Saat altı…Suruç’a varır varmaz devletin yoğun baskısı bizi sarıyor. Uzun namlulu silahlar, komandolar, eylemlerde görmediğimiz askeri araçlar bize “hoşgeldiniz” diyor. Her kamu kurumunun önünde yoğun koruma önlemleri, her yer asker polis, her yer MOBESE kameraları.

Hava çok soğuk. Isınmak ve karnımızı doyurmak için çorbacı arıyoruz. Çorbalarımızı içtikten sonra AMARA kültür sanat merkezine varıyoruz. Tabureleri yatak yapan ve Diyarbakırdan geldiğini öğrendiğimiz arkadaşlar yeni uyanıyorlar. Kahvaltılarını yapıyorlar ve hummalı bir çalışma başlıyor. Planlar yapılıyor, ihtiyaçlar belirleniyor, görevler dağıtılıyor ve işe koyulma vakti! Herkes bir yerlere dağılıyor, ama yetmiyor, çok insana ihtiyaç var.

kobane_cocuk_28ekim_2

AMARA’daki koşuşturmayı izlerken bizi karşılayacak arkadaşın gelmesiyle çadır kentlere doğru yola çıkıyoruz. Ilk durak Kobane çadırkenti. Aracımızın çadır kente varmasıyla etrafımız sarılıyor hemen, küçücük gözler size bakarken minik elleri ellerinizle buluşuveriyor. Sımsıkı sarılıyorlar, hiç tanımadıkları bu insanlara. 5 çocuk, 10 çocuk…100 çocuk oluveriyorlar… Adım başı çadır var, yüzlerce insan kalıyor. Küçük bir mahalle gibi. Kadınlar çadır önlerinde çamaşır yıkıyor, “evlerinin” önünü süpürüyor, bulaşık yıkıyor, çocuk emziriyor, birbirleri ile konuşuyor. Sayıları az da olsa erkekler, kümeler halinde sohbetler ediyor. Her aile en az bir yakınını Kobane de bırakmış. Kobane’de DAİŞ’e karşı savaşanlarda çocuklarını sevdiklerini ailelerini Suruç’ta bırakıp gitmişler. Kime dokunsanız bin ah işitiyorsunuz, bin bela hükümete, DAİŞ’e. Ama bir o kadar da umut dolular, Kulaklar kobane’den gelecek bir sesi bekliyor. Hem sevdiklerine hem de evlerine kavuşacak olmanın umuduyla uyanıyorlar her yeni sabaha…

kobanede-cocuk

Ve çocuklar…Savaşın karanlığını yırtanlar. Çamurdan, tahtadan, poşetten oyuncakları ile hayallerini gerçek kılanlar. Savaşın acımasızlığı belki de en çok onları vuruyor. Kimi okul için geldiğini düşünüyor çadır kente kimi ise savaşın farkında, “DAİŞ yüzünden geldik” diyor, kaşları çatık. Attıkları her adımda oynadıkları her oyunda dillerinde hep “biji berxwedana Kobane, biji berxwedana YPG” var.

Çadırkentte her türlü ihtiyaç BDP’li belediyeler tarafından karşılanıyor. Tuvaletler yapılmış ama su, elektrik, banyo sorunu tam olarak çözülememiş.

Kamplarda iç işleyişi sağlamak için meclisler kurulmuş ve komisyonlar oluşturulmuş. Sağlık,temizlik, eğitim, güvenlik, yemek, su vs. Bu komisyonlarda sorunlar konuşuluyor, talepler ihtiyaçlar BDP’ye, belediyeye bu komisyonlar aracılığı ile iletiliyor. Ağırlıklı olarak partililer bu yükü kaldırmaya çalışıyor, sürekli çalışmak için gelenler de var, bir iki gün için gelenler de var. Yurtdışından destek olduğu gibi farklı üniversitelerden dönüşümlü gelişlerde oluyor.

kobane

Saat 12.00…Peşimizde savaşın çocukları tiyatro gösterisi için uygun bir yer bulunuyor, hazırlıklar başlıyor. Okul öncesi öğretmeni arkadaş hemen kaynaşıp bir iki oyun oynatıveriyor, heyecanla bekleşen çocuklara. Oyun Bûka Baranê; kürtçe gökkuşağı demek. Ama aynı zamanda bir oyun: yağmur yağmadan once bir grup çocuk biraraya gelir, bir ağaç parçasına bir bez sararlar,bu ağaç parçasını ellerinde sallayarak ev ev dolaşırlar, evlerden yumurta, buğday, soğan vs herhangi birşey vermesi beklenir. Çocukken oynadıkları Bûka Baranê oyunundan esinlenerek kendilerine Teatra Bûka Baranê diyen tiyatro grubunun hazırlıkları bitince çocuklar içeriye alınıyor ve gösteri başlıyor. Küresel ısınmanın sebep olduğu iklim değişikliğini konu alan bir oyun sahneleniyor. Gökkuşağının oluşumu ve tiyatro grubuna ismini veren Buka Barane oyunu da canlandırılıyor. Savaşın sessiz çığılığı, oyun boyunca çocukların şen kahkahaları ile boğuluyor. Şarkılar, şiirler, müzikler.. doyasıya olamasa da eğleniyor çocuklar. Oyun bitiyor ve veda vakti. Çocuklar peşimizde dolmuşa kadar gidiyoruz, zor olsa da ayrılıyoruz kentten.

bb-3-buka-barane-1024x654

Sıra da diğer çadır kentler de ki çocuklar var. Once Rojava çadır kenti ardından Nejat Ağırnaslı ve Arin Mirxan ve son olarak da yeni kuralan bir çadır kentte gösterimler yapılıyor. Hepsinde benzer yaşam mücadelesi. Aynı var olma hikayeleri. Aynı sloganlar, aynı umutlar. Bir tarafta taziye diğer tarafta tiyatro gösterisi. “Yaşam da bizim ölüm de bizim” diyor bi Kobane’li ihtiyar. “Neredeyse her gün cenaze geliyor, sayının düşük olmasına seviniyoruz bazen” diye anlatıyor sevgili Fidan. Her şeyi bırakmış sınır da bir köye yerleşmiş, yaklaşık iki aydır çadır kentlerin düzenlenmesi ile ilgileniyor.

Yollarda çok sayıda yerli-yabancı gözlemci görüyoruz. Almanya’da yaşayan göçmen bir Türk bir ailenin çocuğu ile Erasmus’la İstanbula gelen Japon bir genç kadın öğrenci. Yaşanılana yakından tanıklık etmek için gelmişler. Fotografçılar, gazeteciler, yardım getirenler…bir şekilde “sesinizi duyduk” diyenler Suruç’ta sokaklarda dolaşıyorlar.

kobanide-isid-ile-ypg-catismaya-devam-ediyor-2-_5446_dhaphoto10

Saat:17.00… gelmişken sınıra gitmemek olmaz. Ilk sınıra gitme denememiz  polislerin bizi geri çevirmesi ile başarısız oluyor. Sınırda nöbet tutanların kullandığı köy yollarından gidiyoruz sonrasında. Bir halkı ikiye bölen sınır ışıklarına doğru yaklaşıyoruz. Miştenur tepesini ve Kobane’nin belli belirsiz ışıklarını görüyoruz. Sınırda nöbet tutanlar ısınmak için ateş yakmışlar. Bir çocuk Kobane için yazılan bir şarkıyı söylüyor:

page_adini-koyalim-ankara-kobani-dussun-istiyor_616500251

Kobane iro xemgin e (Kobane bugün üzgündür)

Dişewite, laş bi xwin e (Kanlı bedeniyle ağlıyor)

Heştire çavan dibarine (Gözyaşlarımızı yağdırıyor)

Ax Rojava (Ah Rojava)

Saat: 18.00…Dönüş vakti. Arkamızda Kobane’li ailelerin umutları, yüreğimizde çocukların ışıldayan gözleri Kızıltepe’ye geri gönüyoruz.

Kızıltepe’den Bir Eğitim İşçisi

kobanne

nejatağrnasli

 

kobane

 

kobani

 

kobané