerinde daralma yaşanıyor. Katılımcı, kapsayıcı mekanizmaları önceki esnekliğine sahip değil. Tekellerin isteklerine aykırı bir karar çıkacağı korkusuyla Yunanistan’da referandum önlendi. Occupy vb. kararların tekellerce alınmasına karşı itiraz var. Ama Ocuppy, Öfkeliler hareketinin istemleri burjuva demokrasisinin genişletilmesi. Bunun için değil sosyalist işçi demokrasisi için mücadele etmeliyiz. İşçi demokrasisi bugünkü mücadelelerin içinde doğuyor, artık hiçbir işçi kendisinin katılmadığı, dışında ve üstündeki bir güç tarafından alınan kararı kabul etmek istemiyor, ancak bir sürecin içerisinde yer alırsa kararlara katılırsa o mücadelenin içerisinde yer alıyor, biz bunu geliştirmek için savaşmalıyız.

**

Panel öncesinde Strasbourg Saint-Denis, Gar du Nord civarı gibi kentin merkezi yerleri ile Türkiyeli işçilerin yaygın olarak yaşadığı Ville Le Belle, Bobigny, Pantin, Melun, Auberville, Le Bourget bölgelerinde afişleme yapıldı. Türkiyeli örgütlerin düzenlediği etkinliklerde panelin duyurusu yapıldı. Renault işçilerinin 29 Ocak’ta gerçekleştirdiği grev ve blokaj eylemine katılındı. Lutte Ouvriere’in Türkiye gündemli olarak düzenlediği ve Renault işçilerinden bir grubun da katıldığı bir panele gidilerek DP paneli ile ilgili el ilanları dağıtıldı.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*