Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Belirsizlik Günlerinde OHAL

Belirsizlik Günlerinde OHAL

resized_a2da8-79a332de20160717t133345z_1567905226_lr1ec7h11nz4z_rtrmadp_3_turkeysecurity15 Temmuz başarısız darbe girişiminin ardından ilan edilen 3 aylık OHAL arkasında karşı darbe sürecini düzenleyen birçok KHK bırakarak geride kalmak üzere. Son MGK toplantısında alınan “tavsiye” kararına göre OHAL 3 ay daha uzatılacak, Cumhurbaşkanına göre ise bu 3 ay da yetmeyebilir, “belki 12 ay da yetmeyecek”! İçinden geçilen ağır rejim-devlet krizi koşullarında “allahın lütfu” sayılan bu olanak iliğine, kemiğine kadar sömürülecek, içerde ve dışarda bir dizi yeni yeni saldırgan politika için, devletin yeniden düzenlenmesi için altlık olarak kullanılacak. Erdoğan burjuva parlamentoyu ve onun geri neoliberal burjuva demokratik yapısını yük ve bir geciktirici engel olarak gördüğünü zaten ifade etmişti. OHAL ve KHK’lar ona istediği, özlediği yönetim şeklini fazlasıyla veriyor. Başkanlık sistemine geçiş için hem alan temizliği yapılıyor, hem de toplum ve sistem fiili olarak alıştırılıyor.

Herhangi bir burjuva demokratik denge, fren, hukuki kıstas tanımadan mali oligarşik tekelci yapının isterlerine uygun tüm düzenlemeler OHAL’de birbiri ardına KHK’larla yapılıyor. Burjuva parlamento asma yaprağı olarak bile gereksizleşirken, KHK’larla sistem, sınıflararası ilişki ve güç dengeleri, demokratik hak ve özgürlükler yeniden düzenlenir, daha doğrusu yok ve yük sayılırken; ezilen sınıflara, toplumsal muhalefete ait tüm sol örgütlenmeleri de ( sendika, dernek, gazete, radyo, tv, belediyeler vd.) kapatma yoluna gidiliyor. Onbinlerce memur, öğretmen darbe süreciyle bağıntılandırılıp geri dönüşsüz işten atılırken hızını alamayan neoliberal muhafazakarlık – tüm bu yaptıklarının meşruiyetini sağlama aldığını düşünmüş olmalı ki- sol muhalif kurum ve memurlara, öğretmenlere, akademisyenlere de benzer bir saldırı içine girdi. Arkasının geleceği özellikle KESK’ e bağlı sendika üyelerine dönük bir tırpanlama-tasfiye olacağı anlaşılıyor. Anlaşılıyor çünkü, bunu engelleyecek, saldırıları karşılayacak netlikte bir karşı duruş ve direniş yok. Umudunu CHP’ye bağlamış, mızmız pasif bir basın açıklaması kültürü dışında mevcut sınıf örgütlenmelerinde bir hareketlenme yok!!

2017 çok kritik bir yıl olacaktır. Son 5-6 yılda rejim krizi, yönetememe-devlet krizi nasıl derece derece büyüyüp başarısız darbe süreciyle zirve yaptıysa, ekonomik kriz sürecinin de böyle böyle ilerleyeceğini öngörebiliriz. Fakat bu defa işçi sınıfı kendi etinde ve kanında hissedeceği için toplumsal-sınıfsal sonuçları daha ağır olacaktır, tepkileri de…

k_277Emperyalist kapitalist sistem ve onun temel ülkeleri bugün kitlelerin özlem ve talepleriyle istikrarlı bir şekilde uzlaşmaz karşıtlığını büyüten yapısal bir krizin içindedir. Öyle bir kriz ki öncellerinde olduğu gibi kendi kapitalist çözümünü içinde taşıyamayacak kadar ağırlaşmış bir haldedir. Üretim ilişkileri ile üretici güçler arasındaki çelişki tarihin en ağır noktasındadır. Kapitalist azalan kar oranları yasasının etkimelerinin, üretici güçlerde yaşanan tıkanmanın, ekonomik kriz, savaş ve toplumsal yıkımların, işsizlik ve geleceksizliğin sonuçlarının ağırlaştığı bir kesitte emperyalist kapitalistler arasındaki çelişkilerinde şiddetlendiğini söyleyebiliriz. Krizin kendi içinde yaşadığı kaotik hal, emperyalistler ve mali oligarşik kesimler arasındaki çelişkilere de yansımakta, kah ittifak ilişkileri ortaya çıkmakta, kah düşmanlıklar, tehditler havada uçuşmaktadır; aynı kaos ve belirsizlik hali burada da mevcuttur. Türkiye sermaye sınıfı ve iktidarı da bu durumu, emperyalistler arası çelişkileri kendi lehine kullanmanın gayreti içerisindedir. ABD ve Rusya ile ilişkilerini, iki kampın düşmanlığına göre belirleyip boşluklardan sızmaya, birini diğerine karşı tehdit, denge unsuru olarak kullanmaya çalışmaktadır. Kaotik kriz hali içersinde artık istenmeyen, sorun çıkaran bir ülke yaftası üzerine yapıştığından yapıp ettiği her şey hergün kendi mezarını kazan bir talihsizi anlatmaktadır.

Son yıllarda süregelen siyasal rejim krizinde ve başarısız darbe sürecinden de görüleceği gibi emperyalistler bu konuda kararını vermiş perde arkasındaki pozisyonunu almıştır. Türkiye’nin ve onun siyasal iktidarının emperyalist kapitalist sistemin isterlerine uygun bir konumlanışa geçirmek için gerekenler yapılacaktır. Öyle ya da böyle. Kimi zaman direkt, kimi zaman ekonomik silahlarla bu süreç yürütülmektedir. Türkiye ekonomisinin ağır ağır tarihin en derin krizine doğru sürüklendiği ve 2015-2016 yıllarının kayıp olduğu süreçte Modys’in not indirimi nesnel bir zemine dayansa da, siyasal saikler daha geçerlidir. Ülke içindeki demokratik hak ve özgürlüklerin, burjuva demokrasisinin kötürümleştiği, istikrarsızlaştığı koşullarda “sermaye ve ticaret özgürlüğünü” de tehdit altında görmeleri kadar, muhtemelen en güçlü itki emperyalist mali oligarşinin bütünsel tutum ve yönlendirmesidir. Bu süreç, benzer karar ve yönelimler devam edecektir. Özel sermayenin borçlarının taşınabilir olmaktan çıkmaya başladığı şu süreçte kredi muslukları, sıcak para akışı kısıldığında ciddi ekonomik bir kriz patlayabilir. Bunun tüm belirtileri kendini hergün daha fazla hissettirmektedir. Böyle bir tehdit ortamında OHAL siyasal iktidara bir kurtuluş gibi gelmektedir.

OHAL yönetim biçimi, iktidarın ağzına bir parmak bal çalmıştır, peşini bırakmak istemez. Ve bizler de böyle bir şey beklememeliyiz. Tarihin en sancılı günlerini yaşayan devletin içerde dışarda yaşadığı tüm bu ağır yaşamsal sorunlardan ne “demokratik” süreçleri işleterek ne T.C’nin kuruluş kodlarını koruyarak ne de neoliberal demokrasiye bağlı kalarak çıkmak mümkün değildir. 15 Temmuz’un ardından atılan demokrasi nutukları, çoğulcu “Yenikapı ruhu”, tehlikenin bertaraf edildiği anlaşılır anlaşılmaz untulması, lügattan silinmesi bu nedenledir. Çünkü artık buna ihtiyaç yoktur “yeni devletin” inşasında yalnız olmak istemektedir. Neoliberal muhafazakar tekelci gericilik devletin geleneksel kodlarının diktatörlük yanını kendi renk ve ideolojisiyle yeniden formatlarken burjuva demokratik, modernist kurum, kültür vs. ne varsa tasfiye etmek derdindedir. Onun korunmak ve tahkim etmek istediği ve bugün ağır bir saldırı altında olan ve gün geçtikçe taşınamaz olan ezilen, sınıf, ulus, mezhep ve cinse karşı dikta yönetimi ve özgürlük düşmanlığıdır.
İşçi sınıfı, Kürt halkı ve diğer ezilen sınıf ve kesimler için OHAL, kölelik zincirlerinin ağırlaşması ve ayaklarına pranga vurulmasıdır. Bugün kriminalize edilerek onbinlerce kişi işten atılıp geleceksizleştirilirken burayla sınırlı kalacağını kimse düşünmemelidir. Erdoğan’ın “OHAL sürecinde grev, iş bırakma, eylem gibi ıvır zıvır şeyler yok” derken neyi kastettiğini iyi anlamak gerekir. Ücretli, itaat eden, itiraz etmeyen köleler istemektedir. Ve OHAL bunun için gerekli ekonomik, siyasi, hukuki, polisiye düzeni sağlamanın adıdır. Türkiye işçi sınıfı ve ezilen kesimler o halde sokağa çıkmalı, insanca yaşam için sesini yükseltmelidir.

Bu düşüncenin varlığı, lafzı, potansiyel tehdidi bile neoliberal AKP iktidarını korkutmaya yetiyor. Ve OHAL’i unutturmak, taşları bağlanmış köyde rahatça gezmek için politik gündemi yapay-yersiz tartışmalarla boğmaya çalışıyor. Amaç, sağ toplumsal kesimleri diri tutacak karşıtlaşmayı yaratmaktır ama gerçek sorunlardan kaçışın da bir sınırı vardır her zaman.

132_3126Lozan “zafer” mi, “teslimiyet” mi? Ya da II. Abdülhamit “Kızıl Sultan” mı “Ulu Hakan” mı? gibi tartışmalar meleklerin cinsiyetini tartışan Bizans kilisesini çağrıştırıyor. Türkiye entelijensiyanın kimlerin elinde ne hallere düştüğünü göstermesi açısından ibretlik olan tüm bu gündemler cambaza bak diyerek siyasal gündemi esas mecraından uzaklaştırma gayreti ve ideolojik manipülasyon amaçlı olmalıdır. Bir yönü siyasal sistemin, egemen sınıfların, onun dönemsel iktidarının tıkanmasına, çürümesine işaret ederken, bir yönü de yıllardır süren yapısal rejim, yönetememe krizinin toplumsal faturasının istikrarlı bir şekilde yükselmesidir. Yerli, milli, “yeni Türkiye” yi bu ideolojik tartışmalar üzerinden de inşa etmek onun tarihi ideolojik yorumlayışına yeni biçimler vermek amaçlıdır. Yeni bir siyasallık kurma, oluşturma çabası tüm cephelerde ilerlerken tarihten referans ve çatışma noktaları seçilerek inşa süreci yürütülmeye çalışılıyor. Burjuvazinin liberali, muhafazakarı, sosyal demokratı fark etmez hepsi için geçerlidir, geleceğe ilişkin vizyonu tükenenler, topluma bir hedef sunamayanlar geçmişe döner, referans kaynaklarını ideolojik, siyasal olarak orada ararlar. Bugün de olan bu. Osmanlı’nın “ihtişamlı” günlerine özlem duyan sermaye sınıfının, bugün ihtiyaç duyduğu şeylere uygun tarihi tartışmalar oluşturmaları böyle bir şey. Cumhuriyet modernizmiyle, Osmanlı hilafet düzenini çatıştırıp sentezleyerek postmodern neomilliyetçi bir islamilik kurma çabasının tezahürleridir bunlar. Emperyalist sistemle karşıtlaşmadan, onunla entegrasyonunu bu çerçevede yeniden kurarak, finans kapitalin bir parçası olarak kalınabilinir pekala!..

Abdülhamit’in yıkılmak üzere olan bir imparatorluğu ayakta tutmak adına yaptiği tüm düzenlemeler artık tarihsel sonuna gelmiş bir devleti yaşatmaya yetmedi, 10 yıl geçmeden gürültüyle yıkıldı. O yıkıntılar arasından çıkan Türkiye kapitalist cumhuriyeti de Lozan’da kendini uluslararası arenada kabul ettirmişti. Ve artık o da son demlerini yaşamaktadır. Abdülhamit’in batıcıl düzenlemelerle devleti ayakta tutma çabaları tutmamıştı, şimdilerde R.T.Erdoğan’ın mali oligarşik sisteme islami aşıyla bu defa tam tersi ideolojik cenahtan atmaya çalıştığı yeni fortmat da tutmayacaktır. Yeni bir toplumsal sözleşme bu günkü yıkıntılar üzerinden işçi sınıfının önderliğiyle kurulabilecektir ancak. Çünkü tarihin akışı, zamanın ruhu oraya akmaktadır. Sermayenin meleklerin cinsiyetini tartışması yıkıntılara kitlelerin gözlerini kapatmak, yeşereni, ihtiyaç duyulanı görmelerini engellemek amaçlıdır. Ama ne çare?!

Bir yangın yerine dönmüş ülkede, çürüme ve yabancılaşmanın, ahlaksızlığın, şoven milliyetçiliğin, IŞİD zihniyetli gericiliğin yaygınlaştığı şu süreçte proleter, sosyalist insani değerleri yükseltmek, tüm bu sermaye sınıfı yıkımına karşı mücadele etmek temel misyonumuz olmalıdır.

Ercan Akpınar
Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Hapishanesi
C-92

DP’nin notu: Hapishanelerdeki kısıtlamalar nedeniyle yazı elimize çok gecikmeli ulaştı.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*