Anasayfa » GENÇLİK » Bir iş cinayeti (artı) bir rapor: Çok daha fazla iş cinayeti!

Bir iş cinayeti (artı) bir rapor: Çok daha fazla iş cinayeti!

İş cinayetleri, maden, tersane; sürüyor. Artık, her gün, yeni bir iş cinayetiyle yüzleşiyoruz. 15 Temmuz’da, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde, Torlak Tersanesi’nde çalışan Nurettin Bingöl, halatın kopması sonucunda, düşerek öldü.

Torlak Tersanesi’nde, Çağdaş Gemi taşeronunda çalışan Nurettin Bingöl, gece vardiyasında, vince sepetle asılı gemi yıkama yaparken; halatın kopmasıyla düştü. Emniyet kemeri de olmayan Bingöl, düşme sonucunda öldü.

Biz, hazır mıyız?
Son 15 gün içinde, kömür madenlerinde, taş ocaklarında, tersanelerde, 6 işçi, iş cinayetiyle katledilirken; TBMM Madenciliğin Sorunlarını Araştırma Komisyonu da, raporunu yetiştirdi.

Komisyon Başkanı, AKP Bursa milletvekili Altan Karapaşaoğlu; bu rapor için 4 aydır çalıştıklarını; farklı ülkelerle karşılaştırmalar yaptıklarını ve sektörle ilgili pek çok kişiyle görüştüklerini belirtti.

Raporun özetinin Başbakan’a verildiğini belirten Karapaşaoğlu; daha sonra sunulacak rapor hakkında, açıklamalarda bulundu; özetle:

Türkiye’de çok ilkel koşullarda madencilik yapılıyor.” Her işçinin, işte gerçek bu, diyebileceği bu “ilkel koşulların”; raporda, hangi sınıfın ihtiyaçlarına yönelik ele alındığı, hemen ortaya çıkıyor.
Maden işçilerinin peşpese iş cinayetleriyle katledilmesinin basıncı ve tepkisi altında kalan devlet; bu basıncı ortadan kaldırmak ve fırsata dönüştürmek için harekete geçmiş bulunuyor. Komisyon başkanı, konuşmasının daha en başında; sermayenin ve devletinin asıl amacını ortaya koyuyor:

Raporda, Türkiye’de maden rezervini araştırma, bulma, tespit etme ve o rezervin güvenli olduğunu kanıtlama sisteminin olmadığı yönünde tespit var. Dünyada bu rezerveler, uluslararası akredite edilmiş kurum ve mühendislerce onaylanıyor. Böylece bütün dünyada bu rezerv güvenli bir yatırım aracı olarak görülüyor. Bu da beraberinde yabancı yatırımcıları, istihdamı, ekonomik canlılığı getiriyor. Türkiye’de ise ne böyle bir akredite kurum ne de akredite mühendis var. Dolayısıyla rezervlerimiz uluslararası yatırımcı kuruluşlarca güvenli bulunmuyor.

Dünyada akredite kurumların onayladığı rezervler sigortalanıyor. Yani yatırımcı milyarlar harcadığı maden yatırımında hayal kırıklığına uğrarsa, sigorta bunun bedelini karşılıyor. Güvenli rezerv olmadığı için Türkiye de tabii ki böyle bir sistem de yok. Yani, dünya modelleri ile karşılaştırıldığında Türkiye’de kesinlikle ilkel koşullarda madencilik yapıldığı kanaatine vardık.”

Ne iş cinayetleri, ne taşeronlaştırma vahşeti, ne de işçi sağlığı dahıl her türlü güvenceden yoksunlaştırma. Öne çıkan; sadece, emperyalist sermaye yatırımlarını çekmek! Henüz okuma olanağını bulamadığımız bu raporun; biricik amacının da bu olduğunu, şimdiden büyük bir kesinlemeyle söyleyebiliriz. Komisyon Başkanı’nın açıkladığı, raporda yer alan diğer konular ise; iş güvenliği vb., sadece süslü ambalaj işlevi görüyor.

Madenlerin emperyalist sermayenin iştahına açılmasını, rapordan izleyelim:

“Akreditasyon”; yani, varolan maden ocaklarından, madenle ilgili tüm potansiyel rezervlerin; emperyalist maden araştırma, standartlaştırma ve onaylama kurumlarının inceleme yapmasına hazır hale getirilmesi. Beş yıldızlı hastanelerde olduğu gibi! Beş yıldızlı özel hastanelere, yine kendilerinin koyduğu standartlara ulaştıkları için onay veren emperyalist kurumlar; nasıl ki; işçi sınıfının olağanüstü büyüyen sağlık ihtiyacı ile beş yıldızlı hastaneler arasında hiçbir bağlantı kurmuyorlarsa; emperyalist akreditasyon tekellerinin maden kolları da; maden işçilerinin sağlığı ve çalışma-yaşam güvenliği ile hiçbir bağlantı kurmuyor, kurmaz! Onların tek derdi; “yatırımcıları, milyarlar harcayacakları maden yatırımlarında hayal kırıklığına uğratmamak!” Tespit edilen maden rezervinin, yapılan sermaye yatırımının kat kat fazlasını, azami kar olarak verip vermeyeceğini araştırmak. Azami kara uygunsa, onaylanmıştır! Gelsin emperyalist sermayenin yatırımlar ı. Gelsin, onların taşeronluğunu yapacak Türk sermayelerin de, azami kardan azbiraz sebeplenmek için, bu yatırıma ortak olmaları.

Emperyalist sermayelerin azami kar iştahlarına ortak olanlardan, sebepleneceklerden biri de, devlet!
Devletin, bunun bütün koşullarını sağlaması. Komisyon Başkanı anlatsın, biz sıralayalım:

-“Madencilik sektöründe Türkiye’nin dünya standartlarına ulaşabilmesi için, madencilikle ilgili müsteşarlık ya da bakanlık gibi ayrı bir otoritenin oluşturulması zorunlu. Bu otoritenin uluslararası kurumlarla irtibat halinde olacak. Türkiye’deki sektörün bu standartlara ulaşmasının önündeki engellerin kaldırılması için çalışma yapacak.”

Bağımlı Türkiye kapitalizminin, Türk kapitalistlerinin, emperyalist sermaye ile maden sektöründe de, bir üst düzeyden kaynaşabilmeleri, bütünleşebilmeleri için; bütün sektörlerin başına çöreklenen, üst kurullar gibi; sermaye merkezileşmesi ve yoğunlaşmasıyla, güç merkezileşmesi ve yoğunlaşmasını geliştirip, bütünleştirecek, örgütlenmelere ihtiyacı var.

-“Madencilik sektörü ile ilgili mevcut düzenleme çok yetersiz. Türkiye’de yalnızca madencilikle ilgili 98 ayrı mevzuat var. Bu sistemde madencilik yapmak çok güç!”

Sendikalarda, meslek odalarında örgütlü işçilerin, uzun zamandır eleştirdikleri, protesto eylemleri düzenledikleri, Maden Yasası; hazır! Maden Yasası, madenlerdeki kamu mülkiyetini, denetimini tamamen ortadan kaldırıyor.

-“Özellikle istihdam açısından önemli bir sonuca ulaşılabileceğini gördük. Hem de bu istihdam büyük şehirlerde değil köylerde, kırsalda olacak. Yatırım-istihdam oranı ile ilgili yaptığımız hesaplarda, yaklaşık 3 milyon kişiye istihdam sağlanacağı sonucuna ulaştık. Dünyadaki örnekleri böyle. 10 yıllık perspektifte yaklaşık 50 milyar dolarlık yatırım sağlanabilecek. Bu da Türkiye’nin cari açığı kapatabilecek miktar.

Bu da, henüz açıklamadıkları, “Ulusal İstihdam Stratejisi” ve “belgesi”nin, maden işkolundaki uygulanması!

TBMM Madenciliğin Sorunlarını Araştırma Komisyonu’nun raporu; sınıf mücadelesinin, tüm alanlarda olduğu gibi; maden alanında da, alabildiğine keskinleşerek, yeni bir düzeye sıçratıldığını gösteriyor…

Sermaye ve devleti, buna epeydir hazırlanıyor; şimdiyse, maden işçilerinin cesetlerini kullanıp, bir daha çiğneyerek; bütünden saldırıya geçiyor.

Biz, işçi sınıfı, buna hazır mıyız?
Her gün iş cinayetlerinden ölmeye değil; sınıf mücadelesinin bu yeni düzeyine, bu düzeyde mücadeleye hazır mıyız?
İşçi sınıfının, kapitalist sömürünün ortadan kaldırılmakta olan, önceki döneminde, sermayeye bağımlı olarak çakılı kalmasını vaazedenleri dağıtıp; mücadelenin bu yeni koşullarına, komünist bir ufuktan dalmaya, hazır mıyız?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*