Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Bilişim sektörü de aramızda: Grev!

Bilişim sektörü de aramızda: Grev!

Sosyal İş Sendikası, ÜNİBEL’de 9 Temmuz’da greve çıktı.

ÜNİBEL Özel Eğitim ve Bilgi Teknolojileri AŞ, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sermaye katılımlarından. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ve bağlı şirketlere, yazılım, donanım, web tasarımı ve programlaması, teknik destek hizmetleri veriyor.

Sosyal-İş’te örgütlenen ÜNİBEL işçileri, belediyenin şirketleri içinde en düşüğünü oluşturan ücretlerini arttırmak için, 7,5 aydır süren görüşmelerin tıkanmasının ardından, greve çıktılar.

İZSU işçileri de, “Hak verilmez alınır!” sloganıyla greve başlayan ÜNİBEL işçilerine desteklerini sundular.

Greve çıkan ÜNİBEL işçilerinin, giydikleri “grev önlükleri”; kendi alanlarından, sınıf mücadelesine çok yönlü katkıları olabileceğini gösteriyordu: “e-belediye/e-yeter”, “[email protected]”, “F5: Sözleşmeyi yenile” vb.

İşçi sınıfı, grev ile işçi sınıfının artan grevlerine katılan, ÜNİVEL işçilerine; selamını, sınıf dayanışması ile gösterecektir.

“Başka bir Sosyal-İş mümkün!”
İşçi sınıfı, bu yeni katılımı ne denli bağrına basarsa; ne yazık ki, hala içinde bulunan, kendi içinden üretip süreklileştirdiği, DİSK/Sosyal İş bürokrasisine de, işçi sınıfının sendika bürokrasisinden mücadeleyle kurtuluşu sürecinde, o denli şiddetle, “veda etmeli!”

Grev pankartının asılması sırasında, Sosyal-İş Sendikası GYK üyesi Engin Sezgin, şunları söylemişti: “Toplu sözleşmenin masa başında bitmesi için sendikamızın her türlü gayreti ve müzakere girişimlerine rağmen, belediye ya da şirket yetkililerinden sonuç alıcı bir adım maalesef atılmamıştır. (…) Birinci yıl için talep ettiğimiz ücret miktarının işverene net maliyeti 8 bin lira civarındadır. Şirket ve belediye bütçesi düşünüldüğünde, bu talebimizin şirkete ekonomik bir külfet getireceğini hiç kimse iddia edemeyecektir. (…) ÜNİBEL çalışanlarının sağlamış oldukları nitelikli hizmetler ile belediyeye yaratmış oldukları katma değer göz önünde bulundurulduğunda, gelinen durum ayrıcı düşündürücüdür. Talebimiz açık ve nettir: Fazlasını değil, hakkımız olanı istiyoruz. (…)

İşçi sınıfı, kendisini sömürerek elde edilen artı değeri, gerek zaman, gerekse para olarak mutlaka öğrenmelidir. Bu, sınıf mücadelesinin bugünkü yeni koşullarının ihtiyaç duyduğu, kolektif işçi bilincini, sınıf bilincini, edinmesini kolaylaştıracak ve güçlendirecektir. Sınıf ufkunun kapitalizmle, sermaye toplumuyla sınırlanmışlığını kıracak; sosyalizm için, sosyalizmden bugünkü çalışma ve yaşama koşul ve ilişkilerine bakmasını; mücadelesini sosyalizm yönünde güçlendirip, geliştirmesine katkı sağlayacaktır.

Sosyal-İş bürokrasisinin yaptığı ise; bunun tam tersini, uzlaşmaz karşıtını oluşturuyor!

Sosyal-İş bürokrasisi; ÜNİBEL işçilerinin, işçi sınıfının; sadece ÜNİBEL’e değil, sadece ÜNİBEL’de sömürülen işçilere de değil; işçi sınıfının bütününe, sermaye gözüyle, sermaye olarak bakmasını; sermaye olarak değer ve fiyat biçmesini; sermaye olarak hareket etmesini; sermaye olarak kalmasını, dayatıyor.

Sermayeleşmiş İzmir BB gibi, ÜNİBEL de, sermayedir. ÜNİBEL’in, sömürdüğü işçilere, kendi malı olarak, artıdeğer üretecek işgücü olarak bakması da; işçilerde sadece bunu görmesi de; sınıf mücadelesini bu yönde şiddetlendirmesi de; sınıfına uygundur. Sermaye, artı değer üretimiyle sağlanan, sermaye birikiminden ibarettir; artı değer üretilmiyorsa; sermaye de üretilmez ve olmaz!

Başka bir ÜNİBEL mümkün!
İşçi sınıfının bütününün de sermaye olması gibi; İzmir BB işçileri de, ÜNİBEL işçileri de, sermayedir. Çünkü, işgüçleri sermaye metasıdır. İşgüçlerinin, sermayenin piyasasında, değer yasası gereği, bir değeri ve sınıf mücadelesiyle belirlenen, bir fiyatı vardır. Çalışmaları, işgüçlerini sattıkları kapitalistlerin onları sömürmesinden ibarettir. Çalışmalarının sonucunda, içinde emeklerinin bulunduğu ürünleri, hizmetleri; üretim araçlarının sahibi olduğu için, kapitalist alır. İşçilerse, ÜNİBEL gibi örgütlüyseler, TİS ve grev yoluyla belirlenen, işgüçlerinin fiyatını oluşturan ücreti alırlar. Sermayenin malı olduklarından, işgüçleri satılık meta olduğundan, yaşamak için işgüçlerini ÜNİBEL’e satmak zorunda olduklarından vb., işgücüne indirgenmişlerdir. İçinde yaşadıkları dünya emperyalist kapitalist bir dünya olduğundan, içinde yaşadıkları ülke bağımlı kapitalist bir ülke olduğundan, içinde yaşadıkları toplum sermaye toplumu olduğundan, sömürüldükleri ÜNİBEL sermaye şirketi olduğundan vb., kendilerine de sermaye gözünden bakarlar, kendilerini de sermaye olarak görür, sermaye olarak değerlendirirler. İçinde bulundukları sermaye toplumuyla; ister çocuklarıyla olsun, ister manavla, ister belediye şoförüyle olsun, ister temizliğe gelen işçi kadınla vb., sermaye ilişkileri kurarlar. Sermaye kafasıyla düşünür, sermaye yüreğiyle hisseder. Sermaye olarak yaşarlar… Bu yüzden, ÜNİBEL işçilerinin; sermaye olarak yaşamaları, sermayeyi büyüterek yaşatmaları, sermayenin sürekliliğini sağlamaları vb. de; bir araya gelip örgütlendiklerinde de, sendikalı olduklarında da, kendilerini sermayeye kolektif olarak pazarlamaları da; sendika bürokrasisini üretip sürekliliğini sağlamaları da; sermaye olmalarına uygundur.

ÜNİBEL işçilerinin grevi; ÜNİBEL’deki sınıfsal kutuplaşmanın ve sınıf mücadelesinin, bugünkü en ileri düzeyini oluşturuyor. ÜNİBEL’deki sınıfsal kutuplaşmanın ve sınıf mücadelesinin, kolektif işçi bilinci ve sınıf bilinciyle donatılmasının; sınıf dayanışması ve savaşımının, grev, işyeri vb. komitelerine dönüşmesinin; ÜNİBEL kapitalistleri ve Sosyal-İş bürokrasisi ile sınıfa karşı sınıf, kapitalizme karşı sosyalizm ekseninden hesaplaşılmasının vb., olanaklarını da geliştiriyor…

Bu olanaklar, gerçeğe dönüştürüldüğü zaman; ÜNİBEL işçileri; sermaye birikimini ve kendilerini sömürmesinin sürekliliğini sağladıkları ÜNİBEL kapitalistlerine; zaten değerinin çok çok altına devlet zoruyla bastırılmış ücretlerinin, ne kadar külfet getirdiğini değil; başka “şeyler” düşünüp, yaşama geçirecekler…

Başka bir ÜNİBEL işçisi mümkün!
Başka bir Sosyal-İş Sendikası mümkün!
Başka bir ÜNİBEL mümkün!…
Sosyalist ÜNİBEL kaçınılmaz…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*