Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » BES’te işten çıkarma

BES’te işten çıkarma

Büro Emekçileri Sendikası (BES) avukatı Sevil Ceylan Erkat’ın geçtiğimiz günlerde işten çıkartılmasına dönük tepkiler sürüyor. Konuyla ilgili bir grup kamu emekçisi genel merkezle görüşmelerinin dışında kamuoyuna da olay hakkında bilgi veren bir metni yayınladılar. Okurlarımızla paylaşıyoruz:

SENDİKA AVUKATIMIZ Sevil Ceylan ERKAT HAKKINDA VERİLEN “İŞTEN ÇIKARTMA” KARARINA DAİR…

Büro Emekçileri Sendikası Merkez Yönetim Kurulu, 15.07.2011 tarihi itibarı ile Sendika Avukatı Sevil Ceylan ERKAT’ın iş akdinin sonlandırılacağını, 04.07.2011 tarihli bir yazı ile adı geçen avukata tebliğ etmiştir. Söz konusu işten çıkartma kararının altında bütün MYK üyelerinin imzası vardır. Tek sayfalık bu tebliğ yazısı, sendika Avukatı Sevil Ceylan ERKAT’ın işten çıkartılma gerekçelerinin sıralandığı, daha doğrusu bu gerekçelerin açıkça yaratıldığı ve uydurulduğu bir yazı olarak kurgulansa da, Kamu Emekçilerinin sendikal mücadele tarihinin nasıl bir bürokratizm batağına saplandığının da açık bir kanıtıdır.

İçinden geçtiğimiz dönem, “KESK Tarihinin” peşisıra kitaplarla kaleme alındığı, bu sürecin doğurduğu olanaklarla “kıyak emeklilik” hakkı kazananların da, bu kalın ciltlere güzelleme yapmaktan başka bir görevlerinin kalmadığının düşünüldüğü bir dönemdir. Binlerce insanın küstürüldüğü, yüzlerce insanın tasfiye edildiği, geçmiş ile gelecek arasındaki bütün bağların kopartılmak istendiği ve en can alıcı eylem ve eylem biçimlerinin bile tatlı bir nostaljiye indirgenmek istendiği bu yeni dönemde, artık ne KESK’in ne de ona bağlı herhangi bir sendikanın, hiçbir toplumsal ağırlığı, hiçbir siyasal karşılığı bırakılmamıştır.

KESK Genel Merkezinin, Gaziosmanpaşa’dan emekçilerin arasına inmesi için verilen önergenin bile, yeteri kadar delege tarafından imzalanmadığı gerekçesiyle gündeme alınmadığı bu dönem, aynı zamanda tüm aykırı seslerinde, örgütsel kültürü yok saydıkları iddiasıyla karalandığı ve “marjinal” ilan edildiği bir dönem olarak kurgulanmakta, yansıtılmaktadır.

KESK’e bağlı Büro Emekçileri Sendikası Genel Merkezi, işte tam da böyle bir dönemde, bu örgütün asıl kolonlarının emekçiler olduğunu unutmuş, bir sendika çalışanını, hiçbir hukuki gerekçe göstermeksizin işten çıkartmıştır. Sendika Avukatımız Sevil Ceylan ERKAT, büro emekçilerinin, yani bes üyelerinin bildiği, tanıdığı, mesleki bilgi ve birikimine göz göre göre kimsenin toz konduramayacağı, her şeyden evvel, böyle bir niyete BES üyesi büro emekçilerinin asla izin vermeyeceği bir avukattır.

Sevil Ceylan ERKAT’ın gerek işten çıkartılmasının, gerekse de işten çıkartılma gerekçelerinin bir sürece yayılarak açık bir baskı ve mobbinge dönüştürülmesinin, hem insani hem de hukuki boyutları ile tartışılması, “ben bir emekçiyim ve tarafım” diyen herkesin sorumluluğudur.

Sevil Ceylan ERKAT, onu yakından tanısın tanımasın, özel bir dostlukları olsun olmasın, büro emekçilerinin özel bir sevgi ve güven beslediği bir avukattır.

Gelir İdaresinin yeniden yapılandırılması sürecinde dönemin Vekil Defterdarı Cemal Boyalı tarafından Bes Ankara Şubeleri üzerinde estirilen baskı ve sindirme politikalarının sonucunda, işten çıkartılan, sürgün edilen, keyfi kararlar ve cezalara maruz bırakılan onlarca büro emekçisi, tıpkı kendileri gibi Boyalı’nın hukuk dışılıklarına ve soruşturmalarına maruz kalan, kanuni hakkı olan izin günleri ve saatleri dışında bile, davalarını takip eden ve hiçbir hukuksal boşluk bırakmamak için azami özen ve özveri gösteren Ceylan’ın nasıl bir avukat olduğunu bilmektedir.

Mesele, elbette ki, başlı başına bir kriter olarak, Ceylan’ın kim olduğu ve büro emekçileri ile arasındaki bağın ne olduğu da değildir. Büro emekçileri, başlarda hiçbir kişisel yakınlıkları olmayan, siyasi bir düzlem dışında hiçbir paylaşımda bulunmadıkları Tekel İşçileri içinde, aylarca süren bir mücadele yürütmüş, işten çıkartılan, açlığa ve yoksulluğa mahkum edilen tüm emekçilerin yanında açıkça taraf olmuştur ve bundan sonra da taraf olmaya devam edecektir.

Peki, Sevil Ceylan ERKAT, kendine tebliğ edilen ve 15.07.2011 tarihi itibarı ile iş akdinin sona erdirildiği bildirilen yazıda belirtilen hususlarda, gerçekten kusurlu ve gerçekten eksik bir tutum mu sergilemiştir? Sendika avukatımızın işten çıkartılmasının gerçekten hukuki bir dayanağı var mıdır?

Öncelikle şunu belirtmekte yarar vardır. En azılı işçi düşmanları bile, işten çıkarmalarda mutlak surette bir gerekçe uydurur ve hukuki bir dayanak oluşturmaya çalışır. Bu durumda, bir sendikaya ya da bir kitle örgütüne düşen asli görev, işçi-işveren ilişkisindeki siyasi boyutu kavratmak, iş akdinin sona erdirilmesinin asıl nedeni olan politik gerekçeleri ortaya çıkartmak ve sınıfsal bir tutum geliştirerek bu durumu teşhir etmektir. Siz hiç, “sendikaya üye oldular, o yüzden işçileri attım”, ya da “sigortasının başlatılmasını istiyordu, güvencesiz çalışmaya karşıydı, bende işten çıkardım” diyen bir patron gördünüz mü? Örneğin, bazen işçiler sendikayı işyerine soktukları ve örgütlendikleri için işten çıkartılır ama bu gerekçe kayıtlara “verimli olmadıkları, bozgunculuk yaptıkları ya da mesai saatlerine uymadıkları” olarak geçer.

Sevil Ceylan ERKAT’a tebliğ edilen yazının dili bile, bu bağlamda rahatsız edici, incitici, kırıcı bir dildir ve bir sendikanın yönetim kuruluna yakışmamaktadır. Siz, bir işten çıkartma yazısında hangi ifadeleri kullanırsanız kullanın, olayın siyasi boyutunu gizlemeniz mümkün değildir ve yazdığınız her satırda kendini belli eder.

Avukat ERKAT’ın, söz konusu yazıda belirtildiği gibi, işini aksattığı, gereken özeni göstermediği, doğru bilgiler vermediği, işini yaparken bir takım gecikmeler yaşanmasına sebebiyet verdiği, kısacası, defalarca uyarılmasına rağmen, hatalarını tekrar etmeye devam ettiği doğru mudur?

“çeşitli tarihlerde yazılı olarak uyarılmanıza rağmen” ifadesi, bu işten çıkartmanın “gündelik” ya da “münferit” bir durumdan ve olaydan kaynaklanmadığının, yani devam eden bir sürecin son safhası olduğunun göstergesidir.

Bu durumda, Büro Emekçileri Sendikasının üyeleri gerçekten merak etmektedir.

Sendikamızın son yıllarda ki bütün genel kurullarında, merkez temsilciler kurullarında ya da şube genel kurullarımızda, başta genel merkez yöneticilerimiz olmak üzere, söz alan ve kürsüleri kullanan herkes, “sendika avukatımızın üzerindeki iş yükünün tek başına kaldıramayacak kadar ağır olduğunu, tek başına sendikamızın bütün hukuki iş ve işlemlerini aksatmadan yürütmeye çalıştığını, mesleki birikim ve uzmanlığı ile ilgili hiçbir tereddüdümüzün olmadığını ve böyle bir avukata sahip olmamızın Sendikamız için şans olduğunu” ifade ederken de, avukatımız “yazılı olarak” uyarılıyor muydu?

Başka bir ifadeyle, avukatımızın art niyetli olduğuna, meslek etiğine uymadığına, “defalarca uyarılmasına rağmen” kendine çekidüzen vermediğine dair, 7 genel merkez yöneticisi haricinde ikna olan, herhangi bir BES üyesi var mıdır? Var ise, sendikamızın yetkili kurullarında yıllardır neden bunun tam aksi dile getirilmiş, bu duruma dair somut bir başvuruda bulunulmamıştır?

Doğrudur, “…bazı şube ve temsilciliklerimizin hukuki talepleri” örgütümüzün kurullarında sıklıkla dile getirilmiştir. Ancak, şimdiye dek, bu konudaki herhangi bir talebi, bu örgütün kurullarında dile getiren bütün üye ve temsilciler, istisnasız olarak, Sevil Ceylan ERKAT’ın sergilediği başarı ve birikimden de mutlaka söz etme gereği duymuştur. “Avukatlık hizmetlerinin sunumunda ve hukuk bürosunun işleyişinde problemler yaşandığı” ve bu sıkıntıların bir hukuk emekçisinden kaynaklandığı, Sendikamızın genel kurullarında veya diğer yetkili organlarında değil de, nerelerde konuşulmuştur?

Sevil Ceylan ERKAT’a tebliğ edilen söz konusu işten çıkartma yazısında, Avukat arkadaşımızın sendikamızda görev yaptığı günden bugüne kadar sonuçlandırdığı ya da sonuçlandıramadığı davaların ve görev yaptığı süre boyunca hukuki anlamda sendikamıza kazandırdığı katkının somut bilgiler olarak neden yer almadığı da anlaşılır bir durum değildir.

Sevil Ceylan ERKAT’ın görev ve sorumluluklarının hatırlatıldığı ve tarif edildiği söz konusu yazıda, TİS-Hukuk sekreterinin görev ve sorumluluklarının kaba hatlarıyla bile yer almaması, yazıda bahsi geçen eksiklikler ve hataların ne tür bir ihmale dayandırıldığının belirtilmemesi, bu eksiklik ve hatalarda TİS-Hukuk sekreterinin de herhangi bir payının olup olmadığının, yazıda tek bir satırla dahi ifade edilmemesi bir rastlantı mıdır? Eğer, hukuki açıdan bir yetersizlik görüldü ve sendika avukatımız “daha önce de uyarıldı” ise, olayın ya da durumun bütün boyutları ile sergilenmesi, bilgilendirmenin zamanında ve eksiksiz yapılması, görev ve sorumlulukların genel bir çerçeve içinde ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirtilmesi gerekmez miydi?

Genel Merkez Yönetiminin, istenilen her türlü bilgi ve belgenin genel merkeze gelinerek alınabileceğini söylemeden önce, bu duruma mahal bırakacak bütün bilgi kirliliğini ortadan kaldırması, olayı bütün ayrıntıları ile değerlendirmesi, bilgi akışını buna uygun olarak düzenlemesi, daha doğru ve daha örgütsel bir tutum olmaz mıydı?

BES Genel Kurulu sürecinde TİS-Hukuk Sekreterinin özenle hazırladığı ve haklı bir övünçle dağıttığı, MYK’nın görev süresi dahilinde yer alan hukuki iş ve işlemlere, kazanılan davalara, hukuki yardımlara ve sonuçlandırılan tüm hukuki olaylara dair kitapçık, yalan mıydı? Yine, kazanılan tüm bu davalarda ve hukuki yardım ve yönlendirmelerde, dava dilekçelerini yazan, hukuki açmazları saptayan, savunmaları hazırlayan ve duruşmalara giren kişi, avukat arkadaşımız değil de, TİS-Hukuk sekreteri miydi?

“…Ayrıca, 21 mart 2011 tarihinde izinsiz ve mazeretsiz olarak işyerine gelmemeniz üzerine yazılı olarak uyarılmış bulunmaktasınız” ifadesinin söz konusu yazıda yer alması, eğer bir dizgi hatası değilse tabi, yukarıda ifade edilen görüşlerin nasıl ele alındığının ve nasıl değerlendirildiğinin de aynası gibidir.

Sendikamız Merkez Yönetim Kurulu, Toplu sözleşme hükümlerine göre, tıpkı 1 Mayıs tarihinde olduğu gibi, işe gelmek zorunda olmadığı halde, “21 Mart günü neden işe gelmediğini” sendika avukatımıza sorabilmiştir.

Özel bir durum olmakla ve bu yazıda yer alması Sevil Ceylan ERKAT açısından kırıcı bir durum oluşturabilecek olsa da, avukat arkadaşımızın affına sığınarak bir örnek vermek durumundayız. İnsanlar işe gelmek zorunda olmadıkları zamanlarda da işe gelebilir. Avukat arkadaşımızda gebeliği esnasında mesai kavramı gözetmemiş, bazı kanuni izinlerini ötelemiş, üzerindeki dava süreçlerini sonuçlandırabilmek ve daha sağlıklı yürümelerini sağlayabilmek için gereken özveriyi sergilemiştir. Bu insani tutuma ve ideolojik formasyona fazlasıyla sahip olan bir emekçinin, 21 Mart günü, doğal olarak işe gelmemesi neden sorun teşkil etmektedir.

Konuya ilişkin olarak ERKAT’ın verdiği savunmanın yetersiz görülmesi ve “uyarılma” gerekçesi olarak, 21 mart Newroz mitinginin, bir gün önce, yani 20 mart Pazar günü yapılmasının gösterilmesi ve 21 mart pazartesi günü Newroz mitingi olmadığı için bu durumun “işe gelmeme” olarak görülmesinin hiçbir izahı yoktur.

Bilindiği üzere, 22 Nisan 2009 tarihinde TBMM’de kabul edilen yasa ile 1 Mayıs resmi tatil ilan edilmiştir. 1 Mayıs’ın pazartesi gününe denk geldiği bir yılda, katılımın daha çok ve daha coşkulu olması için Pazar günü yapılacak bir “1 Mayıs” mitinginin ardından, “sizin mitinginiz dündü, 1 mayısta izinsiz ve mazeretsiz olarak işe gelmediğiniz için suçlusunuz” denilse, sendikamız taraf olmayacak, bu nedenle verilen cezalara sessiz mi kalacaktır? Açıkça onaylayacak mıdır?

İster avukat, ister büro görevlisi, isterse de başka bir kadroya sahip olsun, genel merkez yöneticilerimiz, işçi sınıfı açısından özel bir öneme ait olan gün ve kutlamalarda ne zamandan beri dedektiflik yapmakta, ne zamandan beri sendika çalışanlarını takip etmektedir?

Genel Merkez yöneticilerimiz, başta genel merkez çalışanlarımız olmak üzere tüm sendika çalışanlarımızın, şimdiye dek herhangi bir çıkar ya da amaç gütmeksizin, sendikal mücadelenin içinde nasıl ve hangi koşullarda yer aldıklarını neden göz ardı etmektedir? Günlerce süren tekel direnişi esnasında, Tekel işçileri ile birlikte yatıp kalkan ve gece geç saatlere kadar şube binasından ayrılmayan bir çalışanımıza da, yarın aynı gerekçeyle ceza verilmeyeceğinin bir garantisi var mıdır?

Sendikal mücadele geleneklerimiz doğrultusunda, telaffuzu, en dar anlamıyla bile bizi rahatsız eden ve her nedense bir türlü reddedemediğimiz “İşçi-işveren” ilişkisi, bugün itibariyle, “işten atan-işten atılan” ilişkisine dönüştürülmüştür.

Bizlerin işvereni konumunda olan Devlet dahi, “torba yasanın” kendine sağladığı avantajları kullanmakta bu kadar aceleci davranmamış, keyfi disiplin cezalarının yağmur gibi yağdığı bir dönemde “işten çıkartma” kültürünü bu kadar rahat bir şekilde hayata geçirememiştir. Gelir İdaresinin yeniden yapılandırılması sürecinde bile, onlarca sürgün ve keyfi cezalar verilirken, işten çıkartma cezası sadece iki kişi ile sınırlandırılabilmişti.

Kısacası, Sendika Avukatımız Sevil Ceylan ERKAT’ın, sendikamız ve sendika çalışanlarımız arasında yürütülen ve grev ilamının sendikamıza asılmasına kadar varan bir sürecin sonunda işten çıkartılmasıyla ilgili olarak kuşku duymakta, bu durumun hiçbir geçerli, insani ve hukuki gerekçesinin olmadığına inanmaktayız.

Sevil Ceylan ERKAT, binlerce BES üyesinin gözünde, göreve geldiği ilk günden itibaren işine özveri ve sabırla sarılan bir emekçidir!

Sevil Ceylan ERKAT, yüzlerce BES üyesinin hukuki işlemlerini ve davalarını başarıyla omuzlayan, istisnasız tamamından yüzünün akıyla çıkan bir Hukukçudur!

Sevil Ceylan ERKAT, mesleki bilgisinin ve deneyiminin su götürmez bir gerçek olarak tartışmaya dahi açılamadığı, meslek etiğine ve kendisine duyulan güvene hiçbir zaman sırtını dönmeyen bir Avukattır!

Sevil Ceylan ERKAT hakkında verilen işten çıkartma kararı derhal geri alınmalı, avukatımız üzerinde uygulanan mobbinge derhal son verilmeli, iş barışı derhal yeniden tesis edilmeli, bu anlamsız ve art niyetli olduğuna inandığımız “işten çıkartma” kararının altında imzası olan tüm MYK üyeleri, öncelikle Sevil Ceylan ERKAT’tan ve BES üyelerinden özür dilemeli, bu sorumsuzluğun tüm diğer gereklerini acilen yerine getirmelidir!

Büro Emekçileri…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*