Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » ” Saldırı Geliyor” Bir sınıf stratejisine doğru: 2- Kadın, genç, kürt, göçmen işçiler

” Saldırı Geliyor” Bir sınıf stratejisine doğru: 2- Kadın, genç, kürt, göçmen işçiler

Sermayenin UİS saldırırı ekseninde kaleme aldığımız yazıların ikincisinide güncel öneminden dolayı yayınlıyoruz. Yazının son bölümünüde yarın yayınlayacağız.

Kafa emekçileri, eğitimli emekçiler, kamu çalışanları, orta ve yüksek öğretim öğrencileri, ev kadınları, yaşlılar, emekliler, kent yoksulları, Kürt yoksullar, küçük ve yoksul köylüler: Tüm toplumsal kesim ve alanları kapsayan yıkıcı işçileştirme süreçleri, dev çaplı yeni işçi kitleleri…

Küresel mali oligarşik “Aktif İşgücü Piyasası Programı” (Ulusal İstihdam Stratejisi Belgesi’nin de temelini oluşturuyor), tıpkı sermayenin çalıştırdığı işçinin tuvalette geçirdiği saniyeleri bile kayıp sayması gibi, ev kadını, öğrenci, çocuk, emekli, kent yoksulları… sermaye birikimini büyütmeyen, azami artıdeğer üretmeyen herkesi kayıp ve yük olarak görüyor.

Örnek mi, Ulusal İstihdam Strateji Belgesi’nden kan dondurucu bir cümle: “Türkiye’de sosyal harcamalardan üretken olmayan yaşlı gruplara daha fazla kaynak ayrıldığı dikkati çekmektedir.” Sosyal hak ve güvencelerin yıkımı, yalnız bölüşüm değil düpedüz sömürü sorunudur. Her işçi ailesinden daha fazla kişiyi (kadınlar, gençler, çocuklar, yaşlılar) çalışmak zorunda bırakmaktadır. “Yok öyle sosyal dayanışma, ölümüne çalışma, ölene kadar çalışma!” Kapitalizmin sloganı budur.

Kölece Çalıştırma Stratejisi, nüfusun çalışabilir kesimi içindeki ücretli emekçilerin oranını yüzde 55′ten yüzde 75′e çıkarılmasını hedefliyor. Toplumun toplam çalışma yeteneğinin azami büyütülmesi, azami piyasalaştırılması, azami artı-değer üretkenliği; özetle toplam toplumsal çalışmanın ve onun içinde de karşılıksız çalışmanın azamileştirilmesi, sermayenin yasasıdır.

Bu noktada devreye yine kötü ünlü bir kavram giriyor: “İşgücü piyasasındaki katılıkların kaldırılması; esneklik!” Bu, toplumun toplam çalışma yeteneğinin azami piyasalaştırılması ve azami sömürülmesi önündeki her türlü fizik, toplumsal, kültürel, yasal vd sınırın yıkılması. En başta 8 saatlik işgünü, iş güvencesi, sosyal hak ve güvenceler, asgari ücret… Artık iş güvencesi diye bir şey yoktur, her türlü hak ve güvenceden, ücret artışı isteminden vaz geçildiği ölçüde iş bulabilme, işte kalabilme ihtimali (employibility) vardır.

Değişen yalnız istihdam biçimleri değil üretim ilişkileridir. Kapitalist üretim ilişkilerinin kendi dışında kalan tüm toplumsal kesimleri de yutması ve azami sömürü ilişkisine çevirmesidir. Tarım, kent-mekan, aile, eğitim, sağlık, ulaşım, iletişim, hizmet, kültür, sanat, spor… Tümü fabrikalaştırılmakta, azami artı-değer üretim süreçlerine bağlanmaktadır.

Geçmiş dönemdeki üretim ilişkilerini yapılandıran kaba işbölümü ayrımları: Kamu-özel, eğitim-üretim, kafa emeği-kol emeği, kadın-erkek, genç-yetişkin, sağlıklı-engelli, çalışan-işsiz … ayrımları geriye doğru çözülmektedir.

 

04mesleklisesi

Kölece Çalışma Stratejisi ezen-ezilen ilişkilerini kaldırmıyor, derinleştiriyor

Kölece Çalıştırma Stratejisinin, “dezavantajlı kesimlere istihdamda fırsat eşitliği” dediği temel politika ekseni: Ezilen ve işsizliğin en yoğun olduğu toplumsal kesimlerin (kadınlar, kürtler, gençler, engelliler, göçmenler, yoksullar) bu ezilmişliklerini vahşice sömürmek, sermaye birikim stratejisinin yapısal bileşenidir. Kapitalist üretim ilişkilerinin gelişimi, ezen-ezilen ilişkilerini ortadan kaldırmıyor. Biraz inceltip kendi bünyesine aşılıyor, yaygınlaştırıp derinleştirerek yeniden üretiyor.

Evdeki toplumsal cinsiyetçi işbölümü temelinde “erkeğin yardımcısı” addedilen kadın, işyerinde erkeklerle aynı işi yaptığı halde, “evdeki işinin uzantısını yapan”, “yardımcı çalışan” konumundadır. En emek yoğun sektörlerde 10-12 saat ya da kısmi zamanlı çalışma adı altında haftada 35 saate kadar çalışma, yarım ücret. Kürt işçiler taşeronluğun, mevsimlik işlerin, çağrı üzerine çalışmanın saflarını doldurur. Ücretleri aynı işi yapan Türk işçilerin ortalama 3′te ikisi ile yarısı civarındadır. Uzun süreli işsizler, yoksullar, engelliler, göçmenler de “dilenci” statüsünde çalıştırılır. Kısa Dönemli Çalışma Programı ya da Toplum Yararına Çalışma Programı adı altında 6-9 aylık çalışma, genellikle sigortasız. Ya da kayıtsız, sigortasız çalışma. Staj, proje, intörn, uygulamalı eğitim vb adı altında çalıştırılan öğrenciler için, bu zaten iş değil eğitimin bir uzantısıdır! Giderek genişletilen staj adı altında çalışma, asgari ücretin 3′te biri. Ya da cep harçlığına kısmi zamanlı çalışma. Tüm bu kesimler için çalışma daha kıyıcı, işyerlerinde yaşadıkları baskı, taciz, aşağılama, değersizleştirilme, kısıtlanma ve eziyet daha yoğundur.

Türkiye’de işçi sınıfının kadın, kürt, öğrenci/genç bileşenlerinde özellikle 2008 krizinden itibaren daha hissedilir bir artış başladı. Örneğin Türkiye’de toplam istihdam içinde kadınların oranı 4’te bir iken, son beş yıldaki yeni işçi alımlarında kadınların oranı yüzde 40′a yükseldi, 2012′de ise yeni işe alımlarda kadınların sayısı Türkiye tarihinde ilk kez erkekleri geçti.

Bunun başlıca etkenleri bellidir: 2003 tarihli iş yasasıyla esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması… 2004′ten itibaren “sermayenin ücret dışı sosyal yüklerinin azaltılması” adı altında sosyal hak ve güvencelerin budanmasının hızlandırılması… 2007′den itibaren işsizliğin yeniden tırmanışa geçişi ve ücretlerdeki düşüşün hızlanışı (her aileden 2. , 3. kişilerin ücretli çalışmaya girmesi)… Sanayi yavaşlarken sermayenin yeni birikim kanalları da kadın, genç-öğrenci, kürt işçi oranının yükselişinde bir etkendir: İnşaat, eğitim, sağlık, turizm, finans, büro, market, mağazacılık, gündelikçilik ve kişisel bakım…

fft16_mf461750

 

Kölece Çalıştırma Stratejisi 2008’den beri fiilen uygulanıyor

Nitekim temel bir etken de Hükümetin 2008′den itibaren “krize karşı istihdam bağlantılı tedbirler” olarak sunduğu Kölece Çalıştırma Programının fiili ön uygulamaları ve altyapı hazırlığını içeren düzenlemelerdir: “Krize karşı alınan istihdam bağlantılı tedbirler işveren sosyal güvenlik primlerindeki beş puanlık indirim; genç, kadın ve özürlü istihdamının teşviki; kısa çalışma ödeneğinin yüzde 50 arttırılması ve süresinin üç aydan altı aya uzatılması, toplum yararına çalışma programları ve diğer aktif işgücü piyasası programları (mesleki eğitim kursları, staj programları, girişimcilik programları) şeklinde sıralanabilir.” (Ulusal İstihdam Strateji Belgesi)

Bu düzenlemeler, Kölece Çalıştırma Stratejisinin fiili uygulamalarının son 5 yılda nasıl yaygınlaştırıldığını göstermektedir. Kısa Dönemli Çalışma Programı ve Toplum Yararına Çalışma Programı, 6-9 aylığına, genellikle sigortasız ve asgari ücret veya altına haftada 60 saat, doldur boşalt biçiminde işçi çalıştırmayı alabildiğine yaygınlaştırmıştır. Meslek ve Teknik Lise öğrencilerinin şirketlerde staj adı altındaki çalıştırılması süre olarak uzatılmış ve yaygınlaştırılmıştır. “Öğrenci Ajansları, Sözleşmeli İşçilik, Ana Firmaya Sözleşmeli Çalışan Alt İşveren” adı altında Kiralık İşçi Şirketleri ağı, Üniversitelerden AVM ve Sitelere (temizlik, özel güvenlik, vd) büyük metal fabrikalarına kadar girmiş ve yaygınlaştırılmıştır. Kölece Çalıştırma Stratejisinin KDÇ, TYÇP, Staj Programı, fiili Özel İstihdam Bürosu gibi uygulmalarından çoğu durumda bu kapsamda işe alınan işçilerin haberi bile olmamaktadır. Bir OSB’de işe giren işçi ancak neden sigortasının yapılmadığı sorduğunda, “Toplum Yararına Çalışma Programı” kapsamında işe alındığını, patronun 9 ay boyunca sigorta yapmama “hakkının” olduğunu hayretle öğrenmektedir. Metal TİS’leri sırasında TOFAŞ’tan işten atılan bin sözleşmeli işçi, kendilerinin bile bilmedikleri bir Özel İstihdam Bürosu’na bağlı çalışmış olduklarını ve tüm sosyal haklarının da onun cebine indiğini hayretle öğrenmişlerdir! Kadınların, öğrencilerin ve yeni mezun gençlerin, Kürtlerin en yoğun olarak çalıştığı emek yoğun sektörler (tekstil, konfeksiyon, inşaat, turizm, vd) ve taşeron işlerde, ücretleri uzun süre ödememe, geç ve eksik ödeme, sigortanın yapılmaması veya eksik yapılması uygulamaları son derece yaygınlaşmıştır. Kadın ve genç çalıştırılmasını teşvik kapsamında, söylenen patronun ödeyeceği sigorta priminda indirimdir. Fakat söylenmeyen kadın ve genç işçi çalıştıran patronların iş yasasında halen var olan, işçilere dönük yükümlülüklerinden (belli bir işçi sayısının üstünde, servis, yemekhane, işçi sağlığı ve güvenliği önlemleri, kreş, spor salonu, vd) artan ölçüde azade tutulmasıdır.

i

Eğitimli işçiler konum kaybediyor, fakat çalışan kadınlar, kürtler, gençler de bir konum kazanamıyor

Tüm bunlardan sonra, işçi sınıfının kadın, genç, öğrenci, kürt bileşenlerinde yığınsal ve oransal artışın (kimilerinin “işçi sınıfının gençleşmesi, kadınlaşması, kürtleşmesi” dediği olgu) nedenini ve nasılını anlamak zor değildir. Bu kadınlar, gençler, öğrenciler, kürtler, yoksullar açısından da yıkıcı, kıyıcı, despotik; dev çaplı yeni proleterleştirme süreçleri olarak işlemektedir. Öyle ki, “Ulusal İstihdam Stratejisi”ne toplumun despotik proleterleştirilmesi düzeneği, dense yeridir. 2001 krizinden itibaren “beyaz yakalılar”ın (kafa emekçileri, eğitimli emekçiler, kamu çalışanları, vd) konum kayıpları, işsizlik ve yıkıcılaşan işçileştirilme, değişen emek süreçleri bağlamına (bu konu orta sınıfların yarasına ve aydınlara daha fazla hitap ettiği için olsa gerek) belli bir ilgi, gündemleştirme, artan sayıda çalışma vardır. Haziran Direnişi de, “beyaz yakalılar”ın durumuna nisbi bir ilgi uyandırmıştır. Ne var ki, kadınların, gençlerin, öğrencilerin, kürtlerin, yoksulların 2008 krizinden itibaren hız kazanan yığınsal ve ezici işçileştirilme süreçlerine dair, hemen hiçbir ilgi, doğru dürüst bir araştırma yoktur. Bürokratik sendika ve meslek örgütleri bu konuda zaten susmakta, fakat sol ve devrimci çevreler olsun, kadın, gençlik/öğrenci, kürt, kent yoksulu örgütleri de ses çıkarmamaktadır. Sonuçta “beyaz yakalılar”ın konum ve mesleki-yaşamsal özerklik yitimi çok belirgindir ama; zaten kolektif hakları tanınmayan kadınların, gençlerin, kürtlerin çalışma yaşamına daha yığınsal girişleri ile kazandıkları bir konum ve özerklik yoktur. En güvencesiz ve en değersizleştirilmiş çalışma biçimlerine soğurulan kadınların erkeğe, gençlerin aileye, kürtlerin türklere bağımlılığı devam ettiği gibi, bu proleterleşme süreçlerinin yürütülüşü de bu bağımlılık-egemenlik ilişkilerini de sürdürülmesini ve binbir mekanizmayla pekiştirilmesini de kesinkes düzenlemektedir. Dolayısıyla kadınlar, gençler, kürtlerin çoğunluğu için uygun görülen çalışma biçim ve koşulları, siyasal planda olduğu gibi ekonomik-toplumsal özerklerini de kazanmalarını sağlamayacak sınır ve mekanizmalarda tutulmakta; bu durum neoliberal burjuva demokrasisinin içinde tutulduğu sınırlar ve koyulaştırılan neomuhafazakarlıkla da pekiştirilmektedir.

Kölece Çalıştırma Stratejisinin kadınlara, gençlere, kürtlere, yoksullara dönük temel politika ekseni ve paketleri konusunda da aynı sessizlik hüküm sürmektedir. Bu, kanımızca bir “farkında olmama durumu”ndan çok; geleneksel bürokratik sendikacılık ve sol muhalefetin olsun, küçük burjuva kadın, gençlik-öğrenci, kürt vd örgütlerinin olsun, tam da bu temelde yaşadıkları ve yaşayacakları zemin kaymasına karşı görmezden gelme tutumudur. Siyasal ve demokratik sorunlar bağlamında (Kürt sorunu, kadın sorunu, gençlik ve eğitim sorunu, dinci-gericilik sorunu, vd) söylenenler ve tepkiler de, Türkiye’de son dönemki burjuva neomuhafazakarlığın yükseliş ve yoğunlaşmasının, küresel kriz, sermaye birikim süreçlerinin yeniden yapılandırılması, Kölece Çalıştırma Stratejisi ve toplumun en fazla ezilen kesimlerinin yığınsal despotik işçileştirilme süreçleriyle hiçbir bağ kuramamaktadır.

Gündemdeki Kölece Çalıştırma Paket(ler)i, 2008′den itibaren hızlanan düzenleme ve fiili uygulamaları, sermayenin yavaşlayan birikimini bir üst düzeye çıkarıp azamileştirmek doğrultusunda düzenleyecek; küresel mali oligarşinin pek kızdığı, Türkiye burjuvazisinin ve hükümetinin pek üzüldüğü esneklik ve güvencesizliğin şimdiye kadarki “sınırlı gelişimi” her türlü fizik-toplumsal sınırı yutarak genişleyecek, eskiden “atipik”, “kapsam dışı” denilen emek organizasyon ve disiplin biçimleri, temel biçim haline gelecektir. Sermaye ile emek arasındaki sömürü ve tahakküm ilişkilerinin 20-30 yıldır emeği eze eze süregiden dönüşüm süreçlerinin ortaya çıkardığı azami sermaye köleliği düzlemi iftiharla ilan edilecek, ve sınıf mücadelesi artık buna direndiği kadar artan ölçüde bu yeni düzlemden şiddetlenerek ilerleyecektir.

rekolt14a096c9949b04173by

İşsizlik de bir “iş” oldu!

Ulusal İstihdam Stratejisi Belgesi, kadınları, gençleri, engellileri “istihdama erişimde dezavantajlı kesimler” olarak tanımlıyor, bu “dezavantajlar”ın nedenleri üzerine beylik hamasi açıklamalar yapıyor ve UİS’in rasyonalizasyonunu; bu kesimlerin istihdamını kolaylaştırmak ve artırmak üzerine kuruyor. Bizim ise; 1- İşsizliğin durmaksızın büyümesininin nedenlerini, 2- İşsizliğin neden en çok ezilen kesimler arasında yaygın olduğunu, sormamız gerekir.

İşsizlik her kriz sürecinde yeni bir patlama yapan, kısmi ekonomik canlanma dönemlerinde bile düşmeyen, o kadar kronik ve yaygın bir olgu, hatta başta gençler olmak üzere artık yılda en az birkaç kez iş arama zorunluluğu kölece yaşamın adeta ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda ki; sendikalar, sol ve devrimci çevreler de tüm mecalsizlikleriyle bu durumu artık “doğal” diye kabullenmiş görünüyor. Artık işsizlik sorunu üzerine, kapitalizm/işsizlik, sermaye birikimi/sefalet birikimi ve işsizlik, işsizlik artışı ve işçiler arasında dibe doğru rekabetin ücretli köleliğin yapısal bileşeni olduğu vb üzerine temel Marksist açıklamalar, teşhir ve ajitasyon bile unutulmuş veya bir yana bırakılmış görünüyor. O da bir yana, “esneklik ve güvencesizlik işsizliği çözmez, tam tersine az buçuk güvenceli çalışanları da çalışan işsiz haline getirir: 6 saatlik işgünü, insanca yaşanacak ücret ve haklar” demeyi akıl edenlere bile artık nadiren raslanıyor!

Bir yanda işsizlik diğer yanda kölece aşırı çalışma genişleyen girdabı, kapitalizmin iç yüzünün ve çürüme eğiliminin ifadelerinden biridir. Diğer taraftan buna karşı işçi sınıfının geriye kalan sınırlı bir kesimi için kısmi hak ve güvencelerin savunulması veya geri getirilmesi isteminden fazlasını söyleyemez hale gelen sendikalar ve solun da çürüme eğiliminin bir ifadesi olmaktadır. Hükümet, küresel mali oligarşik yönetişim desteğiyle, bizzat neoliberal kapitalizmin yol açtığı sosyal yıkım ve düşürümlerden en büyük tahribatı gören geniş kesimlerin, çok daha düşük ücretlere çok daha ağır koşullarda çok daha fazla çalışmayı bile “nimet” olarak görür hale getirilmesi üzerinden bu paketleri yutturabilmektedir. Bu yüzden 6 saatlik işgününü -artık propaganda değil- ajitasyon sloganı olarak canlandırmak, en büyük kararlılıkla gündemleştirmek temel önemdedir. Tekil işyerlerinde 6 saatlik işgünü kazanımı olağanüstü zor olacağından pratik faaliyette taktik esneklikler (12 saat çalışılan kobilerde 8 saat talebi gibi) gözetilebilecek olmakla birlikte, haftalık ortalama 12 saati adeta kurallaştıracak UİS paketinin karşısına 6 saat talebiyle çıkmak, sınıfa karşı sınıf duruşunun öne çıkarılması gereken temel halkalarının biri olmalıdır. Dahası: Bir yanda işsizlik, diğer yanda aşırı çalıştırma, bu ikisini de canavarlaştırarak paketleyen Kölece Çalıştırma Paketleri, adıyla sanıyla ücretli köleliğin krizidir; sermaye birikimine bağlı çalışma tarzının krizidir. Toplumun ne kadar geniş kesimleri zorunlu çalışmaya giriyorsa, geçinebilmek için zorunlu çalışmanın o kadar krize girdiğinin ve tarihsel sınırlarına dayanmaya başladığının ifadesidir. Neoliberal kapitalizm ve kölece çalıştırma programı, “istihdam” krizini çözme adı altında, metazori çalışmanın krizini alabildiğine yaygınlaştırıp şiddetlendirmekten başka bir şey yapmamaktadır. Sermaye birikimine bağlı çalışma biçimi, düzeltilebilir değildir. Sermaye birikimine bağlı olup kölece olmayan bir çalışma da mümkün değildir. Mesele geçmişte kölece olmayan bir kapitalist çalışma biçiminin var olduğu söylencesiyle avunmak ve onu umutsuzca geri getirmeye çabalamak değil, kapitalist çalışma biçimini kaldırmaktır.

Ezilenler işsiz oldukları için ezilmiyor, ezildikleri için işsizler

Peki işsizlik gençlerde, kadınlarda, kürtlerde, engellilerde neden daha yoğun, ezen cins ve ulustan yetişkinlerin neredeyse 2 katıdır? Sorunun yanıtı içinde gibidir, ama biraz daha yakından bakalım. Bunda, öncelikle mevcut üretim ilişkilerinin toplumsal üretici güçlerin gelişimini nasıl engellediğini görmeliyiz. Kapitalist üretim ilişkilerinin üretici güçlerin gelişimini engellemesi, yalnız üretim araçlarının gelişimini değil, ezilen cins ve ulustan emekçilerin, gençlerin üretme yeteneğini ve çalışma hakkını engellemesini de kapsar. Türkiye’de kapitalizmin hızlı gelişim ve dönüşümüne karşın, kadınların, gençlerin, kürtlerin çalışmasının bu kadar geriden gelmesi, önceki üretim ilişkileri ve işbölümü biçiminin direncinin de göstergesidir. Bir dönemki sermaye birikiminin gelişmesinin biçimi olan ulus, kamu, eğitim, aile gibi kategori ve kurumlar, onun engeli haline gelmişlerdir. Bu kurumların her birindeki krizin en derindeki nedeni budur. Bu yüzden burjuvazi ve mali olagarşisi bu kurumların her birini toplumsal emek üretkenliğini (toplam toplumsal mutlak ve göreli artıdeğer üretim kapasitesini) artıracak biçimde yeniden düzenlemeye çalışmaktadır. Özellikle krizin çok belirgin olduğu eğitim ve aile sermaye birikim stratejisinin temel kaldıraçları olarak neoliberal muhafazakar temelde yeniden düzenlenmektedir.

İkincisi ezen-ezilen ilişkilerinin tekçi şekilleniş biçimidir (tek ulus, tek cins, tek din-mezhep, vd). Kadınların, kürtlerin, engellilerin eğitimi, toplumsallaşması ve çalışması önüne sayısız ekonomik, siyasal, toplumsal, ideolojik, hukuki, kültürel engel dikilmiştir. Fakat toplum artık bu deli gömleğine sığmaz, özellikle de kadınlar, kürtler, gençler eskisi gibi yönetilemez hale gelmiştir. Kadınların, kürtlerin, gençlerin, engellilerin artık ezen cins, ulus, yetişkinler ve sağlıklılar dolayımıyla değil daha dolaysız toplumsallaşma ve siyasallaşma mücadeleleri, daha yığınsal olarak iş ve çalışma istemleri, bunun nedenidir. Ezilen cins, ezilen ulus, ezilen mezhep, gençlik ve eğitim, engelliler sorunları kuşkusuz önceden de vardı. Fakat bunları açığa çıkartan, dev çaplı toplumsallaştıran ve siyasallaştıran: 1- Kapitalizmin geldiği gelişme düzeyi (asıl olarak da üretimin ve emeğin daha ileri toplumsallaşma zorunluluğunun önceki üretim ilişkileri ve işbölümü ile bağdaşmaması), ve 2- Kazandıkları toplumsallaşma, siyasallaşma, kültürleşme dinamiklerinin mevcut rejim biçimiyle bağdaşmamasıdır. (Geleneksel tarım, geniş aile, sosyal güvence gibi dayanakların erimesiyle daha yığınsal olarak girmek durumunda oldukları ve girmeyi de aynı zamanda kişisel-geleneksel bağımlılık ilişkilerinden özgürleşme olarak gördükleri çalışma yaşamının da, toplumsal-siyasal yaşamın da dışında tutulmaya devam etmeleridir. )

Neoliberal özgürlük, emekgücünü piyasada satma özgürlüğünden ibaret! Fakat o bile değil, kişinin emekgücünü başkasına satan artık başkası!

İşsizlik ve toplumdaki verili asgari yaşam düzeyinin ve çalışma koşullarının altında çalışmayı kabul edecek genişleyen kesimlerin varlığı sermayenin iştahını kabartıyor. Küresel mali oligarşik “aktif işgücü piyasası programı”, kadınlara, gençlere, kürtlere, engellilere, “fırsat eşitliği ve özgürlük” olarak sunuluyor. Tamamen doğrudur, neoliberal bireysel eşitlik ve özgürlüğün toplumun ezilen tabakalarına yayılması, neoliberal piyasa ve özel mülkiyet yasalarının (kadınların, gençlerin, kürtlerin, engellilerin kendi emekgüçlerinin kişisel özel mülkiyetine sahip olması) tüm toplum sathında işlemesi ve herkes için geçerli kılınması demektir. Özel mülkiyet hakkına sahip her birey, kapitalizm için yeni bir sömürü kapasitesi, piyasa için yeni bir alıcı, sermaye birikimi için taze kan demektir. İşçiler için ise özel mülkiyet ve “işgücü piyasasına erişim hakkı”, işgücünün meta olması ve geçinebilmek için sermayeye satma zorunluluğu, yani sömürülme hakkından fazlası değildir. Neoliberal işgücü piyasası ve organizasyonu ise, işçilerin, hele ki ezilen cins, ulustan işçilerin, genç, öğrenci ve engelli işçilerin biçimsel “serbest işgücü” olma hakkını dahi ortadan kaldırır. İşçinin biricik hakkı olarak tanınan kendi işgücüne sahip olma (işgücünün kişisel metası olması), işgücüne serbestçe tasarruf etme (hangi patrona hangi koşullarda satacağına, istemediği zaman satmayacağına karar verme biçimsel hakkı), ücretini serbestçe harcama hakları bile, neoliberal işgücü piyasası ve kölece çalıştırılma biçimlerinde ortadan kalkar. “İstihdama erişimde dezavantajlar”ın aşılması da tüm sosyal hak ve güvencelerden, ücret artışı istemlerinden vazgeçmeye ve ayrıca paraya tabi olan Taşeron, Özel İstihdam Bürosu, Mesleki Rehberlik ve Danışmanlık kurumu, İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurulu, Mesleki Yeterlilik Sistemi/Belgesi gibi ücretli köle tüccarlığı mekanizmalarına bağlanır. İşçinin nerede ne kadar nasıl çalışacağına da karar veren artık bu modern köle tüccarlığı aygıtıdır. Sınırları en geri düzeyden çizilen neoliberal demokrasi, iki kat ezilen kesimlerin hak ve özerkliklerini de asgari ve bireysel düzeyde tutar. Fakat bireysel hak ve özgürlüklerin tamamı da paraya ve piyasaya tabidir. Örneğin anadilde eğitim hakkına, ancak özel kurs ve özel okullarda anadilde eğitim satın alabilecek zengin kürtler sahip olabilir. (Sistem, özel emeklilik, özel sağlık, vbden sonra özel anadili de icat etmeyi başarmıştır. Paran kadar kürt, kadın, genç, engelli hakkı!) Neomuhafazakarlık da, çözülmekte olan geleneksel/kişisel bağımlılık ilişkilerinin restorasyonu temelindedir. İki kat ezilen kesimlerden işçiler, azami çalışıp asgarinin de altında (kendi bireysel geçim ve ihtiyaçlarını, ekonomik özerkliklerini sağlayamayacak kadar) ücret almalı, yine ezen kesimlerin eline bakmalı; ücretli kölelik ile toplumsal, cinsel, ulusal, bireysel kölelik biri ötekini derinleştirip pekiştirmelidir.

391336_hormiga_puesta_sol_20110705101204

Kölece Çalışma Stratejisi ve en geri düzeyde neoliberal demokrasi bağlantısı

Kadınlara dönük şiddet, cinayet, tecavüzün son dönemlerde görülmemiş bir patlama yapmasıyla, kadınların çalışmaya daha yığınsal olarak girmeye başlaması arasında çok belirgin bir korelasyon vardır. Kadınları işgücü piyasasına çekmeye dönük düzenlemeler (ortalama eğitim düzeyinin kısmen yükselmesi, işgücüne katılım oranının 4-5 puan yükselmesi, bireysel cep telefonu, sosyal medya, kendisi için de alışveriş yapan serbest tüketici olması, vd), yetişkin erkek, türk işçiler içerisinde işsizlik yaygınlaşırken yerlerini daha ucuz kadın, kürt, çocuk işçilerin almaya başlaması, geleneksel erkek/türk/yetişkin egemen işbölümü ve ilişkilerini de sarsmaktadır. İşçi sınıfı içinde her düzeyde körüklenen rekabet, cinsiyetçi, ırkçı-şoven, ulusalcı, dinci-mezhepçi, dar kesimci gerici reaksiyonerlik ile de birleşir. Devlet kadınlara, kürtlere, alevilere, çocuklara, göçmenlere, engellilere çalışma ve yaşamdaki şiddet ve aşağılamayı bir nebze sınırlar, fakat el altından teşvik eder. Açık şiddet ve aşağılama olmadığı durumda bile, onlara hem emekgüçlerinin daha değersiz olduğu hem de daha aşağı toplumsal-siyasal konumda oldukları her daim hissettirilir. Toplumsallaşmaları ve bireysellikleri olabildiğince kısıtlanır. Azami sermaye birikim stratejisinin düzenlediği ve dayandığı, çok parçalı ve çok katmanlı işgücü piyasası ve dibe doğru ücret rekabeti, toplumsal yaşam ve bireyselliklerinden olabildiğince yalıtılmalarıyla sağlanır.

Bu sermayenin (demokrasi konusundaki) iç çelişkisini de ortaya çıkartır: Sermaye bir yandan burjuva biçimsel eşitlik ve özgürlüğü (yani kapitalist piyasaya girme ve özel mülkiyet hakları) ezilenlere de taşımak ve tanımak durumundadır, sermaye birikimini büyütmesi ve canlandırması buna bağlıdır. Fakat diğer yandan, ezilenleri olabildiğince toplumsal yaşam ve siyasetten, bireysel özerkliklerini kazanmaktan tecrit etmek durumundadır, dibe doğru çok parçalı ve çok katmanlı işgücü piyasasını, asgarinin altında ücret yapısını koruması ve yaygınlaştırması buna bağlıdır. Farklı sermaye kesimlerinin neoliberal demokrasiye göreli yaklaşım farkları da bu minvaldedir. AB-TÜSİAD neoliberal sermaye birikim yasalarının kadınları, kürtleri, gençleri, engellileri de tam kapsamına alabilmesi için asgari bireysel vatandaşlık haklarının (özünde neoliberal piyasaya girme ve özel mülkiyet hakları) bu kesimlere de tanınmasını ister; neomuhafazakar sermaye kesimleri ise bunu kimi yönleriyle sınırlayan fakat aslen pekiştiren din, aile, milliyet, cemaat ilişkilerinin restorasyonunu öne çıkarır. (Dekolte giydiği için hükümetin işten attırdığı kadın sunucu konusunda, burjuva medyada bu iki eğilim arasındaki tartışma tipik örnektir: Birinci eğilim kadın ne giyeceğine karar verme hakkını, tamamen neoliberal piyasa ve neoliberal rekabetçi işgücü olma hakkı çerçevesinde savundu. İkinci eğilim ise, tabii din, aile, ahlak, gelenek vb dedi. İkisi de “kadın hak ve özgürlükleri”ni savunduğunu iddia eden bu iki burjuva eğilim arasındaki fark: Kadının bedeninin ve emekgücünün cinsel kimliği bastırılıp kapatılarak mı piyasalaştırılıp sömürüleceği, yoksa cinselliği de -neoliberal özel mülkiyet, piyasa ve rekabet yasaları kapsamında- metalaştırılarak mı sömürüleceği.. nden ibarettir.)

Neoliberal azami sömürü ve tahakküm organizasyonunun tüm yönlü düzenleme ve uygulamaları; meslek lisesi ve yüksek öğretimin yaygınlaştırılması, performans/yeterlilik sistemleri, KOBİ tarzı girişimciliğin teşvik edilmesi ve yoksullar için KOBİ ve taşeron işler, kadınların, kürtlerin, gençlerin, engellilerin çalışmasının teşvik edilmesi, vd- başlangıçta geniş kesimler tarafından gerçekten de “fırsat eşitliği ve özgürlük” olarak algılanabilir. Fakat işçiler açısından biricik özgürlüğün, kendi aralarında ölümüne rekabet özgürlüğü olduğu, tüm bir sermaye birikim stratejisinin de bunun üzerine kurulduğu ve bunu genişletip derinleştirdiği çok geçmeden açığa çıkar: “Rekabetin özgür bireyselliğin sözde mutlak biçimi olduğu yanılsamasının kaybolmaya başlaması, rekabetin, yani sermayeye dayalı üretimin koşullarının birer ayakbağı olarak hissedilmeye ve düşünülmeye başlandığının ve dolayısıyla zaten olduklarının ve gittikçe daha fazla öyle olduklarının bir kanıtır.” (Marx, Grundrisse)

Neoliberal “istihdamda fırsat eşitliği”nin, yıkıcı proleterleşme süreçleri giderek toplumun daha geniş kesim ve tabakalarını kapsar hale geldikçe, vahşice sömürülme ve kıyılmada eşitlik; neoliberal piyasa ve özel mülkiyet özgürlüğünün de (emekgücü metasına sahip olma, alma-satma özgürlüğü) işçinin tüm üretme yeteneğini, yaşam enerjisini ve ruhunu kökünden ele geçirip posasını çıkaran bir kölelicilik olduğu açığa çıkar.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*