Anasayfa » GÜNDEM » Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!

Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!

14370189_1826620044290891_7829669633574459174_n

Saray ve AKP yeni bir manevra yapmaya başladı. Tecavüz yasasında kısmi geri adım, Merkez Bankasını faiz, kur, para politikalarında kısmi serbest bırakma, açığa alınan 10 bin Eğitim-Sen üyesi öğretmenden 5 bin 500’ünü göreve iade etme, ve hükümet cephesinden referandum ve seçimlerin OHAL’de yapılamayacağı, OHAL’in uzatılmayabileceğine dair ard arda gelen açıklamalar bu yeni manevranın göstergeleri.

Kuşkusuz bunlar bir “yumuşama” anlamına gelmiyor. Baskılar, yasaklar, operasyonlar, saldırılarda bir hız kesme yok.

Tekelci oligarşik iktidarı bu manevraya zorlayan, temelde iki etken var.

Birincisi, sert bir ekonomik kriz/depresyon sinyallerinin artmasıyla birlikte, tekelci burjuva sınıf kesimleri arasındaki 15 Temmuz sonrası mutabakatın koşulları aşınmaya başladı. AB’nin diplomatik sertlik dozunu artırdığı mesajlarından sonra, TÜSİAD da Gül ile birlikte “ya kaos ya da hukuk” türünden bir mesaj verdi. Hemen ardından hükümet içindeki bu kanadın ekonomi bakanları Mehmet Şimşek ve Zeybekçi’den AB ve OHAL konusunda Saray’a ters denilebilecek açıklamalar geldi. Hem Saray ile Hükümet arasında, hem de Hükümetin içinden AB, OHAL, kriz politikaları, tecavüz yasası gibi bir dizi konuda birbiriyle çelişkili, gelgitli tutum ve açıklamalar birbirini izledi.

Anlaşıldığı kadarıyla hem uzlaşma hem de güç mücadelesi içindeki bu tekelci oligarşik burjuva sınıf kesimleri, hem derinleşen ekonomik, toplumsal, siyasal krizi bir nebze kontrol altında tutmaya ve gerilimi bir nebze düşürmeye çalışacak, başkanlık, anayasa, referandum gibi kritik konularda uzlaşacakları bir ara formül bulmaya çabalıyorlar. En son Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş’in MHP adına, “başkanlığın referandumdan geçmeyebileceği” kaygılarını dile getirip, seçimler ve başkanlık referandumunun OHAL’le yapılmaması gerektiğini söylemesi, Başbakan Yıldırım’ın da bunu teyid etmesi, tepedeki bu pazarlıkların bir göstergesi. Sarayın OHAL’in uzatılması için bastırmaya devam etmesinin nasıl sonuçlanacağını göreceğiz.

Kapitalist güç odakları, bir yandan yeni bir uzlaşma formülü geliştirmeye çalışırken, diğer yandan karşılıklı güç sınamaları yapıyor, olası bir kriz çatırtısına karşı yığınak yapıyor. TÜSİAD’ın “ya kaos ya hukuk” lafzının bir adresi belliyken, Erdoğan da kitleleri, bankalar ve hükümete yıkmaya çalıştığı, “acı ilaç” ile korkutmaya çalışıyor.

Tepedeki bu çatlağı ve yeni manevraları zorunlu kılan ikinci ve asıl etken ise, kitlelerin çalışma, yaşam, yönetilme koşullarının büsbütün ağırlaşmasına ve gerici-faşist baskılara karşı hoşnutsuzluk ve tepkilerinin giderek artmasıdır. Özellikle tecavüz yasasına karşı yaygın tepkiler, kadın eylem ve direnişleri, belli bir etki yarattı. Onca medya çamuru, AkTroller, muhalefet eden herkesin “aile düşmanlığı”, “terör” ile kodlanması da kar etmedi. Bu yasaya AKP tabanından da belli bir tepki gelmesi, Saray’ın toplumsal tabanını da yeterince konsolide edemediğini gösterdi. Keza onca baskı, gözaltıya karşı öğretmen direnişlerinin de toplumsal bir sempati kazanmasına ve yaygınlaşma eğilimi göstermesine engel olamadılar. Doların füze gibi yükselmesi, kuraklık, işsizlik ve enflasyon artışı, hanehalkı borçlarının durduğu yerde zıplaması da, kitlelerin huzursuzluğunu, kriz tepki ve korkularını büyütüyor.

Türkiye kapitalist ekonomisi, son 2 ayda bir daralma sürecine girmiş görünüyor. Eğer 2016’nın son çeyreğinden daralma çıkarsa, yönetememe, rejim, devlet krizini şiddetlendiren her hangi bir etken, ekonomik depresyonu tetikleyebilir ve bir ekonomik çöküntüye dönüştürebilir. Bir kriz çöküntüsü, gerici-faşist sokak infiallerini ve terörizasyonunu da, daha militan isyan ve direniş hareketlerini de ortaya çıkarabilir. TÜSİAD’ın asıl “kavga ve kaos” korkusu da, Erdoğan’ın “acı ilaç” getirmek zorunda kalırsak, walla sorumlusu ben değilim, türünden açıklamaları da bunun ifadesidir.

İşçi sınıfının örgütsüzlüğü, sol ve sosyalist güçlerin zayıflığı ve bulanıklığı nedeniyle ilk eğilim daha baskın olabilirse de, AKP’nin en büyük taban erozyonunun 2008-9 krizi döneminde yaşandığı unutulmamalıdır. Bu tepedeki güçler çatışmasını da şiddetlendirir, ve hangisi galip çıkarsa çıksın, daha ağır hasarla ve zaten olmayan meşruiyetin kökünden dinamitlenmesiyle sonuçlanır.

Bu yüzden toplumsal-siyasal krizi kontrol altında tutmaya, uzlaştıkları ara formüle de, yine şu seçimler, referandum, hukuk filan tarzı, TÜSİAD’ın istediği türden bir “toplumsal meşruiyet” kılıfı giydirmeye çabalıyorlar. Buna sınıfsal-toplumsal direnişlerin güç toplamaya ve mücadele kanalı açmaya başladığı kadın hareketi ve açığa alınan kamu emekçileri hareketi gibi gerilim eksenlerini “yumuşatmak”, beklentiye sevketmek istemeleri dahil. Hatta bir AKP milletvekili, Mehmet Ali Şahin’in “HDP milletvekillerinin tahliyesini istemesi” de öyle. Keza Yeni Akit’ten Süleyman Karagülle’nin çıkışı… Tepedeki güç dengeleri ve manevra durumları olmasaydı, böyle çıkışlara bugünkü koşullarda cesaret edemezlerdi. Bu tekelci oligarşik kapitalist güçlerin her zaman ki “cellat/papaz” taktiğidir.

Komünistlerin ve sınıf bilinçli işçilerin, AB, TÜSİAD, Gülcüler vbden hiçbir beklentisi olamaz, tam tersine bunlardan “hukuk ve demokrasi” bekleyen küçük burjuva liberal halkçıların sinikliğine karşı mücadele zorunludur. Bugün şu “TÜSİAD demokrasisi”, artık “AB mali oligarşik demokrasisi” bile değil “NATO demokrasisi”, “Trump demokrasisi”dir!! Sarayı da ayakta tutan bunlardır. En büyük felaket, sınıfsal-toplumsal direniş ve mücadelenin özgüçlerine ve bağımsızlığına dayanmak yerine, tepedeki emek, insan, doğa düşmanlarından birine karşı öbürünün yedeğine girmek, Gezi’den sonra olduğu gibi, büyüyen sınıfsal-toplumsal hoşnutsuzluk ve tepkiyi yine neoliberal küreselleşme demokrasisi fantazisi içinde eritmek olur!

Sınıfsal-toplumsal direniş güçleri olarak, oldukça zayıfız, dağınığız. Ancak şu halimizle bile, direnişlerimiz, mücadelelerimiz, öfkemiz karşımızdaki tekelci oligarşik kapitalist güçleri tedirgin ediyor, iç çatlaklarını büyütüyor, yeni “cellat/papaz” manevralarına zorluyor ve “meşruiyet” pelerinleri arayışına sokuyor. Bir yandan gerici-faşist baskı ve zorbalığı artırırken, diğer yandan bizim direnişlerimizi bir iki “taviz -mış gibi” yaparak kırmaya, bölmeye, yukarıdan beklentiye yedeklemeye çalışıyorlar.

Hayır! Şimdi sınıfsal-toplumsal-cinsel-ulusal-ekolojik direnişleri büyütmenin, yeni mücadele cepheleri açmanın, daha örgütlü hale getirmenin, fiili işçi demokrasisi mücadelesine odaklanmanın tam sırasıdır! Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*